31.12.2007/Sayı:167
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

PKK’nın yasal uzantıları sözde direniş örgütlüyor

Araçları yakanlar PKK'lı hainler
DTP'den harekata karşı eylem planı
Kırmızı plakayla izinsiz Apo mitingi

Önceki hafta gerçekleştirilen PKK’ya yönelik sınırötesi hava operasyonu, PKK ve yasal uzantısı DTP tarafından protesto edildi. Bunun yanı sıra özellikle İstanbul’un belli semtlerinde ve Adana’da düz ovadaki PKK militanları çeşitli eylemlere girişerek yandaşlarına moral, Türk Milleti’ne de gözdağı vermeye çalışıyor.

Operasyon yapıldığının anlaşılmasından hemen sonra toplanan DTP yönetimi ve milletvekilleri, operasyonu kınarken yine bozuk plak gibi, “Bu yöntem hiç insani değil” masallarına başladılar. Sanki PKK’nın yürüttüğü silahlı terör mücadelesi çok insani. Karşınızdaki silahlı örgüte karşı ancak silahla mücadele edersiniz. Toplantıdan sonra basına açıklama yapan kocası dağdaki DTP’li vekil, “Kuzey Irak’a yönelik operasyonun bir an önce durdurulması gerekir. Operasyonu çözüm olarak görmüyoruz. Şiddet çözümsüzlüğü derinleştirir” derken, Diyarbakır milletvekili Selahattin Demirtaş da Tayyip Erdoğan’ı eleştirerek “Başbakan bir yandan eve dönüşten bahsediyor bir yandan da operasyon yapılıyor. Bunlar birbiriyle uyumlu değildir. Bu bir çelişkidir. Hiçbir operasyonun sorunu çözmeyeceğine, sorunu daha içinden çıkılmaz hale getireceğine inanıyoruz” diye konuştu. DTP Şırnak milletvekili Sevahir Bayındır, operasyonlarda hayatını kaybeden PKK’lılar için kurulan taziye çadırlarına giderek terörist ailelerine taziyelerini sunuyordu. Bilindiği gibi Sevahir Bayındır geçen aylarda da yine seçim bölgesi olan Şırnak’ta, “Önümüzde Habur, arkamızda Cudi var. Sınırı geçmeyin” demişti. Ama Türk askeri sınırı geçince taziye çadırlarını ziyaret etmeye başladı.

Bu arada, TBMM Başkanlık Divanı Üyesi İdare Amiri ve DTP Muş milletvekili Sırrı Sakık, Mersin’de DTP tarafından düzenlenen ve valilik tarafından izin verilmeyen mitinge TBMM’ye ait 16 numaralı kırmızı plakalı makam aracı ile katılarak, Türk Milleti’nin kaynaklarını PKK propagandası için kullandı. Apo gösterisine dönüşen izinsiz mitingde konuşan Sakık “Bugün anladık ki bu kardeşlik projesi bombalamadan geçiyormuş. Orayı burayı bombalayarak sorun çözülemez” dedi. Gerçi bu Sakık’ın ilk vukuatı da değil. Hatırlanacağı gibi daha önce de Sırrı Sakık’ın oğlu Serdar Sakık Ankara’da sınırötesi operasyon tezkeresine karşı düzenlenen gösteriye babasının makam aracı ile giderek katılmıştı.

