31.12.2007/Sayı:167
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Yunus Yılmaz

Kürt-İslamcı MHP’nin halleri

MHP'den YÖK'e başörtü desteğiPişmanlık yasasını çıkartıp
pişman olmayanlar var

Uzun süredir konuşmayan, medyaya çıkmayan Devlet Bahçeli, son haftalarda gündeme hızlı bir giriş yaparak, art arda basına verdiği demeçlerle medyada yer bulmaya başladı.

İlk olarak “Ananın babanın yanına dön” diyerek daha önce çıkmış olan pişmanlık yasalarının değiştirilerek genişletileceğini söyleyen Tayyip’e sert eleştirilerde bulunan Bahçeli, kendi dönemlerinde çıkarmış oldukları pişmanlık yasalarını unutmuşa benziyor.

Pişmanlık yasalarının terörle mücadelede bir etkisinin olmadığı, hatta teröristleri daha da cesaretlendirdiğini geç de olsa öğrendik. Ama bunu hâlâ bir çözüm olarak gören ve topluma da bunun geçerli olduğunu iddia eden AKP, ilk 5 yıllık iktidarında da böyle bir yasanın çıkarılacağının sinyallerini veriyordu. Toplumdan gelebilecek tepkilerden çekinen AKP, bunu ilk 5 yıl içinde yapamadı. Gayri milli politikalarına rağmen 22 Temmuz seçimlerinden sonra tekrar bir 5 yıl iktidara gelen AKP, yine de tedbiri elden bırakmayarak pişmanlık yasasını çıkarmak istediğinin ilk işaretlerini vermişti. Muhalefetten sert tepkiler gelmesi üzerine pişmanlık yasası çıkartmayacaklarını, daha önce var olan yasanın, genişleteceğini söyleyerek kamuoyunu yatıştırmıştı.

Asıl mesele de burada başlıyor işte. İktidarı pişmanlık yasası çıkartmakla eleştiren muhalefet, çıkarmış oldukları pişmanlık yasalarını unutarak, iktidarı eleştirmeye çalışıyor. İktidardaki parti de geçmişte çıkardıkları yasaları hatırlatınca, muhalefetin yapmış oldukları eleştiriler boşa gitmiş oluyor ve AKP’ye oy olarak geri dönüyor.

AKP’nin elini kuvvetlendiren de bu gerçeklerdir. AKP, her zaman muhalefetin yaptıklarını hatırlatarak, kendi yapmış olduğu yanlışları örtbas etmeye çalışıyor.

İşte bu yüzden MHP ve CHP’nin muhalefeti etkisiz kalmakta, bu iki parti adeta AKP’nin yolunu açmaktadır. Aslında acı bir gerçekle karşı karşıyayız. 22 Temmuz seçimlerinde AKP’ye muhalefet olmaya çalışan bu iki partinin seçimi neden kaybettikleri şimdi daha iyi anlaşılıyor. Kendi yapmış olduğun hatalar ile eleştiri yapmaya çalışırsan karşı tarafı güçlendirmekten başka bir işe yaramazsın. Kaldı ki, bu iki parti, yanlışlarından ders almayarak AKP’nin elini kuvvetlendirdiklerinin farkında bile değiller.

Ha şu da unutulmamalı, bu işte sanılanın aksine AKP hiç de masum değildir. Kaldı ki, AKP de 2003 yılında Eve Dönüş Yasası çıkarmıştı.

Bu gerçekler ışığında, muhalefette bulanan MHP, muhalefet yerine AKP’ye yedek lastik olmaya devam etmektedir, edecektir de.

Türbancı MHP desteği

Evet, dediğimiz gibi gündeme verdiği demeçlerle gelen Bahçeli, “Para yatıran başını istediği gibi örter” diyerek türbanlıların üniversiteye alınmasını destekliyor.

Bahçeli devamında, “Türbanın irticai tehdit unsuru olarak mı yoksa dini amaçlar için mi takıldığını tespit edecek devlet görevlilerinin de bulunduğunu” söylemiş. Sayın Bahçeli cahilliğimize bağışlasın; gerçekten bilmediğimiz için soruyoruz. Türbanın irticai mi yoksa dini amaçlı mı bağlandığı tespitini yapacak yetenekte olan devlet görevlileri kimlerdir? Açıklarlarsa memnun oluruz. Bir de, bu görevlilerin elinde “türbanmetre” veya “dedektör” gibi cihazlar mı vardır ki bunu tespit edebiliyorlar? Bunu da açıklarlarsa memnun oluruz.

Bahçeli, nereden bakarsanız bakın, ipe sapa gelmez tavsiyelerde ve iddialarda bulunmaktadır. Dedik ya, MHP’nin Kürtçülük ve türbancılık konusunda AKP’den farklı düşünmediğini, işte bu sözler desteklemektedir.

“Üniversitelerin siyasallaştırılması, yargının siyasallaştırılması kadar tehlikeli” tespitinde bulunan Bahçeli’ye hatırlatmak isteriz: AKP üniversiteleri siyasallaştırmaya hızla devam etmektedir. Bunu hızlandıran etmen de, sizlerin 22 Temmuz seçimlerinden sonra AKP’li Gül’ün Cumhurbaşkanlığı için kayıtsız ve şartsız verdiğiniz destektir. Seçilmesi için ortam yarattığınız Gül, Cumhurbaşkanı olunca, Teziç’ten boşalan koltuğa Yusuf Ziya Özcan’ı getirmiş. Özcan’ın basına yapmış olduğu açıklamalarda, türban konusuna türbancılarla aynı gözle baktığını hep beraber gördük.

MHP’nin neden Abdullah Gül’ün seçilmesine onay verdiği şimdi daha iyi anlaşılmıştır. Kürtçülük ve türbancılık konusunda Bahçeli’nin Gül’den farklı düşünmemesi, Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasına olanak sağlamıştır.

Yargının siyasallaşması konusunda hassasiyetinin olduğunu her ortamda dile getiren Bahçeli, belli ki hukuka ve hukuk devletine inanan biri. Madem hukuk devletine inanıyor, o zaman Bahçeli’ye Türk yargısının türban konusunda verdiği bazı kararları hatırlatalım öyleyse...

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, “Belirtilen yasal düzenlemeler ışığında verilen yargısal kararlar, subjektif bir hakkın korunmasına ilişkin olmayıp, nesnel ve genel bir nitelik taşıyan bir hukuksal düzenlemeyi öngörmektedirler. Böylece Anayasa hükümleri ve diğer yasalarda yer alan hükümler bir bütün olarak görüldüğünde, türbanın, yükseköğretim kurumlarında serbest sayılan kılık kıyafet kapsamında düşünülemeyeceği sonucuna varılmasının uygun olacağı anlaşılmaktadır” demiştir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi ise, kapanan Akit gazetesindeki bir yazı için açılan yargı sürecinde. “…Toplumun kimi kesimlerince Cumhuriyet’in temel ilkelerinden biri olan laiklik ilkesine karşı zaman zaman başkaldırı simgesi olarak da kullanılan türbanın, hukukun gereği olarak kamu alanında takılmasına karşı çıkanlar düşman ilan edilerek, böylece bunlara karşı olan toplumun bir bölümünün din farklılığına dayalı olarak kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa ve kin beslemeye alenen tahrik edildiği” kararını veriyordu. Yargıtay özetle, “Türban laikliğe başkaldırıdır” diyor.

Ortada söylenildiği gibi bir özgürlük sorunu değil, Cumhuriyet’e başkaldırı söz konusudur. Cumhuriyet düşmanlarının bayraklaştırdığı türban, sözde özgürlük kapsamına sokularak masumlaştırılmak istenmektedir. Oysa burada masum ve mazlum olan devlettir. Çünkü devlet dine karşıymış gibi gösterilerek, gizli emellerini gerçekleştirmek isteyen gericiler devlete saldırmaktadırlar.

Cumhuriyet’in temel niteliklerini savunduğu iddiasında bulunan MHP, eğer bu konuda samimi olsaydı, devlet ve rejim düşmanlarının bayraklaştırdığı türbanı savunmazdı. Ama MHP’nin Cumhuriyet’i ve rejimi korumak gibi bir amacı olmadığı gibi, bir kaygısı bile yoktur. Kürtçü ve türbancı MHP, hiçbir zaman devleti ve rejimi koruyan bir misyon edinmemiştir, edinemez de.

Abdullah Gül’ün hanımı Hayrunnisa Gül’ün türban nedeniyle Türkiye hakkında davacı olduğunu bilmeyenimiz yok. MHP’nin verdiği destekle Çankaya’ya türban da çıkmış oldu. Türbanın Çankaya’ya çıkmasından memnun olan MHP, türbanın üniversitelerde serbest olmamasına üzülmektedir. Tüm kalelere laikliğe bir başkaldırı olan türbanı sokmak olan MHP’ nin, 57. hükümet döneminden beri milli bir gayesinin olmadığı, dini bir kaygının olduğu çok rahatlıkla görülmüştür.

Bahçeli, “Türkiye’yi sokaklarında, düşünce ve inanç özgürlüğü sorunlarının yaşandığı, ancak baskıcı otoriter rejimlerinde görülebilecek manzaralar rastlandığı, 18 yaşına gelmiş kızların başlarını örtüp örtmeyeceğine müdahale edildiği bir ülke konumundan kurtarmalıyız” diyerek Türkiye Cumhuriyeti’ni, “baskıcı otoriter rejime” sahip olmakla suçluyor.

Bu sözler bile, Bahçeli’nin laikliğe ve rejime hangi gözle baktığını çok net göstermektedir.

Yaklaşık 1.5 yıl önce Danıştay’a bir saldırı düzenlenmişti. Saldırıyı yapan Alparslan Arslan, anaokulu öğretmeni Aytaç Kılınç’ın okul bahçesinde türban takmasını laikliğe aykırı bulan Danıştay’a, türban kararı nedeniyle saldırıda bulunduğunu itiraf etmişti. Bu saldırıda öldürülen Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’in MHP lideri Devlet Bahçeli’nin arkadaşı olduğunu o günlerde basından öğrenmiştik. Özbilgin’in MHP yönetimini de ziyaret ettiğini bizzat Bahçeli’nin kendisi basına açıklama yaparak duyurmuştu.

Şimdi sormak gerekiyor: Mustafa Yücel Özbilgin özgürlükleri kısıtladığı için mi öldürülmüştür? Yoksa laikliğe ve Cumhuriyet’e bir başkaldırı aracı olan türbanı yasaklayarak Cumhuriyet’i koruduğu için mi öldürülmüştür? Evet Bahçeli Bey, bu soruyu size soruyoruz. Her şeye cevap vermeye yetiştiğiniz gibi, buna da pratik cevabınız olacaktır herhalde?

Danıştay saldırısının olduğu günlerde basın açıklaması yapan Bahçeli, “Bu olay, güzel dinimizi istismar etmekte bir sakınca görmeyen, devletimizin temel kurumları ve seksen yedi yıllık kazanımları ile çatışmayı bir yöntem olarak seçen zihniyetin, etkileyebildiği hain ve gafilleri eyleme teşvikidir” diyordu. Devamında AKP’yi eleştiren Bahçeli erken seçim istiyordu. Bir yıl sonra seçim olmuş, istediği oyu alamayan MHP ise, AKP’nin seçimleri kazanmasından sonra, herkesin AKP’ye saygı duyması gerektiğini söylüyordu.

Demek ki, zaman ve mekan değişince yorumlar da değişiyor!

Ülkemizdeki gericiler, okul bahçesinde türbanı yasaklayan Danıştay’ı inançsız ilan edip, üyelerinin fotoğraflarını vererek hedef gösteriyordu. İnançsız ilan edilerek, Danıştay saldırısında öldürülen Mustafa Yücel Özbilgin’in eşyaları ailesine teslim edilmişti. Teslim edilen eşyalar arasında küçük ceplere uygun Kur’an-ı Kerim de bulunuyordu. Evet, türbanı yasakladığı için inançsız ilan edilen Özbilgin’in cebinden Kur’an-ı Kerim çıkıyordu. Bu da ülkede laikleri dinsiz-imansız ilan edenlere bir ders olur temennisiyle, Bahçeli’nin de buradan ders almasını diliyoruz! En azından arkadaşına saygısı varsa.

MHP-PKK kardeşliği

TÜRKSOLU gazetesi “MHP-PKK Kardeşliği” başlığı ile 149. sayısını çıkarmıştı. Özgür Erdem’in, “Meclis’te MHP-PKK Kardeşliği” başlığı ile kaleme aldığı yazıda; daha önce defalarca DTP’ lilerin övgüsüne mazhar olan Bahçeli’nin, Meclis’te DTP’lilerin elinin sıkması konu edinilmişti. O zamanlarda, bir kısım medya tarafından bu el sıkma olayı Bahçeli’nin nezaketine verilmişti.

Terör saldırıların arttığı, sınırötesi harekatın yapılmasının gerektiği şu günlerde, özellikle Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın, “PKK Meclis’te!” açıklamasının ardından, Meclis’te tekrar MHP-DTP arasında tokalaşmanın yaşanması düşündürücüdür.

Üstüne üstelik Bahçeli’nin, “Solumuzda oturuyorlar... Maalesef hâlâ yargısı devam edenler var. O süreçte biraz ihtiyatlı olmak lazım. Yargıda beraat ederlerse mesele yok. Ama yargıdan bir karar çıkarsa, PKK Meclis’te demektir” açıklamasına ne demeli?

Yani, yargıdan aksi karar çıkarsa PKK Meclis’te olmayacak! Böyle bir zihniyet bölücülükle mücadele edebilir mi? Seçim meydanlarında ip atarak, seçmenine bölücülüğe ne kadar karşı olduğunu izah etmeye çalışan Bahçeli, seçim bittikten sonra DTP’lilerin elini sıkıyor. DTP’lilerin PKK ile birlikte hareket ettiklerini sağır sultan biliyor ama Bahçeli bilmiyor galiba?

Bir kez el sıkmakla yetinmeyen MHP, bu olayı tekrarlayarak bölücülüğe nasıl bir anlayışla baktığını göstermiştir: Dağdaki silahlılar bölücü, yasal uzantısı olup Meclis’e girenler milletvekili!

Bahçeli’nin bu işi yargıya bırakmasını nasıl yorumlayacağız? Hukuk devletine olan inancından dolayı böyle konuşuyor mu diyeceğiz?

Basından öğrendiğimize göre bu olayların olduğu Meclis’te, MHP’lilerin DTP’lilere incir ikram ettiği yazılıyor. Bir DTP’linin, “Söyleyin, arkadaş yardım ve yataklıktan gider vallahi!” esprisi de her iki parti arasında gülüşmelere neden olmuş. Bu sözler MHP için espri konusu olabilir ama biz hatırlatalım: DTP’lilerin ya bir akrabası ya kendisi ya da dostu dağlarda Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı mücadele etmiştir. Böyle olmasa bile “PKK ile aynı tabana sahibiz” diyebilecek kadar PKK ile yakınlığını açıklayan bir DTP vardır karşılarında. Kendi ağızlarıyla PKK’ya olan yakınlıklarını söylüyorlar. Bu kadar açık ve net olan bir şey için topu yargıya atarak sorumluluk altından kurtulacağını sanıyorsa MHP yanılmaktadır.

“Ülkücüler, bozkurtlar, sokağa çıkmayacaklardır. Tuzaklara gelmeyeceğiz. Çıkarılmak istenen etnik kavgaların içinde olmayacağız. Bölücü terörle, Kürtçe konuşan vatandaşlarımızı birbirinden ayıracağız. Terörü ezeceğiz. Kürtçe konuşan vatandaşlarımızı kucaklayacağız” diyen Bahçeli, bir sözünde de; “Kürtçe konuşan kardeşlerimizin hiçbirinin burnu kanamadan, hiçbiri fakirliğe düşmeden beraberce nasıl yaşadığımızı herkese göstereceğiz. Kürtçe konuşan kardeşlerim, ABD ve AB ülkeleri seni benden çok sevemez” diyordu.

Bahçeli’nin bu Kürt aşkının, Kürt- İslamcı geleneklerinden geldiğine şüphemiz yoktur. Bölücü terörle, Kürtçe konuşan vatandaşlarımızı birbirinden ayıracakmış! Bunun aynısını, Bahçeli’nin o çok eleştirdiği AKP de söylemektedir. O zaman sormazlar mı adama AKP’den farkınız ne diye? Bir de etnik kavgaların içinde olmayacakmışlar. Kürtçülerin Türklüğe, bayrağa saldırmasını etnik çatışma olarak lanse ediyor. Ortada iki etnisitenin kavgası yok ki etnik kavga olsun.

Evet, ortada bir kavga varsa, o da milli birliği ve bütünlüğü sağlamak isteyen Türkler ile bölücülük yapan Kürtçüler arasındadır. Bir de bu kavgayı dışarıdan seyredip, her olaya maydanoz olup Türk’e akıl vermeye çalışan MHP’liler vardır.

Bahçeli’nin sarf ettiği bu sözlere pek şaşmamalıyız aslında. Seçim öncesi Doğuda propaganda yürütülürken Kürtçe kullanılmasına izin vermesinin, MHP’nin Meclis’te DTP ile tokalaşmasına bir ön belirti olacağını tahmin etmeliydik!

80 öncesi komünist öldürmeyi bir vatan mücadelesi olarak gören MHP, 80 sonrası sokaklarda elini kolunu sallayarak gezen PKK yandaşlarına ses çıkartmamaktadır veya çıkartamamaktadır. “Ülkücüler sokağa çıkmayacak, tuzağa gelmeyecektir” diyenler acaba 80 öncesi neden sokaklardaydı?

Komünizm, Kürtçülükten daha mı tehlikeliydi acaba?

PKK terörü komünizmden tehlikeli değil ki sokağa çıkmayacaklarını açıktan söylüyorlar. Hatta PKK’nın Meclis’te olması pek umurlarında da değil. Bu bizim iddiamız değil, Meclis’te MHP-DTP yakınlaşmasını bilmeyenimiz kalmadı. PKK’ya kesin ve net bir tavır alan bir parti, DTP’ye olumlu bir gözle bakabilir mi?

Kim ne derse desin MHP çok açık ve net Kürtçülük yapmaktadır. DTP’ye karşı gösterilmiş olan sıcaklık, PKK’ya gösterilmiş bir sıcaklıktır. MHP Kürtlerle kardeş olmaya çalışırken ölçüyü fazla kaçırarak PKK ile kardeş olmuştur.

22 Temmuz seçimleri öncesi AKP’nin gayri milli politikalarına karşı, CHP-MHP yakınlaşması olmuştu. Bazı eski ülkücüler, 80 öncesi CHP’ye karşı tavırları olduğu için MHP’nin CHP ile koalisyon kurmasına karşı olduklarını açıkça deklare etmişlerdi. Seçim sonuçlarında gördük ki, CHP ve MHP’nin oylarının birleşmesi bir şey ifade etmiyor. CHP ile ittifak yapmayı içine sindiremeyen MHP’liler, seçim sonrası DTP ve AKP ile yakın ilişki kurmayı sindirebilmişler midir, merak edilir?

İşte tam da bu sıralarda medyaya verdiği demeçlerle gündeme gelen Bahçeli, “CHP’nin arkasına takılsaydık ne olurdu halimiz. Meclis’i kilitlemiş olsaydık iyi mi olurdu. MHP baş aktör olmalıdır ve boynu kalın bir bozkurt, sözünü ettiğimiz istikrarsızlık dönemine yakışmaz. Meclis’te de kararlılığımızı gösterdik. Eğer biz Cumhurbaşkanlığı sürecinde destek vermemiş olsa idik referandum süreci devreye girecekti. PKK da bu süreçte kendi adayını gösterebilecekti. Kazanmamış olsa bile işte etnik kimliğe dayalı birisi bu kadar oy aldı biçiminde tezahür edecekti” diyor.

Kimse MHP’den CHP ile koalisyon kurmasını beklemedi! Gayri milli politikalar güden AKP’ye karşı CHP’nin yanında olmasını arzuladı ama. O günlerde kimse Bahçeli’nin bahsettiği gibi bir Kürt etnik kimliği üzerine siyaset yapanların Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adaylarını göstereceğini düşünmüyordu, aklına bile getirmiyordu. Kaldı ki ortada böyle bir durum söz konusu da değildi. Yani Bahçeli, AKP’ye vermiş olduğu desteğin doğru olduğunu ispatlamaya çalışıyor, ama boşuna. Kimsenin bu saatten sonra bu yalanları yutacak hali yok. PKK’nın kendi adayını göstermesinden rahatsız olan birinin, DTP’nin Meclis’te olmasından fazlasıyla rahatsız olması gerekirdi. Ama MHP, DTP’nin elini sıkmaktan ve Meclis çatısı altında olmasından rahatsızlık duymuyor.

22 Temmuz seçimleri ile AKP’ye muhalif olmaya çalışan CHP’nin de, Kürtçülük konusunda MHP’den farklı olmadığını gördük. Bizi üzen, MHP’nin CHP ile birlikte hareket etmemesi değil, bu iki partinin AKP’ye muhalif olabilecek kadar milliyetçi ve alternatif olamamalarıdır. CHP’yi bir köşeye koyarsak, beklenenin aksine MHP’nin hem Kürtçü hem de laikliğe ters düşen eylemlerini gören, kendini solcu, Atatürkçü, milliyetçi olarak niteleyenlerin, MHP’ye güvenerek oy verme hatasına düşmeleri, gerçek Atatürkçü kesimde üzüntü ile karşılanmıştır.

Atatürkçüler, 22 Temmuz öncesi, Kürt- İslamcı bir parti olan MHP’nin doğasına ters olan milliyetçi ve laik davranmasını beklediler, ama boşuna beklediler. Kökenlerinde Kürtçülük ve dincilik olan bu parti ne gerçek anlamda milliyetçi olabilir ne de gerçek anlamda İslam’ı anlayabilir.

Kürt-İslamcı MHP’nin düştüğü hallere bakın mı diyelim, yoksa Atatürkçü geçinenlerin hangi hallere düştüğüne bakın mı diyelim karar veremiyoruz; Ama MHP’nin düştüğü bu hal daha kötüdür. Baksanıza şimdiden günah çıkartmaya başladılar bile.

TÜRKSOLU Kürt-İslam sentezi yapanları deşifre ediyor

Bu tür davranışlar ile MHP’nin, bölücülükle mücadele etme konusunda kafasının karışık olduğu görülmektedir. Kendileri demiyor muydu PKK siyasallaşmak istiyor diye? PKK’nın siyasallaştığının açık bir delili olan DTP var iken, hangi delili kabul ve geçerli saymaktadırlar?

Sürekli olarak AKP’nin DTP severliğinden bahsettik. Peki, MHP’nin bu DTP severliği nerden gelmektedir. Acaba, MHP Doğudaki Kürt kökenli vatandaşlardan oy almak için böyle yapıyor olmasın sakın? Oy almak amaçlarından biri, ama olaya bu kadar yüzeysel bakmak yanlış olacaktır. MHP’nin Kürt-İslamcı geçmişini yok sayarak, Kürt kimliği üzerinden siyaset yapanlara sıcak bakması izah edilemez. Kürdü Müslüman olduğu gerekçesi ile salt Türk kabul eden bir anlayış, Türkmen Alevi’sini Müslüman olarak görmediği için Türk olarak algılamaz. Yani ortada Türklüğü dine ve mezhebe göre değerlendiren sakat bir anlayış vardır. Özü itibariyle Kürt-İslamcı bir anlayış vardır.

Seçim öncesi AKP ve Amerikan karşıtlığı ile seçmenlerden oy isteyen MHP, ABD’nin Dışişleri eski Bakan Yardımcılarından Grossman’ın, “Seçimde ABD karşıtlığını hoş görmeyiz” açıklamasından sonra sus pus olmuştu. Kürt kimliği üzerinden siyaset yapanlara hoşgörü ile yaklaşan MHP’nin elinden bu propaganda aracı da alınınca ortada neye, kime, niçin karşı olduğu meçhul bir parti kalmıştır.

Seçim sonrası ABD ve AKP’yi eleştirmek işine gelmediği için eleştirmeyen MHP’yi, Cumhuriyet mitinglerini ve Ordu’yu suçlayan bir tavır içinde bulduk her nedense! Demek ki MHP’yi bu kadar acımasız eleştirmemek gerek. Bakın karşı olduğu bir şeyler var; o da Türk Ordusu ve Cumhuriyet’in tehlikede olduğunu hisseden halktır.

Bir demecinde “AKP’den kurtulmak demek, Türkiye’nin kurtuluşu demektir. AKP’den kurtulmak demek, Sevr’i yırtıp, emperyalist güçlerin suratına çarpmak demektir” diyen Bahçeli, bu sözünü 22 Temmuz’dan sonra unutmuşa benziyor.

22 Temmuz seçimlerinden önce MHP’nin AKP’yi eleştirip, seçim sonrası AKP’yi düştüğü zor durumlardan kurtarması, bu iki partinin köken olarak Kürt-İslamcı bir geleneğe sahip olmalarındandır.

Her zaman söylüyoruz: Türk-İslam sentezi yaptığına inanılan, ama gerçekte Kürt- İslam sentezi yapan MHP’nin gerçek yüzü, TÜRKSOLU gazetesi tarafından deşifre edilmektedir.

Adeta “Biz Kürtçüyüz, Kürt İslamcıyız” diye haykırmaktadırlar. Ama biz bu gerçekleri gündeme getirdiğimiz vakit TÜRKSOLU’nu abartmakla itham ediyorlar.

Asıl bu süreçten sonra MHP iyice takip edilmelidir. MHP, “Bunu yapmaz” diyeceklerinizi yaparak, bizleri haklı çıkartacaktır. “Türk-Kürt kardeştir” gibi sakat bir anlayışın üzerine inşa edilmiş bir MHP’nin, Kürt-İslamcılık yapmamasına imkan yoktur.

Bu zamana kadar TÜRKSOLU olarak, ne dediysek bir bir çıkmıştır; bundan sonrada çıkacaktır. TÜRKSOLU, Kürt-İslamcıları deşifre etmeye devam edecektir.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe