| Hüseyin Adıgüzel |
2007’den 2008’e Milli Mücadele Emperyalizm’in hedefindeki Türkiye Türkiye son yüz elli yıldır emperyalizmin saldırıları karşısında, özgürlüğünü ve bağımsızlığın koruma uğrunda büyük mücadeleler vermiş, bir Kurtuluş Savaşı yaşamış, buna rağmen emperyalizmin hedefi olmaktan bugün de kurtulamamıştır. Emperyalistler hedeflerine ulaşabilmek için her yolu mübah görürler ve asla vazgeçmezler. Türk milletini hedef tahtası haline getiren olgu, onların söylediği gibi bizim barbarlığımız, vahşiliğimiz, ya da aptallığımız falan değildir. Esas sorun önlerinde en büyük engel olarak gördükleri Türk milletini ortadan kaldırmak ya da geldiği yere geri göndermektir. Emperyalizm, her çağda, çağa uygun kılıflar bularak sömürüsüne devam eder. Dün, Osmanlı’daki “Şark Sorunu” yani Osmanlı’yı geldiği yere geri gönderme, olmazsa yok etme planı bugün aynen bizim üzerimizde uygulamadadır. Irak savaşı başlamadan Başkan Bush’un, bir Haçlı seferinden söz etmesi, uygulamanın sürdüğünün en büyük kanıtıdır. Osmanlı yok edilememiş ve geldiği topraklara geri gönderilememiştir. Bunun acısı, başaramadıkları işin yangını hâlâ emperyalistlerin yüreklerindedir. Tüm kurumları iflas eden Osmanlı’nın o durumu içinden Mustafa Kemal adlı bir kahraman çıkmış, emperyalizme, dünyanın o güne kadar görmediği bir darbe indirmiş, emperyalistlerin de yenilebileceğini tüm dünyaya somut bir biçimde kanıtlamıştır. Dün ve bugün Dün yapamadığını bugün hayata geçirme uğraşı içindeki emperyalizm, dün hangi metodu kullandıysa, bugün de aynı metodu kullanmaktadır. Elbette etki alanı daha geniş ve teknolojik olanakları daha fazla olarak… Dün, “hürriyet, adalet, eşitlik” nutukları attırıyordu. Bugün “demokrasi ve insan hakları” nutukları attırıyor. Dün, gazete köşelerinde bulunan bazı aymazları satın alıyor, onlar aracılığı ile “hürriyet, adalet, eşitlik” sloganları attırarak milleti etkilemeye çalışıyordu. Bugün, gazete köşelerine televizyonları da ekleyerek “Demokrasi ve İnsan hakları” sloganları attırarak milleti etkilemeye çalışıyor. Dün ülke içinde yaşayan Hıristiyanların ezildiğini iddia ediyor, onların hakları için Osmanlı’yı sıkıştırıyor, ödünler alıyordu. Bugün, Kürtlerin ezildiğini iddia ederek Türkiye Cumhuriyeti’ni sıkıştırıyor ve onlar için ödünler alıyor. Dün, kapitilasyonlar aracılığı ile Türk ekonomisini felç ediyor, devleti el açar duruma düşürüyordu. Bugün AB gümrük birliği anlaşması, ikili anlaşmalar, özelleştirme ve mülk edinme adı altında Türk ekonomisini kontrol ediyor ve canı istediği zaman kriz çıkarıyor ve devletimizi yabancıya el açar duruma düşürüyor. Dün ülkenin her köşesine yaydığı etki ajanları ile, halkın moral gücünü etkiliyor, mücadele azmini sıfıra indirmeye çalışıyordu. Bugün, aynı işi, aynı ajanları daha rahat bir biçimde televizyonlarda ve gazetelerde kullanarak yapıyor ve milletimizin dayanma gücünü, azmini kırmaya çalışıyor. Bütün bunları yaparken kullandığı araçlar da metodun bir parçasıdır. Emperyalizm bugün, teknolojiyi kullanır, eğitimi kullanır, radyo, televizyon ve gazeteleri kullanır, sivil toplum kuruluşu adı altındaki ihanet ocaklarını kullanır, demokrat liboşları kullanır ve milletin kafasını karıştırır. Kafası karışan insan sağlıklı düşünemez, aklında hep bir şüphe ve acaba, vardır. Bu şüphe ve acaba, kişinin mücadele azmini etkiler, hatta yok eder. Onu koyun durumuna düşürür. Koyunlara çoban bulmak, yaşadığımız dünya için çok kolaydır. Ekonomik yıkım Emperyalizm, parayı, kafası karışmış ülkeleri daha kolay sömürebilmek için önemli bir araç olarak dün de, bugün de kullanmaktadır. Paranın gücünden yararlanmak için Dünya bankası, IMF ve Dünya Ticaret örgütü kurulmuştur. Bunların üçü de ABD Merkez bankasına bağlı çalışan kurumlardır. Güya ekonomisi bozulan ülkelerin yardımına koşarlar. Borç para vererek güya ekonomiyi düzeltmeye çalışırlar. Aslında yaptıkları ekonominin dümenini ele geçirmektir. Çünkü, verdikleri borcun nerelerde kullanılması gerektiğine onlar karar verirler. Bugün hükümetimizin bütçesini bile kendisinin yapamaması ve memur maaşlarını bile kendinin takdir edememesi bu iç içe geçmiş karmaşık ilişkinin sonucudur. Dış satım ve dış alımımızın patronu da IMF, AB ve ABD’dir. Hükümet davulla, zurnayla dış satımın yüz milyar doları aştığını ilan etmektedir. Ama nedense yüz yetmiş milyar doları geçen ithalattan hiç söz etmemektedir. Altmış milyar doları geçen cari açık Türk ekonomisinin en büyük sorunu olarak önünde dururken kimse ondan söz etme gereği bile duymamaktadır. Bundan endişelenmesi gerekenler, başta hükümet ve iş adamları olması gerekmez mi? Gerekir ama, kimse sesini çıkarmaz. Bu açığın büyük bir ekonomik krizin habercisi olduğunu tüm ekonomistler, tüm iş adamları bilir, ama hiç biri söylemeye cesaret dahi edemez. Çünkü, koltuklarından korkarlar, kredilerden korkarlar, mallarının gideceğinden korkarlar, süfli emellerinin gerçekleşmeyeceğinden korkarlar! Çünkü, dün, Osmanlı’da Galata Bankerlerinin yaptıklarını, bugünün Türkiye’sinde TÜSİAD ve MÜSİAD gibi kuruluşlar yapmaktadır. Dün Galata bankerleri devlete borç vererek para kazanırken bugün TÜSİAD ve MÜSİAD hem devlete, hem millete borç para vererek para kazanmaktadırlar. Bu tatlı paranın yok olacağından korkarlar! “ Millet fakrü- zaruret içerisinde harap ve bitap düşmüş” durumdadır. Umurlarında bile değildir. Özelleştirme adı altında milletin tüm ekonomik ve stratejik bütün kurum ve kuruluşları, yandaşlara ve yabancılara peşkeş çekilir, talan ettirilir, eş, dost, yaran devletin olanakları ile zengin edilir. Mahdumların biri gemi satın alır, diğeri dört yüz bin ton mısır getirir, yazmaya ve konunun üstüne gitmeye ne medya mensubu ne de siyasi gömlek giymiş biri cesaret edemez. Bütün bunlar bu ülkede olmaktadır. Götürülen paralar, şu fakir milletin kefen parasıdır, ama bunları kimse yazmaz ve konuşmaz. Hep ekonominin çok iyi yolda olduğu yazılır ve söylenir. Ama iki bin sekizin başından itibaren başta elektrik ve doğal gaz olmak üzere hemen her şeye yüzde on beş zam yapılır. Hani ekonomi iyi yoldaydı? İyi ise, neden bu zamlar yapılmıştır? Demek ki, ekonomi, söyledikleri ve yazdıkları kadar iyi değil ki, zam yapma gereği duyuyorlar. Memura yüzde iki zam yapılır, memur sendikalarının hiçbir tepkisi olmaz. Önceki hükümet döneminde, sokaklara dökülen, yirmi beş mi, elli mi diye Ankara sokaklarını dolduran memurlar şimdi nerede? Sessiz sedasız, kaderlerine razı olmuş, evlerinde oturuyorlar. Kürt-İslam faşizminin ayak sesleri Bu hükümetin dış politikası da AB ve ABD'ye devredilmiştir. Kendi iradesi ile hiçbir şey yapamamaktadır. İran’ın teklif ettiği doğal gaz kuyuları hakkında aşağı yukarı bir aydır yazılı basında tek satır görüyor musunuz? Ya da televizyonlarda tek söz işitiyor musunuz? Halbuki bu öyle bir projedir ki, Türkiye’yi enerji dar boğazından çıkaracağı gibi, enerji ihraç eder bir ülke konumuna da getirir. Ama, büyük patron, İran ile ilişki kurmamızı yasakladığı için, hükümetten bu konuda tek ses çıkmaz. AB dayatmaları, hiç itiraz edilmeden bu hükümet zamanında kabul edilir oldu. Paket paket, çıkaranların bile içeriğini bilmediği AB uyum yasaları çıkarıldı. Tanzimat Fermanı’na bile rahmet okutacak bu yasalardan kimlerin yararlandığı açık! Ve bu hükümet, bölücünün, teröristin ekmeğine yağ sürüyor, onların ortamdan en iyi şekilde yararlanmaları için çanak tutuyor. Kıbrıs, Kuzey Irak, Kırmızı çizgiler, Türk Cumhuriyetleri ile ilişkiler, AB ve ABD'nin istekleri doğrultusunda şekil ve renk değişikliğine uğruyor. Şehirlerimiz Kürt istilasına uğruyor, Kürt mafyaları sokaklarımızı yaşanmaz hale getiriyor. Türk’üm demek adeta suç oluyor. Kürtler Apo posterleri ve hayali Kürdistan bayrakları ile büyük şehirlerimizin sokaklarını yaşanmaz hale getirirken, arabalarımızı kundaklarken demokratik hak kullanıyorlar, biz “Alış verişini Türk’ten yap! paran PKK'ya gitmesin” dediğimiz için ırkçı ve faşist oluyoruz, büyük provakasyon yapıyoruz. Yargı siyasallaştırılıyor, ordu lejyonerleştiriliyor, YÖK türbanlaştırılıyor, sosyal yaşam belirgin bir şekilde biçim değişikliğine uğratılıyor, devlet ele geçiriliyor, Kürt- İslam faşizminin ayak sesleri net bir biçimde duyuluyor ve konuşması gerekenler susuyor. Milli Mücadele Milli Mücadele Derneği, bütün bunları söylemek ve açıkça yazarak anlatmak için kurulmuştur. Milli Mücadele Derneği, Türk milletinin haklarını savunmak üzere kurulmuştur. Türk siyasi hayatında, Türkiye ekonomisinde, Türk sosyal hayatında nelerin olup bittiğini, Türk milletine açık olarak anlatmak için kurulmuştur. Örgütlü mücadelenin başlatılması için kurulmuştur. Yukarıda ana çizgileri ile ortaya koyduğumuz ortamda, Türk milletinin örgütlü bir mücadeleye başlamasından başka çare olmadığını gören ve bilen Türk Solu çalışanları, Şubat iki bin yedide, örgütlü bir mücadele yürütmek amacıyla Milli Mücadele Derneğini kurdular. Daha kuruluş aşamasında Milli Mücadele derneği ilk eylemini yapıyor ve İstiklâl Caddesi’nde “Hepimiz Türk'üz- Hepimiz Mustafa Kemal’iz” yürüyüşünü gerçekleştiriyor. Batı basınında en geniş şekilde yer bulan bu eylem, mütareke medyasında, yalan yanlış verilen sözlerimizle, ırkçı, faşist, kafa tasçı bir yürüyüş olarak yer buluyor. 25 Mart günü Çanakkale’de ilk mitingimizi yapıyoruz. İznini almamıza rağmen yürüyüşümüz polis tarafından engelleniyor. Meydanlara indiğimizi gören, zamanın İçişleri Bakanı Türk bayraklı yürüyüşleri bir genelge ile yasaklıyor. Muhteşem miting ile Milli Mücadele’nin ilk büyük gösterisi yapılıyor ve ideolojisi ortaya konuyor. Örgütlenme çalışmaları hızlı bir şekilde sürerken Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığına karşı Bakırköy ilçe temsilciliğinin ve Taksim temsilciliğinin düzenlediği iki basın açıklaması gerçekleştiriliyor. Ankara, Adana, Çanakkale, Samsun, Bakırköy, Kadıköy temsilcilik binaları açılıyor. İki bin yedinin son ayında “Alış verişimi Türk’ten yapıyorum, param PKK’ya gitmiyor” kampanyası büyük ses getiriyor. Karşı çıkanları utandıracak kadar büyük ses getirdiği için de, bu kampanyayı kınamak üzere internet sitesi açan milliyet, radikal ve vatan gibi gazeteler bir saat içinde siteleri kapatmak, yorum almamak zorunda kalıyorlar. 2007 İki bin yedi, Milli Mücadele Derneği'nin ilk adımlarını atmaya, örgütünü yaygınlaştırmaya çalıştığı bir yıl oldu. Örgütsüzlüğün sonuçları orta yerde duruyor. Herkesin gözünün önünde duran bu sonuçlar, üzülerek söylüyorum ki, milletimizi karamsarlığa ve yeise sürüklüyor. Cumhuriyet’e sahip çıkma mitinglerini hatırlayınız. Milyonlarca insanı o meydanlara toplayan güç, enerji, istek yavaş yavaş ölüyor. Çünkü, o mitingleri düzenleyenlerin amaçları ile milletin amacı, hiç olmazsa o meydanlara toplanan insanların amaçları oldukça farklıydı. Millet, ya da o meydanlara toplanan halk, bu Kürt- İslam faşizmi özentisi hükümetin yıkılıp gitmesini isterken düzenleyenler, sözde Atatürkçülük yaparak sadece lâikliği korumak ve Cumhuriyet’e sahip çıkmak istiyorlardı. Halbuki, o meydanlara toplanan insanlar, işi toptan halletmeyi düşünerek oralara koşmuşlardı. Ama bütünün yanında hiçbir önemi olmayan bir parça için oralara getirildiklerini düşündüklerinde yıkıldılar. Ümitleri suya düştü. Ve karamsarlığa kapıldılar. Milli Mücadele Derneği, tabandan başlattığı örgütlenme çalışmaları ile milletin amacıyla örtüşen bir amaç için ortaya çıktı. Türkiye Cumhuriyeti devletine, Atatürk ilke ve devrimlerine bütünüyle sarılmak, emperyalizme karşı çıkmak, tam bağımsız Türkiye için mücadele etmek ve ülkemizi bu Kürt-İslâm faşistlerinden kurtarmak olarak özetleyebileceğimiz bu amaçlar, zannedersem bugün tüm Türk milletinin gönlündeki amaçlardan farklı değildir. Biz, Türkiye denilen bu ülkede, Türk etnik kökenine sahip olan ve “Ne mutlu Türk'üm” diyen insanlarımızın da en az, azınlıklar kadar, Kürtler kadar insan hak ve özgürlüklerinden yararlanmaları için ortaya çıktık. Türk’üm demenin suç haline getirildiği kirlenmiş fikir platformlarını temizlemek için ortaya çıktık. Türk’üm demenin korkulacak ve utanılacak bir şey olmadığını göstermek için ortaya çıktık! Tam bağımsız Türkiye özlemini hayata geçirmek için ortaya çıktık! Atatürk Türkiye’sini yeniden kurmak için ortaya çıktık. Yalana, talana, özelleştirmeye, vatan topraklarının satışına, hayır, demek için ortaya çıktık! 2008 İki bin sekiz, bu özlemlerimizin hayata geçirilmesi için daha çok çalışacağımız, daha hızlı örgütleneceğimiz, daha fazla eylem yaparak Türk’ün sesini daha fazla duyuracağımız bir yıl olacaktır. İki bin sekiz yılının bizim açımızdan başarılı bir yıl olması için, bizi gönülden destekleyenlerin, bizim çatımız altında birleşmeleri, eylemlerimize katılmaları, gönül desteklerinin yanına maddi desteklerini de eklemeleri gerekir. Üyelerimiz dışında kimseden yardım almayan, bu suretle bağımsızlığını koruyan Milli Mücadele Derneği, iki bin sekiz çalışmaları için gönül dostlarını da mücadele alanına davet etmektedir. Örgütlü mücadelenin yapıldığı tek yer olan Milli Mücadele Derneği, siz destek verirseniz yükselecektir, mücadelesine son fert kalıncaya kadar devam edebilecektir. İçinde yaşadığımız koşullarda herkesin elini taşın altına sokması gerekir. “Ben sizi destekliyorum, yanınızdayım, birlikteyiz” gibi beylik sözleri bir kenara bırakalım ve mücadelenin tam ortasındaki yerimizi alalım. Vatan elden gidiyor, siz, mütareke medyasının satılmış kalemlerinin söylediklerine bakmayınız. Gerçekten tüm kurumları ile cumhuriyetimiz ve vatanımız büyük tehdit altındadır. Bu tehdide karşı koymanın yolu, Milli Mücadele saflarını sıklaştırmak ve mücadele alanına inmekle olur. Bu anda bir boş vermişlik, bir bananecilik ülkemizin sağaltılması mümkün olmayan yaralar almasına sebep olacaktır. Henüz daha zaman varken, sizleri de bekliyoruz. İki bin sekizin, ülkemize, milletimize, barış, kardeşlik, sevgi ve mutluluk getirmesi en büyük dileğimdir.
|