| Gökçe Fırat |
ABD’den PKK’ya hayat öpücüğü
PKK ne zaman ve nasıl güçlendi? Başta AKP’liler ve basındaki yalakaları olmak üzere Türkiye’nin işbirlikçileri son dönemde çok sevinçliler. Bu sevincin görünürdeki nedeni, ABD’nin PKK’ya karşı harekete geçmiş olması. Böylelikle PKK tehdidinin bertaraf edileceği düşünülüyor. Basınımızda sürekli artık PKK’nın bittiği yazılıyor. Hatta kimileri daha da ileri giderek, PKK zaten bitti artık gerçek gündem olan Kürt meselesini konuşalım demeye başladı. Peki gerçek böyle mi? Gerçekten de ABD PKK’nın bitirilmesine karar mı verdi? Bizim görüşümüz tam tersi, ABD biten PKK’ya hayat öpücüğü vermiş ve onu diriltmiştir. Şimdi biraz daha geriye gidelim ve sınır ötesi operasyon öncesi dönemi değerlendirelim. AKP’nin iş başına geldiği 2002 Kasımından sonra PKK gerek dağ kadrosu itibarıyla, gerek şehir çalışmaları açısından, gerekse yasal kılıftaki faaliyetleri açısından son derece verimli bir 5 yıl geçirmiştir. Bu 5 yıl süresince PKK ile ABD arasında sıkı bir işbirliği kurulmuştur. Bu işbirliği sayesinde PKK Kuzey Irak’a tamamıyla yerleşmiştir. 2000’lerin başında bitme noktasına kadar gerileyen askeri gücünü hızla arttırmıştır. Özellikle seçim öncesinde başlayan yoğun PKK terörü böylesi bir askeri güçlenmenin sonucuydu. Genel Kurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt bu durumu yaptığı bir basın toplantısında ayrıntılarıyla değerlendirmiş, ABD’nin Kuzey Irak’a yerleşmesinden sonra PKK’nın güç kazandığını açıklamıştı. Yine o açıklamada benzer bir durumun daha önce de ABD’nin 1. Körfez Saldırısı’ndan hemen sonra (1991) yaşandığına dikkat çekmişti. Demek ki tespit edilecek ilk olgu ABD-PKK işbirliği ve bu sayede PKK’nın askeri gücünün yükselmesidir. Ancak 2002-2007 yılları arasında AB’ye uyum adı altında yapılan çeşitli hukuki düzenlemelerle bölücülüğün önündeki yasal engeller ortadan kaldırılmıştır. Bu engeller kalktığı için de PKK’nın şehir ve yasal uzantıları da bu dönemde çok rahat çalışma imkânı elde etmiş ve böylece güçlenmiştir. Somut olarak neredeyse tüm Güneydoğu belediyeleri PKK’nın yasal kanadı DTP’nin eline geçmiştir. DTP, TBMM’de grup kurmuştur. Ama bunlardan çok daha önemlisi de tüm bu süre zarfında PKK kendisine bağlı bir şehir tabanı yaratmıştır. Nevruzlar, seçimler, Kadınlar Günü, Dünya Barış Günü ve PKK’nın önemli addettiği günlerde bu beş yıl içinde gerek Güneydoğu’da gerekse büyük şehirlerde yüzlerce PKK gösterisi tertiplenmiş ve bu gösterilere milyonlarca insan katılmıştır. O halde tespit edilecek ikinci olgu AB’ye uyum çerçevesinde yapılan hukuki düzenlemeler sonucunda PKK’nın “sivil” gücünün artmış olmasıdır.
