07.01.2008/Sayı:168
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Kenya’da etnik çatışma

Kenya’da 27 Aralık 2007’de gerçekleştirilen başkanlık seçimleri Mwai Kibaki’nin kazandığının duyurulmasından sonra muhalefet lideri Raila Odinga’nın seçimlere hile karıştırıldığını açıklamasıyla başlayan etnik çatışma giderek şiddetleniyor.Kenya’da 27 Aralık 2007’de gerçekleştirilen başkanlık seçimleri Mwai Kibaki’nin kazandığının duyurulmasından sonra muhalefet lideri Raila Odinga’nın seçimlere hile karıştırıldığını açıklamasıyla başlayan etnik çatışma giderek şiddetleniyor. Neredeyse bir iç savaş görünümü alarak Ruanda’yı anımsatan çatışmalarda ölü sayısı şimdiden 300’ün üstüne çıkmış durumda. Kenya polisinin 06.00-18.00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı uygulaması ve sokağa çıkanların vurulacağını duyurması da istenilen sonuçların hiçbirini şimdilik sağlayamadı.

Seçimi kazanan Mwai Kibaki’nin de mensubu olduğu Kenya’nın en büyük etnik grubu olan Kikuyuların, Kenya’daki diğer 41 kabile tarafından iktidarı ve ülkedeki ticareti tekellerine almakla suçlanması etnik şiddetin başlamasına yol açtı. Bu suçlamayı yöneltenlerin başında ise seçimi az bir oy farkıyla kaybettiği açıklanan muhalefet lideri Raila Odinga’nın mensubu olduğu Luolar geliyor. Odinga ve yandaşlarının başkent Nairobi’de başlattığı protesto yürüyüşüne katılım az olurken, yürüyüşe polis, gözyaşartıcı gaz ve tazyikli suyla müdahale etti.

Kenya’da tartışmalı da olsa ikinci kez başkan seçilen Kibaki’nin mensubu olduğu Kikuyular şu anda ülkenin her yanında saldırıya uğruyor. Diğer kabileler tarafından öldürülen, evleri yakılan ve şiddete maruz kalan on binlerce Kikuyu, çareyi komşu ülke Uganda’ya ya da kiliselere sığınmakta buluyor. Maddi durumu iyi olanlar ise havayolu ile Tanzanya’ya kaçıyor. Fakat Kenya’dan gelen haberler Kikuyuların kiliselere sığınarak da kurtulamadığını gösteriyor. Ülkenin Eldoret kentinde 2.000 kişinin sığındığı bir kilisenin yakılması sonucunda 25’i çocuk olmak üzere en az 50 kişinin yaşamını yitirdiği bildiriliyor. Kiliseye saldıranların, kiliseyi ateşe vermeden önce içerdekileri dövdükleri de gelen bilgiler arasında.

Etnik çatışmanın şiddetlenmesinin ardından açıklama yapan Kenya Hükümet Sözcüsü Alfred Mutua, muhalefet lideri Odinga ve yandaşlarını, sistematik bir etnik temizlik kampanyası yürütmekle suçluyor. Seçimi kazanan Kibaki’nin şiddet olaylarının sona erdirilmesi için muhalefet partisi liderleriyle bir araya geldiği toplantıya Odinga’nın partisinden kimsenin katılmaması ve Odinga’nın, Kibaki Kenya’nın meşru başkanı olmadığını açıklayana kadar kendisiyle görüşmeyeceğini söylemesi şiddet olaylarının daha süreceğini gösteriyor.

Kenya’daki etnik terörün arkasındaki temel neden ise parlamenter sistem ve kapitalizm. Birçok kabileden oluşan ülkede hamilik sisteminin ve yolsuzluğun son derece yaygın olması çatışmaların şiddetlenmesine yol açıyor. Bütün kabileler iktidara kendilerinden birinin gelmesi durumunda bunun kendileri için son derece yararlı olacağını düşündüğünden, başka kabileden birinin iktidarı ele geçirmesine son olaylarda da görüleceği üzere hiç de iyi bakmıyorlar.


Saddam Hüseyin mezarında anıldı

Saddam Hüseyin katledilişinin 1. yıldönümünde mezarı başında anıldı İşbirlikçi Irak hükümeti ve onun mahkemeleri tarafından idam edilen Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin, idam edilmesinin birinci yıldönümünde binlerce kişinin katılımı ile mezarı başında anıldı. Aralarında çocukların da olduğu binlerce kişi, Saddam Hüseyin’in doğum yeri olan Tikrit’in Avca köyündeki mezarını ziyaret eti. “Canımız Kanımız sana feda olsun” sloganları atan çocuklar, bıraktıtları çiçeklerle Saddam Hüseyin’in mezarını çiçek bahçesine çevirdiler.

1982 yılında Duceyl’de 148 Şii’nin öldürülmesinden sorumlu tutulan Saddam Hüseyin insanlığa karşı suç işlemesinden dolayı sorumlu tutularak idama mahkum edilmiş, 30 Aralık 2006 tarihinde ceza infaz edilmişti. Saddam Hüseyin, mahkemenin başlangıcından beri kendisi hakkında verilecek kararın ne olduğunu biliyordu. Çünkü kendisini yargılayan mahkemenin Irak halkını değil, işgal kuvvetlerini temsil ettiğini biliyordu. O yüzden mahkeme salonundan yayınlanan görüntülerde kimin kimi yargıladığı bir türlü belli olmuyordu.

Saddam’ın ardından bölünen Irak ise bir türlü huzura kavuşamadığı gibi, daha önce Saddam Hüseyin aleyhinde konuşanlar bile onun dönemini mumla aradıklarını itiraf etmek zorunda kalıyor. Anma törenine katılan bir Iraklı, Saddam’ın mezarı başında geçmişteki hatasından dolayı adeta günah çıkartıyor: “Saddam’ın ölümünün çözümün bir parçası olmasını dilemiştik ama sorunun bir parçası oldu.” Başka bir Iraklı ise Saddam Hüseyin’in ardından bugün ülkede yaşananları herkese ders olması gerektiği şekilde anlatıyor: “Ben ve her Iraklı kadın, bu büyük liderin koruması altında bu ülkede 35 sene yaşadık. Onun kucağında büyüdük. Onun okulundan çok şeyler öğrendik. Başımızı dik tutup ben Iraklıyım diyebiliyorduk. Her ülke Iraklı kadının kim olduğunu biliyordu. Şimdi ise Irak kadını sınırlarda pazara çıkarılmış, satılıyor.”

Söylenen sözler bugün Irak’ta yaşananları herhalde yeterince açıklıyor. Açlık ve ölümün kol gezdiği Irak’ta günümüzde artık her gün 148 kişi yaşamını yitiriyor. 148 kişinin ölümünden dolayı sorumlu tutulan Saddam Hüseyin insanlık suçu işlediği gerekçesiyle idam edilirken, binlerce sivilin işgal güçleri tarafından katledilmesinin yolunu açanlar utanmaz bir biçimde koltuklarında keyif çatmayı sürdürüyor.


Yunanistan tahrik ediyor

Kardak Kayalıkları çevresinde çipura avlamaya çalışan Yunan balıkçılar yüzünden bölgedeki tansiyon şu sıralarda bir hayli yüksek. 1996 yılının Ocak ayında Türkiye ile Yunanistan arasında bir savaşın çıkmasına neden olacak Kardak Kayalıkları, Yunanistan’ın yeni tahrikleri ile bir kez daha gündeme geldi. AKP döneminde dış politikada başlayan zafiyetin sonucu olarak Yunanlılar bir kez daha Türk tarafının sabrını zorluyor.

Kardak Kayalıkları çevresinde çipura avlamaya çalışan Yunan balıkçılar yüzünden bölgedeki tansiyon şu sıralarda bir hayli yüksek. Yunan balıkçı teknelerinin ve sahil güvenlik gemilerinin Türk karasularını ihlal etmesi ile başlayan kapışma da artık tehlikeli gelişmeler yaşanıyor. Yunanistan adalarından gelen balıkçı teknelerinin çipura mevsimi olması nedeniyle Türk karasularını ihlal ederek Turgutreis ve Gümüşlük önünde avlanmaya başlamaları iki ülkenin sahil güvenlik kuvvetlerini karşı karşıya getirdi. Yunan botlarının Türk karasularını iyice geçip Çavuş Adası sınırlarına kadar girmesi de gerginliği iyice tırmandırdı. Türk sahil güvenlik botlarının uyarılarına aldırmayan Yunan botları, 25 dakika kadar Türk sahillerine yarım mil açıkta seyrettikten sonra geri döndü.

