14.01.2008/Sayı:169
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Özgür Erdem

Deniz Baykal Kürtçülükte
DTP ve AKP’ye meydan okuyor

Baykal: ABD'den memnunum
Baykal anadil dedi
Baykal'dan Kuzey Irak sürprizi
Baykal: Benim için Kürt düşmanı deniliyor, bu sözün içi boş

Türkiye’nin en sağcı bölgesi neresi?

Yazımıza bir soruyla başlayalım: Türkiye’nin en sağcı şehirleri nerelerdir? Bu sorunun yanıtını vermek için 2007 seçim sonuçlarına bir bakmak yeterli. CHP’nin en az oy aldığı şehirlerin sağın en güçlü olduğu şehirler olduğu söylenebilir.

Soruyu öyleyse değiştirerek bir kez daha soralım: CHP’nin en az oy aldığı şehirler nereler?

Akla ilk gelen herhalde Konya, Kayseri, Erzurum gibi on yıllardır gericiliğin güçlü olduğu şehirler olacaktır.

CHP bu şehirlerde çok güçsüzdür, doğru. Konya’da oy oranı %8.42. Kayseri’de %9.83. Erzurum’da ise %4.68. Yani %10’un bile altında CHP bu şehirlerde.

Ama CHP’nin çok daha az oy aldığı şehirler de bulunmakta: Güneydoğu.

Örneğin Diyarbakır: %1.93!

Ya da Ağrı. %2.59. Ve Muş: %3.13.

Liste uzatılabilir.

Genel olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne bakıldığında ise CHP’nin oy oranının %8.53 olduğu görülecektir.

Kısacası Türkiye’de solun en güçsüz, sağın en güçlü olduğu bölge Güneydoğu’dur.

Kürtçülük güçlendikçe CHP güç kaybediyor

CHP’nin Güneydoğu’da bu kadar güçsüz olması bir tesadüf değil. Çünkü Güneydoğu Kürtçülüğün en güçlü olduğu bölge. Hemen hemen bütün belediye başkanlıkları DTP’nin elinde. DTP’nin düzenlediği 100 bin kişilik mitinglerde Apo posterleri açılıyor bu illerde.

Ve bu bölgede AKP de güçlü. AKP ile DTP’nin oy oranlarının toplamı pek çok ilde %90’a ulaşıyor.

AKP’nin de Kürtçülüğün alternatif bir partisi haline geldiği Güneydoğu’daki sağcılaşma, CHP’nin oy oranındaki hızlı düşüşle de görülebilir.

Diyarbakır’ı örnek olarak inceleyelim.

1987’den itibaren genel seçimlerdeki toplam sol oylara bir bakarsak:

1987 %33,27 1991 %52,46

1995 %4,59 1999 %8

2002 %7,07 2007 %1,93

Son dört seçimde istikrarlı bir düşüş olduğu ortada. 1991’de %52’lik büyük orana dikkatinizi çekmek isteriz. Bu oran SHP ile HEP’in (PKK’nın o dönemdeki yasal partisiydi) ittifakı sonucu alınmıştı. Yani Kürtçülüğe 1991 seçimlerinde verilen prim, sonraki 4 seçimde sol oyların PKK’nın yasal partilerine ve RP, FP ve AKP gibi Şeriatçı partilere kaymasına neden olmuştur.

Kısacası Güneydoğu’daki Kürtçüleşmenin sonucudur soldaki bu büyük düşüş.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Mırın kırın edenler tabii ki olacaktır. DTP’nin sol bir parti olduğunu savunacaklar da. Bunu çok fazla tartışmaya gerek yok. ABD ve AB’nin finanse ettiği bir partinin, hele hele PKK gibi işbirlikçi bir örgütün yasal uzantısı bir partinin solcu olduğunu iddia etmek gerçekçi değildir.

Atatürk sonrası aşiretçiliğe göz kırpılınca Güneydoğu Kürtleşti ve sağcılaştı

Bizim burada işaret etmek istediğimiz gerçek, Güneydoğu’daki Kürtleşmenin sol açısından sonuçlarıdır. Sol, Atatürk’ün ölümünden sonra Doğu ve Güneydoğu’daki aşiret düzenini değiştirecek değil, o düzenden pay kapacak bir politika izlemiştir. Halbuki Atatürk döneminin uygulamaları bölgedeki aşiret yapısını dağıtmaya ve Kürtleri Türkler içinde asimile etmeye yönelikti.

CHP’nin bu Atatürk karşıtı politikası sonucunda sol, Güneydoğu’da genellikle birinci parti olarak kaldı ama bir yandan da Kürtçülüğe ve aşiret yapısına teslim olarak büyük bir hata yaptı. Sağın toplumsal altyapısı olan aşiretçiliğin Güneydoğu’da yükselmesi kısa vadede sola oy kazandırırken, uzun vadede bölgede sağcı toplumsal yapının hakim olmasına ve sonuç olarak da sağcılığın yükselmesine neden oldu. Günümüzde AKP’nin bölgede ulaştığı yüksek oy oranları bu sürecin bir sonucudur. DTP’nin büyük oy oranları ise bölgede aşiretçilikle birlikte Kürtçülüğe prim veren politikaların bir hediyesidir.

Tüm bu sürecin doğal sonucu olarak bölgede sağcılık, Şeriatçılık ve Kürtçülük yükselirken; Atatürkçülük, milliyetçilik ve solculuk gerilemiştir.

Baykal: “Kürt devletinin yöneticilerini biz yetiştirelim”

Baykal’ın bu hatalardan ders çıkarmadığı ortada. 22 Temmuz’dan sonra Kasım başlarında Kuzey Irak’la ilgili şu söylemleri çok tartışılmıştı:

“Sorun sadece sınır ötesi operasyon bağlamında görülemez. Kuzey Irak’la ilişkiyi terör bağlamı dışında da görmeli. Bunları günü birlik de değil, 10, 20, 30 yıl sonrasına yönelik planlama içinde yapmalı. 500 veya bin genci Kuzey Irak’tan getirip okutalım. Kürt de olsun, Arap da. Bizi yaşayıp, tanısınlar, iyi eğitim alsınlar. 15 yıl sonra o ülkenin yöneticisi olacaklar. Şimdi bunu biz yapmıyoruz, Barzani yapıyor. Orayla kavga dövüş değil, böylesi ilişkiler kuralım. Bölgeye yönelik yaygın radyo ve TV yayını yapalım. Sadece özel yayınları kast etmiyorum, devlet yayınlarını söylüyorum. Kürtçe, Arapça ve Türkçe yayınlar yapalım. Kürtçe yayınları lehçelerine göre de yapalım. Özel kanalların izlenme oranı nasıl artar ona da bakalım.”

Sağolsun Baykal, Kuzey Irak’taki Kürtleri o kadar düşünüyor ki, Kürtçe yayının bütün lehçeleriyle birlikte yapılması gerektiğini savunuyor. Tabii, bu açıklamayla Baykal, Kuzey Irak’taki sözde Kürt devletini kabullenmenin de ötesine geçiyor. “O ülkenin” yöneticilerinin de Türkiye tarafından, üstelik Kürtçe eğitim ve yayınla, eğitilmesi gerektiğini söylüyor. Yani Türkiye’de Özal’dan başlayarak Amerikancıların savunduğu o klasik “Türkiye’nin hamiliğinde Kürt devleti” tezleri bu sefer Baykal tarafından dile getirilmiş oluyor.

Baykal günah çıkarttı: “Kürt düşmanı değilim”

Baykal, 5 kişinin ölümüyle sonuçlanan bombalı saldırının ardından Diyarbakır’a yaptığı başsağlığı ziyaretiyle, “CHP’yi Güneydoğu ve Doğu Anadolu’yla yeniden buluşturma” hareketini başlattı. Tabii siz bu harekete “CHP’yi Kürtçü söylemlerle buluşturma hareketi” diyebilirsiniz.

Diyarbakır’ın önde gelen demokratik kitle örgütlerinin temsilcileriyle bir araya gelen Baykal, “Daha sık bir araya gelelim. Kapımız hepinize ve her sözünüze açıktır” çağrısı yaptı. Baykal özellikle Doğu ve Güneydoğu’yu kapsayan yurt gezilerine önümüzdeki günlerde de devam etme; ziyaret ettiği illerde demokratik kitle örgütleriyle bir araya gelme kararı aldı. Tabii bir araya gelinen o sözde demokratik kitle örgütleri aslında PKK’nın kontrolündeki dernekler. Zaten görüşmelerde de CHP’nin Kürt politikalarından “rahatsızlıklarını” dile getirmişler. Baykal da hemen savunmaya geçmiş. Talabani’yle Barzani’ye neden karşı olduğunu, Sosyalist Enternasyonal’de neden tartıştığını açıklamış ve şöyle devam etmiş: “Bana ‘Kürt düşmanı’ diyorlar. İçi boş. O yapılanmaya karşı değilim. Biz terörle hesaplaşacağız.”

“O yapılanma” derken neyi kastettiği ortada: Kürt devleti...

Tabii Baykal’ın bu açıklamalarına Barzani’nin partisi KDP tarafından destek geldiğini de unutmadan ekleyelim:

“Irak Kürdistan Demokrat Partisi Genel Sekreteri Fazıl Mirani, Baykal’ın Kuzey Irak halkı için yaptığı eğitim ve ekonomi konularındaki önerilerin kendilerini çok mutlu ettiğini söyledi.”

Baykal ABD’den memnun!

16 Aralık operasyonuyla birlikte Türkiye’de Amerikancılığın yükseldiği tespitini son iki sayıdır yapıyoruz. Bu Amerikancılaşma sürecinde Baykal da üstüne düşeni yerine getiriyor. Baykal operasyona açıktan destek verdi:

“Yola çıkılmıştır, gereken yapılmaya başlanmıştır. Sonuna kadar yapılmalıdır. Bu işin temel noktasıdır. Yapıldı, rahatladık hadi bırakalım. Öyle bir şey olmaz. Sonuna kadar götürülmelidir.”

Tabii Baykal bununla da kalmadı, ABD’ye yardımlarından dolayı teşekkür etmeyi ihmal etmedi:

“Deniz Baykal, ABD’nin, Başkan George Bush’un, ‘PKK bir terör örgütüdür ve ABD’nin de düşmanıdır’ değerlendirmesinden sonraki süreçte, Türkiye’nin askeri harekatına fırsat tanıyan, Irak hava sahasını açan, Türkiye’ye gerekli istihbaratı veren bir yaklaşım içine girdiğini söyledi. CHP lideri, ‘Bundan memnuniyet duyuyorum. Olması gereken budur’ diye konuştu” (22 Aralık 2007 tarihli gazeteler).

Tabii Baykal’ın ABD konusundaki bu memnuniyeti yeni değil. Tayyip’in Bush’la yaptığı görüşmenin ardından da şu açıklamayı yapmıştı:

“Dünkü konuşmada, Başkan Bush’un ‘PKK’yı bir terör örgütü ve ABD’nin düşmanı olarak ilan etmiş olmasını’ önemsemek istiyorum. Bunu ciddiye almak istiyorum. Eğer PKK bir düşman örgütse, ABD’nin, Türkiye’nin, Irak’ın düşmanı bir örgütse, bu konuda bir mutabakat varsa, ABD Başkanı’nın bu konuda bir kararlılığı varsa, bu bizim mutlaka değerlendirmemiz gereken çok önemli bir değerlendirmedir.”

Yani Baykal, Bush’la görüşmeyi Tayyip’ten daha çok savunuyor!

Kürt bölücülüğü Kürtçe konuşarak mı engellenecek?

Tabii, 16 Aralık sonrası yükseltilmeye çalışılan Amerikan hayranlığının yanı sıra, Kürt bölücülüğüne yasal mevziler kazandırma konusunda da Baykal üzerine düşen görevi yerine getirmeye başladı. Diyarbakır’dakipatlamanın ardından Baykal’ın yaptığı açıklama şöyle:

“Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında el ele birlikte yaşayacağız, kimliklerimizi koruyarak, ana dillerimizi koruyarak, sahiplenerek, kullanarak, öğrenerek, öğreterek yaşayacağız ama bu devletin parçası olduğumuzu unutmadan bunu götüreceğiz.’’

Şimdi ana dilini konuşmak ile Diyarbakır’daki patlama arasında nasıl bir ilişki olabilir? Tabii burada Baykal demek istiyor ki, Kürtlere ana dilinde konuşma hakkı verelim, onlar da teröre başvurmaktan vazgeçsin!

Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır’da Kürtçe ile ilgili yaptığı açıklamalar üzerine ise Baykal şöyle yorum yapıyor: “Türkiye’de demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesi elbette anlayışla karşılanmalıdır, değerlendirilmelidir. Bu konuda hiçbir tereddüt yoktur. Ama herkesin bu konuda söyleyecek başka bazı şeyleri vardır. İnsan olarak kendi dilini, kültürünü sivil toplum anlayışı içinde geliştirme konusunda yapılması gerekiyor. Devleti etnik kimlik konusunda görevlendirelim mi tereddüdü var.”

Yani Baykal, Tayyip’in Kürtçülüğünü eleştirmek yerine Kürtçeyi serbest bırakma konusunda tereddüt etmekle suçluyor.

Kürtçe konuşmanın ve eğitimin serbest bırakılması üzerine CHP’nin başka yetkililerinin de son dönemde açıklamaları geldi. Konuşma üzerine başka açıklamalar da yapıldı. CHP Merkez Yönetim Kurulu üyesi ve Tunceli eski milletvekili Sinan Yerlikaya’nın gazetelere yansıyan açıklamaları durumun vehametini göstermek açısından önemli.

Sinan Yerlikaya, 1989 yılında hazırlanan Doğu ve Güneydoğu raporlarının güncellenmesine ilişkin çalışmaların sürdüğünü belirterek 1989 yılında Meclis’e sunulan “Türkçe’den Farklı Dillerin Kullanılması Hakkında Kanun Teklifi”ni yeniden gündemlerine aldıklarını kaydediyor:

“Anadillerin geliştirilmesi konusunda devletin artık elini taşın altına koyması gerekiyor. Vatandaşın artık kendi dilini bilmesi ve öğrenmesi kaçınılmazdır. Anadilin özel eğitim yoluyla öğretilmesi ve geliştirilmesini savunuyoruz. Bu konuyu partinin yetkili organlarında tartışacağız. 1989 yılındaki yasa teklifi çerçevesinde yeni bir yasa teklifi Parlamento’ya verilebilir.”

Yerlikaya bununla da yetinmiyor ve anadilde eğitim ve öğrenim konusunda devletin kontrol dışında herhangi bir müdahalesinin bulunmaması gerektiğini savunuyor: “Anadilin öğretilmesi geliştirilmesi, anadilin özel eğitim yoluyla şekillendirilmesini savunuyoruz.”

Kısacası CHP Kürtçülük konusunda DTP ve AKP’ye meydan okuyor: “Kürtçenin serbest bırakılması konusunda çalışmaları biz ta 1989’da başlatmıştık.”

Yerlikaya’nın bölücülük ve terörle ilgili DTP milletvekillerini aratmayan pek çok açıklamasının daha bulunduğunu hatırlatalım ve yalnızca tek bir örnekle şimdilik yetinelim:

“Bakın bölgede sorun sadece kimlik sorunu değil. Yörenin ayrıca kendine mahsus bir geri kalmışlığı var. Mesela Batıda çok zengin Kürtler var. Marmaris’in en güzel otellerini Kürtler çalıştırıyor. Bana gösterin hadi, onların tek bir çocuğu dağda mı? Bir zengin Kürdün yeğeni, akrabası dağda mı? Hayır. Dağa çıkanların çoğu fakir fukara çocukları.”

Bu açıklamaları yapanın CHP’nin Genel Merkez yöneticisi olduğunu tekrar vurgulayalım. Ve bu açıklamalara Baykal’dan herhangi bir tepki gelmediğini de.

Yerlikaya’nın bölücü propagandaya devam etmesi hiç ders almadıklarını gösteriyor.

Ya da bu politikaları bilinçli uyguladıklarını...

Baykal’a göre bölücülere haksızlık yapılıyor

Baykal’ın Kürt bölücülüğüyle ilgili başka ilginç açıklamaları daha oldu:

Zorla, şiddetle bir yere varılamayacağını anlatan Baykal şöyle dedi: “Türkiye’de herkesin farklı şikayeti vardır. Ülkede kendisine haksızlık yapılmamış insan yoktur. Haksızlık yapılmamış kesim de yoktur. Önemli olan bunları aşmanın yolunu iyi niyetli aramaktır. Herkes, etnik kökü-kökeni ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit vatandaşıdır. Kimliklerimizi koruyarak yaşayacağız, anadillerimizi sahiplenerek, koruyarak, kullanarak yaşayacağız.”

Bu da yıllardır PKK’nın kullandığı bir söylem. Bölücülük bu kadar meşrulaştırılabilir. Neymiş efendim, haksızlığa uğrayan Kürtler silaha sarılmaktan başka çare bulamamışlar!

Tabii Baykal PKK’ya af konusunda da benzer doğrultuda açıklamalar yaptı:

“K. Irak’a; 24 operasyon terörün bitmesine yetti mi ki, yenisi yetecek? Ayrıca, bugünkü şartlar da geçmişten farklı. PKK, peşmerge kıyafetini giyip köylere yerleşmiş. Ya içeriyi ne yapacağız? Dağdaki 3-5 bin teröristi tek tek vurmak mümkün mü? (...) Ya silahla bitirilecek; ki yıllardır sonuç vermiyor. Çünkü dağda da rant oluşmuş. Orada da çalışanlar var. Bir de teröre bulaşmamış, kurtulmak isteyenler. Eve Dönüş, kurtulmak isteyenlere çare olamadı. Simdi yöntem belli; silahı bırakana genişletilmiş af...”

Mersin’i Kürtleştiren Fikri Sağlar, CHP’ye Genel Sekreter olup şimdi de CHP’yi Kürtleştirecek

Baykal’ın son dönemki Kürtçülüğe prim veren açıklamalarını ortaya koyduk. Bu konuda CHP hata yapmaya devam edecek anlaşılan. Ancak son bir gelişme daha var ki “pes” dedirtti.

2001 yılında CHP’den ihraç edilen Sağlar, Baykal tarafından partiye davet edilmiş. Üstelik Genel Sekreterlik vaat edilerek!

Unutanlar olabilir. Sağlar, Mersin milletvekili olduğu dönemde, şehrin Kürtleşmesi sürecinde önemli bir rol üstlenmişti. Bugün bir yandan DTP’nin, bir yandan da MHP’nin güç kazandığı, CHP’nin dibe vurduğu Mersin, Sağlar’ın eseri.

Anlaşılan, Mersin’deki Kürt istilasını organize eden Sağlar, şimdi de istilayı CHP’ye sıçratmak istiyor.

CHP, Kürtçülüğe prim vererek Doğu ve Güneydoğu’daki oylarını neredeyse sıfıra indirdi. Bu Kürtçülük, Kürt istilası tehdidini birebir yaşayan büyük şehirlerde ve kıyı şeridinde de CHP’ye bir tepki oluşturdu. Bu hatalardan ders çıkarmayan CHP anlaşılan Türkiye’nin tamamında oylarını sıfıra indirmeye kararlı.

CHP Kürtçülük yaptıkça, yalnızca Kütleri değil, Türkleri de yitirecektir.

Olsun, her işte bir hayır vardır.

Belki de bu sayede Türkiye’de yeni bir Atatürkçü-milliyetçi-sol bir alternatif, “Ulusal Sol” bir alternatif, bir Türk cephesi kurarak CHP’nin boşalttığı bu alanı dolduracaktır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe