07.01.2008/Sayı:168
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

Gül rekora koşuyor

Abdullah Gül Köşk'e gelen bütün yasaları onayladıYeni yılla birlikte gelenektir, geçmiş yıla ait bir bilanço çıkarılır. Geçmiş yılda neler yapılıp edildiğine dair bir muhasebe yapılır. Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanlığının internet sitesinde Gül dönemi ile ilgili 4 aylık bir bilanço yayınlandı. Medyada da geniş yer bulan dönem muhasebesinin ortaya koyduğu tek bir gerçek var: Gül onaylama rekoruna koşuyor!

Cumhurbaşkanlığının internet sitesinde yer alan “Örgütsel Bilgi” bölümünde (Nasıl bir bölüm ismiyse! Burada herhalde AKP’nin Çankaya Köşk örgütünden bahsediliyor.) Gül’ün 4 aylık dönem boyunca neyi onayladığı ve onaylamadığı rakamlarla ortaya konuyor. Buna göre Gül, bu dört aylık süre içinde Cumhurbaşkanlığına gelen 39 yasadan 38’ini onaylamış. Atama işlerine ilişkin 4’ü Sezer döneminden devreden 446’sı da kendisi döneminde sunulan 450 Bakanlar Kurulu kararından 447’si onaylanmış, 3’ü hakkındaki işlem ise halen devam etmekte. Sağ olsun, atamalarla ilgili 13 Bakanlar Kurulu kararının tamamını onaylayan Gül, 108 vekalet tezkeresinin tümünü onaylayarak istikrarı bozmadı. 341 müşterek kararnamenin 311’ini onaylarken birini her nasılsa iade etmiş. Kararnamelerden ikisi geri çekilerek Gül’ün onayından kurtulurken, 27 kararname ise kendileri hakkında verilecek onayı bekliyorlar. 2’si geçmiş dönemden devreden 23 yeni atama, görevden alma ve seçim işlemlerinden 18’ini onaylayan Gül, 1 tanesini, millet vaziyeti çakmasın diye olacak, geri göndermiş. 6’sına ilişkin işlemler de sürmekteymiş. Hükümetin kuruluşu ve bakan değişikliği gibi iki işi de bitiren Gül, çeşitli konulardaki uyuşmazlık hali gibi 58 işlemden 48’ini tamamlamış. Cumhurbaşkanlığına sunulan iki adet af kararına ilişkin işlem ise sırasını bekliyormuş.

Tayyip’le Gül arasında yaşanan “Al Gül’üm ver Gül’üm” oyunu 4 aylık sürede oldukça uyumlu giderken; Gül’ün onaylarıyla Türkiye, Tayyip’in tabiriyle, “Take Off” olmak için oldukça hızlı yol katediyor. Gül’cüler Sezer’i hep Çankaya Köşkü’nden dışarı çıkmamakla eleştirirlerdi. Böyle giderse Gül de kararname onaylamaktan Köşk dışına çıkmaya pek zaman bulamayacak. Bu arada Gül’ün kararname imzalamaktan yorulan kolunu güçlendirmek için özel hoca eşliğinde spora başladığı da Çankaya’dan sızan bilgiler arasında.

Son olarak Çankaya cephesinden bir seyahat haberimiz var. 8 Ocak tarihinde ABD Başkanı Bush ile görüşecek olan çiçeği burnunda Cumhurbaşkanı Gül, 7 Ocak tarihinde ABD’ye gidecek. Cumhurbaşkanı seçildikten sonra Gül’ü arayıp kutlayan ilk lider unvanını elinde bulunduran Bush, aynı görüşmede adet yerini bulsun diye “Bize de bekleriz” demiş. Sözlü daveti duyan Gül de, “En yakın zamanda seve seve” demişti. Tayyip’in 5 Kasım’da yaptığı ziyaretle uzun zamandan sonra sözde pekişmeye başlayan Türkiye-ABD ilişkilerinin, Gül’ün ziyaretiyle birlikte kopmaz bir hal alacağı da yapılan yorumlar arasında. Belki Gül ABD’ye gitmişken kendisine benzediği iddia edilen aktör George Clooney ile de görüşür. Yan yana bir poz verirlerse cümle alem bizimkinin daha yakışıklı olduğunu görür ve belki de Gül Hollywood’a da adım atar. Ama önce Hollywood’daki senaristlerle film şirketleri arasındaki anlaşmazlığı gidermesi gerekiyor. Güler yüzü, sempatik tavırları ve uzlaşmacı kişiliği ile Gül’ün bu konuda zorluk çekmeyeceğini düşünüyoruz.


Ahmet Türk’le Apo aynı dili konuşuyor

DTP: Sabrımız zorlanıyor
Öcalan: Akil adamlar komisyonu kurulmalı

Geçtiğimiz hafta bu köşede DTP’lilerin sınırötesi operasyona karşı tavır geliştirmek üzere düzenledikleri grup toplantısından bahsetmiştik. Anlaşılan henüz doğru dürüst bir karara varamamış olacaklar ki, toplantı üzerine toplantı yapmaya devam ediyorlar. Son grup toplantılarından ise karar yerine tehdit çıktı. Toplantıda, operasyonlarla birlikte DTP Genel Başkanı Nurettin Demirtaş’ın tutuklanması ve bazı DTP’li milletvekillerinin haklarındaki davalar nedeniyle dokunulmazlıklarının kaldırılması gibi talepler de gündeme geldi.

Toplantıda konuşma yapan DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, operasyonların çözüm olmadığını söyleyerek operasyonların faturasının ağır olacağını belirtti ve akil adamlar ile sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelerek barış için yol haritası çizmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’deki çatışma ortamıyla Pakistan’da son yaşanan suikast olayını benzeştiren Türk, “Siz Pakistan’ı uluslararası kesimin at oynattığı alana çevirirseniz, sonuç olarak kargaşa yaşanır. Türkiye de sorunu tartışmayıp ABD’ye havale etti. Sorunlarımızı açık bir şekilde tartışamazsak, domino oyununun parçası haline dönüşürüz” dedi. Bu sözlerdeki açık tehdit sarırım kimsenin gözünden kaçmamıştır. Ancak Ahmet Türk’e tavsiyemiz, sözlerini bir kez daha gözden geçirmesi olacak. ABD’nin Ortadoğu’daki piyonu olan PKK’nın yasal uzantısını oynayan Türk’e tek diyebileceğimiz şu: “Sen ABD’nin bu topraklardaki piyonunun piyonusun. Dolayısıyla Türkiye’yi, meseleyi uluslararası hale getirmekle itham edemezsin. Zaten sizler ABD’nin yönlendirmesi altındasınız ve PKK konusunu ABD’ye taşıyanlar da söylem olarak sizden pek farklı şeyler ortaya koymuyorlar.”

Yine aynı toplantıda söz alan DTP Genel Başkan Yardımcısı ve Mardin milletvekili Emine Ayna da tehdit dozunu artıran açıklamalar yaptı. Nurettin Demirtaş’ın tutuklanması konusuna değinen Ayna, bunun AB ilerleme raporlarına aykırı olduğu gibi komik bir tez ileri sürdü. Sanki Türkiye’de Anayasa ve kanunların yerine AB ilerleme raporlarının maddeleri geçerli. Aynı zamanda Ahmet Türk’ün yukarıda verdiğimiz eleştirisiyle de çelişerek meseleye AB’yi de karıştırmış oluyor. Operasyonlar konusunda da tehditvari açıklamalar yapan Ayna, özetle şunları söyledi: “Türkiye’de Kürt sorunu vardır ve çözümü operasyonlar değildir. Söylediklerimiz 85 yıllık resmi söylemlerin dışındadır. Bu nedenle kolay sindirilemiyor. Ama artık şu da bilinmeli ki, sürekli resmi kurumların hassasiyetini düşünerek her şeye katlanan Kürtler ve demokrasi kurumlarının sabır sınırları zorlanmaya başlıyor. Çok kültürlülük, çok dillilik ve çok mezheplilik bu toprakların gerçeğidir. Siz yok sayınca yok olmuyor. Bu yüzden, yönetim ve idari yapıları buna göre şekillenmelidir. Üniter yapı içinde Cumhuriyet’in felsefesini demokratikleştirmeli ve idare yapılanmasını demokratik, özerk bir yapıya kavuşturmalıyız.” Bu kesimde sürekli laf var ama henüz bir icraatları görülmedi. Sözde geçen hafta canlı kalkan olmaktan bahsediyorlardı ama ona dair de şimdilik bir hareketlenme olmadı.

DTP yöneticilerinin operasyon ve sözde Kürt sorununun çözümü ile ilgili ifade ettikleri görüşlerin, teröristbaşı Apo’nun başının altından çıktığı anlaşıldı. Medyada yer alan ve PKK’ya yakın Fırat Haber Ajansı kaynaklı haberlere göre, Kürt sorununun çözümü için “akil adamlar” önerisini ortaya atan Apo, “Gelip benimle de görüşecek komisyonun belirleyeceği esaslar çerçevesinde silahlar bırakılabilir” demiş. Bunun yanı sıra Kürt sorununun çözümü için “bir devlet iki demokrasi” formülünü ortaya atan Apo, “Bir devlet iki demokrasi; diğerinin merkezi İstanbul mu olur, İzmir mi olur bilmiyorum ama biri Diyarbakır merkezli iki demokrasi tek devlet” sözleriyle formüle ettiği kendi çapındaki çözüm önerisiyle özerklik taleplerini farklı şekilde dile getiriyor. Açıklamalarında DTP’nin kapatılmasına da değinen Apo, bazı kesimlerin propagandasını yaptığı gibi DTP’yi yerden yere vurmuyor. Tam tersine DTP’ye sahip çıkıyor. “Kürtlerin siyaset yapmasının önü kapatılırsa siyasetin merkezi dağ olur. Diyarbakır’da Demokratik Toplum Kongresi çalışamazsa Kürtlerin inisiyatifi PKK’ya geçecektir. PKK inisiyatif kullanır” diyen Apo, DTP’yi kapatırsanız dağa çıkarız tehdidinde bulunuyor ve ya DTP ya PKK seçeneklerini önümüze koyuyor. Türk Milleti kendisine oynanmaya çalışılan oyuna karşı uyanık olmalı ve her iki seçeneği de bertaraf etmelidir.

Not: Geçtiğimiz günlerde Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde narkotik polisinin düzenlediği operasyon uyuşturucu-DTP-PKK arasındaki bağlantıyı ortaya çıkarttı. DTP Iğdır milletvekili Pervin Buldan’ın kayınbiraderi olan Nihat Buldan, düzenlenen operasyonda 90 kg. eroinle yakalandı. Polis takibi esnasında şebekenin kullandığı otomobilin TBMM kartı olduğu tespit edildi. Pervin Buldan’a ait olduğu belirlenen araçla ilgili medyada yer alan haberler, İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından da doğrulandı.


Tayyip’e yayın durdurma yetkisi veriliyor

Başbakan'a yayın durdurma hakkıKürt-İslam faşizminin baş imamı Tayyip, hayalindeki rejimi gerçekleştirmek için bir adım daha atmaya hazırlanıyor. Aylardır gündemi meşgul eden ve tartışmalara neden olan Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Kanunu’nda yapılması planlanan değişiklik için hükümet düğmeye bastı.

Yabancı sermayenin katılımını engellediği gerekçesiyle belli kesimlerin eleştiri oklarına hedef olan RTÜK Yasası’nın değiştirilmesi için çalışmalarına başlayan AKP iktidarı, hazırlattığı kanun tasarısıyla özel radyo ve televizyonlarda yabancı sermaye payını artırırken Tayyip’e de yayınların denetlenmesi ve durdurulması hususunda geniş yetkiler tanıyor. Bakanlar Kurulu’nun yeni yıl programında öncelikli olarak görüşeceği tasarıların başında gelen RTÜK yasa taslağında öngörülen hükümlerden bazıları şöyle:

Özel radyo ve televizyonlardaki yabancı sermaye payı %25’ten %50’ye çıkarılıyor. Bir yabancı sermaye girişimi en fazla iki radyo ve televizyona ortak olabilir. İkinci ortaklığının oranı ise %25 olarak belirlenmiş. Buna karşılık özel radyo ve televizyonların hisselerinin en fazla % 49’u halka açılabilecek. Taslakta, şu anda yürürlükte bulunan “özel radyo ve televizyon kuruluşlarının yıllık brüt reklam gelirlerinden yüzde 5 oranında pay alınması” hükmü yer almıyor. Özel TV kanallarının karşı çıktığı bu madde ile ilgili olarak son kararı Tayyip verecek. Bunun yanı sıra üst kurul, radyo ve televizyonların reklam gelirlerinin aracı kurumların hesaplarıyla birlikte denetlenmesini Maliye Bakanlığı’ndan talep edebilecek. Seçim dönemlerinde siyasi partilerin yayınlarının düzenlenmesi yetkisi Yüksek Seçim Kurulu’ndan (YSK) alınacak. Bu dönemde yayın düzenini üst kurul kararlaştıracak. Yükümlülüklerini yerine getirmeyen radyo ve TV’lere cezalar kademelendiriliyor. Uyarılan kurum, uyarı metnini yayımlamaması halinde 1 ile 3 gün arasında gelir getirici yayın yapmama cezasına çarptırılacak. Aykırılığın 3 kez tekrarında 9 ile 15 gün arasında getir getirici yayın cezası, 4. tekrarda da 15 günden 90 güne kadar geçici yayın durdurma cezası verilecek. 5. kez tekrarında lisans iptal edilecek.

Yürürlükteki yasanın “yayınların men edilmesi” başlıklı 25. maddesinde yer alan “yargı kararları saklı kalmak kaydıyla yayınlar önceden denetlenemez ve durdurulamaz” ifadesi yeni hazırlanan kanunda yer almıyor. Yani tersten ifade edecek olursak yayınlar önceden denetlenebilir ve durdurulabilir. Bununla birlikte aynı maddede yer alan “milli güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hallerde ya da kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması kuvvetle ihtimal dahilinde ise Başbakan veya görevlendireceği bakan yayını durdurabilir” ifadesi yerini koruyor. Yani Tayyip veya görevlendireceği bir bakan, gerekli gördüğü anda yukarıdaki ifadelere uygun bir kılıf uydurarak istediği yayını istediği an durdurabilecek. Mesela Tayyip ve avanesinin provokasyon olarak nitelediği milli hassasiyetlerin dile getirildiği bir eylem veya basın açıklaması haberi ya da yine aynı çevrenin provokasyon dediği hükümetin protesto edildiği şehit cenazeleriyle ilgili haberler, haber programlarında ya hiç yayınlanmayacak ya da yayınlandığı esnada Tayyip’in veya görevlendirdiği bir bakanının emriyle yayın sansürlenecektir. Böylelikle programlarda nelerin yayınlanıp nelerin yayınlanmayacağına yavaş yavaş Tayyip’in karar vereceği günlere doğru bir adım daha atılmış oldu.


İsviçre Perinçek’in cezasını kesti

Perinçek İsviçre'yi AİHM'de dava edecekSözde Ermeni soykırımı konusunda AKP ile Perinçek’in Lozan’da başlattıkları “Türkiye’yi sanık sandalyesine oturtma” operasyonunda bir aşama tamamlandı. İsviçre Federal Mahkemesi, sözde soykırımı inkâr edip ırkçılık yaptığı için Perinçek hakkında verilen 9 bin Frank tutarındaki paraya çevrilmiş 90 günlük hapis cezası ve 3 bin Frank da para cezası onaylanmış oldu.

Hatırlanacağı gibi Talat Paşa Komitesi adında fason bir platform kurarak Lozan’lara kadar giden Perinçek, çok vatansever bir hareketmiş gibi gösterip sözde soykırımı inkâr ederek İsviçre yasaları gereğince hakkında dava açtırmış ve kendisini mahkum ettirmişti. Açılan dava sonucu 90 gün hapis cezası karşılığında her günü 100 İsviçre Frangı (yaklaşık 115 YTL) olmak üzere 9 bin İsviçre Frangı para cezasına çarptırılmış ve bu ceza iki yıl tecil edilmişti. Mahkeme, bunun dışında 3 bin İsviçre Frangı para cezasına çarptırdığı Perinçek’in, bu parayı hemen ödemediği takdirde 30 gün hapis yatmasına hükmetmiş ve 5 günlük süre tanımıştı. Perinçek’in ayrıca 1000 İsviçre Frangı’nı sembolik olarak bu ülkedeki Ermeni cemaatine ve 10 bin İsviçre Frangı’nı dava açan Sarkis Şahinyan’a ödemesi istenmişti. Mahkeme masrafı olarak da Perinçek’in 5873,55 İsviçre Frangı ödemesine karar verilmişti. Bir üst mahkemeye Perinçek tarafından yapılan başvurunun ardından, İsviçre’nin en üst mahkemesi olan Federal Mahkeme Perinçek hakkında yukarıda bahsettiğimiz cezayı kesti. Sözde “Lozan Fatihi” böylelikle Ermeni soykırımının olmadığını iddia etmenin suç sayılması kararını verdirtmiş oldu. Böylelikle AKP’nin sorunu uluslararası mahkemelere taşıma stratejisinin piyonu olan Perinçek, tam da istenilen kararın alınmasını sağlayarak AKP’nin yüzünü kara çıkartmadı. Bunun en vahim sonucu ise artık bu kararın Türkiye hakkında açılabilecek diğer davalara da emsal teşkil edilebileceği oldu. Mahkumiyet kararının onaylanmasından sonra artık sözde soykırımı kabul eden pek çok ülkede bunu kabul etmemek suç sayılacak.

Perinçek’in ceza almak için sarfettiği provokatif çabalar göz önüne alındığında kendisine verilen rolün hakkından geldiği söylenebilir. Sözde soykırımla ilgili ilk cezayı alan Perinçek, Türkiye’nin para ve toprak olarak tazminat ödeyeceği bir sürecin önünü açmış oldu.

Bunun gerçekleşmesi için ise sadece bir adım kaldı. O da davayı Lahey Adalet Divanı’na ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürmek.

Perinçek’in bu mahkemelerin birinden ceza alması, Türkiye için bahsettiğimiz sürecin başlangıcı olacak ve önce Ermeniler, ardından da Rumlar para ve toprak talepleriyle Türkiye’yi dava yağmuruna tutacaklar.


Danıştay’dan Alemdaroğlu’nu yargılama kararı

Danıştay’dan Alemdaroğlu’nu yargılama kararıDanıştay 1. Dairesi, İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun üniversiteyi zarara uğrattığı için yargılanmasına karar verdi. Üniversiteye ait Antalya Konyaaltı’nda bulunan taşınmazla ilgili ihalede Alemdaroğlu, ihalenin ardından yükleniciye ilave hak ve menfaat sağlamak, ihtilaflı ek sözleşme imzalamak, bundan dolayı 14 ayda bitirilmesi gereken işi geciktirmek ve bu süre içerisinde üniversitenin zarara uğramasına neden olmakla suçlandı.

Daha önce YÖK tarafından oluşturulan kurulun Alemdaroğlu ile ilgili olarak 13 Nisan 2007’de verdiği men-i muhakeme (yargılanamama) kararını yasa gereği inceleyen Danıştay 1. Dairesi, Alemdaroğlu hakkında kamu davası açılmasını gerektirecek yeterli kanıt bulunduğuna karar vererek, YÖK’ün aldığı men-i muhakeme kararını oy çokluğu ile bozdu.

Bazı kesimler tarafından Atatürkçü rektör olarak parlatılmaya çalışılan Alemdaroğlu, tartışmalı rektörlük döneminin ardından Cumhurbaşkanı Sezer tarafından görevinden alınmış, rektörlüğünün düşmesinden sonra hakkında birbiri ardına açılan davalardan teker teker mahkum olmaya başlamıştı. Üniversiteyi babasının çiftliği gibi yöneten Alemdaroğlu, üniversite bünyesindeki Atatürkçü Düşünce Kulüpleri’ni kapatıp, bu kulüplere üye öğrencileri okuldan attırarak tarihe geçmişti. 10 Kasım 2003 tarihinde üniversitedeki törenler esnasında Atatürkçü Düşünce Kulübü standına bizzat saldıran Alemdaroğlu, standı dağıtmış, kulübün yöneticisi 8 öğrenciyi de okuldan uzaklaştırmıştı. Mahkemeden okula dönme kararı çıkartan Atatürkçü öğrencileri mahkeme kararına rağmen okula almamakta diretmişti. Şimdi de okulu kendi kafasına göre yönetmenin cezasını çekiyor. Bir dönem Perinçek’in kuyruğuna takılmış ve hızını alamayarak Yunanistan’ı fethetmekten falan söz etmeye başlamıştı. Daha sonra hakkında çıkan yolsuzluk ve intihal iddiaları ayyuka varınca Sezer tarafından görevden alınmıştı. En son olarak Karaköy Rotary Kulübü Başkanlığı’nı önceki başkan ve aynı zamanda AKP’nin kurucularından olan Fatih R. Saracoğlu’ndan alarak gündeme gelmişti. Hakkında açılan davalar sonucu meslekten men cezası alan Alemdaroğlu, son Danıştay kararından sonra da epey zor günler geçireceğe benziyor.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe