Entel ülkücü=Kürtçü
Mümtazer Türköne ismi hiçbirinize yabancı gelmiyordur sanırım. Medyada “entelektüel ülkücü” olarak bilinen Zaman gazetesi yazarı Türköne, aynı zamanda AKP milletvekili Özlem Türköne’nin eşi olur. Hatırlarsanız geçtiğimiz haftalarda ülkücü eskisi bir Türk-İslamcının nasıl Kürtçüleştiği hususunda Mehmet Gül örneğini vermiştik. Bu hafta ise başka bir ülkücü eskisinin Kürtçülüğünden bahsedeceğiz.
1970’lerde Ülkü Ocakları yöneticiliği yapan ve MHP ana davasından yargılanan Türköne, bir dönem Tansu Çiller’in danışmanlığını da yapmıştı. Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyeliği de yapan Mümtazer Türköne’nin milliyetçilik, İslam ve asker-siyaset ilişkileri üzerine kitapları mevcut. Tansu Çiller’in danışmanlığını yaptığı dönemden sonra Fethullah’ın kanatları altına giren Mümtazer Türköne’nin yıldızı özellikle AKP’nin ilk iktidarı döneminde yükselmeye başladı. Zaman gazetesinde arada bir yorum yazıları yayınlanan Türköne, neden hep böyle oluyorsa, bir süre sonra köşe yazarlığına yükseldi. Bütün “entelektüel” birikimini AKP’nin hizmetine sunan Türköne, özellikle Ordu’ya karşı AKP’yi destekleyen yazılarıyla gündeme geldi. Tayyip de Türköne’nin hizmetlerini karşılıksız bırakmayarak eşini milletvekili yaptı.
Her neyse, biz gelelim Türköne’nin Kürtçüleşmesi meselesine. Geçtiğimiz Pazartesi günü Tayyip’in damadının genel müdür olduğu gruba satılan Sabah gazetesinde Mümtazer Türköne ile bir röportaj yapıldı. Türköne röportajda öyle laflar etmiş ki, Kürtten çok Kürtçü desek yeridir.
İlk olarak Türköne, PKK’nın idam fermanını imzalamış ve kalemini kırmış. Mümtazer Bey özetle diyor ki, ABD, PKK’nın kalemini kırmış, tasfiyesine karar vermiştir. PKK’nın tasfiyesi konusunda ABD, Türkiye, Suriye, İran, Irak ve hatta Kuzey Irak Kürt Yönetimi hemfikirdir. Şunu ifade etmekte yarar var ki biz ABD’nin PKK’yı tasfiye etme kararı aldığını düşünmüyoruz. Birincisi, ABD’nin stratejisi gereği PKK gibi hem Türkiye’de hem İran’da hem de Suriye’de faaliyet yürüten silahlı bölücü bir örgütü tasfiye etmesi, tutunacak hiçbir dalının kalmaması olur. Bugün ABD Irak’ı bölmek için nasıl hain Kürtleri kullanıyorsa, yarın da İran’ı, Türkiye’yi bölmek için kullanacak. O nedenle PKK’yı bertaraf etmek gibi bir lüksü yok. Bir de 25 yıldır besleyip büyüttüğü bölücü örgütü sırf Tayyip istiyor diye mi bitirecek ABD?
İkinci olarak da, kendi kafasına göre bir “Eve Dönüş” projesi hazırlamış Türköne. Teröriste af konusunun mutlaka gündeme gelmesi gerektiğini düşünen Mümtazer Bey, bunun da pişmanlık gibi rencide edici ifadelerle gündeme getirilmemesi gerektiğini belirtiyor. Yani PKK’lı teröriste pişman olmadan da affedilebilmenin kapısını açıyor Mümtazer Türköne. Sözün burasında şunu sormak lazım Mümtazer Türköne’ye: Peki, biz Türkler şehit edilen 6 binden fazla askerimizin, kurşuna dizilen, evi, arabası yakılan, çeşitli eylemlerde hayatını kaybeden binlerce vatandaşımızın hesabını kimden soracağız? Teröristi rencide etmeyelim diyen Türköne, bütün Türk Milleti’ni rencide ettiğinin farkında mıdır sizce?
Projenin bir diğer ayağında ise toplumsal barış adı altında Kürtlere ana dilde eğitim ve ifade hakkı ile birlikte referandum yoluyla “bölge” halkının bir kentin adını değiştirmesi gibi haklar verilebilirmiş. Diyarbakır’ın adının Amed olarak değiştirilmesi gibi. Böylelikle Türköne kendini biraz daha aşarak DTP’lilerin bile birkaç adım önüne geçiveriyor. Kürtlere kapıyı bu kadar açtıktan sonra, ayrı devlet için de referandum hakkı verelim isterlerse!
Mümtazer Bey’in Diyarbakır ile ilgili sözleri yeni bir tartışma da başlattı. Kürtlerin “Amed” dedikleri kelimenin kökeni aslında Bizans’a dayanıyormuş. Aslında bu konuya fazla takılmamak gerekiyor. Sonuçta kelimenin kökeni değil neye hizmet ettiği önemli. Yani “Amed” kelimesi Bizans kökenli olabilir, Arapça, hatta Türkçe bile olabilir ama aslolan “Amed” kelimesinin bugün Kürt bölücülüğüne hizmet ettiğidir.
Mümtazer Bey’in en dikkat çekici sözlerinden biri de Çiller’in danışmanlığını yaptığı dönemle ilgili olanlar. Hatırlanacağı gibi Çiller, “Devlet için kurşun atan da, kurşun yiyen de şereflidir” gibi bir laf etmişti. Kimileri bunun Çiller’in gaflarından biri olarak değerlendirirken pek çok kimse ise bu sözlerle Çatlı ve ekibinin aklandığını düşünmüştü. Daha sonra bu laf, her ne kadar inkar etse de, Çiller’in başdanışmanı olması dolayısıyla Türköne’nin de üzerine yapıştı. Türköne’nin 80 öncesinden tanıdığı olan Çatlı için o sözleri konuşma metinlerinde geçirdiği iddia edilmişti. Bugün ise Türköne meseleye tabiî ki daha farklı pencereden bakıyor. O dönem devletin hukuk dışına çıktığını söyleyen Türköne’nin, Türkiye’deki kontrgerilla gerçeğine işaret ederken artık herhangi bir DTP’liden veya sıradan bir Kürtçüden hiçbir farkı kalmıyor. Mümtazer Bey’e şunu sormak gerekiyor: Peki siz 80 öncesinde neydiniz?
DTP ile ilgili analizlerde de bulunan Türköne, DTP ile oluşturulan sol Kürt siyasetin Kürtleri temsil edemediğini ve sağcı bir Kürt partisine ihtiyaç olduğunu söylüyor. Hatta Şerafettin Elçi, Abdülmelik Fırat gibi isimlerin böyle bir girişimlerinin olabileceğini veyahut AKP’nin biraz gayretle Kürtlerin temsilcisi olabileceğini söylüyor. Yoksa Mümtazer Türköne yukarıda bahsettiği isimlerin geçtiğimiz haftalarda ABD Büyükelçisi Ross Wilson’la yaptıkları kahvaltılı toplantıyı böyle mi yorumluyordu?
Eski ülkücülerin AKP iktidarı döneminde yaşadıkları dönüşüm gerçekten ibretlik. Hürriyet’in meşhur dönek yazarı Ahmet Hakan, röportajdan sonra kaleme aldığı yazısında Mümtazer Bey’in kendi tabiriyle döneklik sürecini korkmadan hatta kendisi gibi pervasızca söylemesini ve bu süreci ayrıntılı olarak yazmasını anlatmasını istiyor. Ahmet Hakan döneli epey olmasına rağmen içinden o ezikliği atamamış olacak ki kendisine yandaş arıyor ve Mümtazer Bey’e bir de örnek veriyor: Taha Akyol.
Bildiğiniz gibi o da 80 öncesinde MHP’nin tepe kadrosundaydı, ama 80 sonrasında muazzam bir dönüşüm geçirmişti. İşte Ahmet Hakan’ın kaleminden “Racona Uygun Dönüş”:
“İşte bakın Taha Akyol’a... 12 Eylül’den önce, ‘MHP Genel İdare Kurulu Üyesi’ sıfatıyla yazdığı yazılarını, 2007 yılının sonuna doğru ‘Tarihten Geleceğe’ adını verdiği kitapta toplamış. Okuruna lisan-ı hal ile diyor ki: ‘Bakın bakalım... Ne kadar dönmüşüm...’ Kitabın en başına koyduğu Önsöz’de ise ‘Racona uygun dönüş nasıl olur?’ sorusuna harikulade bir yanıt veriyor...”
Buradan yola çıkarak keşke Mümtazer Bey de bu dönüşümünü bize bir güzel anlatsa, racona uydursa diyor. Ahmet Hakan’ı okuyan dönekliğin sanki ulaşılamaCak bir azizlik mertebesi falan olduğunu zanneder. Bir de ilkeli döneklikten bahsediyor. Aslında dönekliğin en büyük ilkesizlik olduğunu, kendi deyimiyle racona ters olduğunu kendi de biliyor ancak döneklerdeki o ezik ruh halinden olacak, bunu kendine itiraf edemiyor ve her daim yanında bir yandaş görmek istiyor. Değişim, dönüşüm gibi kelimelerle ne kadar süslemeye çalışırsanız çalışın, dünyanın her yerinde döneklik dönekliktir ve de dünyanın en aşağılık hareketidir. Bu da bizden Ahmet Hakan’ın racon takıntısına bir katkı olsun.
|