31.12.2007/Sayı:167
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Celal İmren

Kürt-İslamcılıkla
nasıl mücadele edilir?

Özdal Üçer: Kürtçe bilen tercüman edininİlhan Selçuk’a göre Kürt-İslam değil dinci-İslamcı ittifakı var!

Ülke içindeki irticaî yapılanmayı güçlendiren AKP kaynaklı gelişmeler...

Dünyaca ünlü piyanist(imiz) Fazıl Say’ın yabancı bir yayın organına verdiği röportajda “Bu ortam yüzünden Türkiye’de yaşama arzumu kaybediyorum...”, “...Kızımı alıp gideceğim” demesi, ardından da sanatçı duygusallığıyla yaptığı hatayı “Yine de kalıp mücadele etmemiz lazım” sözleriyle düzeltmeye çalışması…

Bugün şükranla ve saygıyla andığımız Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay ile Hasan ve Şevki adlı bekçilerin Menemen’de Şeriatçı yobazlar tarafından şehit edilişlerinin 77. yıldönümü olması...

Ardı ardına gelince, Atatürkçülüğü salt laik Cumhuriyetçiliğe indirgeyen odaklara geçici bir ivme kazandırdı. Bu salt laiklik eksenli odakların başını Cumhuriyet gazetesi çekiyor. Diğerleri de biliniyor zaten. Yüzyılın siyasi icadı olan “CHP-MHP koalisyonu” tezinin mucidi İlhan Abi, gerek kendi penceresinden ve gerekse “Kubilay’a Layık Olmak” başlıklı başyazısında, Nakşibendi tarikatının Cumhuriyet’in ilanından günümüze kadar sürdürdüğü yapılanmanın nihaî hedefini tek kutuplu olarak belirliyor ve bunu şöyle tanımlıyor:

“Dinci-İslamcı devlet modeli!”

Görüldüğü gibi, bu tahlilin bir Kürt ayağı yok!

İlhan Abi’ye göre, Kürt-İslam faşizmi gerçeği de yok!

Oysa aynı başyazısında İlhan Abi, Nakşi siyasasının kilometre taşlarını sayarken Şeyh Sait ve Said-i Nursi (Kurdi)’nin adlarını zikrediyor.

Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt-İslam gerçeği

Ne var ki, Cumhuriyet’in ilanından günümüze yaşanan gerçek İlhan Abi’yi doğrulamıyor. Hatta onun “Dinci-İslamcı devlet modeli” tahlilinin derinliği olmadığını da kanıtlıyor.

Şöyle ki:

Cumhuriyet ilan edilir edilmez (28 Eylül 1924) çıkan Nasturi isyanı ve 1 Haziran-7 Temmuz 1938’deki 2. Tunceli isyanı arasında toplan 16 Kürt isyanı gerçekleşti. Bu isyanların tümüne yakını Kürt-İslam eksenli, tamamı da Milli Bağımsızlık Savaşı’nda yurttan kovulan emperyalistlerin her yönüyle destekledikleri isyanlardı. Cumhuriyet’i ve üniter yapıyı esas hedef olarak alıyorlardı.

Kürt-İslamcı isyanların nasıl sonuçlandığı malum. Ama daha önemli bir gerçek, Atatürk’ün Kürt istilası ve Türklerin Kürtleştirilmesi tespiti ve aldığı üç ana başlıkta toplanan önlemlerdir:

1- Kürtlerin başka bölgelere iskanı.

2- Bölgede ağalığın tasfiyesi.

3- Bölgenin Türk yerleşimcilerle doldurulması.

(İnceleme için kaynaklar: Gökçe Fırat, İstila, İleri Yayınları, Serap Yeşiltuna, Atatürk ve Kürtler, İleri Yayınları)

Anlaşıldığı ve kaynakların incelenmesiyle daha iyi anlaşılacağı gibi kazın ayağı İlhan Abi’nin gördüğü gibi değildir, kazın ayağında perde vardır.

12 Eylül’ün “Yürü ya kulum” dediği Kürtçü hareket

12 Eylül faşist darbesi ve zoraki Anayasa oylaması sonucu Cumhurbaşkanı olan Kenan Evren’in meydanlara çıkarak Kur’an’dan cümleler okumasıyla başlayan ve Nakşibendi Turgut Özal’ın politikalarıyla gelinen süreçte, yani 24 yıl önce hayatiyet kazanan PKK terörü, günümüze gelen dilimde siyasi yandaşlarını da buldu. Kuruluşlarından itibaren PKK’ya “terörist örgüt” diyemeyen HEP, HADEP, DEP, DEHAP ve DTP, gerek bireysel iradelerle, gerek partisel olarak Meclis’te yer almışlardır.

Son olarak DTP, onlarca kez kapatılmasına yol açacak yasadışılığını “olağan bir cüretkârlığa” dönüştürmüştür.

İşte size bir örnek:

“DTP’li Üçer, Türkçe açıklama isteyen gazetecilere Kürtçe tercüman bulmalarını önerdi.”

DTP Van milletvekili Özdal Üçer, partisinin Ağrı’daki bayramlaşma töreninde basın açıklamasını Kürtçe yapmış, bunun üzerine Türkçe açıklama yapmasını isteyen gazetecilere “Ben söylediklerimi kendi dilimle söylüyorum. Kürtçe bilen birer tercüman edinirseniz herhangi bir sorun yaşanmayacağını düşünüyorum” yanıtını vermişti.

Tercüman, çevirmen demektir. Çevirmen ise yabancı dilden çeviri yapar. Bu iki kere ikinin dört ettiği kadar net bir gerçektir.

Yani, DTP’li Üçer, kendisinin Türklere yabancı olan bir ulusun “çocuğu” olduğunu söylemiştir.

Yani DTP’li Üçer, istemeye istemeye Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmadığını ifade etmiştir. Oysa DTP’li Üçer, Atatürk’ün kurduğu Meclis’te milletvekilidir ve Nuri Kurtcebe’nin nefis karikatüründe yansıttığı gibi aylığını Türk parası olarak almakta ve ihanet içindeki hayatını idame ettirmektedir.

Sanılmasın ki diğer partilerdeki Kürt milletvekilleri farklı düşünüyorlar! Onlar da, Kürt-İslam cumhuriyeti ya da Kürdistan devleti kurulursa, saflarını belirleyeceklerdir. Yaptıkları “şimdilik” beklemektir.

Türk-Kürt kardeştir masalı

Meclis’te DTP’lilerle öpüşüp koklaşan MHP lideri Devlet Bahçeli…

Hakkari’deki Kürtleri zaten istila edilmiş Antalya’ya getirmeyi planlayan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal…

“Cehennemde bir Kürt kalsa, Türk’ün cennete girmeye hakkı yoktur” şeklinde ipe sapa gelmez sözler söyleyen İP Başkanı Doğu Perinçek…

Cumhuriyet yazarı Hikmet Çetinkaya’nın “devrimci soluk” geldiğini söylediği, ancak “küçük” kurultayındaki sonuç bildirgesinde “Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda aynı amaç ile savaşmış Türk-Kürt kardeşliği yok edilmek isteniyor” ifadesine yer veren SHP ve lideri Murat Karayalçın...

Ve “Türkler, Kürtler kardeştir” sloganına sarılan umum entel-dantel aydınlar, takkeli-takkesiz liboşlar, dönekler-dönmeler…

İşte Meclis’e girmiş Kürt kardeşiniz DTP Van milletvekili Özdal Üçer’in gazetecilere söyledikleri: “Kürtçe bilen tercüman bulun!”

Özdal kardeşiniz ve diğer kardeşleriniz, bu gidişle size de “Kürtçe öğrenmeyi ya da Kürtçe bilen tercüman bulmayı” önereceklerdir.

Gardrop Atatürkçülüğünden rakı-balık Atatürkçülüğüne...

Bence İlhan Abi de acilen Kürtçe öğrenmelidir. Gazetesinin muhabirlerini şimdiden Kürtçe kurslarına göndermelidir ama ben Cumhuriyet’te Kürtçeyi yabancı dil olarak kabul etmeyecek çalışanların bulunduğuna inanıyorum.

Yazının bu bölümündeki son sözüm, Cumhuriyet gazetesini laik Cumhuriyetçi ve Atatürkçü gördükleri için bu gazeteye yaptığımız eleştirilere henüz bir anlam veremeyen arkadaşlarımıza olacak.

Geçmişte, “gardrop Atatürkçülüğü” vardı. Başını rahmetli Turhan Feyzioğlu’nun çektiğini söyleyebiliriz. Onlar siyasi hayatlarını idame ettirmek için Atatürkçü idiler.

Şimdilerde denizi seyrederek çeşitli masalarda keyif bulan rakı-balık Atatürkçüleri türedi. Onlar da Türkiye’nin ve Türklerin içine düştüğü durumu alkollü mideleri, dumanlı beyinleri ve şehlalaşmış gözleriyle izliyorlar.

Bir de sadece Şeriatçı yapılanmayı esas alan laik Cumhuriyetçi Atatürkçüler var. Cumhuriyet gazetesi de böyle kişiler tarafından çıkarılıyor.

Keşke...

Cumhuriyet gazetesi Kürt-İslam faşizmine yönelik yayınlar yapsa…

Cumhuriyet gazetesi, giderek büyüyen Kürt istilasını görse ve buna kararlı bir şekilde karşı çıksa…

Cumhuriyet gazetesi, ABD’nin B planı olan CHP-MHP koalisyonunu savunmasa...

Cumhuriyet gazetesi, bugün kendisine “ne köy olur, ne kasaba” dedirten CHP gerçeğini görse ve “kötülerin iyisini seçme” seçeneğine dayanmayarak Atatürk’ün 6 Ok’una sıkı sıkıya sarılıp mücadeleci Atatürkçülük çizgisini izlese böyle bir oluşumun yolunu açacak yayımlar yapsa…

Cumhuriyet gazetesi, “sol”da ama “farklı” görüşleri savunduğunu söyleyen ancak Kürtçü politikalara ideolog olan yazarları barındırmasa…

Cumhuriyet gazetesi, düşünülen ama söylenemeyenleri yazabilse…

Cumhuriyet gazetesi, “Alışverişimi Türk’ten yapıyorum, param PKK’ya gitmiyor” şeklinde bir kampanya açabilse…

TÜRKSOLU’na gerek duyulur muydu?

Başta başyazarı Gökçe Fırat olmak üzere, engin birikimli TÜRKSOLU yazarları TÜRKSOLU’nda değil, Cumhuriyet’te yazarlardı…

Türk milletinden kampanyamıza büyük destek

“Cumhuriyet gazetesi ‘Alışverişimi Türk’ten yapıyorum, param PKK’ya gitmiyor’ şeklinde bir kampanya açabilse” derken, belleğimde çocukluk günlerim canlandı.

55’e merdiven dayamış olmama karşın çocukluğumu anımsamak zor olmadı.

Benim yaşımdakiler “Yerli Malı Haftası”yla sanıyorum ilkokul ikinci-üçüncü sınıfta tanışmışlardır.

Ne güzeldi o günler…

Çocukça bir sevinç içinde ama bugün yaşı kemale ermiş çoğu kişinin unuttuğu vatanseverlik duyguları içinde “Yerli malı, yurdun malı; her Türk onu kullanmalı” derdik.

Şimdilerde kulaklara bir “tekerleme” gibi gelen ama aslında nesnel bir zorunluluğu gösteren bu sloganı, kaçımız hatırlıyor? Kaçımız unuttu?

TÜRKSOLU çalışanları ve Milli Mücadele Derneği yönetici ve üyeleri başlattıkları “Alışverişimi Türk’ten yapıyorum, param PKK’ya gitmiyor” kampanyası, günümüzün gerçeğini saptayarak tayin edici bir önem kazanmıştır.

Kampanyada hepimizi sevindiren gelişmeler olmuştur.

Kampanyamıza karşı çıkan basına yanıt Türk milletinden geldi

“Bu bir provokasyondur” diyen oyalı-boyalı medya ve internet siteleri aslında kendileri bir provokasyon başlatmak üzereyken, okurlarından ve izleyicilerinden büyük bir tokat yemişlerdir.

İnternet sayfalarında mesaj olarak iletilen ve sadece küçük birer bölümü TÜRKSOLU’nda yayınlanan okur görüşlerindeki kararlılık, TÜRKSOLU ve Milli Mücadelecilere karşı düzenlenmek istenen provokasyon oyununu bozmuş ve medya kuşlarının tünediği dalları kesip atmıştır.

Habertürk’ün alt sitesi olan H2’nin “TÜRKSOLU İyice Delirdi” başlığıyla yaptığı yorum, aslında Türk Milleti’ne bir hakaret niteliği taşımaktadır. Türk’ün alışverişini Türk’ten yapmasını istemek bir delilik alâmeti değil, tersine bir vatanseverlik örneğidir. Asıl delirenler, Türk’ün Türk’ten alışveriş yapmasını istemeyerek paramızın PKK’ya gitmesine kayıtsız kalan işbirlikçilerdir. H2’ciler sitelerine gelen şu mesajdaki söyleri söyleyemez:

“Alışverişlerinizde dikkatli olun; çünkü PKK’ya en büyük destek buralardan gidiyor. Gerekiyorsa aç kalın. Her halükarda ölürsünüz ama hiç olmazsa şereflice ölürsünüz.”

Milliyet gazetesinin internet sitesi kampanya haberini “İstanbul’da Büyük Provokasyon” başlığıyla vermişti. Sitede 16:15’te yayına giren bu habere gelen yorumlardan korkan site yöneticileri, saat 17:22’de, yani bir saat yedi dakika sonrasında önce yeni yorumların eklenmesini engelledi, 18:00’da da haberin kendisini kaldırdı. Çünkü bu kampanyanın provokasyon olarak değerlendirilmesi büyük bir tepkiyle karşılandı. Çünkü ancak mütareke basını sıfatına nail olanlar bu kampanyayı provokasyon olarak niteleyebilirdi.

İşte Milliyet’in sitesine gönderilen şu kısa yorum bile Türk’ün düşüncesini Türkçe yansıtıyor:

“Ne provokasyonu ya! Ali Kemal’ler halen aramızda. Çok doğru ve destekliyorum. Niye şimdi buna provakasyon denildiğini anlamadım. Türk malı kullanmak, PKK destekçilerine yol vermemek yanlış değil, hatta vatan borcudur.”

Bu bir derstir Aydın Doğan’cılar. Okurunuz size ders veriyor!

İnternethaber adlı site ise faili meçhulü ortaya çıkarmış ve “O Provokatör Bulundu” diye başlık atmış. Atmış ama yüzlerce, binlerce okurundan gelecek yanıtı almış. İşte bunlardan biri:

“Geç bile kalındı. Osmanlı zamanında yapılması gerekiyordu. Şimdi orada belli semtlerde adamlar PKK bayrağı asacak. Burada bölücülük diyenler ses çıkartmayacak. Sonra bu rozetler dağıtılıyor, toplum bilinçlendiriliyor denilince olay olacak. Herkesin rengi belli. Bence geç bile kalındı. Ben Ankara’dayım, zaten bunu yapıyorum. Helal olsun yapana, uygulayana.”

“İstanbul’da Tehlikeli Tahrik” demiş Vatan gazetesi. Okurlarından da yanıtı almış ama…

“Bu kampanyaya karşı olanlar! Bilin ki sizler, bilerek ya da bilmeyerek emperyalizme ve onun yarattığı PKK’ya karşı değilsiniz demektir.”

Türk’ün Türk’ten alışveriş yapmasını istemeyi provokasyon olarak nitelerseniz okurunuz da size böyle yanıt verir!

Gelin şimdi PKK’ya karşı olduğunuzu kanıtlayın da görelim Vatan’cı beyler. Okurlarınız da görsünler...

Lafın tamamı deliye anlatılır...

Benim adı geçen sitelerden yaptığım alıntılar bir tekrar oldu ama “Lafın tamamı deliye anlatılır” sözünden esinlendim. Vatanseverlerce başlatılan bir kampanyayı “delilik”, “provokasyon”, “ağır tahrik”, olarak nitelendirenlere ve bu yolla kamuoyunu etkilemeye çalışanlara ne yazık ki lafın tamamını anlatmak gerekiyor!

Türk halkı ise kampanyayı doğru al-gılamış ve akıllıca bir kabullenişle uygulamaya başlamıştır. Esasen bu kampanyadan önce de alışverişini Türk’ten yapmaya özen gösteren ve parasının PKK’ya gitmesine için vermeyen binlerce, yüzbinlerce vatandaşımızın varlığını unutmayalım ve onları vatanseverce duygularla kutlayalım diyorum...


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe