14.01.2008/Sayı:169
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Arif Bakır

Demokrasinin dayanılmaz hafifliği

Demokrasi antik çağdan kalma bir kavram. Halk idaresi demektir. Halkın kendi kendisini yönetmesi demektir. Ancak köleler halk değildi. Hatta insan bile değildi. Demokrasi oyununda köleler yoktu. Onlar boğaz tokluğuna her türlü metanın üreticileriydi. Ama toplumsal statüde hiçbir yerleri yoktu. Demokrasi elit üst tabakaya, yani vatandaş statüsündeki kesime aitti.

Aradan 2.000, 2.500 yıl geçti. Acaba toplumsal süreçte bu konuda neler değişti? Kapitalist sistemde demokrasi emekle sermayenin uyumunu, anlaşmasını ifade eder. Sözde çok seslilik. Emek de fikrini söyleyecek sermaye de. Ama son söz sermayenin, yani burjuvazinin. Eğer sermaye müsaade ederse, ya da bir miktar taviz vermek mecburiyetinde kalırsa, emek göreceli olarak bazı avantajlar elde edebilir. Ancak emek dediğimiz sınıf olan işçi, memur, köylü, küçük esnaf, işsiz, yani halk haddini aşarsa sermaye demokrasiyi rafa kaldırır. İşte size faşizm. Canı istediği zaman bu oyunu oynamaya başlar. Çünkü iktidarda olan burjuva sınıfıdır.

Günümüzde demokrasinin bir kapitalist sistem sorunu, sınıflar arası bir uyum ya da oyun olduğu ortadadır. Kaldı ki biz bu oyunu yakın tarihimizde yaşayarak acı bir şekilde öğrendik.

Mustafa Kemal’in gerek büyük Nutuk’unda gerek konuşmalarında mecbur kalmadıkça demokrasi söylemini kullanmadığını görüyoruz. Çünkü Atatürk bu söylemin Batı tarafından polemik ve ajitasyon için kullanıldığını çok iyi bilmekteydi. Bunun için de halkına doğruları söyleyerek kartını açık oynamıştır. Halk da onun doğru söylediğini bildiği için ona sonsuz güvenmiş ve inanmıştır.

Bir kere Batı kapitalizminde demokrasi, emekle sermaye arasındaki bir oyun ya da uyum olduğuna göre, Kemalist bir Türk toplumunu bu ne kadar ilgilendirir? Mustafa Kemal sınıfsız, ayrıcalıksız, kaynaşmış bir toplum kurmayı amaçlamaktaydı. Kapitalizme ve sömürgeciliğe (emperyalizme) karşıydı. O halde bizi hiç ilgilendirmeyen demokrasi oyununu bırakalım, kendi kendilerine oynasınlar.

Ulu Önder Atatürk tam da böyle yapmıştır. Cumhuriyet ilkesiyle egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğunu, halkçılık ilkesiyle sömüren bir sınıfın olamayacağını temel olarak almıştır. Devletçilikle bu devletin bir halk devleti olduğunu göstererek bütün oyunları bozmuştur. Bizim artık demokrasi oyununa ihtiyacımız yoktur. Hiç düşündünüz mü, niçin altı ilkeden biri demokrasi değildir?

Ancak Mustafa Kemal mücadelesinde hep yalnızdır. En yakın mesai arkadaşları dünyayı ve toplumsal süreci kavrayamamaktadır. Tanzimat’tan beri gelen Batı hayranlığı ve aşağılık kompleksleri kavramalarını engellemektedir. Atatürk’ten sonra, demokrasiye geçeceğiz diye çok partili sisteme geçildi. Aslında buradaki amaç, sömürgeciliğin kuyruğuna takılarak işbirlikçi (komprador) bir sınıf yaratmaktı. Oldukça da başarılı oldu. Demokrasi adı altında Menderes kliği diktatörlüğe özendi. Ne zaman demokratik bir yapılanmadan bahsedilse altından çapanoğlu çıktı.

Batının ve işbirlikçi sermayenin istemleri demokratik, halktan yana olmak antidemokratik oldu. İşte son geldiğimiz nokta: Sömürgeci talana sonuna kadar açık, Ortaçağ karanlığında bir Türkiye. Kamunun bütün kaynaklarını özelleştirmek demokratik, bu talana dur demek antidemokratik.

Bu demokrasi aldatmacası sürecinde asıl yapılmak istenen Atatürkçülüğü yok etmektir. Başta CHP olmak üzere bütün partiler tarafından, altı ilke birer birer ortadan kaldırıldı. Onlara göre bu ilkeler demokratik değildi. Asıl neden ise bu ilkelerin halktan yana olmasıydı. En sonunda “laik, demokratik, sosyal hukuk devleti” söyleminde karar kıldılar. İmralı’daki “demokratik cumhuriyet”ten bahsediyor, CHP “demokratik, sosyal devlet” diyor, Harp Okulu’ndan mezun olan teğmenlere, “demokratik, laik sosyal hukuk devletine” bağlılık yemini ettiriliyor. Bölücüler demokratik cumhuriyet istiyor. Dinciler demokrasi istiyor. İnsanın sorası geliyor, neden Kemalist Cumhuriyet sizi bu kadar rahatsız ediyor? Bu söylemler öyle kurumlaştırıldı ki, iyi niyetli Atatürkçüler bile bu tuzağı kavrayamamaktadır.

O zaman soruyorum: Halkın dostları kimlerdir? Atatürkçüler mi, demokrasiciler mi? Artık şunu iyi bilmeliyiz, kim demokrasiden bahsediyorsa ya Kürtçüdür, ya İslamcıdır, ya da Batıcıdır. Bunun için biz Türk Milleti olarak bu demokrasi oyununu bozmak mecburiyetindeyiz.

Bu yüzden, ben demokrat filan değilim. Ben Kemalist Türkiye’den yanayım.

Çünkü ben Atatürkçüyüm.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe