14.01.2008/Sayı:169
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Kaya Ataberk

PKK’nın siyasallaşma stratejisi çerçevesinde
Diyarbakır saldırısı

Ankara’yla, Diyarbakır aynı mı?

PKK geçtiğimiz haftalar boyunca devam ettirdiği terör eylemlerini bu hafta Diyarbakır’da gerçekleştirdiği bombalamayla sürdürdü. Arkasında altı ölü ve altmış yedi yaralı bırakan eylemin hedefi belliydi. Bölgeden geçmekte olan askeri servis aracını bekleyen teröristler, araç geçerken bombayı uzaktan kumandayla patlatmışlardı. PKK, eylemi Roj TV’den üstleniyordu. Eylemi, operasyonlara tepki olarak ve askeri servis aracına yönelik gerçekleştirdiklerini açıklayan PKK’lılar, olayda sivillerin de zarar görmesinin sorumluluğunun askerde olduğunu söylüyorlardı. PKK’nın olaya ve sonuçlarına bakışı bu kadar netken, saldırının hemen ardından büyük medya, ele geçirdiği propaganda fırsatını değerlendirmek için harekete geçti.

Propagandanın ilk boyutu Ankara Anafartalar Çarşısı’nın bombalanması eylemiyle son olayı özdeşleştirmek oldu. “PKK Kürtleri de öldürüyor” söylemiyle klasik Türk-Kürt kardeşliği masalları anlatılmaya devam edildi. Ancak, bilinçli olarak gözden kaçırılan bazı gerçekler vardı. Birincisi, PKK eylemi, Türk askerine karşı düzenlemişti ve sivil ölümleri için “halktan özür dileme” inceliğini(!) bile göstermişti. İnsanın aklına kardeşlik masalları anlatanlara “PKK Anafartalar için de özür diledi mi?” diye sormak geliyor. Bunun yanı sıra Ankara’daki saldırının da Genelkurmay heyetinin geçeceği yol üstünde yapıldığı hatırlanmalıdır. Ankara saldırısında mesele Türklere karşı ırkçı eylem olunca asker-sivil ayrımı yapılmamıştı.

Tüm devlet kademesinin Diyarbakır’a koşması, Tayyip Erdoğan’ın toplantılar düzenlemesi, basının kardeşlik ve “PKK artık bitti” çığlıkları atması bu gerçekleri değiştiremez. PKK, her yerde ve her zaman, asker veya sivil, Türkleri hedef almaktadır. Aksini iddia etmek toplumdaki gerçek saflaşmayı Türk halkının görmesini engellemek için yapılan beyhude bulandırmalardan öteye gidemeyecektir.

PKK’nın siyasallaşma stratejisi ne durumda?

Bu noktada PKK’nın yeni yönelimi olan siyasallaşma stratejisinin ne durumda olduğunu da görmek gerekir. Aslında siyasallaşma, PKK’nın Apo’nun yakalanmasından beri kullandığı bir yöntemdir. PKK çoğu zaman siyasi bölücülüğün ABD ve AB desteğiyle beraber terör kadar etkili olabildiğini görmüştür. Sıkıştığı her an da bu yönteme sarılmaktadır. Ancak son yaşadığımız Ordu’nun hava operasyonuyla beraber, PKK’nın ABD ve AKP planına uygun olarak siyasallaştırıldığını ve bu arada da Türk Ordusu’nun ABD güdümüne sokulmaya başlandığının tespitlerini yapmıştık.

Son gelinen noktada PKK’nın bu amacına doğru emin ve sağlam adımlarla yürüdüğünü görmeliyiz. Bu kadar terör eylemine karşın, DTP’liler artık “PKK siyasal mücadele örgütüdür” demekten çekinmemektedirler. Kapatılma davası açılmasına karşın, DTP’nin TBMM’deki siyasal etkinliği, PKK’nın terör eylemleriyle koordineli olarak artıyor. PKK artık Türk hedeflerine saldırma stratejisiyle, siyasallaşma stratejisini birleştirmenin, eş zamanlı yürütmenin yolunu bulmuş görünüyor. Bir kısım Kürtçü terörle Türk öldürecek, diğerlerinin de “En azından bunlar adam öldürmüyor” denilerek, diğerlerine sahip çıkmasına razı olunacak…

Peki, bu mantık kimindir? Yoksa, “Katı defans DTP’lileri de dağa çıkarır” diyen Tayyip Erdoğan’ın mı? Evet, dağdakiler dağda, şehirdekiler şehirde… Hem Türk katletmeye devam ediyorlar, hem de bu yaptıklarını rahat rahat savunmaya. Ama gelinen noktada bir fark da var. Sadece Tayyip Erdoğan bu durumu korumuyor, Türkiye’nin tümüne bu durum kabullendiriliyor.

PKK siyasal taleplerini terörle kabul ettiriyor

Diyarbakır olayının ardından bu süreç daha da açık ve belirgin işledi. Tayyip Erdoğan, saldırının ardından Diyarbakır’da “sivil toplum kuruluşları”yla yaptığı toplantıda, bir kez daha aynı hizmeti yaptı. PKK’ya yakınlığıyla gündeme gelen Diyarbakır Barosu’nun başkanı Sezgin Tanrıkulu’nun “daha fazla özgürlük ve demokrasi, anadilde eğitim ve yayın hakkı” söyleminin karşısında “Sen Başbakan olsan ne yapardın? Bekara, karı boşamak kolay. Sadece Kürtler değil, Lazlar, Çerkezler ve başka milletlerden insanlar da var” diyerek bir kez daha Türk kimliğini reddetti.

Olayın ardından PKK’ya karşı açıklama yapan Baykal ise Diyarbakır Baro Başkanı gibi “özgürlük ve demokrasi açılımlarında bulunulmasını” istedi. Ne kadar ilginç değil mi? Hem kanlı saldırılar yapacaksın, hem de destekçilerin senin fikirlerini ve politikalarını her zeminde rahatça dile getirip kamuoyuna propagandanı yapacak. Diğer taraftan sana karşı olduğunu iddia edenler de senin destekçilerinle aynı şeyleri savunacak. Herhalde PKK hiç bu kadar avantajlı bir durumda olmamıştır… Kandil’de gömüldüğü söylenen PKK, bugün siyasal alanda hortlamaktadır.

PKK’nın siyasallaşması da işte bu noktada etkili olmaktadır. Artık, PKK’ya karşı olduğunu açıklamanın da bir kıymeti harbiyesi kalmamaktadır. On iki yıl aradan sonra ABD’ye giden ilk Cumhurbaşkanı ile Bush da PKK’ya karşı açıklama yapmaktadırlar ne de olsa. Operasyon başarılı olmaktadır; PKK siyasallaşırken, Türkiye ABD eksenine sürüklenmektedir.

Önümüzde terörist bölücüyle, siyaset yapan bölücüyü ayırmak gibi bir seçenek de yok, ABD’yle birlikte hareket etmek gibi bir seçenek de…

Türk Milleti’nin önünde tek bir hayatta kalma seçeneği vardır: ABD’ye, PKK’ya, her türlü bölücülüğe ve emperyalizme, Kürt-İslam faşizmine karşı Milli Mücadele seçeneği.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe