| Yurtsever İmren |
Türk’ün 24 saati Evde oturup TV izlemek istiyorum. Kürt dizileri... Kürt filmleri... Film olmadı, en azından müzik dinleyeyim bari diyorum. Kürtçe şarkılar... Kürtçe klipler... Ve ilginç gırtlak nağmeleri... Sinirlerim bozuluyor, canım sıkılıyor. Dışarıya çıkıyorum bir şeyler yemek için. O da olmuyor... Olamıyor... Her yerde kebapçı, lahmacuncu! Boş ver diyorum, ucuzundan olsun simit yiyeyim. Ama o da olmuyor ne yazık ki... Sağda solda yok simit malikanesi, yok simit krallığı, yok simit bilmem nesi gibi sahibi belli olmayan, içerisinde her türlü rezilliğin, kepazeliğin olduğu türlü türlü mekanlar. Girmiyorum... Nasılsa bulurum simit satan normal bir simitçi diyorum. O anda bir ses kulağımda çınlıyor. Ses demek yanlış olur aslında; bir haykırış ki olmaz öyle bir şey. “Sıcaag sıcaag simitlerim vooar...” Genç bir İbrahim Tatlıses yani. Sesleniyorum simit almak için, duruyor. Ama anlaşamıyorum! On yedi yaşında bir genç ama Türkçeyle alakası bile yok. Simit almaktan vazgeçiyorum. Anlıyorum ki o günü aç geçireceğim... Biraz yorgun, biraz da aç gezmeye karar veriyorum. Bir minibüs durduruyorum... Minibüsün içi kırmızı, sarı ve yeşil renklerle donatılmış. Neyse diyorum, paranoya yapma Yurtsever, tesadüftür. Şoför biraz kabadayı bir tavırla “Nereye gardaş?” diyor. Gideceğim yeri söylüyorum. Ön koltuklarda oturan iki adam anlamadığım bir dilde konuşuyor. Arka koltukta oturan bir genç, müzik çalarında Kürtçe müzik dinliyor. Minibüsçü de açıyor mu radyosunda Kürtçe bir şarkı! Ohh zannedersiniz ki küçük Kürdistan! Dayanamayıp şoföre müdahale ediyorum. Müziği kapatmasını istiyorum. Kızıyor minibüsçü. Karşımda tam bir Polat Alemdar oluyor! Kavga gürültü derken canımı zor kurtarıyorum... Atılıyorum minibüsten, bir taksi çevirip ona biniyorum. Kulağım taksinin radyosunda. Haberler olduğunu duyuyorum, bir oh çekip haberleri dinlemeye başlıyorum. “Meclis’te DTP’li vekillere kısıtlama getirilmemeli”, “DTP’nin kapatılması Türkiye’nin ayıbı olur”, DTP’li vekiller’den açıklama: PKK terör örgütü değildir” Yuh be kardeşim diyorum sesli bir şekilde, yuh! Hemen taksici giriyor devreye: “Evet abi haklısın, yuh!” diyor. Seviniyorum taksicinin tavrına. Ohh be Türk varmış diyorum... Taksici devam ediyor: “Yuh şu T.C.’nin faşist politikalarına...” Şok oluyorum ve hemen araya girip “Hop kardeşim ne oluyor?” diyorum. Başlıyor masallarını anlatmaya... Yok halkların kardeşliği, yok Kürt realitesi, yok Kırmızı Başlıklı Kız... Açık açık PKK’yı savunuyor büyük bir heyecanla. Diyorum ki; “Sen Türk değil misin? PKK’nın yasal uzantısı DTP’yi nasıl savunursun? Bak Türkiye’de yaşıyor, Türk’ten para kazanıyorsun. Ayıp değil mi?” “Ne ayıbı kardeşim, demokrasi var” diyor... “Hay demokrasisini...” diyorum. “Durdur kardeşim taksini, iniyorum. Madem ki demokrasi var, binmiyorum arabana. Param sana gideceğine yürüyerek giderim gideceğim yere.” Anlıyorum ki Türk’ün kendi yurdunda gezip tozmasının, rahat ve huzurlu bir şekilde yemek yiyip içmesinin imkanı kalmamış! Evime dönmeye karar veriyorum... Eve dönüş yolunda; Uyuşturucu satıcılarına... Kaçak elektronik eşya satıcılarına... Otopark mafyasına... Kapkaççılara... Kebapçılara... Kadın tacirlerine... Gaylere, travestilere... Elinde Apo posteri ile Türkiye’nin göbeğinde eylem yapan bir sürü haine, onlara kardeşim diye hitap eden Türk halkını faşistlikle, alçaklıkla suçlayan köpeklere rastlıyorum! Ne tesadüftür ki hepsi de Türklerin güzide kardeşleri Kürtlerden çıkıyor... Kan ter içinde uyanıyorum. Oh be diyorum hepsi rüyaymış hepsi kabus! İşte o an aklıma TÜRKSOLU’nun “Alışverişimi Türk’ten yapıyorum, param PKK’ya gitmiyor” kampanyası geliyor. Bize bu kabusu yaşatan bölücüsüne, gericisine, mafyasına, politikacısına, silahlısına, silahsızına hep birlikte bir kabusta biz yaşatalım! TÜRKSOLU’nun kampanyasına sahip çıkalım... Dostumuzu düşmanımızdan ayıralım... “Nerelisin gardaşım” diyenlere inat alışveriş yapacağımız mekanlarda Türk bayrağı, Atatürk posteri olmasına dikkat edelim! Amma sadece Türk bayrağı ve Atatürk posteri yetmez! Bugün AB ve ABD’nin uşağı olmak için onların kafasıyla düşünen kardeşlerimiz, alışverişimizi onlardan yapalım diye Atatürk posteri de asar Türk bayrağı da. Önemli olan, Atamızın posterinin ve bayrağımızın duvara asılması değil gönülde taşınmasıdır. Bunu aklımızdan çıkarmayalım. Vatanımızı bölmeye çalışan bölücüsüne, gericisine karşı; Mayınla, silahla, uyuşturucuyla, kapkaçla, türlü türlü alavera daleverayla değil! Dilimizle, kültürümüzle, bayrağımızla, Atamızla, damarımızdaki asil kanımızla ve cüzdanımızla savaşalım!
|