DTP, İstanbul ve Mersin’den sonra İzmir’de de valilik tarafından izin verilmeyen kanunsuz gösterilerle protesto çekmeye devam ederken bir taraftan da PKK’nın düz ovadaki yandaşları, İstanbul’un muhtelif semtlerinde araçları kundaklayarak ve bombalama girişimlerinde bulunarak gözdağı vermeye çalışıyor. 9 Aralık’ta Kağıthane’de 12 araç, 19 Aralık’ta Beyoğlu ve Şişli’de 9 araç, 20 Aralık’ta Beşiktaş ve Bağcılar’da 4 araç, 21 Aralık’ta Ümraniye’de 7 araç, 24 Aralık’taysa Ümraniye, Gaziosmanpaşa ve Kağıthane’de 8 araç yakıldı. 25 Aralık’ta Şişli’de bir iş makinasını, Halıcıoğlu’nda bir otobüsü ve Beykoz’da dört aracı kundakladı. 27 Aralık saat 03:45 sıralarında ise İstanbul Halkalı’da ve Bahçelievler ile Eyüp semtlerinde de toplam 9 araç yakıldı. Son kundaklanan araçlarla, yakılan araç sayısı 55’e ulaştı. Son iki hafta içinde İstanbul’un çeşitli semtlerinde 55 aracı yakarak kullanılmaz hale getiren sözde “Apo’cu Gençlik İnisiyatifi” adlı PKK yandaşı grup, büyük maddi zarara sebep olurken aklı sıra Türk Milleti’ni tehdit ediyor.

PKK’nın bir diğer yıldırma taktiği ise İstanbul’da giriştiği bombalama eylemleri oldu. Mecidiyeköy’de metro çıkışında son anda önlenen başarısız eylem girişiminin ardından Sefaköy’de bir çöp tenekesine konulan bombanın patlaması sonucu 1’i ağır olmak üzere 7 vatandaşımız yaralandı. Son olarak ise Fatih’te İstanbul Emniyet Müdürlüğü yakınlarında bir patlama meydana geldi. Patlamada ölen ya da yaralanan olmadı.

Diğer taraftan yurtdışından döner dönmez gözaltına alınarak tutuklanan DTP Genel Başkanı Nurettin Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamına karar verildi. Hava Kuvvetleri Başsavcılığının “askerlikten kurtulmak için hile yapmak” suçundan başlattığı soruşturma kapsamında gözaltına alınan Demirtaş, 5 uzman doktor tarafından muayene edildi. Yapılan tetkikler sonucu askerlik yapmasına engel teşkil edecek bir rahatsızlığının bulunmadığını saptandı. Rapor üzerine askeri mahkeme, Demirtaş’ın avukatının yaptığı itirazı reddederek tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Özellikle kapatma davasının açılmasıyla birlikte bugüne kadar barış güvercinini oynayan yasal uzantılar söylemlerini sertleştirerek terbiye sınırlarını zorlamaya başladılar. Bunun son örneğini ise DTP Van milletvekili Özdal Üçer yaptı. Ağrı parti binasında Kürtçe yaptığı konuşmadan sonra, Türkçe açıklama da yapmasını isteyen gazetecilere, “Kürtçe bilen tercüman edinmelerini” önerdi. “Ben kendi dilimde açıklama yapıyorum; siz de kendi dilinize çevirecek tercüman bulun” demeye getiren Üçer’in terbiyesiz tavrı umarız hâlâ Kürtçe eğitim ve yayınla PKK’lıları dağdan indirmeye çalışan AKP’ye bir şeyler anlatabilmiştir.

DTP’nin son çıkışı ise geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen Parti Meclisi (PM) toplantısından sonra yayınlanan bildiriyle geldi. DTP ile ilgili son dönemdeki gelişmelerin tartışıldığı toplantıdan sonra yayınlanan bildiride PKK’dan “Kürt sorununun çözümünü isteyen bir siyasal örgütlenme” olarak bahsedilirken “Kürt sorunu doğru tahlil edilmeli, bunun bir parçası olan PKK özgün olarak ele alınmalı ve birlikte çözümü tartışılmalıdır” denildi. Açıktan PKK’yı aklamak ve yasallaştırmak misyonuna soyunan bu parti ne yazık ki hukuken varlığını sürdürmekte ve TBMM çatısı altında Türk Milleti’nin milletvekillerine sunduğu bütün imkanlardan faydalanabilmektedir.

DTP’liler bir taraftan milletvekilleri yoluyla kamuoyu oluşturmaya çalışırken, diğer taraftan da Mahmut Alınak gibileri dünya kamuoyunu kendi yanlarına çekmeye çalışıyor. DEP eski milletvekili ve DTP Kars İl Başkanı olan Alınak, Birleşmiş Milletlere (BM) bir dilekçe göndererek Org. Büyükanıt ve Tayyip’i “Kürt soykırımı yaptıkları” gerekçesiyle şikayet etmiş. Son olarak da DTP, operasyonlara karşı canlı kalkan eylemi yapacakmış. Edinilen bilgilere göre DTP’li milletvekilleri, operasyonlarda ölen PKK’lıların aileleri ve operasyon bölgesindeki sivil halkın da katılımıyla gerçekleştirilecek eylemlerle operasyonların durdurulması hedefleniyor. DTP’liler sivil vatandaşları karıştırmadıkları sürece istedikleri yerde canlı kalkan olabilirler. Ben bu konuda onları canı gönülden desteklerim.

DTP gibi yasal uzantılar kendilerine tanınan haklar sayesinde açıktan PKK’yı savunup her yerde onun propagandasını yaparken, bir taraftan da PKK’nın şehre inmiş militanları Türk Milleti’nin canına ve malına kastederek yıldırma politikasını her gün dozunu artırarak devam ettiriyor.

PKK şiddeti artırarak Türk Milleti’ni yıldırabileceğini düşünüyorsa kendi kendini kandırıyor demektir. 25 yıllık terörle mücadele döneminde 30 bin insanını feda eden, devlet imkanlarının önemli bir bölümünü terörle mücadele için kullanan Türk Milleti, bundan sonra da Amerikan uşağı hain teröristlere karşı aynı sarsılmaz kararlılıkla mücadeleye devam edecektir.


Entel ülkücü=Kürtçü

Mümtazer Türköne: Diyarbakır'ın adı Amed olabilirMümtazer Türköne ismi hiçbirinize yabancı gelmiyordur sanırım. Medyada “entelektüel ülkücü” olarak bilinen Zaman gazetesi yazarı Türköne, aynı zamanda AKP milletvekili Özlem Türköne’nin eşi olur. Hatırlarsanız geçtiğimiz haftalarda ülkücü eskisi bir Türk-İslamcının nasıl Kürtçüleştiği hususunda Mehmet Gül örneğini vermiştik. Bu hafta ise başka bir ülkücü eskisinin Kürtçülüğünden bahsedeceğiz.

1970’lerde Ülkü Ocakları yöneticiliği yapan ve MHP ana davasından yargılanan Türköne, bir dönem Tansu Çiller’in danışmanlığını da yapmıştı. Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyeliği de yapan Mümtazer Türköne’nin milliyetçilik, İslam ve asker-siyaset ilişkileri üzerine kitapları mevcut. Tansu Çiller’in danışmanlığını yaptığı dönemden sonra Fethullah’ın kanatları altına giren Mümtazer Türköne’nin yıldızı özellikle AKP’nin ilk iktidarı döneminde yükselmeye başladı. Zaman gazetesinde arada bir yorum yazıları yayınlanan Türköne, neden hep böyle oluyorsa, bir süre sonra köşe yazarlığına yükseldi. Bütün “entelektüel” birikimini AKP’nin hizmetine sunan Türköne, özellikle Ordu’ya karşı AKP’yi destekleyen yazılarıyla gündeme geldi. Tayyip de Türköne’nin hizmetlerini karşılıksız bırakmayarak eşini milletvekili yaptı.

Her neyse, biz gelelim Türköne’nin Kürtçüleşmesi meselesine. Geçtiğimiz Pazartesi günü Tayyip’in damadının genel müdür olduğu gruba satılan Sabah gazetesinde Mümtazer Türköne ile bir röportaj yapıldı. Türköne röportajda öyle laflar etmiş ki, Kürtten çok Kürtçü desek yeridir.

İlk olarak Türköne, PKK’nın idam fermanını imzalamış ve kalemini kırmış. Mümtazer Bey özetle diyor ki, ABD, PKK’nın kalemini kırmış, tasfiyesine karar vermiştir. PKK’nın tasfiyesi konusunda ABD, Türkiye, Suriye, İran, Irak ve hatta Kuzey Irak Kürt Yönetimi hemfikirdir. Şunu ifade etmekte yarar var ki biz ABD’nin PKK’yı tasfiye etme kararı aldığını düşünmüyoruz. Birincisi, ABD’nin stratejisi gereği PKK gibi hem Türkiye’de hem İran’da hem de Suriye’de faaliyet yürüten silahlı bölücü bir örgütü tasfiye etmesi, tutunacak hiçbir dalının kalmaması olur. Bugün ABD Irak’ı bölmek için nasıl hain Kürtleri kullanıyorsa, yarın da İran’ı, Türkiye’yi bölmek için kullanacak. O nedenle PKK’yı bertaraf etmek gibi bir lüksü yok. Bir de 25 yıldır besleyip büyüttüğü bölücü örgütü sırf Tayyip istiyor diye mi bitirecek ABD?

İkinci olarak da, kendi kafasına göre bir “Eve Dönüş” projesi hazırlamış Türköne. Teröriste af konusunun mutlaka gündeme gelmesi gerektiğini düşünen Mümtazer Bey, bunun da pişmanlık gibi rencide edici ifadelerle gündeme getirilmemesi gerektiğini belirtiyor. Yani PKK’lı teröriste pişman olmadan da affedilebilmenin kapısını açıyor Mümtazer Türköne. Sözün burasında şunu sormak lazım Mümtazer Türköne’ye: Peki, biz Türkler şehit edilen 6 binden fazla askerimizin, kurşuna dizilen, evi, arabası yakılan, çeşitli eylemlerde hayatını kaybeden binlerce vatandaşımızın hesabını kimden soracağız? Teröristi rencide etmeyelim diyen Türköne, bütün Türk Milleti’ni rencide ettiğinin farkında mıdır sizce?

Projenin bir diğer ayağında ise toplumsal barış adı altında Kürtlere ana dilde eğitim ve ifade hakkı ile birlikte referandum yoluyla “bölge” halkının bir kentin adını değiştirmesi gibi haklar verilebilirmiş. Diyarbakır’ın adının Amed olarak değiştirilmesi gibi. Böylelikle Türköne kendini biraz daha aşarak DTP’lilerin bile birkaç adım önüne geçiveriyor. Kürtlere kapıyı bu kadar açtıktan sonra, ayrı devlet için de referandum hakkı verelim isterlerse!

Mümtazer Bey’in Diyarbakır ile ilgili sözleri yeni bir tartışma da başlattı. Kürtlerin “Amed” dedikleri kelimenin kökeni aslında Bizans’a dayanıyormuş. Aslında bu konuya fazla takılmamak gerekiyor. Sonuçta kelimenin kökeni değil neye hizmet ettiği önemli. Yani “Amed” kelimesi Bizans kökenli olabilir, Arapça, hatta Türkçe bile olabilir ama aslolan “Amed” kelimesinin bugün Kürt bölücülüğüne hizmet ettiğidir.

Mümtazer Bey’in en dikkat çekici sözlerinden biri de Çiller’in danışmanlığını yaptığı dönemle ilgili olanlar. Hatırlanacağı gibi Çiller, “Devlet için kurşun atan da, kurşun yiyen de şereflidir” gibi bir laf etmişti. Kimileri bunun Çiller’in gaflarından biri olarak değerlendirirken pek çok kimse ise bu sözlerle Çatlı ve ekibinin aklandığını düşünmüştü. Daha sonra bu laf, her ne kadar inkar etse de, Çiller’in başdanışmanı olması dolayısıyla Türköne’nin de üzerine yapıştı. Türköne’nin 80 öncesinden tanıdığı olan Çatlı için o sözleri konuşma metinlerinde geçirdiği iddia edilmişti. Bugün ise Türköne meseleye tabiî ki daha farklı pencereden bakıyor. O dönem devletin hukuk dışına çıktığını söyleyen Türköne’nin, Türkiye’deki kontrgerilla gerçeğine işaret ederken artık herhangi bir DTP’liden veya sıradan bir Kürtçüden hiçbir farkı kalmıyor. Mümtazer Bey’e şunu sormak gerekiyor: Peki siz 80 öncesinde neydiniz?

DTP ile ilgili analizlerde de bulunan Türköne, DTP ile oluşturulan sol Kürt siyasetin Kürtleri temsil edemediğini ve sağcı bir Kürt partisine ihtiyaç olduğunu söylüyor. Hatta Şerafettin Elçi, Abdülmelik Fırat gibi isimlerin böyle bir girişimlerinin olabileceğini veyahut AKP’nin biraz gayretle Kürtlerin temsilcisi olabileceğini söylüyor. Yoksa Mümtazer Türköne yukarıda bahsettiği isimlerin geçtiğimiz haftalarda ABD Büyükelçisi Ross Wilson’la yaptıkları kahvaltılı toplantıyı böyle mi yorumluyordu?

Eski ülkücülerin AKP iktidarı döneminde yaşadıkları dönüşüm gerçekten ibretlik. Hürriyet’in meşhur dönek yazarı Ahmet Hakan, röportajdan sonra kaleme aldığı yazısında Mümtazer Bey’in kendi tabiriyle döneklik sürecini korkmadan hatta kendisi gibi pervasızca söylemesini ve bu süreci ayrıntılı olarak yazmasını anlatmasını istiyor. Ahmet Hakan döneli epey olmasına rağmen içinden o ezikliği atamamış olacak ki kendisine yandaş arıyor ve Mümtazer Bey’e bir de örnek veriyor: Taha Akyol.

Bildiğiniz gibi o da 80 öncesinde MHP’nin tepe kadrosundaydı, ama 80 sonrasında muazzam bir dönüşüm geçirmişti. İşte Ahmet Hakan’ın kaleminden “Racona Uygun Dönüş”:

“İşte bakın Taha Akyol’a... 12 Eylül’den önce, ‘MHP Genel İdare Kurulu Üyesi’ sıfatıyla yazdığı yazılarını, 2007 yılının sonuna doğru ‘Tarihten Geleceğe’ adını verdiği kitapta toplamış. Okuruna lisan-ı hal ile diyor ki: ‘Bakın bakalım... Ne kadar dönmüşüm...’ Kitabın en başına koyduğu Önsöz’de ise ‘Racona uygun dönüş nasıl olur?’ sorusuna harikulade bir yanıt veriyor...”

Buradan yola çıkarak keşke Mümtazer Bey de bu dönüşümünü bize bir güzel anlatsa, racona uydursa diyor. Ahmet Hakan’ı okuyan dönekliğin sanki ulaşılamaCak bir azizlik mertebesi falan olduğunu zanneder. Bir de ilkeli döneklikten bahsediyor. Aslında dönekliğin en büyük ilkesizlik olduğunu, kendi deyimiyle racona ters olduğunu kendi de biliyor ancak döneklerdeki o ezik ruh halinden olacak, bunu kendine itiraf edemiyor ve her daim yanında bir yandaş görmek istiyor. Değişim, dönüşüm gibi kelimelerle ne kadar süslemeye çalışırsanız çalışın, dünyanın her yerinde döneklik dönekliktir ve de dünyanın en aşağılık hareketidir. Bu da bizden Ahmet Hakan’ın racon takıntısına bir katkı olsun.


30 bin kurban yetmedi mi?

Gül istedi, yardımlar Güneydoğu'ya yağdıKurban bayramında kurbanların ve derilerinin bağışı konusu her yıl yoğun bir şekilde tartışılır; Şeriatçı vakıf ve dernekler ile Türk Hava Kurumu gibi kuruluşlar özellikle kurban derisinin toplanması konusunda sürekli rekabet ve yarış halinde olurlar. Bu yıl ise böyle bir tartışmaya pek rastlayamadık. Türk Hava Kurumu’nun bu yılki bayramda neredeyse adı dahi anılmazken kurban bağışları Mehmetçik Vakfı ile Şeriatçı derneklere yapıldı.

Şeriatçı dernekler ise kendilerine yapılan bu bağışları bu yıl Güneydoğu Anadolu bölgesi için değerlendirdi. Bunda tabi Abdullah Gül’ün katkısı da büyük oldu. 11 Aralık tarihinde kabul ettiği söz konusu derneklere yardımlarını Güneydoğu’ya yönlendirme ricasında bulundu. Bunun hemen ertesi günü de Fethullah, Doğu ve Güneydoğu’daki insanlarla ilişkilerin derinleştirilmesi üzerine vaazını verince bayramda Güneydoğu yardıma boğuldu.

Özellikle Kimse Yok mu Derneği, Deniz Feneri Derneği, Uluslararası Kardeşlik ve Yardımlaşma Derneği gibi dernekler bu yardımlarda ön plana çıktı. Kimse Yok mu Derneği’nin açıklamalarına göre İstanbul’dan 2 bin, İzmir’den de 110 işadamı kurbanlarını Güneydoğu’ya bağışlamış.

Bu yılki bayramda yapılan bağışlar birkaç tartışmayı da beraberinde getirdi. Öncelikle Fethullah’ın ve AKP’nin Güneydoğu’ya bir yığınak yaptığı gözden kaçmamalı. Bu yardımlar özellikle yaklaşan yerel seçimlerde hatırlatılacak ve AKP’ye oy oyarak geri dönecektir. Hadi Fethullah’ı anladık da, Abdullah Gül’ün bu konuda yönlendirici olması, siyasi kimliğini henüz bırakamadığının göstergesi.

Bir de bu konuda anlaşılamayan bir nokta, bu tip yardımlarda neden akla ilk olarak Güneydoğu’nun geldiğidir! Sanki Türkiye’nin altı bölgesi refaha boğulmuş da bir tek Güneydoğu’da yoksulluk var. Karadeniz’de, Ege’de, İç Anadolu’da hiç mi yardıma muhtaç insanımız yok? Zaten Güneydoğu illeri devletten yüklü miktarda teşvik alıyorlar, bir de bütün yardımların bu bölgeye akması vatandaşlar arasında ayrımcılık yaratmak değil midir? Kimse oralara yardım yapılmasın demiyor ama yapılan yardım vatandaşlar arasında eşit olarak yapılsın; birine öz, diğerine üvey evlat muamelesi yapılmasın.

Bütün yardımların Güneydoğu’ya akıtılmasından maksat bu insanları PKK’nın elinden kurtarmak ise hiç boşuna yorulmasınlar. Yaptığınız yardımların önemli bir bölümü şu anda PKK’nın elindedir. Güneydoğu bölgesi insanı maalesef bugün PKK’nın başlıca insan ve mali kaynağıdır. O insanları PKK’dan korumanın tek yolu ise oralarda devletin hakimiyetini sağlamak ve terör örgütünün varlığının ortadan kaldırılmasından geçer. Zaten Güneydoğu kaynaklı terörle mücadele ederken verdiğimiz 30 bin kurban yetti de arttı bile, bir de Müslüman Türk vatandaşının kestiği kurbana göz konmasın.

Bütün bunlara rağmen bu bayramda da her bayram olduğu gibi Türk Milleti en büyük bağışları Mehmetçik Vakfı’na yaptı. Böylelikle Türk Ordusu bir kez daha Türk Milleti tarafından sahiplenildi. Abdullah Gül’ün kurban bağışı ile ilgili yönlendirmesi ise tarih önünde TÜRKSOLU’nu bir kez daha haklı çıkardı: Abdullah Gül Kürtlerin Cumhurbaşkanıdır.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe