| Özgür Erdem |
Bugün sınır ötesini savunan Şeriatçılar
PKK’nın canlı kalkanı: Şeriatçı basın 2007’nin Mayıs-Haziran aylarını bir hatırlayalım. Bu iki ayda 6’sı subay toplam 35 şehit vermiştik. Ve Türk Milleti PKK terörünün sona erdirilmesi için ne gerekiyorsa yapılması gerektiğini düşünüyordu. Org. Büyükanıt sürekli Kuzey Irak’a bir operasyon düzenlenmesi gerektiğini vurguluyordu. Ve siyasi iradenin gerekli kararları vermediğini söyleyerek yakınıyordu. Sınır ötesi harekât Türkiye’nin önünde bir zorunluluk olarak duruyor. Ve sınır ötesine karşı en büyük direniş Şeriatçı basından geliyor. Adeta bir canlı kalkan gibi Türk Ordusu’nun önünde duruyorlar. İki temel tezleri var: Birincisi, ABD’nin böyle bir operasyonu istemediği ve Türkiye’nin ABD ile bir savaşa girmek zorunda kalacağı. İkincisi, böyle bir operasyonun aslında PKK’nın işine yarayacağı… Kuzey Irak Şeriatçı gazetelere göre bir bataklık. Ve PKK Türkiye’nin böyle bir operasyon düzenlemesini bizzat istiyor. Bu bataklıkta batmamız için. Zaten Tayyip Erdoğan’ın deyimiyle terörün kökü Kuzey Irak’ta değil, Türkiye’nin içinde… Peki ya şimdi? Şimdi ise Şeriatçı basına baktığınızda bambaşka bir tabloyla karşılaşırsınız. 5 ayda Türkiye nasıl çağ atladı Türk Ordusu’nun bu işi yapamayacağını savunan Şeriatçılara bir örnek verelim. Star yazarı Fatih Böhürler, Aselsan’daki üç mühendisin yüzlerce komplo teorisinin yazılmasına neden olan intiharlarını hatırlattığı yazısında, Türk Ordusu’nun milli bir yazılıma sahip olmadığını söylüyor ve şu tehlikeden bahsediyor: “Bu olaylar zinciri ister istemez gündemdeki olası Kuzey Irak harekâtının nasılını aklımıza getiriyor. Bizim çocuklar... Ellerinde demode silahlar. Hurrraaa ve Allah Allah girdiler. Ya sonra? Karşı taraf son model Amerikan silahlı. Onların elektroniği bizimkini ‘düşman’ görüyor, bizim elektronik onları ‘dost’ görüyor. Coni de tetikte. Nasıl olacak bu iş? İtminan bulmak, mutmain olmak istiyorum. Savaş ilanı bila bedel; ya faturası? Geçmişteki silah alımlarına mı, hükümet politikalarına mı, silah tüccarlarına mı, kışkırtıcılara mı, emperyalizm simsarlarına mı? Fatura kimlere kesilecek? İrsaliye hükümete yazdırılmaya çalışılıyor. Ama ödeme fatura ile yapılacak. ‘Ben öderim’ diyen var mı?” İşin ilginci “Kuzey Irak ve Faturası” başlıklı bu yazı Kürtçü internet sitelerinde “Güney Kürdistan ve Faturası” başlığıyla aynen yayınlanıyor. PKK’lıların o kadar hoşuna gitmiş! Peki ya operasyondan sonra? Büyük fatura öderiz diye korkutanlardan ses yok. Tersine, operasyonun büyük başarısından bahsediliyor. Teknolojik ve elektronik başarısızlığımızdan bahseden Star ise şimdi bambaşka bir alemde. Bakın şu haber de Star’dan: “Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt’ın ‘Bizim için BBG evi gibi’ dediği PKK kampları artık Göktürk uydusuyla izlenecek. 650 km yukarıdan bir metrelik nesneleri bile takip edebilecek uydu projesi üç ay içinde sonuçlandırılacak.” Tarih bu sefer 24 Aralık. Yani beş ayda Türkiye çağ atladı. Haziran ayında son model Amerikan silahlı düşmanlarımıza karşı çaresizdik. Şimdi ise kendi uydumuzla her yaptıklarını izleyecek güce eriştik.
Hani sınır ötesi çözüm olamazdı! Şeriatçı yazarların Mayıs-Haziran aylarındaki yazılarındaki temel fikir sınır ötesi harekâtın çözüm olmayacağıydı. Hatta daha önce yapılan sınır ötesi harekâtların sonuçsuz kaldığı propagandası da sürekli yapılıyordu. Mesela Zaman gazetesi yazarı Ali Ünal’ın şu dediklerine bir bakalım: “Türkiye 1984’ten beri 24 defa Kuzey Irak’a, hem de en uygun şartlarda müdahale etti. Bu müdahalelerden hangi müspet sonuç alındı?” Bugüne kadar hiç olumlu sonuç alamadığımız propagandası yalnızca Zaman’da değil, Yeni Şafak’tan Star’a, Vakit’ten Bugün’e Şeriatçı basının tüm yayın organlarında dile getirildi. Bir tane daha örnek verelim: Bugün’den Emin Pazarcı: “Türk Silahlı Kuvvetleri defalarca Kuzey Irak’a girdi. Bölgedeki PKK kamplarına operasyon üzerine operasyon yapıldı. Sonuç ortada: Dünden bu güne değişen bir durum yok. PKK, Kuzey Irak’taki faaliyetlerini sürdürüyor. Terör kampları bugün de yerli yerinde duruyor. Biz ise, yeni bir sınır ötesi operasyonu tartışıyoruz. Demek ki... Sırf sınır ötesi operasyon düzenlemekle Türkiye’ye yönelik terör önlenemiyor!” Kandil Dağı’nı bombalamak Bırakın kapsamlı bir kara harekâtını, Kandil Dağı’na iki üç sorti yapılmasına bile karşı çıkanlar vardı Mayıs-Haziran aylarında. Bu yazarlar terör sorununun askeri harekâtla bitirilemeyeceği konusunda ahkam kesiyor, PKK’ya karşı düzenlenecek her tür askeri harekâtın aslında PKK’yı güçlendireceği tezini savunuyordu. Bakın Star yazarı Berat Özipek ne diyor, “Makul Olmak Cesaret İster” başlıklı yazısında: “Girelim Kuzey Irak’a, Kandil’i bombalayalım, o aşiret reislerine de hadlerini bildirelim!’ Ne kadar kestirme, ne kadar içimizi soğutucu ve ne kadar ikna edici çözüm değil mi? Uygun bir miting meydanında haykırdığınızda alkış da alırsınız, siyasi sorunların karmaşık doğası hakkında fikir sahibi olmayan bir kısım seçmenden oy da. Çünkü böyle ortamlarda, vatanını en çok seven, en çok bağırandır. Oysa böyle bir ortamda asıl cesaret isteyen bağırmak değil, makul bir tonla konuşma sabrını göstermek, çözüme yönelik fikir üretmeye çalışmaktır. Yaşadığımız bütün acılara rağmen demiyorum, tam da yaşadığımız bütün bu acılar dolayısıyla, onları bir daha yaşamamanın ve her gün gencecik çocukların acı haberini almamanın yolunu bulmak için sakin kalmaya çalışmaktır asıl kahramanlık. ‘Aklınızı başınıza toplayın, etnik sorunların, terör sorununun böyle çözüldüğü nerede görülmüş? Bugüne kadar yapılan zaten bu değil miydi? Hangi derde deva oldu? Sakın oyuna geliyor olmayasınız’ diyenin, ‘hain, satılmış, ABD uşağı, işbirlikçi’ gibi akıl ve ahlak dışı suçlamalarla karşılaşmayı peşinen göze almak zorunda olduğu bir ülke burası. Ama neyse ki aynı zamanda, bölgede ve dünyada kan akmadan, herkesin adalet ve barış içinde yaşamasını isteyen pek çok sorumlu insanın, kınayıcılara rağmen susmadığı bir ülke.” Nasıl? Adeta bir PKK propagandası değil mi? Bu yazının da Kürtçü internet sitelerinde aynen alıntılanarak yayınlandığını eklemeyi unutmayalım. Peki şimdi ne diyor Berat Özipek’in gazetesi Star? Star’ın 17 Aralık manşeti şöyle: “Kandil Baskını.” Bir zafer kazanmış edasında hazırlanan haberin spotu ise şöyle: “PKK’nın 1997’de ana karargahını taşıdığı Kandil’e ilk kez bir sınır ötesi harekat yapıldı. F-16’lar bölgedeki 4 terör kampını yerle bir etti.” Ve Kandil Dağı’nın neden özellikle vurulması gerektiği ise şöyle belirtiliyor: “1997’deki sınır ötesi operasyondan sonra örgütün yerleştiği Kandil Dağı ilk kez bombalandı. Teröristler arasında ‘dokunulmaz’ görülen Kandil’in vurulması örgütü şok etti.” Yani aylar önce Kandil Dağı’nı vurmaya ne gerek var diyenler, bugün Kandil Dağı’nın PKK açısından ne kadar önemli olduğu propagandasını yapıyor! Kuzey Irak’ta inanılmaz nüfus patlaması: PKK’lı sayısı 6 ayda 5 kat arttı! Şeriatçı koronun assolisti tabii ki Tayyip Erdoğan’dı. Ve 23 Haziran tarihli şu açıklamasıyla bütün gazetelere manşet olmuştu: “Kuzey Irak’ta 500 tane terörist var, Türkiye’de dağlarda 5 bin terörist var. Şimdi Türkiye’deki 5 bin teröristle ilgili mücadele bitti mi? Yani bu halledildi mi? Kuzey Irak’taki 500 kişiyle uğraşma safahatine gelinecek.” Bir de operasyondan sonra atılan manşetlere bir bakalım, kaç PKK’lı varmış Irak’ta? Star: “Kandil’de 2000 PKK’lı var” Zaman: “200’den fazla münferit hedef ve 182 sığınak vuruldu, 150-175 terörist etkisiz hale getirildi” Yeni Şafak: “F-16’lar Kandil dahil terör örgütünün 4 kampını bombaladı. Kamplarda örgütün elebaşlarıyla çekirdek kadrosundan yaklaşık 600 teröristin bulunduğu belirtildi.” (ilk operasyon sonrası) “Yüzlerce terörist etkisiz hale getirildi” (ikinci operasyon sonrası) “Kuzey Irak’ta 100’ü aşkın PKK lideri var” Hangi birisine inanalım? Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi Irak’ta sadece 500 PKK’lı varsa, 200 bina ve 182 sığınak nasıl olabiliyor? Üstelik bu rakamlar PKK kamplarının sadece 4’ünden. Ve tabii vurulabilenler. PKK’lılar sığınak ve binalarda birer kişi mi kalıyorlar? Star’ın 2000 rakamına ne diyeceksiniz? Sadece Kandil’de 2000 PKK’lı varmış... Ya Yeni Şafak’ın verdiği rakamlar? 100 tane PKK lideri varmış Kuzey Irak’ta. Yani her 4 PKK’lıya 1 lider düşüyor! Herhalde Başbakanımız yalan söylememiştir! Öyleyse Şeriatçı basını doğruları yazmaya, en azından kendi Başbakanlarını mahcup etmemeye çağırıyoruz. 23 Temmuz’da terör bitiyordu hani! En iddialı başlık ise Vakit’in iddialı yazarı Hasan Karakaya’dan gelmişti. Hasan Karakaya’nın yazılarını keyifle okuruz. O kadar dobra dobra, açık açık yazar ki, Şeriatçı kafanın nasıl çalıştığının pek çok hayret verici örneklerini sunar bize. Bakın MHP’li Şandır’la polemik yaptığı bir yazısında neler diyor: “Bu kan, sadece ‘son 5 yıldır’ mı akıyor?.. Bu kan, tam ‘25 yıldır’ akmıyor mu?.. Bu ülke, ‘onbinlerce şehit’ vermedi mi son 25 yılda!.. ‘PKK ile mücadele’ etmek için ‘on milyarlarca dolar’ harcamadı mı?.. Peki; tam da ‘seçim arefesi’nde bu argümanı kullanıp, ‘onlarca şehit’in hesabını sormayı akledenler, ‘on binlerce şehit’ verdiğimizde nerelerdeydi acaba?.. ‘Akan kanın sorumlusu’nu o zaman niye aramadılar?.. ‘Bu terör, hâlâ niye bitirilemedi’ diye, o zaman niye sormadılar?.. ‘Harekât’sa, harekât!.. ‘Kandil’se, Kandil!.. ‘Sınır ötesi’ ise, sınır ötesi!.. ‘Bombardıman’sa, bombardıman!.. Peki, ne oldu netice?.. ‘On binlerce şehit!.. On milyarlarca dolar!’ Bay Şandır, bunları niye sormuyor?.. Tayyip Erdoğan’a geldi mi; ‘Vur abalıya!’” Tabii insanın gözlerinin yaşarası geliyor. Mazlum olan şehitlerimiz değil de Tayyip Erdoğan! Ve şu müthiş analiziyle bitiriyor yazısını: “Yazın bir kenara... ‘23 Temmuz sabahı’nda, bu ülkede ‘terör duracak’tır!.. Çünkü ‘terör’ün ve ‘PKK’yı kullanan küresel güçler’ ile onların ‘yerli işbirlikçileri’nin hedefinde ‘AK Parti iktidarı’ vardır!.. Amaç; ‘şehit cenazeleri’yle, hükümeti yıpratmak ve ‘cenaze tacirlerine zemin hazırlamak’tır!.. İkinci amaç da; ‘Ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek’ gibi; ‘PKK terörünü gösterip, Apo sempatizanı DTP’li adaylara razı etmek’tir!.. Oyun budur!.. Plân budur!..” Ne diyelim... Herhalde 22 Temmuz’dan sonra, PKK’nın şehit ettiği her Mehmetçik haberinde, yakılan her arabada, olaylı PKK-DTP mitinglerinde, Karakaya, bu yazısını hatırlayıp ne büyük bir deha olduğunu görüyordur... Ama işin komik yanı başka. Şeriatçılar, 22 Temmuz’da bitecek dedikleri terörü, şimdi bir sınır ötesi harekâtla bitirmekte olduklarının propagandasını yapıyorlar. Utanmadan! Hangisi doğru peki? Terörün 22 Temmuz öncesi bilinçli bir şekilde pompalandığı mı, yoksa 16 Aralık’taki operasyonla PKK’nın bitirildiği mi? Hani K. Irak’tan çıkmak zordu! Abdurrahim Karakoç Vakit gazetesinde bir askerlik dehası gibi şöyle ahkam kesiyordu: “Kuzey Irak’a girmek kolaydır… Amma geri çıkmak, hem de yara olmadan çıkmak mümkün mü?” Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) Genel Başkanı Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi şöyle buyuruyor: “Bütün faaliyetleri gölgesinde bırakacak. Bir sınır ötesi harekât, yani bir anlamda bir komşu devlete savaş ilanı anlamına gelecek bir kararın TBMM’den çıkarılması; terör eylemlerinin düzenleyenlerin amacına hizmet etmekten başka anlama gelemez.” Burada Adnan Tanrıverdi’nin kim olduğunu bir hatırlatalım. Kendisi “çember sakallı paşa” olarak bilinir. Nasıl başardıysa tuğgeneralliğe kadar yükselmiş bir Şeriatçıdır. Çember sakalıyla herhangi bir tarikat üyesi Şeriatçıdan farksızdır. Ve her fırsatta Vakit’e Ordu düşmanı açıklamalarda bulunur. Haziran ayında sınır ötesi tartışılırken de ahkam kesmekten kaçınmamıştır. Yani sonuç olarak toparlarsak, Şeriatçılara göre operasyon PKK’ya hizmet edecektir. Zaten Irak’a girmesi kolay, çıkması zordur... Peki 16 Aralık’tan sonra? Yeni Şafak’ın bir operasyon haberi şöyle: “TSK’nın düzenlediği sınır ötesi operasyon nedeniyle kamplardan kaçması muhtemel teröristler için kaçış yollarına komando timleri yerleştirildi. Yollar ayrıca topçu ateşi altına alındı.” Kısacası Yeni Şafak’a göre teröristlerin Irak’tan çıkması zor... Beş ay önce ise Irak’tan çıkması zor olan Türk Ordusu’ydu... Beş ay önce, “Operasyon yaparsak PKK’ya yarar” diyenler, bugün “PKK’ya ağır darbe” manşetleri atıyor... Hangisi doğru? Hani Türkiye militarize ediliyordu! Haziran ayı boyunca Türkiye’nin adeta bir savaş havası içinde olduğu tespitini yapan Koray Düzgören, Yeni Şafak’ta hümanizm dersleri veriyordu: “Liste adeta Türkiye’nin bir savaş hali içinde olduğunu gösteriyor. Askerle, asayişle, terörle ilgili haberlerden geçilmiyor. Oysa ülke -bunu canı gönülden arzu edenler olsa bile- henüz başka bir ülkeyle sıcak savaşa girmiş değil. Topyekün sıkıyönetim ilan edilmiş değil. Sıcak bir darbe gerçekleşmiş değil. Buna rağmen militarizm ne zamandır medyanın haberlerine hakim olmuş durumda. Bunu sadece medyanın militarizme duyduğu aşka ya da gazete satmak uğruna milliyetçiliği ve despotizmi pompalama gayretkeşliğine bağlamak doğru değil. Türkiye’de solunan hava böyle. İnsanların birkaç yıldır belli odaklardan aktarılan militarist mesajlarla, psikolojik harp yöntemleriyle şartlandırılmasının bir sonucu bu. Barış mesajlarının lanetlendiği, hoşgörü çağrılarının bölücülükle suçlandığı ve demokrasi söylemlerinin linççi tehditlere maruz kaldığı bir kara dönemden geçiyoruz.” Peki bu satırların yazarı “militarizm karşıtı” Düzgören’in yine en az onun kadar “militarizm karşıtı” gazetesi Yeni Şafak operasyon sırasında nasıl yayın yaptı dersiniz? Türkiye’nin savaşa sokulmasını mı eleştirdi? Tabii ki hayır… Onların deyimiyle “militarist” yayın yapıldı. Manşetlerde savaş, jet resimleri, komando resimleri, saldırının ayrıntılarını gösteren askeri çizimler, vs. vs. Anlayacağınız Düzgören’in o çok eleştirdiği militarizm aşkı depreşmişti Yeni Şafak’ın! Tabii bu depreşen militarizm aşkı mıdır ABD aşkı mıdır kararı siz verin… Hani düşman Kuzey Irak’ta değildi! Yeni Şafak’ın “önemli” stratejisyeni İbrahim Karagül ise, operasyon öncesinde “Düşman Kuzey Irak’ta değil Konya Ovası’nda” başlıklı yazısında şunları söylüyordu: “Son günlerde can üzerinden, kan üzerinden izlediğimiz olaylar bir oyun mu? Birileri bir tiyatro mu oynuyor? Yoksa kan üzerinden iktidar mı devşiriliyor? Eğer öyle değilse tek şey kalıyor geriye. Tehdit Kuzey Irak’ta değil, Konya’da, düşman Anadolu’nun bağrında.” ABD ve İsrail uçaklarının Konya Ovası üzerinde yaptığı tatbikatlardan bahseden yazar, düşmanın asıl Konya Ovası’nda olduğunu, Tuz Gölü’nün bir bölgesel savaş merkezi olduğunu anlatıyor. Ve bu tatbikatların olası bir İran operasyonunun hazırlığı olabileceğini söylüyor. Peki 16 Aralık operasyonu sonrası? Mayıs-Haziran’da Amerikan karşıtı kesilip “Asıl düşmanımız Konya’da uçan ABD uçaklarıdır” diyen Karagül, operasyondan sonra ABD ile Türkiye’nin işbirliğine itmesinden o kadar memnun ki! “PKK İçin Kötü Bir Son Hazırlanıyor” başlıklı yazısında şöyle diyor: “Türkiye ile ABD, Irak işgali sonrası ilk kez PKK konusunda bu kadar ciddi bir işbirliği imkanı yakaladı. İşbirliğinin boyutu ‘anlık istihbarat paylaşımı’yla sınırlı değil. PKK’ya karşı işbirliği Suriye ve İran’ı da kapsıyor. Bunu sağlayan Türkiye oldu.” Peki ya İran operasyonu? Karagül’ün dediği doğru olabilir. Konya’da gerçekten İran operasyonunun bir provası yapılmış olabilir. Belki Kandil’e düzenlenen operasyon da bir nevi İran provasıydı. Kim bilir? Ama ABD İran’ı vurursa ve iktidarda yine AKP olursa, Türkiye’nin bu operasyonda da ABD’nin yanında yer alacağı şüphe götürmez bir gerçek. Ve Şeriatçı yazarlar, bir 180 derece daha dönüp bu sefer de İran operasyonu yanlısı yazılar yazacaklar. Biz de onları şimdiki gibi gülerek okuyacağız.
|