ABD PKK’yı bitirdi mi? Şimdi sorgulamamız gerekense şu bunca yıldır PKK’nın gerek askeri gerekse “sivil” açıdan güçlenmesini sağlayan güçler olan ABD ve AB neden birdenbire PKK’dan vazgeçsin? Ve neden bunca yıldır PKK’ya kol kanat geren AKP şimdi PKK’ya savaş ilan etsin? Bu noktada kimileri ABD’nin ve AB’nin artık PKK’nın gerçek yüzünü gördüğünü bu nedenle PKK’ya karşı harekete geçtiğini söylüyor. Ancak bu açıklamanın son derece öznel olduğu ortada çünkü PKK’nın kanlı yüzünü ABD de AB de zaten biliyordu. Yine buna benzer bir başka açıklama da ABD’nin Türkiye’yi Kürtlere tercih ettiği ve bu nedenle PKK’dan vazgeçtiği şeklinde. Ama bu açıklama da son derece öznel. Burada herkesin üzerinden atladığı bazı olguları saptamamız gerekiyor. Birincisi ABD’nin Büyük Kürdistan projesi hâlâ gündemdedir ve son 5 yıldır da uygulama aşamasına alınmıştır. Dolayısıyla ABD’nin Büyük Kürdistan hedefinden vazgeçecek bir yönelime girmesi hiçbir şekilde beklenemez. Ama ABD’nin bu Büyük Kürdistan Projesi’ne ulaşmak açısından önüne çıkan engelleri aşması gerekmektedir. İşte PKK’ya yönelik son operasyon bu çerçevede bir anlam kazanmaktadır. PKK’nın silahlı gücüne dayanarak yani Türk Ordusu’nu yenerek Büyük Kürdistan’ı kurmanın mümkün olmadığı ortadadır. Bunu PKK da ABD de bilmektedir. Hatta PKK saldırıları biraz daha artsa bu durumun Türkiye’yi iyice çileden çıkartacağı ve Türk Ordusu’nun çok kapsamlı bir operasyona girişeceği ortadadır. Böylesi bir ihtimalin yanına bir de İran’ın PKK’nın İran kolu olan PEJAK’a yönelik operasyonunu ekleyin. Ve Türkiye-İran operasyonlarının bölgedeki dengeleri nasıl ve ne yönde değiştireceğini gözünüzün önüne bir getirin. Bu durumda ABD, Kuzey Irak’ta temelini attığı Büyük Kürdistan hayalinden vazgeçmek durumunda kalacaktır. İşte ABD böylesi bir sonuçla karşı karşıya kalmamak için bir manevra geliştirmiştir. Bu manevra içinde dönemsel bir politika olarak Türk Ordusu’na destek vermeyi ve PKK’yı zaten bitirmekte kararlı olan Türk Ordusu’nun bu eylemine bizzat katılmayı seçmiştir. Böylelikle ABD açısından ilk olarak Kuzey Irak’taki Kürt devletçiği güvenlik altına alınmıştır, ikinci olarak Türkiye ile İran arasında kurulması muhtemel bir ittfak önlenmiştir, üçüncü olaraksa ABD’nin İran’a düzenlemeyi düşündüğü operasyonda Türkiye’yi de yanına alması ihtimali belirmiştir.
Üç aşamada Büyük Kürdistan Projesi Peki tüm bunlara rağmen ABD Büyük Kürdistan Projesi’nden vaz mı geçmiştir? Elbette hayır! Sadece plan aşamalara bölünmüştür. Birinci aşaması zaten Kuzey Irak’ta kurulan Kürt devletçiğiydi. Ama bu aşama bile Türkiye’nin tepkisini çekiyordu. ABD’nin Türkiye’ye olan son desteği ile birlikte bu aşama artık garanti altına alınmıştır. Planın ikinci aşaması zaten ABD’nin İran saldırısı ile başlayacaktı. Bu aşamada PKK’nın İran kolu PEJAK kullanılacaktı. Bu planda herhangi bir değişiklik olmamıştır. Tersine Türkiye’nin sınır ötesi operasyonu öncesi PKK’nın askeri gücünün önemli bir kısmı PEJAK’a kaydırılmıştır. Yani aslında sınır ötesinden önce PKK’nın askeri gücü PEJAK’a kaydırılarak ABD’nin koruması altına alınmıştır. Ama bu ikinci aşama açısından en önemli kazanç Türkiye’nin de artık İran’la işbirliği yapacağı zeminin ortadan kaldırılmış olmasıdır. Kuzey Irak’taki PKK varlığının son bulması demek Türkiye’nin İran’la ittifak zemininin ortadan kaldırılması demektir. ABD Türkiye ile işbirliğine girerek böylesine hayati bir kazanç sağlamıştır. Hele bir de İran’a yönelik operasyonda Türkiye’nin bu operasyona katılma ihtimali belirmiştir ki bu da son derece önemlidir. Artık iş zaman içinde iknaya kalmıştır. Ülkemizde İran karşıtı bir hava yaratılacak, Türkiye’nin İran’la sorunları ortaya çıkacak, toplumda İran karşıtlığı güçlendirilecek, Hükümet “siz destek vermezseniz Ordu’yu yanıma alırım” denilerek ikna edilecek, Ordu ise “siz katılmazsanız Hükümet çok güçlenir” denilerek korkutulacak ve hem Hükümet hem de Ordu kol kola İran operasyonuna razı edilecektir. Büyük Kürdistan oyununun ikinci perdesi bu şekilde, yani Türkiye’nin Kuzey Irak’a yönelik sınır ötesi harekâtı ile başlamıştır. Peki üçüncü aşama? Yani Irak’ta ve İran’da kurulan ve birleşen Kürdistan’ın Kuzey parçasının da haritaya dahil edilmesi? Bizimkiler şimdi ABD’nin bu aşamadan vazgeceğini düşünüyor olabilirler belki, ama yanıldıklarını üç-beş yıl içinde hep birlikte göreceğiz. İki aşaması geçilen plan tamamlandığı anda işler birdenbire değişecektir. O zaman kötü ülke Irak yok edildiği, kötü ülke İran yok edildiği için bölgede yeni bir kötü ülkeye ihtiyaç duyulacaktır. İşte o zaman ABD’nin istihbaratı ve uyduları devreye girecektir. Bugün Türkiye’ye PKK kamplarının yerini gösteren uydular o zaman Türkiye’nin zalimliğini, nükleeer faaliyetlerini göstermeye başlayacaktır. Sonrası bilindik bir hikaye... PKK’ya hayat öpücüğü Peki bu üçüncü aşamaya kadar PKK ne olacak? İşte asıl mesele de burada düğümleniyor. PKK’nın PEJAK adıyla İran operasyonunda kullanılacağı zaten ortada. Peki İran operasyonundan sonra ne olacak bu güç? Elbette dağılmayacak ve Türkiye’ye yönelecek! Birinci gerçek bu. Ama PKK’nın kullanımı açısından ABD için daha büyük bir zorluk bulunuyordu ve son operasyonla birlikte bu zorluk aşılacaktır. PKK gerek Türkiye’de, gerek Ortadoğu’da, gerekse dünya kamuoyunda kirli bir örgüttür. Türkiye’ye karşı kirli bir savaş sürdürmektedir. Öncelikle ABD’nin koruması altındadır. Ama ABD ve onun destekledikleri bu dünyada sevilmez. O nedenle PKK hızla prestij kaybetmiştir son beş yılda. İnsanlar belki şiddeti bir ölçüde hoş görebilir ya da görmezden gelebilir. Ama ABD’yi asla. ABD’yi hoş görmek zaten olası bile değildir. Belki kimileri bunu görmezden gelme yoluna başvurabilirdi ama ABD ile PKK arasındaki ilişki o kadar aleniydi ki artık bunun da imkânı kalmamıştı. Bu PKK’nın tecrit olduğu noktaydı. Arkasına ABD’yi alan PKK’nın destekçi bulması son derece zordu. Bu ise en başta ABD açısından handikaptı. ABD PKK’yı bunca desteklediğine göre PKK’nın da ABD’nin işine daha uzun yıllar yaraması gerekirdi. Bu Amerikancı PKK’nın ise böylesi bir rolü daha fazla sürdüremeyeceği açığa çıkmıştı. O nedenle ABD, Amerikancı değil antiAmerikancı bir PKK gereksinimi duymaya başlamıştı. ABD açısından burada önemli bir nokta daha var. PKK ne kadar Amerikancılaşsa Türk Ordusu o kadar antiemperyalistleşiyor ve ABD’den uzaklaşıyordu. Yani ABD son beş yılda Amerikancı PKK ve antiAmerikancı bir Türk Ordusu ortaya çıkartmıştı. İşte böylesi bir denklemin ABD açısından artık tersine çevrilmesi gerekiyordu. O nedenle ABD Türk Ordusu’na bir öpücük yolladı ve onu antiAmerikancılık’tan geri çekmeye başladı. İkinci öpücükse PKK’yaydı. PKK’ya sen artık biraz antiAmerikancı takıl, gerekirse ölü numarası yap, biz seni küllerinden doğuracağız dedi. Şimdi PKK kimilerine göre ölü bir örgüttür. Ama aslında o çocuk masalındaki hikayedir. İran operasyonundan sonra Beyaz Atlı bir Amerikalı gelecek ve PKK’ya bir öpücük kondurup onu diriltecektir. Kim bilir belki de bu Demokrat Hillary olacaktır... Burada PKK’nın kirli yanındaki uyuşturucu ticareti vb pis işlere çok değinmiyoruz. Ama PKK’nın son beş yılda bir sol örgüt, halk örgütü görüntüsünden çoktan çıkarak, ABD ile birlikte çalışan, uyuşturucu ticareti yapan, mafyavari bir örgüte dönüştüğü çok açık. İşte yeni dönemde PKK artık bu görünümünden hızla geri dönecek ve temizlenmeye çalışacaktır. Burada PKK’nın önümüzdeki dönem izleyeceği stratejiyi deşifre etmemiz gerekmektedir. AKP-PKK savaşı PKK yeni dönemde ne yapacaktır peki? İlk olarak PKK’ya af çıkacaktır. Bu af, PKK’nın bitirilmesi gibi gösterilse de durum tam tersidir. Dağdaki PKK’lılarla şimdilik masa başanda bir antlaşma yapamayan Hükümet PKK’ya affı gündeme sokarak masayı gizlemeye çalışmaktadır. Bu ABD’nin hem PKK’ya hem de Türkiye’ye kabul ettirdiği siyasallaşma planıdır. Dağdaki PKK’lılar şehre inecek ve yasal siyasete atılacaktır. Bunun ilk örneği geçtiğimiz dönem yapılan DTP kongresinde zaten gerçekleşmişti. PKK mahkumu Nurettin Demirtaş daha güvenilir bir isim olarak DTP’nin başına getirilmişti. PKK artık sivil alan çalışmasında çok daha üst düzey PKK’lıları tercih edecektir. Hatta af ile durum tümüyle değişecek, PKK’nın yönetim kadrosu vekaleten bu görevi üstlenen DTP’nin şimdiki kadrosunun yerine geçecektir. Ama topluma bunun kabul ettirilmesi için bazı çok üst düzey PKK’lıların Türkiye’ye getirilmesi ve hapsedilmesi gerekmektedir. Önümüzdeki dönemde bu da gerçekleşecek ve bazı PKK’lı yöneticiler Türkiye’ye teslim edilerek toplumun tepkisi yumuşatılacaktır. Bu dönemde PKK yeniden sol bir halk örgütü imajı kazanmaya başlayacaktır. Burada çok önemli bir savaş alanı ortaya çıkmaktadır: Güneydoğu. PKK Güneydoğu’da AKP ile savaşa başlamıştır. AKP’nin son dönem birdenbire DTP’ye karşı sertleşmesinin nedeni de budur. Önümüzdeki yerel seçimlere kadar bir AKP-PKK savaşı yaşanacaktır. Fakat böylesi bir savaşın sonucunda çok büyük bir bela Türkiye’yi beklemektedir. Böylesi bir savaşı kaybetmeyi ihtimal dahilinde gören PKK yeni bir sürece adım atmaktadır. Bu ise PKK’nın Güneydoğulu bir Kürt örgütünden çıkarak Türkiyeli bir Kürt örgütü konumuna gelmesidir. Yani Güneydoğu’da kaybetmiş gibi gözükecek PKK aslında tüm Türkiye’ye yayılacaktır. Bunun için PKK iki temel strateji geliştirmiştir. Birincisi AKP’nin İslamcılığına karşı Alevi merkezli bir çalışma. Böylelikle Güneydoğu’daki kaybı Alevi bölgeleri ele geçirerek kapatma yolunu tutacaktır. İkincisi ise daha emekçi merkezli bir sol örgüt çalışması. Bu ise AKP’ye kaptırılacak Güneydoğu’nun rövanşını büyük şehirlerin varoşlarında AKP’den almak demektir. Alevi politikası yine burada da son derece kullanışlıdır. Kısacası önümüzdeki dönem Kürtleri kimin örgütleyeceği ve temsil edeceği üzerinde büyük bir AKP-PKK savaşı yaşanacaktır. AKP’ye ebedi Amerikancı rolü düştüğüne göre PKK antiAmerikancı’yı oynayacaktır. Yani önümüzdeki dönemde PKK’nın biteceğini değil tersine farklı bir zeminde çok daha yaygınlaşacağını, işlevselleşeceğini ve çok daha önemlisi terörden uzak durarak kabul edilebilirleşeceğini göreceğiz. ABD’nin Kürt sorununa kapsamlı çözüm derken bahsettiği tam da budur. Peki ya Türkiye’nin ulusal güçleri ne olacak? Ordu ABD ile işbirliği sürecinin kendisine olan tüm desteği bitireceğini görecektir. CHP Kürtleri kazanacağını düşünerek hızla Kürtçüleşecek ve tümüyle eriyecektir. PKK’nın bile Kürtçülükten uzaklaşıp antiAmerikancılık yapmak zorunda kaldığı bir dönemde bu tercih komediden beter bir ihanettir. Bu dönemde ayakta kalacak tek güç ideoloji, strateji ve politika üretecek güçtür. Bu güç ise sadece TÜRKSOLU’dur. TÜRKSOLU tutarlı antiemperyalist çizgisi ile, yalnızca PKK’ya değil Kürtçülüğe tümüyle tavrıyla, milliyetçi Atatürkçü çizgisi ile hem AKP hem de PKK ile savaşta yerini alacaktır. Türkiyemizi ne Kürt-İslamcı AKP’ye ne de solcu-Alevi numarası yapacak PKK’ya teslim etmeyeceğiz.
|