| Engin Alptekin |
AKP Anayasasının hedefi:
Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre Anayasa; “Bir devletin yönetim biçimini belirten yasama, yürütme ve yargılama güçlerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların kamu haklarını bildiren temel yasadır.” Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun muhtelif yazılarında öngördüğü üzere; anayasalar devletin kuruluşunu, örgütlenmesini düzenleyen, yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan, siyasal iktidarı hukuk devleti kuralları ile sınırlayan ve denetimi sağlayan ulusal sözleşmelerdir. Ancak çağdaş anayasalar bununla da yetinmeyerek, devletin kuruluş felsefesi ile dayandığı temel ilke ve değerlerin yanında ulaşılması gereken hedefleri de belirtmektedir. Anayasayı aslî kurucu iktidar yapar. Peki nedir bu aslî kurucu iktidar? Kemal Gözler’e göre aslî kurucu iktidarı kabaca “anayasayı yapma ve değiştirme iktidarı” olarak tanımlayabiliriz. Genelde hukuksal boşluğun giderilmesi işlevini yüklenirler. Yeni bir devletin kurulması, savaşlar sonucu ortadan kalkan devletin yeniden kurulması veya var olan devletin anayasal düzeninin darbe yahut benzeri etmenlerle yıkılmasının sonucunda Prof. Erdoğan Teziç’in de belirttiği gibi, aslî kuruculuk; yürürlükte bir anayasa olmadığı ya da anayasal düzene son verildiği durumlarda söz konusu olabilmektedir. Talî kurucu iktidar ise, yürürlükteki anayasanın kuralları içerisinde, kendine anayasada değişiklik yapma yetkisi verilen iktidarlardır. Şimdi konunun daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla Türk Anayasa tarihine kısaca göz atalım. 1808 Sened-i İttifak: 1807 yılında İstanbul’da Kabakçı Mustafa’nın yönetiminde Sultan Üçüncü Selim’e karşı yapılan ayaklanmanın sonucunda Üçüncü Selim tahttan indirilmiş, yerine Dördüncü Mustafa tahta geçirilmişti. Bunun üzerine Rusçuk Âyanı Alemdar Mustafa Paşa İstanbul’a yürümüştü. Üçüncü Selim isyancılar tarafından öldürülmüş, Alemdar Mustafa Paşa isyanı bastırarak İkinci Mahmut’u tahta çıkarmıştı. Alemdar Mustafa Paşa devletin otoritesini taşrada hâkim kılmak üzere Anadolu ve Rumeli âyanlarını İstanbul’a davet ederek âyanların padişah karşısındaki haklarını güvence altına alan Sened-i İttifak’ın ilânını sağlamıştır. 1839 Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu): 1839 yılında İkinci Mahmut’un ölümünden sonra yerine geçen Sultan Abdülmecit zamanında 1789 Fransız İhtilâli’nin neden olduğu milliyetçilik akımları Osmanlı İmparatorluğu içinde de yoğun şekilde hissedilmeye başlanmış, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki Hıristiyan azınlıkta özerklik ve bağımsızlık talepleri yükselmeye başlamış, gerileme dönemini yaşayan Osmanlı İmparatorluğu üzerinde günümüzde olduğu gibi Avrupa devletleri azınlık haklarını bahane ederek baskılarını arttırmışlar ve bu baskıların sonucunda 3 Kasım 1839’da padişahın, yabancı elçilerin ve halkın huzurunda fermanı yazan Mustafa Reşit Paşa tarafından okunmuştur. Fermanda; malî güce göre vergi alınması, devlet harcamalarının kanuniliği, askere almada adalet, ceza yargılamasına ilişkin güvenceler, can güvenliği, ırz ve namus dokunulmazlığı, mülkiyet hakkı gibi Osmanlı toplumu için yeni olan hususlar yer almıştır. Osmanlı’nın Rusya’ya karşı korunmasının bedeli: Islahat Fermanı 1856 Islahat Fermanı:1856 Islahat Fermanı da Tanzimat Fermanı gibi dış baskılar sonucunda çıkarılmak zorunda kalınmıştır. Kırım Harbi’nde İngiltere, Fransa ve Avusturya Osmanlı İmparatorluğu’nu Rusya’ya karşı desteklemişlerdir. 1856 Paris Barış Konferansı öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nun Rusya’nın müdahalesine karşı korunmasının bedeli olarak Ali Paşa ile İstanbul’daki İngiliz ve Fransız elçileri arasında kararlaştırılmış ve Sultan Abdülmecit tarafından ilân edilmiştir. 1876 Kanun-u Esasi: Sultan Abdülaziz’in 30 Mayıs 1876’da tahttan indirilmesinden sonra yerine geçen Beşinci Murat’ın delirmesi üzerine veliaht, Abdülhamit Mithat Paşa’ya haber göndererek Kanun-u Esasi’yi ilân edeceğini bildirmiş, bunun üzerine Beşinci Murat tahttan indirilerek yerine Abdülhamit tahta çıkarılmıştır. Sultan Abdülhamit söz verdiği Kanun-u Esasi’yi 31 Mart 1876’da yayımlamıştır. 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu: 30 Ekim 1918’de 1. Dünya Savaşı kaybedilerek galip devletlerle Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmıştır. Bunu takiben 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Samsun’a çıkmış, 22 Haziran 1919’da Amasya Tamimi yayımlanmış, 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum Kongresi, 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında Sivas Kongresi yapılmış, İstanbul Hükümeti’nin 7 Ekim 1919’da İntiba-ı Mebusan Kararnamesi’ni çıkarması üzerine seçimler yapılmış, işgal tehdidi altındaki İstanbul’da son Osmanlı Meclis-i Mebusanı toplanmış ve Misak-ı Millî Beyannamesi’ni kabul etmiş, bunun üzerine 16 Mart 1920’de İstanbul galip devletlerce işgal edilmiş, Mustafa Kemal 19 Mart 1920’de Heyet-i Temsiliye adına yayımladığı bir tamimle Selahiyet-i Fevkalade ile Meclis’i toplantıya çağırmış, 18 Eylül 1920 günü İcra Heyeti Vekilleri Meclis Genel Kurulu’na Teşkilât-Esasiye Kanunu teklifini vermişler ve 2 ay süren görüşmelerin sonucunda 20 Ocak 1921 tarihinde Teşkilât-ı Esasiye Kanunu yürürlüğe girmiştir. İlk sivil anayasa Bizlere bazılarınca ilk sivil anayasa olarak yutturulmaya çalışılan Özbudun Anayasa taslağı ilk sivil anayasa değildir. İlk sivil anayasamız 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’dur. 1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu: İkinci Dönem Meclisi seçildikten sonra 1876 Kanun-u Esasisi’nin ilga edilmiş olması, 1924 Teşkilât-ı Esasi Kanunu’nun yeni kurulan devletin ihtiyaçlarını karşılamaması nedeniyle 20 Nisan 1924 tarihinde Teşkilât-ı Esasiye Kanunu kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. 1961 Anayasası: 27 Mayıs 1960’da Türk Silâhlı Kuvvetleri mensubu genç subaylarca gerçekleştirilen devrimin sonucunda Millî Birlik Komitesi kurulmuştur. Bülent Tanör’e göre; 27 Mayıs Devrimi sivil demokrasiyi kurumlaştırmak isteyen bir sivil toplum canlılığı üzerine kurulduğundan; askerî müdahale başarı olmuş ve meşruiyet sorunu ile karşılaşılmamıştır. 37 subaydan oluşan Millî Birlik Komitesi tarafından çıkartılan 157 sayılı kanunla bir Kurucu Meclis oluşturulmuş, bu Meclis tarafından hazırlanan Anayasa metni 9 Temmuz 1961’de halkoyuna sunulmuş ve kabul edilerek 20 Temmuz 1961 tarih ve 10859 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 1982 Anayasası: 1980 yılı öncesinde ülkede yaşanmakta olan kriz ortamı sürerken, 12 Eylül 1980 tarihinde Türk Silâhlı Kuvvetleri yönetime el koymuştur. Yönetime el koyanlar bir Millî Güvenlik Konseyi oluşturmuşlar, 29 Haziran 1981 tarih ve 2485 Sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanun’la bir Kurucu Meclis oluşturulmuş, bu Kurucu Meclis tarafından oluşturulan Anayasa metni 7 Kasım 1982’de halk oylamasına sunulmuş ve kabul görerek 9 Kasım 1982 tarih ve 17863 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yukarıda kısaca incelemeye çalıştığımız Türk Anayasaları’nın tarihçesi bize 1808 Sened-i İttifak’ından 1892 Anayasası’na kadar yapılan bütün anayasaların ihtilaller, savaşlar, çöküş halindeki bir devlete yabancı devletlerce uygulanan dış baskılar, ülkenin savaştan yenik çıkmasının sonucunda yeni bir devletin kuruluşu ile doğan hukuksal boşluğun giderilmesi işlevini gördüklerini göstermiştir. Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’na göre; 1874 ve 1999 İsviçre, 1875 Fransız Anayasaları haricinde hiçbir anayasa, talî kurucu iktidara (seçilmiş meclise, hükümete vb.) anayasayı değiştirme hakkı vermemiştir. AKP asli kurucu iktidar gibi 1982 Anayasası’nın 1. maddesinde devlet şeklinin bir cumhuriyet olduğu, 2. maddesinde; Türkiye Cumhuriyeti’nin toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu, 3. maddesinde; Türkiye devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu, dilinin Türkçe olduğu, bayrağının şeklinin kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayrak olduğu, millî marşın İstiklâl Marşı olduğu, başkentin Ankara olduğu belirtildikten sonra 4. maddesinde; Anayasa’nın 1. maddesindeki devletin şeklinin cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2. maddesindeki Cumhuriyet’in nitelikleri ve 3. maddesinde hükümlerin değiştirilemeyeceği açıkça ifade edilmiştir. 1982 Anayasası’nın 175. maddesinde ise, değiştirilebilme koşulları belirtilmiş olmakla birlikte Anayasa’nın 6. maddesinde yer alan “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz” hükmü uyarınca; talî iktidar kurucunun (İktidar Partisi) mevcut Anayasa’yı yok sayarak yeni bir anayasa yapamayacağı açıkça vurgulanmıştır. Şimdi kendimize şu soruyu soralım. Mevcut tali kurucu iktidar (iktidar partisi) hâlen yürürlükte olan 1982 Anayasası’nın kendisine verdiği değişiklik yetkisini kullanarak bu Anayasa’yı yok saymak suretiyle yeni bir anayasa hazırlayabilir mi? Bunun en kolay yolu Anayasa’nın değiştirilemeyecek ilk 4 maddesine dokunulmayarak; diğer maddelerde yapılacak değişikliklerle laiklik, sosyal hukuk devleti vb. kavramların içlerinin boşaltılması suretiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşları olan laik, sosyal, hukuk devleti yapısının bozulması ve ülkenin Kürt-İslam faşizmine doğru bir yolculuğa çıkarılmasıdır. Diğer taraftan yasaların lafzı (sözü) ile birlikte ruhu da (özü) vardır. Anayasa’nın değiştirilemeyecek olan ilk 4 maddesinin haricindeki maddelerinde değişiklikler yapılmak suretiyle kavramların içlerinin boşaltılması, yürürlükteki Anayasa’nın ruhuna aykırı olacaktır. Nitekim Kubalı’ya göre talî kurucu iktidarlar Anayasa’ya sadece lafzıyla (sözü ile) değil, ruhuyla da (özde) bağlı olmalıdırlar. Bu durumda talî kurucu iktidarın mevcut Anayasa’daki değiştirilemez maddelerin ruhuna aykırı olan değişiklikleri yapması nasıl önlenebilecektir? Doğal olarak ilk akla gelen Anayasa Mahkemesi olacaktır. Ancak Anayasa’nın 148. maddesine göre Anayasa Mahkemesi Anayasa değişikliklerinin sadece şekil yönünden denetimini yapabilmektedir. Bu durumda; mevcut anayasanın değiştirilemez nitelikteki ilk dört maddesi hariç tutularak diğer maddelerde yapılacak değişiklikler eğer şekil yönünden uygunsa Anayasa Mahkemesi’nce denetlenemeyecek ve dolayısıyla bu Anayasa yürürlüğe girebilecektir. Diğer taraftan Anayasa’nın 68. maddesinin 4. paragrafında; siyasal partilerin tüzük ve programları ile eylemlerinin, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine ve laik cumhuriyet ilkellerine aykırı olamayacağı, sınıf ve zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir diktatörlüğü savunmayı, yerleştirmeyi amaçlayamayacağı ve teşvik edemeyeceği belirtilmiştir. Bir siyasi partinin 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesi’nce tespit edilmesi halinde karar verilebilmektedir. (Ek cümle:3/10/2001-4709/25 md.) Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılmaktadır. Talî kurucu iktidarın önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklamasının beklendiği taslak Anayasa metninin tümü bilinmemekle birlikte, basından izlenebildiği kadarıyla; devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırılık teşkil edebilecek hususları içermesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin talî kurucu iktidar partisi hakkında kapatma davası açması kanımızca mümkün olabilecektir. Ancak bu hususun, taslak Anayasa metni bütünüyle kamuoyuna açıklandıktan sonra Anayasa hukukçularımızca ayrıca değerlendirilmesi gerekecektir. Özbudun’un Anayasa taslağı Şimdi Özbudun Anayasa taslağını, basından elde edebildiğimiz bilgiler ışığında değerlendirmeye çalışalım - 1982 Anayasası’ndaki değiştirilemez nitelikteki ilk dört madde aynen korunarak yapılan işin yeni bir anayasa değil, mevcut Anayasa’da değişiklik yapıldığı izlenimi verilmeye çalışılmaktadır. - Millî Güvenlik Kurulu anayasal bir kurum olarak işlevini korusa bile, bu kurum için getirilen yasal düzenlemelerle kendisinden beklenen işlevi yerine getiremediği görülmektedir. - 1982 Anayasası’nın siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin hükümleri ağırlaştırılmak suretiyle, rejimi değiştirmek isteyen veya bölücülük yapan partilerin Anayasa Mahkemesi’nce kapatılması zorlaştırılmakta ve böylece Kürt-İslam faşizmine giden yol açılmaktadır. - YÖK kaldırılmakta, YÖK’ün yerini, Üniversiteler Arası Koordinasyon Kurulu almaktadır. Bu kurulun nasıl ve kimlerden oluşturulacağı, görev ve yetkilerinin ne olacağı ise henüz bilinmemektedir. - Anayasa’ya yargı tarafsızlığı hükmü getirilerek, mevcut yargının bağımsızlığı tartışılır hale getirilmek istenmektedir. - Adalet Bakanı Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi olmaktan çıkarılmakta, ancak Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nın kurul üyeliği devam etmektedir. Bu durumun; yürütmenin yargıya müdahalesinin devamına yol açacağı görülmektedir. - Milletvekillerinin yemininin sadeleştirileceği bildirilmiş olmakla birlikte, yemin metninin ne olacağı henüz bilinmemektedir. - Mevcut Anayasa’nın 6. maddesindeki “Türk Milleti egemenliğini Anayasa’nın koyduğu yetkili organlar eliyle kullanır” ifadesinin yerine “Millet egemenliği yasama, yürütme ve yargı organı eliyle kullanır. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler istisnadır” ifadesi getirilmek suretiyle Türk bağımsızlığının sınırları daraltılmakta, 30-40 yıllık gelecekte Avrupa Birliği’ne kabul edilmemiz söz konusu olmamasına rağmen, AB egemenliğinin sınırları genişletilmek istenmektedir. - Mevcut Anayasa’nın 66. maddesindeki “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ifadesi değiştirilerek, “Türkiye’de din ve ırk ayırt edilmeksizin herkese Türk denir” ifadesi getirilmek suretiyle alt kimliklerin, etnik bölücülüğün önü açılmaktadır. - 1982 Anayasası’nın 24. maddesindeki “Kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya zorlanamaz, dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz” ifadesine “Dini inanç ve kanaatlerini değiştirenler hiçbir şekilde kınanamaz ve suçlanamaz” ifadesinin eklenmesi suretiyle ülkemizde hızla yayılmakta olan misyonerlik faaliyetlerine yardımcı olunmaktadır. - Yeni Anayasa taslağında Atatürk’ün adına, ilke ve devrimlerine çok az vurgu yapılmak suretiyle; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün Anayasa’daki ve dolayısıyla devlet yönetimindeki etkisinin azaltılmasının hedeflendiği, bunun da kamuoyuna renksiz anayasa olarak yutturulmaya çalışıldığı görülmektedir. - Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı 11 asil üyeden 17 üyeye çıkarılmakta, üyelerin 8’ini Meclis’in, geri kalan 9 üyenin ise Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay üyeleri arasından seçilmesi öngörülmektedir. Bu durumun ise, yasama ve yürütmenin yargıya doğrudan müdahalesi sonucunu doğuracak olması nedeniyle kuvvetler ayrılığı prensibinin sakatlanmasına yol açacağı anlaşılmaktadır. - TSK komutanlarına Yüce Divan yolu açılmakta, ancak Anayasa Mahkemesi’nin üye seçimine yasama ve yürütmenin müdahalesinin sonucunda Anayasa Mahkemesi’nin tarafsızlığını yeterince koruyamayacak olması nedeniyle; laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin ve Atatürk milliyetçiliğinin kalesi olan TSK’nın da bu yapısının değiştirilmesinin hedeflendiği görülmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 301 ve 221. maddelerine değişiklik getirilmek suretiyle; Türklüğü aşağılama, Türklüğe hakaret ve PKK’nın düz ovaya indirilerek siyasallaştırılması çabalarının gündemde olduğu bugünlerde, Özbudun Anayasa taslağının da yasalaşması halinde ülkenin hızla Kürt-İslam faşizmine doğru kayacağı açıkça görülmektedir. Bu nedenle, Özbudun Anayasası ile Türk Ceza Kanunu’nun 301 ve 302. maddelerinde yapılacak değişikliklere tüm varlığımızla karşı çıkmamız vatan borcudur. İhtiyaç duyduğumuz güç, damarlarımızdaki soylu kanda mevcuttur.1 Kaynakça 1. Kemal Gözler, Kurucu İktidar, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 1998, 192 s. (www.anayasa.gen.tr/kurucuiktidar.htm; 09.01.2008). 2. Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun muhtelif makaleleri. 3. Nutuk, 4. Hüseyin Nail Kubalı, Anayasa Hukuku Dersleri: Genel Esaslar ve Siyasi Rejimler, İÜHF Yayını, İstanbul, 1971, s.95-107 5. CNN Türk Web Sitesi 09.01.2008) 6. http://www.internethaber.com/news 7. http://www.anayasa.gen.tr/ 8. http://www.anayasa.gov.tr/images/loaded/kitap/ 1982ana.doc 9. http://www.yeniadana.net/web/HaberDetay.aspx?id=1907
|