| Celal İmren |
Kalmak yeterli mi? “Gitmek mi zor, kalmak mı zor Söz yazarını da, bestecisini de bilmiyorum ama bu bir şarkı. Gitmekle kalmak ikilemini yaşayan genç bir sevgilinin söyleyebileceği sözler müzikleştirilmiş. Genç, giderse, sevdiğinden uzaklaşacak ve belki bir daha görüşemeyecekler! Kalırsa, (ben şöyle anlıyorum) sevdiğinin “sevemediği” yanlarıyla uzlaşmak zorunda hissedecek kendini. Böylesi bir zorunlulukla yaşayacak olması zor geliyor ona. Ne zaman önce gitmeyi düşündüğünü sonra da kalacağını söyleyen Fazıl Say ile ilgili bir yazı, haber okusam ya da dinlesem bu şarkıyı anımsıyorum. İlk çağrışım şu oluyor: “Gitmek mi zor, kalmak mı zor?” Gitmek… Eylem olarak çok kolay… Hazırlarsınız valizinizi Şükrü Aykutlu’nun geçen sayımızda yazdığı gibi Orhan Pamuk’un yaptığını yapar, milyon dolarlara doğru yol alırsınız… Taner Akçam gibi Ermeni enstitülerine koşar Türk düşmanı, Türklük düşmanı fikirler üretirsiniz. Vahdettin gibi ihanet belgenizi boynunuza asar, bir gemiden el sallarsınız aziz İstanbul’a… Vatan hasreti diye bir kavram gülünçtür artık sizin için… Yurdunuzun çınar ağaçları da bir anlam ifade etmez… Nazım gibi olamazsınız örneğin. Nazım gibi yanamazsınız vatan hasretiyle… Çünkü Vatan’ın da sizin sözlüğünüzde kelime olarak anlamı yoktur! Kalmak… Hem kolaydır, hem zor… Kolaydır; kalmışsınızdır ama siz, o eski siz değilsinizdir! Bir travestiden daha beter dönmesinizdir! Uzvunuz değiştirilmiş şeklini almıştır! Uğruna mücadele ettiğiniz ideallerinizin yerine belgelenmiş ihanetlerinizin haince teorileri yerleşmiştir! Avrupalı’dan çok Avrupacı, ABD’liden çok ABD’ci oluvermişsinizdir! Cumhuriyete numara koymuş 2. Cumhuriyetçi ama 1. sınıf hain olmuşsunuzdur! Türk olmayı kibirinize yedirememiş, Ermeni olabilmeyi kabullenmiş “Hepimiz Hrantız, hepimiz Ermeniyiz” diyerek salına salına yürümüşsünüzdür! PKK’lı caniler 35 bin kişiyi, 6 bin Türk askerini katlederken… Siz, arkadaşlarınızın da infaz emrini veren canibaşına gül takdim etmişsinizdir! “Cehennemde bir Kürt kalsa, Türk’ün cennete girmeye hakkı yoktur” diye fetva(!) vermişsinizdir! Kürtlerin oylarıyla meclise girmiş ve artık ödlekler ve dönekler partisine dönüşen tekkenizin başında Türk-Kürt kardeşliği masalını büyükler için okumaya başlamışsınızdır… Gözü dönmüş kundakçılar asker, polis, sivil Türklerin otomobillerini yakmayı bir “mücadele” biçimine dönüştürürken, siz Molotof kokteyli tutan, atan elleri, kardeşlerinizin elleri kabul etmiş ve kırılası ellerinizi uzatmışsınızdır… Türk’e ve Türklüğe yönelen saldırılara direnen yurtseverleri “ırkçı” milliyetçi kışkırtmalar peşinde olmakla suçlarken, 2008’i Türk’e ve Türklüğe karşı direnç yılı ilan etmişsinizdir… “Türkiye Sevdalısı” ayaklarına yatmış ama Türkiye ve Türk düşmanı PKK’lı vekillerle üstelik Atatürk’ün kurduğu mecliste öpüşüp koklaşmışsınızdır… Bir yanınız Sivas katliamının işbirlikçisi iken, Ermeni Hrant kardeşinizin ardından utanmazca ağıtlar yakmış, salya-sümük ağlamışsınızdır… Kalmak… “İki arada, bir derede olmak” gibi kalmak. Kötülerin iyisi olarak kaldığın yerde yaşamak. “Yoruldum” demiş, kendine bir de sıfat bulmuşsundur; yorgun demokrat. Yorgunluğun aslında kaldığın yerden ileriye gitme cesaretini gösteremeyişinden kaynaklanır. Ama yine de “iyi” bir bahane! “Yoruldum. Benden bu kadar!” Hep yaptıkları gibi, yayıncılık, gazetecilik, bilgisayarcılık oynarsın. İyi bir “eş”, sevecen bir “baba” olmuşsundur. Çocukların aç-açık değildir; dershaneler arasında mekik dokurlar, hayata bir yarış atı gibi hazırlanırlar… Vatan, Türklük kavramları yoktur. Bazıları gibi, “Ben Türkiye halkına hayatımın 10 yılını zekat olarak verdim” der, avunursun… Kalmak… Gitmeyi aklının ucundan bile geçirmediğin için bulunduğun yerde, zoru seçmişsindir. “Durmak yok! Artık mücadele zamanıdır” demiş ve safını belirlemişsindir. Kürt-İslam faşizminin önünde Türk barikatı… Kürt istilasına karşı direnen Türk… Cumhuriyet yıkıcılarına karşı “Uyanık ve kararlı Cumhuriyet muhafızı…” Vatan satıcılarına karşı mücadeleci vatansever… “Türk olmak suçunu” bile bile işleyen Atatürk milliyetçisi… Dolarları elinin tersiyle iten ve milyonlarca dargelirli gibi yurttaşlar gibi yaşayan halkçı… Özelleştirmelere, yağmaya, talana, vurguna dur demek için var olan devletçi… Yoluna, Atatürk’ün bıraktığı yerden devam eden devrimci… Tarikatçıların, şeyhlerin, şıhların, din tüccarlarının karşısında laik… Tepeden-tırnağa bir Atatürkçüsündür. Yorgunluğu gidermenin tek yolunun mücadeleden geçtiği bilinciyle yaşarsın… Senin oğlun da, kızın da mücadelede birer sıra neferidir… Söz konusu vatan olunca gerisi teferruattır senin için… Ve her şeyini, geleceğini bir cümleyle özetlemişsindir: “YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM!”
|