| Bünyamin Aka |
Milli Mücadele’de
Birinci Dünya Savaşı ve Mustafa Kemal, Birinci Dünya Savaşı başladığında askeri ataşe olarak Sofya’da bulunmaktaydı. Savaşa girilmemesi gerektiği konusunda ise çok ısrarcıydı. İstanbul hükümetine, Enver Paşa’ya, savaşa niçin girilmemesi gerektiğini açıklayan birçok uyarıcı mektuplar yazmış ve üstelik bu savaşı Almanların kaybedeceğini de gerekçeleri ile açıklamıştı. Ama kendisini dinletemedi. Savaş başladıktan sonra da ısrarla cephede görev istemiş, bu isteğini Enver Paşa’ya güç bela kabul ettirebilmişti. Mustafa Kemal’in cephe görevine başlamasıyla birlikte 1915’de Arıburnu ve Anafartalar, 1916’da doğuda Ruslara karşı kazandığı zaferler nedeni ile yıldızı iyice parlamıştı. Enver Paşa ise, bu parlayan yıldızdan rahatsız olup söndürmek için harekete geçti: O günlerde Mustafa Kemal İstanbul’dadır. Naci Paşa, iki Alman subayla Mustafa Kemal’in yanına gelir. Padişahın, kendisiyle görüşmek istediğini söyler. Mustafa Kemal, padişahın yanına gider. Padişah, “Sizi Suriye kumandanı tayin ettim” der. Mustafa Kemal, padişaha durumu anlatmak ister ama padişah dinlemez. Padişahın odasından ayrılırken salonda Enver Paşa’yı görür. Enver Paşa gülüyordur. Mustafa Kemal Suriye’de artık bir ordunun olmadığını bilmekte ve Enver Paşa’nın kendisini öç almak için oraya gönderdiğini düşünmektedir. Bu düşüncesini de olduğu gibi söyler. Enver Paşa ise söylenenleri gayriciddi bir şekilde yine gülerek karşılar. Mustafa Kemal, Suriye’deki Yedinci Ordu’nun başına getirilmiştir. Cepheyi görüp, durum değerlendirmesi yapmak istediğinde, her şeyin bitmiş olduğunu iyice fark eder. Bir takım önlemlerin alınması gerektiğini görür. Yüzlerce kilometre uzunluğundaki cephede üç ordu vardır ama bunlar çok zayıf ve dağınıktır. İlk önlem olarak, kendi emrinde olması koşulu ile bunların hepsini bir araya toplayarak, küçük de olsa tek bir ordu oluşturmayı önerir. Fakat kabul ettiremez. Mustafa Kemal, Suriye’de çok sıkıntılı günler geçirir. Yıldırım Orduları Komutanı olan Alman generali Liman Von Sanders’le ters düştüğü yerler olur. En sonunda kendisinin de delice bir emir diye nitelediği emrini verir: “Şam’da ve Rayak’ta bulunan bütün kuvvetler kuzeye hareket edecekler.” Bu emri duyan Liman Von Sanders köpürerek, “Kimdir bu adam ve ne yapıyor?” diye söylenir. Mustafa Kemal daha sonra vermiş olduğu emri Sanders’e anlatır. Sanders, “Karar budur fakat ben sonuçta bir yabancıyım, bu kararı veremem. Bunu ancak memleketin sahipleri verebilir” der. Mustafa Kemal, “O zaman karar uygulanacaktır” der ve hemen uygulamaya geçer. Ordu’yu kuzeye doğru çeker. Ordu’nun çekildiğini gören İngilizler saldırıya geçer. Mustafa Kemal, İngilizlerin bu saldırısını durdurarak onları yener. O gün Mustafa Kemal’in İngilizleri yendiği yer, şu an güney sınırımızı oluşturmaktadır. Mütareke yılları ve Mustafa Kemal Birinci Dünya Savaşı’nda Almanlar yenilince doğal olarak Almanlarla birlikte savaşan Osmanlı da yenilmişti. 30 Ekim 1918’de Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda demirli bulunan Agamemnon zırhlısında İngiliz Amirali Galthorpe ile Osmanlı Bahriye Nazırı Rauf Orbay başkanlığındaki heyet arasında Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Mondros Ateşkes Antlaşması imza edilirken Mustafa Kemal, komuta ettiği Yedinci Ordu’yu büyük bir kayıp verdirmeden Halep’in kuzeyine çekmişti. Ordu’yu toparlamak için Katma’da hazırlıklar yaptığı bir sırada, Osmanlı Hükümeti’nden, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığını General Liman Von Sanders’ten devralması emri bildirildi. Mustafa Kemal aynı gün hareket ederek akşam üzeri Adana’ya geldi. 31 Ekim’de Yıldırım Orduları Komutanlığını devralırken yapılan törende, Alman generali şu konuşmayı yaptı: “Ekselans; Siz savaş cephelerinde, Arıburnu’nda ve Anafartalar’da çok yakından tanıdığım kumandansınız. Aramızda gerçi bazı olaylar geçti, fakat bunlar nihayet bizi birbirimize daha yakın tanıtmış oldular. Dostluğumuzun yürekten olduğunu sanıyorum. Bugün Türkiye’yi terk etmeğe mecbur edilirken, emrim altındaki orduları, Türkiye’ye ilk geldiğim zamandan beri takdirkârı olduğum bir kumandana teslim ediyorum. Bu felaket içinde üzüntü duymamak mümkün değil. Ancak ben, kumandayı size bırakmakla teselli buluyorum. Bu dakikadan itibaren emir sizindir. Ben sizin misafirinizim.” Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerine göre, Osmanlı Ordusu içindeki Alman subaylarının derhal Türkiye’yi terk etmesi gerekiyordu. Yıldırım Orduları Grubu, şu kuvvetlerden oluşmaktadır: Birinci Ordu (Karargahı Adana’daydı), Yedinci Ordu, Hicaz kuvvetleri ve Maan’da bulunan bazı birliklerdi. Mustafa Kemal o günleri şöyle anlatmaktadır: “Hicaz ve Maan’da bulunan kuvvetleri hiç hesaba katmıyorum. Onların esir düşmeğe mahkum olduklarını daha iki yıl önce Enver ve Cemal Paşalara söylemiştim. Musul yakınlarındaki Altıncı Ordu’yu faydalanılabilir bir halde görmek isterdim. Bu nedenle ordunun kumandanı ile doğrudan doğruya haberleşmeğe giriştim… Fakat her şeyden önce elimin altında bulunan iki orduyu istediğim gibi kuvvetlendirmek, bütün felaketlere rağmen Türk sesini duyurabilmek için lazımdı. Bu yolda işe koyuldum.” Suriye’den Adana’ya dönerken Yedinci Ordu Komutanlığını devretmiş olduğu Harbiye’den sınıf arkadaşı Ali Fuat Cebesoy ile Adana’da buluştular. Durum değerlendirmesi yaptılar. Artık Arap çöllerinde gözleri yoktu. Panislamizmin hiçbir anlamı kalmamış, Sultan’ın ilan ettiği “cihad” hiçbir olumlu sonuç vermemişti. Araplar, bağımsızlık vaadine kanarak İngilizlerin yanında yer almış, Türklere karşı savaşmışlardı. O halde kurtarılacak tek yer olarak Anadolu kalmıştı. Çukurova’da Milli Mücadele ve Atatürk Mustafa Kemal, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığını devir alır almaz hazırlıklara başladı. Karargâhını Adana Şakirpaşa’da (şimdiki havaalanı civarı) Hacı Seyit Ağa’nın bağ evinde kurdu. Şehir içindeki Murat Oteli’nde de bir komutanlık oluşturdu. Burada halkın arasına girip, onlarla beraber kurtuluş çarelerini aramaktaydı. Yine bir gün şehrin ileri gelenleri ziyaretine gelirler. Kasalarının anahtarlarını Mustafa Kemal’in makam masasının üzerine bırakarak, “Paşam, Çukurova’nın düşmanlar tarafından işgal edilmesini istemiyoruz. Canımızla ve malımızla emrinizdeyiz” derler. Mustafa Kemal, Adanalıların bu jestinden çok duygulanır. Birden kafasında yıldırımlar çakar. Türk insanına güvenmesi gerektiğini daha önceleri savaş meydanlarında çok görmüştür. Ama şimdi durum daha da başkadır. Türk Milleti ile her mücadelenin üstesinden rahatça gelinebileceğine olan inancı iyice artmıştır. Anadolu halkı Atatürk’ün önderliğinde müthiş bir kahramanlık sergiledi. Ama Çukurova Atatürk için hep bir ilham kaynağı olmuştur. Mustafa Kemal’in birçok önemli kararı Çukurova ziyaretlerinden sonra aldığı gözükmektedir. Milli Mücadele’ye başlama kararını da yine Adana’da verdiğini, Büyük Zafer’den sonra Adana’ya ilk geldiğinde (15 Mart 1923), “Bende bu vakayiin ilk hissi teşebbüsü, bu memlekette, bu güzel Adana’da doğmuştur” diyerek belirtmiştir. Mütareke şartları, sadrazamlık ve başkomutanlık tarafından, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığına da bildirilir. Mustafa Kemal, mütareke şartlarının bazılarının çok karışık ve gelecek için tehlikeli olduğunu fark eder. İzzet Paşa’ya bir telgraf yollayarak, Toros Tünelleri, Suriye sınırı gibi konularda açıklama ister. İzzet Paşa, Toros Tünellerinin İtilaf Devletleri tarafından sadece korunma için işgal olunacağını, Amanos Tünellerini ise işgal etmeğe haklarının olmadığını, Suriye’deki garnizonların da teslim olması maddesinin ihtiyat nedeniyle yazılmış olduğunu bildirir Mustafa Kemal, İzzet Paşa’nın bu açıklamalarından tatmin olmaz. Bunun bir İngiliz oyunu olduğunu düşünmektedir. Bu düşüncesini de tekrar bir telgrafla İzzet Paşa’ya bildirir. Bu telgrafında: “Pek ciddi ve samimi olarak arz ederim ki, mütareke şartları arasında anlaşmazlıkları giderecek tedbirler alınmadıkça orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak, İngiliz ihtiraslarının önüne geçmeğe imkan kalmayacaktır” demektedir. Bu sürtüşmeler devam ederken Mustafa Kemal boş durmaz. Toroslar’da Gülek Boğazı yolu üstünde Kurtmusa Köyü’nde siperler kazdırır. 5 Kasım’da Mersin’e giderek, 23. Tümen Kumandanı Bahaettin Bey’i ziyaret ederek, Toros Dağları’nın eteklerinde siperler kazılmasını ister. (Mustafa Kemal’in kazdırdığı bu siperler daha sonraları Milli Mücadele’de çok önemli yararlar sağlamıştır. Özellikle biri çok önemlidir. Toroslar’ın Karboğazı denilen yerinde bir Fransız taburu köylüler tarafından kuşatılır. Fransızlar kuşatma altındaki bu tabura yardım etmek ister ama Mustafa Kemal’in kazdırmış olduğu o siperleri aşamaz. Siperleri aşıp yardım edemeyen Fransızlar, koca bir taburun 40 köylü tarafından teslim alınmasına seyirci kalır.) Adana’da kaldığı on gün içinde, Mondros Mütarekesi’nin hükümlerinin ve özellikle yedinci maddenin, İtilaf Devletleri’ne sudan bahanelerle ülkenin hemen her köşesini işgal etme yetkisini verdiğini, Osmanlı Hükümeti’ne anlatmaya çalıştı. Daha bu tartışmalar sürerken İngilizler, Halep’teki askeri birliklerine gıda maddeleri temin maksadı ile İskenderun’u işgal edeceklerini bildirdiler. Mustafa Kemal, İskenderun’a asker çıkaracak İngilizlere ateşle karşılık verilmesini emretti. İngilizlere ateşle karşı koyma emri, sadrazam ve başkomutanlığın aklını başından aldı. Hemen bir telgrafla Mustafa Kemal’e, vermiş olduğu bu emri geri alması gerektiği ve mütareke şartlarını, yenildiğimiz için kabul ettiğimizi anlaması gerektiği bildirildi. Bu durumdan da anlaşıldığı gibi, padişah ve sadrazam tam bir teslimiyet içerisindedir. Mustafa Kemal acele olarak İstanbul Hükümeti’ne bir telgraf gönderir. Bu telgrafta, “İngilizlerin aldatıcı muamele, teklif ve hareketlerini İngilizlerden fazla haklı ve nazik ve buna karşılık gösterecek emirleri tatbik etmeğe yaradılışım müsait olmadığından kumandayı hemen teslim etmek için yerime tayin buyuracağınız zatın süratle gönderilmesini rica ederim” demektedir. Mustafa Kemal’in kendilerine ters düşen faaliyetlerine mani olmak için Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığı’nı lağvetti ve kendisini İstanbul’a çağırdı. Mustafa Kemal Paşa, silah arkadaşlarına veda ederek 10.11.1918’de İstanbul’a gitti ve beş yıl Çukurova’ya gelemedi. Ancak Çukurova ile ilgisini de hiçbir zaman kesmedi. Görev ve sorumluluk adamı Mustafa Kemal Mustafa Kemal, kaybedilenlerin tekrar alınamayacağını bilecek kadar gerçekçi bir komutandı. Osmanlı Devleti’nin de artık yaşamayacağını daha öğrencilik yıllarında görmüştü. O’nun kafasında, bütün kuvvetleri Türklerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde toplayıp savaşmak ve Türklük bilinciyle yoğrulmuş yeni bir devlet kurma düşüncesi vardı. Gençlik yıllarından itibaren düşüncesi hep bu olmuştu. Bunun için de örgütlenilmesi gerektiğini düşünüyor, çalışmalarını hep bu yönde yapıyordu. Bir dönem ticaret bakanlığı da yapmış olan Gaziantep milletvekili Ali Cenani Bey, İstanbul’dan Gaziantep’e giderken Katma İstasyonu’nda Mustafa Kemal Paşa ile karşılaşır. Mustafa Kemal, Ali Cenani Bey’e, “Kendinizi savunmak için çareler düşününüz?” der. Ali Cenani Bey ise şaşkınlık içerisinde, “Paşam ne ile, nasıl?” diye sorar. Mustafa Kemal ise, “Teşkilat kurmalı, milli bir kuvvet meydana koymalı. Ben istediğiniz silahları veririm” demiştir. Bu durum, bir devrimcinin nasıl olması gerektiğini açıkça göstermektedir. Teslimiyetçiliği kabul etmeyeceğini daha Birinci Dünya Savaşı devam ederken ve Mondros Mütarekesi imza edilmiş olduğu halde yenilgiyi kabul etmeyerek göstermiştir. İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal’e yenilgiyi kabul ettirmeye çalışırken, O başka kurtuluş çareleri düşünmektedir. Mustafa Kemal, “Bir iş başında bulunan birinin daima yapacağı bir şeyler vardır. Bir görev ve sorumluluk adamı asla teslim olmaz” demektedir. Kendisi de bir görev ve sorumluluk adamı olarak hiçbir zaman boş durmamıştır. Mondros hükümleri gereğince, Osmanlı Ordusu’nun silahlarını İtilaf Devletlerine teslim etmesi gerekirken etmemiştir. Kafasında Milli Mücadele’yi başlatma planı olduğundan, silahları teslim etmek yerine el altından halka dağıtılmasını sağlamış, diğer görev başındaki arkadaşlarını da bu düşüncesine ortak etmeye çalışmıştır. İstanbul’a giderken Adana’daki birlikleri teslim etmiş olduğu Nihat Paşa (Anılmış) da, depolardaki silahların bir kısmını bekçilere veriyormuş gibi yaparak halka dağıtmaya devam etmiştir. Gerçekten de o zaman Mustafa Kemal tarafından verilen silahlarla milli kuvvetlerin çekirdeği oluşmuş; Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Gaziantep ve Adana savunmaları büyük ölçüde bu silahlar sayesinde olmuştur. Türk halkı yıllarca süren savaşlar nedeni ile yorgun ve bitkindir. O acı savaş günlerinin doğurduğu açlık, sefalet ve en kötüsü de Saltanatın ve ihanet şebekelerin yaptıklarından sonra halkın dayanma gücü kalmamıştır. Ümmetleştirilen Anadolu halkı, bunu bir yazgı sanmaktadır. Oysa Anadolu halkının yazgı sandığı bu kötülükleri, tek bir adam, değiştirebileceğini düşünmektedir. O tek adam ise Türk Milletinin ayağa kalktığında neler yapabileceğini çok iyi bilen birisidir. İşte Mustafa Kemal, Çukurova’da bulunduğu sırada bu milletin büyüklüğünü tekrar görmüş, kafasındakini uygulamak için ne yapması gerektiğini bilen biri olarak Samsuna çıkmıştır.
|