Yunan botlarını daha önce hiç bu kadar yakında görmediklerini söyleyen Türk balıkçılar, Yunanlıların bu girişimini çılgınlık olarak değerlendiriyor. Yunanlı balıkçılar ise yaşanan tüm gerginliğe karşın Yunan sahil güvenliğinin koruması altında umursamaz bir tavır içinde balık avlamayı sürdürdü. Sahil Güvenlik Komutanlığı konu ile ilgili olarak Türk sahil güvenlik botlarının Yunan balıkçıları Türk toprağı olan Kardak Adaları’nın karasularından çıkarmak için gereken önlemleri aldığını, Türk Sahil Güvenlik Komutanlığının gerginliğe yol açacak olaylara karşı sağduyulu tutumunu sürdürdüğünü açıkladı.

Anlaşılan Yunanistan 1996 yılında yaşadığı hezimetin acısını hazır AKP iktidarını da bulmuşken çıkarmak istiyor. 1996 yılında Türk savaş gemilerinin elektronik harp yöntemlerini kullanması sonucunda Yunan ordusu Türk SAT komandolarının Kardak Kayalıkları’na çıktığını ancak 4 saat sonra fark edebilmişti. Elektronik savaş ile tüm sistemleri felç edilen Yunan Deniz Kuvvetleri’nin 4 saat boyunca korunmasız kaldığının fark edilmesi ile Yunan ordusu büyük bir prestij kaybetmiş ve Yunanistan Genelkurmay Başkanı Hristos Limberis görevinden alınmıştı.


Pakistan seçimleri 18 Şubat’ta

Buttonun ölümünden sonra ülke savaş alanına döndü
Buttonun ölümünden sonra ülke savaş alanına döndü
Benazir Butto’nun yerine ise oğlu ve kocası getirildi
Buttonun ölümünden sonra ülke savaş alanına döndü (üstte). Benazir Butto’nun yerine ise oğlu ve kocası getirildi (altta).

Pakistan muhalefet lideri Benazir Butto’nun uğradığı suikast sonucu yaşamının yitirmesinden ardından Pakistan’da seçimlerin yapılıp yapılmayacağı konusu belli oldu. Seçimlerin geleceğini belirlemek için toplanan Pakistan Seçim Kurulu daha önce 8 Ocak tarihinde yapılacak seçimlerin 18 Şubat’a ertelendiğini duyurdu.

Komisyon Başkanı Gazi Muhammed Faruk suikastın ardından yaşanan şiddet olaylarının 8 Ocak’ta seçim yapılmasını olanaksız duruma getirdiğini belirterek, yerel yöneticilerle yapılan görüşmelerin ardından 18 Şubat’ı yeni seçim tarihi olarak belirlediklerini açıkladı. Ülkenin en güçlü iki muhalefet partisi olan Benazir Butto’nun Pakistan Halk Partisi’yle eski başbakanlardan Navaz Şerif’in partisi Müslüman Birliği, bunun ülkedeki şiddeti durdurmayacağına inansalar da, 18 Şubat’ta düzenleneceği açıklanan seçimlere katılacaklarını açıkladılar.

Suikast sonucu yaşamını yitiren Benazir Butto’nun naşı ise Karaçi yakınlarındaki Larkana kasabasında kılınan cenaze namazının ardından 1979’da idam edilen babası Zülfikar Ali Butto’nun mezarının yanına defnedildi. Butto’nun lideri olduğu Pakistan Halk Partisi’nin başkanlığına Butto’nun oğlu Bilaval Zerdari’nin geçirildiği açıklanırken, Butto’nun kocası Asıf Ali Zerdari de partinin eşbaşkanlığına getirildi. Siyasi gözlemcilere göre, henüz 19 yaşında olan ve eğitimini İngiltere’de sürdüren Bilaval’ın siyasi deneyimi olmamasından dolayı, Benazir Butto’nun iktidarı döneminde aldığı komisyonlardan dolayı adı “Bay Yüzde 10”a çıkan Asıf Ali Zerdari perde arkasındaki gerçek güç olacak.

Butto’nun öldürülmesi ülkedeki şiddet olaylarının bir kez daha tırmanmasına da neden oldu. Karaçi ve birçok büyük kentte gerçekleşen şiddet olayları sonucunda onlarca kişinin öldüğü, çok sayıda kişinin yaralandığı bildirildi. Pakistan’ın Peşaver kentinde binlerce kişinin katıldığı protesto gösterisinde Pervez Müşerref aleyhine sloganlar atıldı ve Müşerref yanlısı bir partinin bürosu yağmalandı. Multan kentinde ise güvenlik kuvvetleriyle göstericiler arasında çatışma çıktığı ve göstericilerin kentteki yedi bankayı yağmaladığı bildirildi. Ülke genelindeki şiddet olaylarında ölenlerin sayısının 50’yi aştığı ve zararın on milyonlarca dolar ile ifade edildiği bildiriliyor.

Butto’nun öldürülmesinin ardından ülkede üç günlük yas ilan eden Devlet Başkanı Pervez Müşerref ülkede yaygınlaşan şiddet olaylarının sorumlularının bulunması için bir komisyon oluşturduğunu ve ülke sokaklarında huzursuzluğa yol açan silahlı gruplara hoşgörü göstermeyeceğini açıkladı.

Suikastın ardından gözlerin, suikastı kimlerin düzenlediğine çevrildiğini söylemiştik. Pakistan İçişleri Bakanlığı’na göre Butto’ya düzenlenen suikastın arkasında El Kaide liderlerinden Beytullah Mahsud bulunuyor. Televizyon aracılığı ile ulusa seslenen Pervez Müşerref de suikastta El Kaide’nin parmağı olduğundan kuşkusu olmadığını ve tüm Pakistan halkı gibi kendisinin de üzüntü duyduğunu açıklamıştı. Pakistan yönetimi, suikastın arkasında El Kaide liderlerinden Beytullah Mahsud’un olduğunu kanıtlayacak istihbarat mesajları olduğunu söylüyor ama sunduğu kanıtlar yeterli değil.

Batılı ülkeler de Müşerref ile her nedense aynı fikri paylaşıyorlar. Butto’nun öldürülmesinin ardından Pakistan’ı ziyaret eden ilk Batılı lider olan Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, “Butto, Fransa ve AB’nin mücadele etmekte kararlı olduğu aşırılık yanlıları tarafından öldürüldü” açıklamasını yaparak Müşerref’in bir an da olsa soluk almasını sağlamış oldu.

Fakat Müşerref yönetiminin suikastı El Kaide’ye yıkmaya çalışması Batılılar dışında kimseyi ikna etmiş(!) durumda değil. Suçlamaların yöneldiği Beytullah Mahsud adına açıklama yapan Sözcü Malvi Ömer bu iddiaları kesin bir dille reddediyor: “Bunu şiddette reddediyorum. Aşiretimizin kendi gelenekleri vardır. Biz kadınları vurmayız. Biz sadece Amerika’ya karşıyız. Pakistan’ın siyasi liderlerini düşman olarak görmüyoruz.”

Butto’nun Halk Partisi yöneticileri de Pakistan yönetiminin açıklamalarına kuşkuyla yaklaşıyor. Suçun El Kaide’ye yıkılıp dikkatlerin başka yöne çekilmeye çalışıldığını söyleyen Ferhatullah Babar gerçek suçluların gizlenmeye çalışıldığı görüşünde.

Pakistan yönetimin daha önce Butto’nun patlama sırasında başını üzerinde bulunduğu araca çarptığı için öldüğünü açıklaması da bu kuşkuları derinleştiriyor. Çünkü ortaya çıkan son görüntülerde Butto’nun tabanca ile vurulduğu görülüyor. Son görüntülerde beyaz renk bir gömlek ve koyu renk ceket giyen bir kişi ve onun arkasında başında beyaz şal bulunan bir adam dikkat çekiyor. Daha sonraki görüntülerde koyu renk ceket giyen kişinin Butto’nun üç metre kadar yakınına sokulup sağ elinde tutuğu silahı Butto’ya doğrulttuğu görülüyor. Uzmanlara göre suikastta kullanılan tabanca, eylemi dinci teröristlerin yapmış olma olasılığını azaltan bir etken. Pakistan İçişleri Bakanlığı da zaten son görüntülerin ardından geri adım atarak, kesin ölüm nedeninin adli tıbbın vereceği rapordan sonra açıklanacağını bildirdi.

Artık tüm gözler Pervez Müşerref’e çevrilmiş durumda. Benazir Butto Pakistan’a dönmeden önce danışmanları aracılığıyla ABD Dışişleri’nin kapısının aşındırarak kendisinin çok iyi bir biçimde korunması gerektiğini bildirmişti. Butto ile Müşerref arasında iktidarın paylaştırılması gerektiğini söyleyen ABD ise nedense bu konuda oldukça vurdumduymaz davrandı. İşin içinde ABD tarafından yapılan bir tercih söz konusu olabilir. Eninde sonunda Müşerref, ABD’nin El Kaide gibi örgütlere karşı savaşında bölgedeki en büyük destekçisi. Sırf bu amaçla ABD yönetimimin Müşerref’e milyarlarca dolar para aktardığı biliniyor. Afganistan’dan kovulmaya çalışılan Taliban’ın en rahat yerleşebildiği ikinci bölgenin Pakistan’ın Veziristan eyaleti olması, Pakistan’ı ABD açısından son derece önemli bir noktaya taşıyor. Üstelik geliştirilmesine bizzat destek verdiği Pakistan’ın nükleer silahlarının dinci örgütlerin eline geçmesi riski de her zaman var. Benazir Butto her ne kadar Amerikancı olsa bile, El Kaide ve Taliban gibi aşırı dinci örgütler ile savaşta çok daha başarılı olacak olan Müşerref ABD’nin bölgedeki kupa ası konumunda.

Suikastın ardından CIA ve MI6 gibi istihbarat örgütleri de kendi işlerine yarayacak bir El Kaide bağlantısını hâlâ bulabilmiş değiller. Pakistan İstihbarat Örgütü’nün (ISI) Butto’yu öldürmemiş olabileceği ama suikast planları konusunda habersiz olmasının olanaksız olduğu da konunun uzmanları tarafından dile getiriliyor. Şüpheleri üzerinden uzaklaştırmak isteyen Pervez Müşerref’de suikastın aydınlatılması için İngiliz polisinden yardım istediklerini ve İngiltere Başbakanı Gordon Brown’un bu talebe olumlu yanıt verdiğini geçtiğimiz günlerde açıkladı. Butto’nun eşi Asıf Ali Zerdari ise, BM’nin suikastı soruşturmak için komisyon kurması isteğini yineliyor. BM ise İngiliz polis teşkilatı Scotland Yard’ın Müşerref’in isteğiyle devreye girmesinden dolayı kendilerinin bir komisyon kurmasına gerek olmadığını söyleyerek bu talebi reddetmiş durumda.

Şu an için Benazir Butto’yu kimin öldürdüğü kesinlik kazanmış değil ama bu suikastın arkasında kimlerin olabileceği konusunda herkesin ortak bir düşüncesi var. Kim bilir, belki de 50 yıl sonra istihbarat bilgileri üzerindeki gizlilik perdesi kaldırıldığı zaman Butto suikastının arkasında da ABD’nin parmağını göreceğiz!


Chavez ders vermeye devam diyor

Chavez ders vermeye devam diyor2002 yılında ABD’nin desteğiyle kendisine karşı yapılan bir darbenin sonucunda kısa bir süre için de olsa iktidardan uzaklaştırılan Chavez kendisine darbe yapanları affettiğini açıkladı. Yılbaşında devlet televizyonuna telefonla açıklama yapan Hugo Chavez darbeye katılmakla suçlanan kişileri affeden yasayı imzaladığını açıkladı.

Bazılarının diktatörlükle(!) suçladığı Chavez, Venezüella’da hiç kimsenin siyasi fikirlerinden dolayı hapiste yatmadığını söyleyerek af yasasının kendisine suikast düzenlemeye çalışan kişileri ve hükümeti devirmeye çalışan kişileri de kapsadığını da belirtti.

Yeni yılla birlikte Venezüella’da hazırlıkları uzun süredir sürdürülen yeni para birimine de geçildi. Parasından üç sıfır atarak güçlü Bolivar’a geçen Venezüella da bu değişim yaklaşık altı ay boyunca sürecek. Bu süre gerekli görüldüğü takdirde ise uzatılacak. Maliye Bakanı Rodrigo Cabezas tüm lojistik ve teknolojik hareketlerin de yeni para birimine göre düzenlendiğini bildirdi.

Bu arada Küba ekonomisinin 2007 yılında yüzde 7,5 oranında büyüdüğü okuyucularımıza duyuralım. Küba böylece 2004 yılından bu yana gayrisafi yurtiçi hasılasını yüzde 42,5 oranında arttırmış oldu. Küba bu başarıyı ambargo altında olmasına ve hiç dış destek almamasına rağmen başarıyor.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe