Sarkozy hiç zaman kaybetmedi
Cecilia Sarkozy ile olan evliliği geçtiğimiz aylarda sona eren Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy hiç vakit kaybetmeden yeni denizlere doğru yelken açtı. Eşiyle boşandıktan sonra ne yapacağı basın tarafından da oldukça merak edilen Sarkozy’in Fransa için bulduğu yeni First Lady herkesin yakından tanıdığı bir isim oldu.
Eski manken yeni şarkıcı Carla Bruni ile çekilen fotoğraflarının yayınlanmasın ardından gizliliğe son veren Fransa Cumhurbaşkanı artık gittiği her yere yeni sevgilisini de götürüyor. Özel bir davet için gittiği Mısır’da Carla Bruni ile el ele tutuşarak basına pozlar veren Sarkozy durumundan bir hayli memnun görünüyordu. Sarkozy-Bruni çiftinin ziyaret edeceği turistik mekanlarda güvenlik önlemlerini üst düzeye çıkartan Mısır hükümeti gazetecilere de elinden geldiğince göz açtırmamaya çalışıyor. Örneğin çifti kaldığı otelde görüntülemeye çalışan bir televizyon ekibi geceyi nezarette geçirmek zorunda kaldı. Mısır’ın ünlü Krallar Vadisi’ne kadar çifti takip eden büyük bir medya ordusu vadiye alınmayınca elleri boş geri dönmek zorunda kaldı.
Fransa’nın Mısır Büyükelçiliği Sarkozy’nin bu gezisinin özel olduğu gerekçesiyle bir açıklama yapmayı reddederken, Fransız muhalefeti de Sarkozy’nin sürekli olarak skandallarla gündeme gelmesinden oldukça rahatsız olmuş durumda.
Sarkozy gerçekten de Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından basına sürekli malzeme veriyor. Seçimlerin ardından yakın dostu Vincent Bollore’nin lüks yatıyla Malta turuna çıkan, yıllık tatilini ilk kez ABD’de geçiren Fransa Cumhurbaşkanı olan Sarkozy, Mısır gezisine de Vincent Bollore’nin kullanması için emrine verdiği Falcon 900 tipi özel bir jetle çıkınca Fransız muhalefeti Bollore’nin yaptığı bu yardımların herhangi bir karşılığı olup olmadığını sorgulamaya başladı.
Sosyalist Parti Sözcüsü Benoit Hamon, “Bir cumhurbaşkanı, gazeteleri, televizyonları olan işadamlarından arkadaş edinir, gezilerinin bedelini onlara ödetirse, bundan bir karşılık alındığı aşikardır” derken, Fransa Komünist Partisi Sarkozy’nin bir an önce hareketlerine dikkat etmesini istiyor. Muhalefet Bollore için uygun bir sıfat da bulmuş durumda: “Cumhurbaşkanlığı tatillerinin resmi sponsoru.” Haksız da sayılmazlar; çünkü Sarkozy-Bruni çiftinin kaldığı 5 yıldızlı “Old Winter Palace” otelinin süit dairesinin geceliği 1.100 dolar. Özel bir gezi olduğuna göre Sarkozy bu kadar lüks bir otelde nasıl kalabiliyor acaba? Fakat Sarkozy’nin şimdiye kadarki bütün skandallarda üç maymunu oynadığı ve hiç bir eleştiriyi takmadığı düşünülürse bu soruların da yanıtsız kalacağı ve Sarkozy’nin basına daha çok malzeme vereceği kesin.
|
Chavez halkını suçlamadan çalışmaya devam ediyor
Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, Latin Amerika’nın toplu bir biçimde kalkınmasını sağlayacak uygulamalarını sürdürüyor. Artan petrol fiyatlarının getirdiği geliri hem ülkesinin hem de kıtanın yoksul insanlarına aktaran Chavez, Latin Amerika ülkelerinin petrol alanında bölgesel işbirliği yapmasını hedefleyen bir zirvede bu uygulamayı daha da genişletmeye hazırlandığının sinyallerini verdi.
Chavez’in zirvede dile getirdiği son önerisi ekonomik açıdan sıkıntıda olan ya da yeterli döviz stoku bulunmayan kıta ülkeleri için gerçekten de bulunmaz bir nimet olacak. Chavez’in Latin Amerika ülkelerine petrolün muz, şeker gibi yerel ürünlerle takasını veya hizmetle ödenmesini teklif etmesi ABD yönetiminin hiç de hoşuna gitmeyecek. Çünkü bu son öneri hem kıtanın yoksul ülkelerini rahatlatıp ABD bağımlılığından kurtarırken hem de doların uluslararası değişim aracı rolünü engelleyerek emperyalizme bir darbe vurmuş oluyor.
Chavez’in bu önerisi aslında daha önceden uygulanmaya konmuş ve başarı kazanmış bir yöntem. Venezüella şu anda Küba’ya verdiği günlük 100.000 varillik petrolün karşılığı olarak bu ülkeden dünyanın en iyi doktorlarını ve öğretmenlik hizmeti alıyor. Küba Devlet Başkan Yardımcısı Carlos Lage’nin açıklamasına göre Venezüella’da şu anda 39.000 Küba yurttaşı çalışıyor. Bunların 31.000’ini ise doktorlar oluşturuyor.
Bölge ülkelerine petrol karşılığında kolay ödeme koşulları sunan Petrocaribe girişimini “tarihte eşsiz bir olay” diye nitelendiren Carlos Lage, 3.500 Venezüellalı gencin Küba üniversitelerinde tıp eğitimi aldığını ve Barrio Adentro-1 programı kapsamında Kübalı profesörlerin yardımıyla Venezüella’da 26 bin doktor yetiştirildiğini sözlerine ekliyor.
Görüleceği üzere Chavez, yapılan son referandumdan yenik ayrılsa bile, halkı suçlamak yerine Latin Amerika’nın tüm insanları için çalışmalarına hiç ara vermeden devam ediyor. İnsanlar da siyasi düşünceleri ne olursa olsun Chavez’in söylediklerinde samimi olduğunu bildikleri için ona güveniyorlar. Chavez bu meziyetinin karşılığını da almıyor değil. Kolombiya hükümeti FARC gerillaları tarafından tutsak alınan rehinelerin kurtarılması için kendi askerlerine ya da özel kuvvet birliklerine değil de Chavez’e görev verdi. Chavez daha önce FARC gerillaları ile tutsak alınan üç kişinin serbest bırakılması için en ince ayrıntısına kadar her şeyi görüştüklerini söylemiş ve Kolombiya hükümetinden yalnızca işbirliği yapmasını istemişti. Sonunda kendi çabaları ile tutsakları kurtaramayacağını anlayan Kolombiya hükümeti, Chavez’in isteklerini kabul etti ve bu konuda gereken yetkiyi Chavez’e verdi. Eski bir asker olan Chavez şimdi tutsakları kurtaracak operasyona bizzat katılacak.
|
Butto
bu
kez
kaçamadı
Daha önce düzenlenen sayısız suikasttan kurtulmayı başaran Benazir Butto bu kez şeytanın bacağını kıramadı. 18 Ekim tarihinde 138 kişinin öldüğü saldırıdan kurtulan Benazir Butto’nun Ravalpindi’de düzenlediği seçim mitingi bu kez yaşamının son bulmasıyla noktalandı. Butto’nun düzenlediği mitingin bitmesinin ardından üzerindeki bombaları patlatan intihar bombacısı ortalığı kan gölüne çevirdi, miting alanı kopmuş insan el parçalarıyla doldu.
Gelen bilgilere göre, mitingin bitmesinin ardından aracına binen Butto’ya önce silahla ateş eden saldırgan hemen ardından da üzerindeki bombaları patlattı. Eşinin verdiği bilgilere göre bilinci kapalı durumda hastaneye kaldırılan Butto yapılan tüm müdahalelere karşın kurtulamayarak yaşamını yitirdi. Butto’nun saldırgan tarafından boynundan ve göğsünden vurulduğu da gelen bilgiler arasında.
Polis yetkilileri saldırıda 20’nin üzerinde insanın yaşamını yitirdiğini söylerken, Pakistan İçişleri Bakanlığı da Benazir Butto’nun yaşamını yitirdiğini doğruladı. Butto’nun kaldırıldığı hastaneye gelen Butto yanlıları saldırıdan sorumlu tuttukları Pervez Müşerref aleyhinde slogan atarken, saldırıya uluslararası dünyadan ilk kınama da Rusya’dan geldi.
Müslüman bir ülkenin ilk kadın başbakanı olan Benazir Butto sayısız kez ölüm tehdidi almıştı. Özellikle El Kaide tarafından tehdit edilen Butto Pakistan’a dönmemesi için Pervez Müşerref tarafından uyarılmıştı. Yazının başında da belirttiğimiz gibi, ülkesine döndüğü gün düzenlenen intihar saldırısında 138 kişi ölmüş, Butto ise kurtulmayı başarmıştı.
|
Putin hamuduyla götürmüş
2007 yılında dünyada en fazla öne çıkan isim kim oldu sorusuna verilecek yanıt hiç kuşkusuz Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin olurdu. Bu hiç kuşkusuz yalnızca bizim iddiamız değil. Putin Time dergisi tarafından da Yılın Adamı seçildi. Bütün yıl boyunca yaptığı icraatlar ile dünya köşemizin vazgeçilmez konuğu olan Putin yılın son aylarında da yerine geçecek isim ve bundan sonra ne yapacağı ile ilgili tüm dünyayı peşinden sürüklemeyi sürdürdü.
Putin atadığı kişileri seçmekte gösterdiği özen ve yaptığı icraatlar ile Rusya’nın dümenini kolay kolay bırakmayacağı mesajlarını çok önceden veriyordu. Biz bu durumu koltuk tatlı geldi diye yorumluyorduk ama işin aslı bal tutan parmağını yalarmış atasözündeki durummuş. Biz Putin’i kıt kanaat geçiniyor sanırken, meğer Putin parayı hamudu ile götürüyormuş.
Moskova merkezli düşünce kuruluşu Ulusal Stratejik Enstitü’nün Başkanı Stanislav Belkovski’nin Kremlin’deki kaynaklara dayanarak yaptığı açıklama gerçekten dudak uçuklatan cinsten. Belkovski’nin iddiaları eğer doğruysa, Putin başkanlığı süresince en az 40 milyar doları kaşla göz arasında cebe indirmiş. Üstelik bu 40 milyar dolar en iyimser rakamı ifade ediyor. Gerçek miktar çok daha fazla olabilir ama bu rakam bile Putin’i şu anda Avrupa’nın en zengin kişisi durumuna getirmeye yeter de artar bile.
Peki Putin bu kadar büyük miktarda parayı gözden uzak tutmayı nasıl başarıyor? İddia sahibine göre bu işte kilit rolü KGB-FSB kökenli güvenlik servisi yetkilileri oynuyor. Putin’in Rusya’daki kritik atamalarda tek söz sahibi olduğu dikkate alınırsa ve tüm kurumların denetimini elinde tuttuğu düşünülürse bu hiç de yabana atılacak bir iddia değil. Belkovski, Putin’in, Surgutneftegaz’ın yüzde 37’sini, Gazprom’un yüzde 4.5’ini ve Gunvor’un en az yüzde 75’ini elinde tuttuğunu iddia ediyor. 2007 yılında 8 milyar dolar kâr eden Guvnor’un görünürdeki sahibinin ise Putin’in KGB’den arkadaşı Gennadi Timçenko olması da bu iddiaları destekliyor. 43 milyar dolar ciro ve 8 milyar dolar kâr eden bu gizemli Rus şirketinin ne bir web sitesi ne de Rusya’da bir ofisi bulunuyor. Bizde tabela şirketi olarak adlandırılabilecek olan bir şirket, şu anda dünyanın en kârlı şirketlerinden biri konumunda.
Tüm bu bilgilerin kamuoyuna yansımasına neden olan olay ise Kremlin’de gizli kapılar ardında devam eden güç savaşları. Medvedev’i tutan liberaller ile Kremlin Genel Sekreter Yardımcısı İgor Seçin’in başını çektiği gizli servis elamanlarının Putin sonrası gücü paylaşmak için yaptıkları rekabet gizli çamaşırların ortaya dökülmesine neden olmuş durumda. İki taraf da Putin sonrası bu para musluğunu kontrol etmek için kıyasıya rekabet halinde. Rusya anlaşılan 2008 boyunca köşemizi süslemeye devam edecek.
|
Maradona dayanışmada
Batılı ülkeler tarafından dünyadan soyutlanmaya çalışılan İran’a son destek, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu kabul edilen Maradona’dan geldi.
Daha önce de Chavez ve Castro ile olan dostluğundan dolayı ABD’nin tepkisini çeken Maradona, ezilen ulusların mücadelesinin yanında olduğunu bir kez daha gösterdi. İran’ın Arjantin Büyükelçisi ile olan görüşmesinde, “İran halkının yanındayım. Bütün kalbimle onları destekliyorum” diyen Maradona en kısa zamanda Ahmedinejad ile de görüşeceğini söyledi. Maradona üzerinde “İran halkına sevgilerimle” yazılı bir formasınıda büyükelçiye verdi. Maradona’nın formasının İran’da müzede sergileneceği belirtildi.
|
İki kere iki kaç eder Bush?
Bush yönetimi PKK’nın bir terör örgütü olduğunu açıkladı. Washington yönetimi adına açıklama yapan Scott Stanzel, “PKK bir terör örgütüdür. Bu örgüt, Irak’ta istikrar bozucu bir güçtür. Iraklılar ülkelerinde terörist istemiyor ve biz de Irak ve Türkiye ile bu sorun üzerinde çalışmayı sürdürüyoruz” dedi. Biz de Beyaz Saray’ı, yıllar sonra PKK’nın terör örgütü olduğunu anladığı için kutluyor, bu parlak tespiti bu kadar hızla yapan Bush ekibinin zeka düzeyi hakkında internet ortamında dolaşan bir fıkrayı okuyucularımızla paylaşıyoruz.
Fıkra bu ya, kıyamet kopmuş ve insanlar cennetin kapısında sıraya girmişler. Her nasılsa Bush, Einstein ve Pablo Picasso kuyrukta yan yana düşmüşler. Einstein kapıya gelmiş ve ismini söylemiş. Cennetin kapısındaki melek şöyle bir bakmış:
“Benziyorsun, ama senin gerçekten Einstein olduğunu nereden bileyim? Cennete girmek için herkes başkasının ismini veriyor!”
O zaman Einstein bir tebeşir ve kara tahta istemiş, melek getirmiş. Einstein almış eline tebeşiri, türlü türlü denklemlerle Görecelik Kuramı’nı tahtaya çizmiş. Melek:
“Tamam, sen gerçekten Einstein’sın geç” demiş.
Sonra aynı soruyu Picasso’ya da sormuş. O da tebeşir ve kara tahta istemiş, yine getirmişler. Picasso, almış tebeşiri eline, sanat şaheseri bir tablo döktürmüş. Melek:
“Hımm, tamam sen gerçekten Picasso’sun geç” demiş.
Sıra Bush’a gelmiş. Melek ona da sormuş.
“Einstein ve Picasso kim olduklarını kanıtladılar. Bakalım sen Başkan Bush olduğunu nasıl kanıtlayacaksın?”
Bush afallamış:
“Einstein’la, Picasso da kim?”
Melek Bush’a bakmış:
“Tamam, geç bakalım George!”
(Elbette ki Stanzel’in açıklamaları gerçeği yansıtmıyor. Yıllarca PKK’yı besleyip koruyan ABD’nin şimdi PKK’nın terörist bir örgüt olduğunu ilan etmesi kimseye inandırıcı gelmez. Türkleri bu kadar kolay kandırabileceklerini sananların zeka düzeylerinde gerçekten bir sorun olması gerekiyor.)
|
Siyular
bağımsızlıklarını
ilan etti
Lakota kabilesi ya da hepimizin bildiği adıyla Siyular, atalarının ABD ile yıllar önce imzaladığı anlaşmayı feshederek bağımsızlıklarını ilan etti. Oturan Boğa ve Çılgın At gibi birçok ünlü şefe sahip olan kabilenin şimdiki temsilcisi Russel Means, Washington’da düzenlediği basın toplantısında, “Biz artık ABD yurttaşı değiliz ve bizim toprağımızın yer aldığı 5 eyalette yaşamak isteyenler bize katılmakta özgürler” açıklamasını yaptı.
Aldıkları tek taraflı fesih kararını ABD hükümetine ilettiklerini söyleyen Means, ABD yurttaşlığından çıkmaları durumunda kendi topraklarında yaşayan herkese pasaport ve ehliyet vereceklerini de açıkladı. 150 yıl önce yapılan anlaşmayı “değersiz bir kağıt parçasındaki değersiz sözler” olarak niteleyen kabile yetkilileri, bu anlaşmanın kendilerinden toprak çalmak için ABD tarafından defalarca ihlal edildiğini söylüyor. ABD’nin 1851 ve 1868 yıllarında imzaladığı 33 antlaşmanın hepsini çiğnediğini söyleyen kabile yetkilileri, bu anlaşmalar yüzünden Siyuların Beyaz Adam’a dönüşme tehlikesi geçirdiklerini de belirtiyor.
ABD emperyalizmine karşı en çok direnen ve en çok kayıp veren uluslardan biri olan Siyuların bu son talepleri yeni katliamların ve kıyımların bir habercisi aslında. ABD’nin bu talebi hiçbir şekilde ciddiye almayacağını düşünürsek Siyu kabilesini yeniden mücadele dolu günlerin beklediğini söyleyebiliriz. Diğer taraftan ABD için ise ne kadar demokrasi havarisi olduklarını göstermek için bir fırsat. Bakın, birileri sizin dünya için çizdiğiniz haritalardan cesaret alarak kendi haritalarını çizmiş. Ne kadar demokratik olduğunuzu gösterin de Siyular Wilson ilkelerinin hâlâ geçerli olduğunu tüm dünyaya kanıtlasın...
|
Tayland’da seçimin galibi Şinavatra yanlıları oldu
Tayland’da monarşiyi tehdit ettiği ve hakkındaki yolsuzluk iddiaları yüzünden kansız bir darbe ile 15 ay önce devrilen Taksin Şinavatra sıradan bir yurttaş olarak ülkesine dönmeye hazırlanıyor. 15 Eylül 2006 tarihinde BM Genel Kurulu toplantıları için gittiği New York’ta bulunurken düzenlenen askeri bir darbe ile yönetimden düşürülen Şinavatra’nın yandaşları tarafından kurulan Halkın İktidarı Partisi, açıklanan seçim sonuçlarına göre tek başına iktidar olamasa bile seçimlerden birinci parti olarak çıkmayı başardı.
Halkın İktidarı Partisi 480 sandalyeli Tayvan Meclisi’nde 233 milletvekilliği kazanırken, Demokrat Parti 165, ardından gelen Chart Hai Partisi 37 milletvekili kazandı. Seçim sonuçlarının belli olmasını ardından Şubat ayı içerisinde Tayland’a dönmeye hazırlanan Şinavatra aktif siyasete girmeyi düşünmediğini ve bundan sonra hakkında çıkarılan yolsuzluk iddialarından aklanmak için çalışacağını söylüyor.
Seçim kampanyasını Taksin Şinavatra’nın ülkeye geri dönmesi üzerine kuran Halkın İktidarı Partisi de seçim sonuçlarının belli olmasını ardından koalisyon görüşmelerine başladı. Halkın İktidarı Partisi lideri Samak Sundaravej, koalisyon hükümeti kurulması durumunda kendisinin Tayland’ın yeni başbakanı olacağını söylüyor.
Şinavatra her ne kadar yolsuzlukla suçlansa da özellikle de kırsal kesimlerdeki yoksul halk tarafından son derece seviliyor. Taksin Şinavatra bunu kuşkusuz ki uyguladığı politikalara borçlu. Şinavatra başbakanlık yaptığı 2001-2006 dönemi arasında ülkenin fakir kırsal bölgeleri için kalkınma hamlesi başlatmış, çiftçilere düşük faizli kredinin yanı sıra ücretsiz sağlık hizmeti sunmuştu.
|
|