07.01.2008/Sayı:168
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Başyazı Gökçe Fırat

Amerikan dostu olmak mı?

İstanbul Dolmabahçe’de düzenlenen 6. Filo’yu protesto gösterisi (1968)
İstanbul Dolmabahçe’de düzenlenen 6. Filo’yu protesto gösterisi (1968)

Bir iki üçler
Yaşasın Türkler
...
Onüç ondört onbeş
Amerika kalleş

16 Aralık’tan önce

Kuzey Irak’taki PKK kamplarına yönelik hava harekâtından sonra, en işbirlikçisinden en ulusal geçinenine tüm siyasi yelpazede önemli bir sarsıntı oldu.

Sarsıntının temel ekseni ise ABD’ye karşı alınacak tavır oldu.

16 Aralık öncesindeki yani sınır ötesi operasyon öncesindeki algılayışa baktığımızda Türk siyasetinin ulusal kutbunda, yani Atatürkçü, milliyetçi, solcu güçleri birleştiren kutupta ABD’ye karşı tavrın olumsuz olduğunu tespit ederiz.

Bu tavrın en önemli nedeni ABD’nin terör örgütü PKK’ya desteği gibi algılansa da aslında daha derinde bir ideolojik karşıtlık kendini hissettirir; bu ise antiemperyalizmdir. Nitekim Amerikan karşıtlığı denilen olgu ABD’nin PKK’ya desteği argümanının çok ötesine hızla geçmiş, farklı bir dünya özlemini yansıtmaya başlamıştır.

Siyasetin işbirlikçi kutbunda ise Şeriatçı ve Kürtçü sağ güçler ve onların Amerikancılıkları tespit edilir. Gerek Şeriatçılar gerekse Kürtçüler, kendilerini iktidara getiren ya da koruyan ABD’ye minnettardır ve bu nedenle de temel siyasi misyonları toplumdaki Amerikan karşıtlığına set çekmektir.

Burada Şeriatçılarla Kürtler arasında Amerikancılık noktasında bir küçük ayrım bulunmaktadır.

Kürtler, kendilerini ABD’ye koşulsuz teslim etmiştir ve çok açıktan Amerikancılık yaparlar.

Ancak Şeriatçıların Türkiye’de destekçi bir halk bulmak gibi bir kaygısı vardır bu nedenle de ABD’ye karşı farklı bir üslup geliştirirler. Onlar için ABD elbette Türkiye’nin müttefikidir ama PKK’ya olan destek bu müttefikliği gölgelemektedir.

16 Aralık’tan sonra

16 Aralık’tan sonra işler biraz değişmiştir. 22 Temmuz seçimlerine kadar ulusal çıkışları ile gündeme gelen çeşitli siyasi oluşumlar Amerikan karşıtı konumlarını terk etmişlerdir.

Bunların en başında MHP gelmektedir. MHP daha seçim öncesinde ABD’yi razı edip sınır ötesi yapmaktan bahsediyordu. Operasyondan sonra ise kendi tezinin doğrulandığını söyleyerek politika yapmaya başladı. Ama onlara göre bu operasyonun zamanı gecikmişti.

Yine seçim öncesinde ulusal bir çizgi tutturan CHP operasyondan sonra ABD’ye teşekkür ederek tavrını değiştirdi.

Son olarak ise uzunca bir süredir gerek açıktan gerekse örtülü bir biçimde PKK ve Kuzey Irak’taki Kürt oluşumu konusunda NATO üyesi ülkeleri, Batılı devletleri, ABD’yi kimi zaman uyaran, kimi zaman suçlayan, kimi zaman eleştiren Genel Kurmay Başkanlığı da ABD’ye karşı tavrını negatiften pozitife çevirdi.

Böylesi bir değişim ortamında kendisini ulusal gören, hele hele strateji üretme hastalığına tutulan kimi kesimler olan biteni nasıl açıklayacaklarını şaşırdılar. Bu şaşkınlıkla bazı teoriler ve stratejiler üretildi ve hemen yayılmaya başlandı.

Bu tezlerden en önemlisi ABD’nin Türkiye’yi kaybetmekten korktuğu, bu nedenle Kürtleri değil Türkiye’yi tercih ettiğidir.

Ancak bu tezin farklı türleri de ortaya çıkmaktadır. Bu teze daha stratejik bir içerik katma kaygısıyla yapılan, ABD’nin Rusya’ya karşı Türkiye’yi yanına çekmeye çalıştığı görüşü de öne sürülmektedir.

Bu tezlerin doğruluğunu sınamak elbette bir yönüyle çok önemli ama bu sınamanın sonucu bizim için çok daha önemli, çünkü kim ulusal kim değil, kim Amerikancı kim değil ancak bu şekilde ortaya çıkabilir.

ABD Kürtleri mi tercih etti Türkleri mi?

ABD’nin Türkiye’yi ya da kimilerinin ifadesi ile Türkleri Kürtlere tercih ettiği tezini sınayarak başlayalım işe.

Bugüne kadar Kürtle Kürtçüyü, Kürtle PKK’yı ayıralım diyen ve böylece çok daha kazanıcı bir ulusal strateji geliştireceğine inanan ya da bizleri inandırmak isteyenler önce şu kavramsal pozisyonlarını bir sorgulasınlar, ne oldu da birden Kürtlerle PKK’yı eşleştirdiler?

Nedeni basit çünkü artık arkalarında ABD’nin olduğunu görüyorlar ve o nedenle de her Kürde PKK’lı demekten çekinmiyorlar!

Hadi bu tutarsızlığı bir yana bırakalım ama ABD’nin Türkleri Kürtlere tercih ettiğinin göstergesi ya da kanıtı ne?

Sadece PKK’ya karşı bir hava saldırısı için verilen onay bunun için bir kanıt olabilir mi?

ABD’nin Kürt meselesindeki bakış açısı ve hedefleri 100 yıl öncesine dayanır. Orada Wilson prensipleri, ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Sevr’de çizilmiş bir Büyük Kürdistan bulunmaktadır.

Peki ABD Türkleri tercih etti diyenler ABD’nin bu bakış açısını bıraktığını söyleyebilirler mi?

Bunu söylemenin imkânı yoktur elbette. Çünkü en önemli olgu burada PKK değil Kuzey Irak’taki kukla Kürt devletçiğidir. ABD PKK’ya karşı bir hava saldırısına izin vererek, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki Kürt devletçiğinin hava sahasını tanımasını sağlamıştır aslında. Bu ise Türkiye’nin Kuzey Irak’taki Kürt devletini tanımasının ilk aşamasıdır.

Dolayısıyla ABD onayı ile yapılan bu operasyon aslında ABD’nin Kürt devletini Türkiye’ye kabul ettirme, tanıtma operasyonu olmuştur. Buradan tek sonuç çıkar ABD Türkleri değil Kürtleri tercih etmiştir.

Ancak sadece Kuzey Irak’taki Kürt devletçiği değil PKK açısından da benzer bir durum söz konusudur. ABD PKK’ya karşı operasyonun kapsam ve sınırlarını çizerek PKK’yı korumaya almıştır, PKK’nın arkasındaki güç olduğunu bir anlamda itiraf etmiştir.

PKK’ya sınırlı hava saldırısı, kara harekâtından vazgeçme, PKK teröristlerine af yasası, PKK’yı siyasallaştırma gibi Türkiye’nin kabullendiği noktalara baktığımızda buradan yine tek bir sonuç çıkar ABD PKK’yı Türklere tercih etmiştir.

Ve yine ABD PKK’nın yok olmaması için tüm tedbirleri almış ve bunu Türkiye’ye dayatmıştır.

Yeniden antikomünist bloğa mı?

Görüldüğü gibi ABD’nin Türkiye’yi tercih ettiği tezi somut olgularla doğrulanamamaktadır.

İşte bu noktada strateji bir kafa karıştırma amacıyla devreye girmektedir.

ABD’nin Türkiye’yi tercih ettiğine dair bir somut olgu olmadığına göre, ABD’nin neden Türkiye’yi tercih etmesi gerektiği ancak çeşitli stratejik açıklamalarla mümkün olabilecektir. İşte bu noktada Amerika-Rusya çelişmesi devreye girmektedir.

Özellikle Putin döneminde eski gücüne kavuşan Rusya, ABD’nin emperyalist çıkarlarına karşı kendi emperyalist çıkarları ile dikilmekte ve diklenmeye başlamaktadır. Böylesi bir durum yani ABD-Rusya çelişmesi Türkiye’nin konumunu yeniden stratejik bir hale getirmektedir.

Böylesi bir ortamda Türkiye’deki sağcıların klasik Amerikancı rüyası olan Türkiye’nin Rusya’ya karşı Amerikancı safta yer alması ve ABD’nin de Türkiye’yi koruması, kollaması ile karşılaşırız. Amerikancı sağcılar buna Türkiye’nin önemi derler ama bunun adı Soğuk Savaş konseptidir ve bu role soyunanlar da Amerikancıdır.

Şimdi benzer bir çelişme olduğunu öne sürüp, böylesi bir dünya mevzilenişinde ABD’nin Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu öne sürenlere soralım o zaman: Türkiye hangi kutbu seçsin?

Gerçi elbet ortada seçilecek bir kutup yok, çünkü bahsedilen türde bir mevzilenme ortada yok. Ortada sadece Türk devletinin Amerika’nın kucağına oturmasını açıklama ve aklama girişimi var. Bu girişimi Şeriatçı güçlerin yapması bir bakıma anlaşılabilir ama bunu ulusalcılık hele hele solculuk adına yapmanın açıklanabilir tarafı olmaz.

Nedenine gelince...

Bilindiği üzere Türkiye zaten İkinci Dünya Savaşı sonrasından başlayarak böylesi bir çizgi izlemiştir ve bu çizgi bizim sağcı Amerikancı partilerimiz tarafından yani Menderes-Demirel-Kenan Evren-Turgut Özal tarafından hep Türkiye’nin ulusal çıkarı olarak ortaya konulmuştur. Halbuki bu Türkiye’nin değil ABD’nin ulusal çıkarıdır ve Türkiye de burada sadece bir piyon rolü almıştır.

Benzeri bir hatanın büyüğünü ise İkinci Dünya Savaşı sırasında bazı Türk boyları çok daha vahim bir şekilde yapmışlardır. Almanya’nın Sovyetler’e saldırısı sırasında bazı Kırım Tatar boyları Nazi Ordusu’na gönüllü tugaylar kurmuştur, bu tugaylarla Sovyetler’e saldırmıştır. Sonrası Kırım Tatarları için felakettir. Stalin bu durumu fırsat bilerek tüm Kırım Tatarlarını sürgüne göndermiş ve Tatarların ulusal, kültürel gücünü dağıtmıştır.

Yani Amerikan jandarmalığının da, Alman jandarmalığının da, Rusya düşmanlığının da Türklere pek bir faydası olmamıştır.

Nasıl ki Avrasyacılık ya da Rusya savunuculuğu Türkiye’nin çıkarları açısından bir tuzaksa, bu tuzağa dikkat çekmek gerekiyorsa, bu tuzağı ortaya koyup Amerikancılık yapanlara da elbette dikkat edilmelidir.

ABD’nin dosta ihtiyacı var mı?

Ancak tartıştığımız meselenin en önemli boyutu ideolojik boyutudur: ABD’nin dosta ihtiyacı var mı?

Bizim gibi ülkelerin, yani emperyalist olmayan, hatta emperyalizme bağımlı ülkelerin siyasetçilerinin değişik bir algılayışı vardır. Onları tek övüncü şu veya bu emperyalist ülkenin, tabii onlar buna büyük ülke derler, dostu olabilmektir.

“Dost ve müttefik Amerika” lafı bile bizimkileri cezbedici, kendinden geçirici bir tamlamadır bu açıdan.

Tabii emperyalist güçler için böylesine dostluk gibi kavramlar yoktur. Emperyalist ülkelerin çıkarları, hedefleri vardır ve bu çıkarları gerçekleştirebilmek, hedeflere varabilmek için kullanacakları çeşitli ülkeler, topluluklar, gruplar, şahıslar vardır...

Örneğin Osmanlı parçalanacağı zaman emperyalist İngilizler Arapları Türklere karşı desteklemiştir. Buradan İngilizlerin Arap dostu olduğu sonucunu ya da Arapların İngilizlerin bölgedeki dostu olduğu sonucunu bugün sanırız kimse iddia etmiyordur! Ama o gün için İngilizlerin çıkarı Arapları desteklemekti.

Benzer bir örnek, Sovyetler Birliği’ne karşı Afganistan’ı destekleyen ABD elbette bu desteği Afgan dostluğundan yapmıyordu.

O gün ABD için Sovyetler’e karşı savaşan Ladin güçlü bir Şeriatçı etki yaratıp dünya çapında bir güç olmaya başlayınca işler değişti. Nitekim ABD için bir dostluk olmadığı bugün çok açık görülüyor çünkü Afganistan’da bugün Amerikan işgali var!

Başka bir örnek yine çok yakınımızdan Irak’tan. ABD İran’daki İslamcı karşıdevrimden hemen sonra İran’a karşı Irak’ı ve Saddam yönetimini destekledi.

Ancak bunun sonucunda Saddam liderliğinde Irak çok güçlendi ve Arap dünyasına liderlik yapabilecek bir güce erişti ve bu yönde adımlar atmaya başladı. İşte dostluk o zaman bitti. Irak bugün hâlâ Amerikan işgali altında!

Gelelim Türkiye’ye... Ve Türkiye’nin ABD’nin dostu olması gerektiğini önerenlere: Deli misiniz siz ABD’nin Türkiye’yi işgal etmesini mi istiyorsunuz!

Türkiye ABD için tehdittir

Eğer stratejiden bahsedeceksek, Türkiye birincisi milli kimliği dolayısıyla büyük bir güç olma potansiyeli taşır çünkü Balkanlar’dan Orta Asya’ya 200 milyonluk bir Türk halkları topluluğu vardır.

İkincisi Türkiye Ortadoğu’da etkin bir ülkedir. Özellikle Müslüman kimliği ile bu bölgede de hızla bir antiemperyalist bloklaşmanın öncüsü olabilir.

İşte bu potansiyel nedeniyle ABD Türkiye’yi hiçbir zaman desteklememiştir. Hatta NATO süreci boyunca Sovyetler’e karşı bir Yeşil Kuşak projesi oluşturmuştur da neden bir Türk kuşağı projesi geliştirmemiştir sizce?

İster ideolojik, ister stratejik bakın, ABD’nin Türkiye’yi desteklemesinin hiçbir imkânı yoktur. Kendi eliyle bir Türk devi yaratmaz ABD doğal olarak.

Kaldı ki ABD’nin Ortadoğu ve Orta Asya çıkarlarında Türkiye ABD’nin tam anlamıyla karşısındaki güçtür. Yani ABD’nin Rusya’ya karşıtlığının nasıl ki nesnel bir zemini varsa bu zemin Türkiye için de geçerlidir. Ama bir farkla, şu an ABD Rusya zemininde değil Türkiye zemininde büyük bir savaş veriyor, yani Türkiye ABD için sadece potansiyel değil aynı zamanda güncel bir tehdittir.

Amerikan dostu olma rüyası gören dostlarımızı uyaralım, ABD dostluğunun zemini yoktur. Girdiğiniz zemin dostluk zemini olmaz onu bilin.

Belki siz Amerika’nın dostu olursunuz ama o sizin dostunuz değil başka bir şeyiniz olur...

Büyük boy için lütfen tıklayınız


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe