| Gökçe Fırat |
PKK’yı siyasallaştırma operasyonu
Sınır ötesi operasyonu anlamak 16 Aralık günü Türk Silahlı Kuvvetleri Irak’ın kuzeyindeki PKK terör örgütünün üssü konumunda bulunan Kandil dağına bir hava saldırısı düzenledi. Hava saldırısı 22 Aralık ve 26 Aralık tarihlerinde yinelendi ve önümüzdeki dönemde de tekrarlanacağı şeklinde yetkililer tarafından açıklamalar yapıldı. Hatırlanacağı üzere özellikle 22 Temmuz seçimleri öncesinde yaz aylarında azan terörist saldırılardan sonra kamuoyunun Irak’a operasyon beklentisi artmış, Genel Kurmay Başkanı da Irak’a operasyon istediklerini açıklamıştı. Tabii bu dönemdeki tüm “Ordu Irak’a” çıkışlarına başta ABD ve AKP olmak üzere tüm işbirlikçi güçler tarafından karşı konuldu. Ve yine Ekim ayı başında artan PKK saldırılarından sonra da kamuoyunda oluşan “sınır ötesi” isteği yine ABD ve AKP tarafından bastırıldı. Peki ne oldu da düne kadar “sınır ötesi”ne canla başla karşı çıkanlar bugün “sınır ötesi”nin baş savunucusu konumuna geldiler? Düne kadar “sınır ötesi” ne karşı çıkan ABD ne oldu da şimdi “sınır ötesi”ni destekler konuma geldi? Ve ne oldu da düne kadar “sınır ötesi”ne neredeyse hainlik gözüyle bakan AKP bugün “sınır ötesi” operasyon kararını alan ve uygulayan güç oldu? Ya da bu operasyonlar önümüzdeki dönemde ne tür gelişmelere yol açacak? İşte burada bu hava operasyonunun önümüzdeki dönemde yaratacağı siyasal sonuçlar üzerinde durabiliriz.
1- Amerika’yı dostlaştırma operasyonu Bu harekâtın en önemli sonucu Türkiye ile ABD arasındaki neredeyse kopma noktasına gelen ilişkilerin yeniden tesis edilmesidir. Bilindiği gibi ABD’nin Irak’a saldırısı döneminde Türkiye ABD’nin operasyonuna destek vermemiş ve ABD ile Türkiye arasındaki ilişkiler donma noktasına gelmişti. Aynı dönemde Süleymaniye’de bulunan Türk Özel Kuvvetleri’ne ait bir timimize ABD askerleri tarafından baskın düzenlenmiş ve askerlerimizin başına çuval geçirilmişti. Bu dönemden başlanarak Türk kamuoyunda ABD aleyhine bir rüzgar esmeye başladı. Düne kadar ABD’ye dost gözüyle, müttefik gözüyle bakan Türkler, yavaş yavaş ABD’den nefret etmeye ve onu baş düşman olarak görmeye başladılar. Irak’ın kuzeyinde ABD denetiminde kurulan kukla Kürt devletçiği ise ilişkileri daha da bozdu. Özellikle Barzani’nin Türkiye düşmanı çıkışları kamuoyunun tepkisini yine ABD’ye yöneltti. Ve bunların üzerine Kuzey Irak’ta üstlenen PKK’nın yoğun saldırıları da eklenince ABD’ye tepki doruğa çıktı. Hatırlanacağı üzere 22 Temmuz seçimleri öncesinde düzenlenen Cumhuriyet mitinglerinde ve tüm muhalefet gösterilerinde ABD aleyhtarı bir rüzgar oluşmuştu. PKK’ya lanet gösteri ve yürüyüşleri ile şehit cenazelerinde de “Kahrolsun PKK-Kahrolsun ABD” sloganları atılıyordu. ABD Başkonsolosu Ross Wilson bu durumdan duydukları rahatsızlığı dillendirirken Türk devlet yetkililerini de bu antiAmerikan rüzgârın durdurulması için uyarıyordu. İşte son sınır ötesi operasyon Türklerin gözünde alçak bir düşmana dönüşen ABD’yi yeniden dost gösterme operasyonudur. ABD bu operasyona verdeği izinle, destekle yeniden dostlaştırılacaktır. 2- Şeriatçıları ve PKK’yı antiemperyalistleştirme operasyonu Operasyon Türkiye çapındaki siyasal atmosferi değiştirme hedefindedir. İlk amaç Amerika’nın yeniden dostlaştırılmasıdır ama aynı zamanda toplumdaki Amerikancı ve Amerikan karşıtı güçlerin konumlanışını da değiştirecektir. Bilindiği üzere AKP’nin 2002 yılında iktidara gelmesi ile birlikte Türkiye’de bir yanılsama sona erdi, Şeriatçıların aslında Amerikan karşıtı değil Amerikancı olduğu ortaya çıktı. Sadece AKP değil, tüm cemaatleri, tarikatları, örgütleri ile birlikte Şeriatçılar bir blok halinde ABD’nin yanında yer aldılar. Böylelikle antiemperyalist Şeriatçılık balonu da söndü. İkinci balon ise PKK’nın solculuğu ve antiemperyalistliğiydi. Kendisini uzun yıllar solcu bir gerilla hareketi olarak lanse etmeye çalışan PKK da, yine AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından itibaren -bu tarih aynı zamanda ABD’nin Irak’a saldırı tarihidir- ABD ile sıkı işbirliğine girişti. Öyle bir tablo oluştu ki ABD’li subaylarla PKK’lı teröristlerin Kandil’de ortak eğitim yapması, toplantı yapması olağan hale geldi. Oluşan bu gerçeklik, Türkiye ve dünya kamuoyunda yaratılan PKK’nın mazlumluğu, haklılığı, solculuğu, antiemperyalistliği imajını yıktı. Bu dönemde PKK’nın tek destekçisi Şeriatçılar kalırken solcu, Atatürkçü, laik güçler PKK’nın karşısına dikildi. Böylelikle toplumun bir kutbunda Şeriatçılardan ve Kürtçülerden oluşan Amerikancı güçler konumlanırken antiemperyalist kutbu ise solcular, Atatürkçüler ve milliyetçiler oluşturdu. İşte son operasyon bu konumlanışı değiştirmek üzere atılmış bir adımdır. ABD, Şeriatçıları ve PKK’yı Amerikancılık şemsiyesi altına alarak tüm tepkileri bu kesimlerin üzerine çektiğini ve bu kesimleri yalnızlaştırdığını görmüştür. Şimdi ufak bir rol değişikliği ile Şeriatçılara ve PKK’ya sınırlı bir antiAmerikancılık yaptırılacak ve bu kesimlerin tabanının ve destekçilerinin dağılmaması sağlanacaktır.
3- Türk Ordusu’nu millet ittifakından kopartma ve lejyonerleştirme operasyonu Operasyon toplumdaki Amerikancılık eksenini yeniden kurarken en önemli adım Ordu’nun ABD’nin yanına çekilmesidir. Bilindiği üzere Türk Ordusu 1996’dan başlayarak ABD çizgisinden uzaklaştı. Bu dönemden başlayarak göreve gelmiş tüm komuta kademesi -bir istisna hariç- genellikle ABD’ye mesafelidir ya da karşıdır. Yine televizyonlara çıkan emekli komutanlara baktığımızda da genel olarak antiemperyalist bir duruş sergilediklerini görürüz. İşte operasyon Türk Ordusu’ndaki bu antiemperyalist yönelimin kesilmesi ve Türk Ordusu’nun yeniden Amerikancılaştırılması için gereken zemini oluşturacaktır. Toplumda yükselen antiemperyalist Atatürkçü, milliyetçi, solcu güçlerle Ordu arasında oluşan manevi birlikteliğin yıkılması ilk büyük hedeftir. Türk toplumunda Ordu’ya olan ihtiyaç ve sevgi, Ordu’nun antiemperyalist bir tavır gösterdiği son yıllarda doruk noktasına ulaştı. Bu nedenle Türk toplumunun son umudu Ordu’nun Amerikancılaştırılması Türkiye’deki ulusal güçlere vurulacak en büyük darbedir. Bu anlamıyla Türk jetleri Kandil’i bombalarken, ABD’nin “görünmez uçakları” adeta Cumhuriyet mitinglerini düzenleyen milyonlarca yurtseverin tepesine “sizin güvendiğiniz ordu bizimle” bildirileri atmaktadır. Diğer yandan Ordu komuta kademesinin ABD ile yakın işbirliğine girmesi Türkiye’yi büyük felaketlere sürükleyecek bir sürecin önünü açacaktır. Türkiye’nin son operasyonda Hava Kuvvetleri ile ön plana çıkması son derece dikkat çekicidir. Bu tür bir hava gücü önümüzdeki dönemde ABD’nin yardımcı gücü olarak kullanılabilecektir. Özellikle ABD’nin yaklaşan İran saldırısı dikkate alındığında tehlike büyümektedir. Bugün ABD’nin istihbaratı ile Kandil’i bombalayan Türk jetleri, yarın ABD öncülüğünde oluşturulacak bir Koalisyon’da İran’ı bombalayacaktır. ABD açısından Türk Ordusu’na verilen istihbaratın karşılığı bu olacaktır. Bu ise Türk Ordusu’nun lejyonerleştirilmesi operasyonudur. 4- Türkiye’nin işbirlikçileştirilmesi, İsrailleştirilmesi “emperyalistleştirilmesi”, operasyonu Bu yönde çok önemli bir adımı ise Irak Cumhurbaşkanı Talabani atmıştır. İran ile Irak arasında Cezayir Antlaşması ile sağlanan Şattülarap su yolunun kullanımı antlaşmasını Irak’ın tanımadığını açıklamıştır. Demek ki önümüzdeki dönemde İran’a bir saldırıda Türkiye, sadece ABD ile değil ama aynı zamanda Talabani ve elbette Barzani ile birlikte hareket edecektir. Tabii burada PKK’nın İran kolu PEJAK’ı da unutmamak lazım. Türk ve Amerikan jetleri İran’ı bombalarken kara operasyonunu PKK’nın İran kolu PEJAK üstlenecektir! Bu Türkiye’nin Birinci Körfez Savaşı’nda reddettiği roldür. 17 yıl sonra Türkiye’ye aynı rolü biçmiştir ABD. Bu noktada Türkiye’nin uluslararası konumu tümüyle değişecektir. Şu anda Ortadoğu’da mevcut ulus devletlerin toprak bütünlüğünden yana olan, İran’a saldırıya, Irak’ınsa bölünmesine karşı çıkan Türkiye bölgede ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşı konumlanmıştır. Ancak önümüzdeki dönemde Türkiye ilk olarak Irak’ın bölünmesini ve kuzeyde bir Kürt devletinin kuruluşunu kabullenecektir. İkinci olaraksa İran’a saldırıya katılacaktır. Böylesi bir yönelimin ilk ipucu Genelkurmay internet sitesinde geçtiğimiz ay yayınlanan bir Kore Savaşı haberi ile verilmişti. Türk Ordusu’nun Amerikan çıkarlarını nasıl iyi savunduğunun hatırlatması yapılıyordu. Geçtiğimiz hafta ise aynı sitede Sarıkamış Harekâtı üzerine bir övgü yayınlandı. Sarıkamış ise Türk Genel Kurmay Başkanı Enver Paşa’nın 90 bin Türk askerini Alman çıkarları için savaştırdığı ve öldürttüğü bir faciadır. Nitekim Sarıkamış Harekâtı değil Sarıkamış Faciası olarak tarihe geçmiştir. Kaldı ki Atatürk bu faciayı vatana ihanetle bir tutmuştur. O halde bu faciayı savunmak durup dururken nereden çıkmıştır? Sanırız birileri ABD’lilere biz gerektiğinde Rusya’ya karşı da sizin için savaşırız mesajı vermek istemektedir. Tüm dünyada Rusya-ABD gerilimi büyürken, Ortadoğu’da bu bölünme süreci devam ederken ABD tarafından Türkiye’ye verilen bu rol kabul edilecek olunursa Türkiye tüm Ortadoğu ve dünya halkları nezdinde emperyalistleşecek, İsrailleşecektir. Kaldı ki son operasyonda dünyada bu hava saldırısını yapabilecek sadece 5 ülke olduğu ve bunlardan birinin Türkiye olduğu övgüyle yazılmaktadır. O beş ülkenin diğer dördünün ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail olduğunu da yazın ve Türkiye’yi de onların yanına ekleyin! İşte ABD’nin Türkiye’ye biçtiği rol! 5- PKK’nın siyasallaştırılması operasyonu Peki PKK’yı bitirmek için yapılan harekâtın sonucu PKK açısından ne olacaktır? Bilindiği üzere PKK, Türkiye’deki bölücü Kürtçülüğün şu an için aktif olan adıdır. Türkiye açısından asıl tehdit hiçbir zaman için PKK’nın şiddet eylemleri olmamıştır, asıl tehdit bu şiddet eylemleri ile birlikte yaratılan bölücü tabandır. Ve son dönemde görülmüştür ki Türkiye’de artık güçlü bir bölücü Kürt nüfus yaratılmıştır. Bu nüfusa dayanarak Türkiye’ye karşı mücadele etmek, şiddetle mücadele etmekten daha kolay ve sonuç alıcıdır. Nitekim PKK da son yıllarda asıl gücünü siyasal alandaki mücadeleye kaydırmış, özellikle belediye ve meclise güç yığmıştır. Son dönem artan PKK saldırıları ise Türkiye’ye yeniden asıl tehdidin şiddet olduğu, şiddetsiz bölücülükle mücadeleninse demokrasi sınırları içinde verilebileceği fikrini yaymıştır. Bu aslında PKK’nın asıl stratejisidir. PKK kendisini yasallaştırmak, legalleştirmek, dağdan düz ovaya inmek istemektedir. Bunu isterken Türk devletini bölücü siyasal çalışma zemini yaratmaya zorlamaktadır. Artan saldırıların hepsi de bu yönde girişilmiş kurnazca adımlardır. Bu aşamadan sonra PKK artık -bir süreliğine- silahlı eylemlerini kesecektir, bunun karşılığında ise devlet, PKK mensuplarını silahsızlandıracaktır. Böylelikle PKK’nın dağdan ovaya inmesi bizzat devlet tarafından gerçekleştirilecek, teröristlikten siyasetçiliğe savunacak PKK militanlarına devlet kardeş eli uzatacaktır! Bu aynı zamanda ABD’nin de planıdır. ABD, İran’a saldırı öncesinde Türkiye’ye karşı savaşan PKK teröristlerini İran’a kaydırmakta, PEJAK’a katmaktadır. Yani aslında PKK’nın savaşçı kadrosu lağvedilmeyecek sadece bölge değiştirecektir. Fakat İran da düştükten sonra Kürdistan büyümüş olacaktır. İşte o zaman ABD Türkiye’ye dönecek ve Kürdistan’ın Türkiye’ye doğru genişletme planını uygulamaya koyacaktır. İşte böylesi bir an için de PKK’ya ihtiyaç vardır ve ABD bu nedenle asla PKK’dan vazgeçmez. Bu süre içinde, yani Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye’yi bölme aşamasına kadar PKK’lılar şehirde silahsız bölücülüğe devam edeceklerdir! Genel Kurmay Başkanımız Yaşar Büyükanıt 11 Aralık tarihinde düzenlenen bir sempozyumda PKK’nın siyasallaştırılması ve legalleştirilmesi operasyonundan ve planından bahsetmişti. Sanırız kendisi ve Türk Ordusu PKK’nın hangi operasyonlarla ve hangi aşamalarla siyasallaşıp legalleşeceğini bizden çok daha iyi biliyordur! 6- AKP ve Tayyip’in kahramanlaştırılması, “şereflileştirilmesi” operasyonu ABD’nin operasyonunun AKP ve Tayyip açısından da cankurtarıcı sonuçları bulunmaktadır. Bilindiği gibi Türkiye’de çok uzun bir süredir şehitlerin ve terörün sorumlusu olarak AKP ve Tayyip görülmektedir. Tayyip Erdoğan’ın Türklüğe karşı antipatisi, Kürtlüğe karşı ise sempatisi bilinmektedir. Son operasyon Tayyip’in bu imajını değiştirmeye hizmet edecektir. Ancak Türklerin sempatisini kazanmak asıl amaç değildir. Asıl amaç Tayyip’i Kürtlere kabul ettirmektir. PKK ile AKP arasındaki mücadele burada başlamaktadır. Kürt-İslamcı AKP mi, yoksa Kürtçü PKK mı Kürtlerin temsilcisi olacaktır? Önümüzdeki yerel seçimlerden önce girişilen bu operasyon PKK’nın tabanını dağıtmak ve Kürtleri AKP’ye devşirmek amacına da hizmet edecektir. Nitekim AKP’nin PKK’ya af ya da eve dönüş yasasının genişletilmesi projesi bu amaçla hazırlanmaktadır. Önümüzdeki dönemde dost kardeşler PKK ve AKP’nin mücadelesine sahne olacaktır. Bu noktada PKK’ya yönelik operasyonla ABD’nin Türkleri Kürtlere tercih ettiği yorumları yapılmaktadır ama burada büyük bir yanlış vardır. Bir defa AKP Türkleri temsil etmemektedir. Yapılacak yorum olsa olsa ABD’nin AKP’yi PKK’ya tercih ettiği olabilir. Ancak bu bile ABD açısından sadece dönemsel bir tercihtir. Çünkü ABD bir emperyalist güç olarak 100 yıllık bir stratejiden sapmaz. Bu ise Sevr’de özetlenen Bağımsız Kürdistan ve Bağımsız Ermenistan’dır. AKP bu amaca hizmet ettiği sürece ABD’yi arkasında bulacaktır. Ama artık hizmet edemez hale geldiğinde roller değişecek ve bu defa “Kürdistan”da bazı gazeteler ABD’nin Kürtleri Türklere tercih ettiğini yazacaktır! Son olarak Tayyip Erdoğan’la ilgili de bir not düşmek gerekir tarihe. Tayyip Bey Kanal 7 Televizyonunda verdiği söyleşide şu cümleleri sarfetmiş: “Bu ifade, bu değerlendirmeler hiç şık değil, çok çirkin, çok alçakça. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, bir şeyler vermek karşılığı böyle bir işbirliğine girecek kadar şerefsiz değildir, değerlerini bu denli kaybetmiş değildir.” Bahsettiği 5 Kasım’da ABD’de Bush’la yaptığı görüşme. Şimdi bu cümlenin neresine inanalım veya nasıl anlayalım. Tayyip Bey acaba ne demek istiyor bizi de aydınlatırsa seviniriz. Bizim bu cümleden anladığımız Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının ne kadar şerefli olduğu değil ne kadar şerefsiz olduğudur. Başbakan kendisinin ne kadar şerefsiz olamayacağını açıklıyor ama buradan da aslında ne kadar şerefsiz olabileceği çıkıyor! Yani bir şeyler karşılığında böyle bir işbirliğine girecek kadar şerefsiz değilim diyor; o zaman mesela bu tür şeyleri karşılıksız mı yapar? Sanırız Başbakan cümlelerini Türkçe bilen bir danışman bulup ona yazdırsa daha iyi olur. Ama etrafındaki tüm danışmanları da bildiğimiz kadarıyla Kürt kökenli. Dolayısıyla böyle “anlam bozuklukları” ortaya çıkıyor. Bizden uyarması. Kimi art niyetliler bunu kullanabilir ve çok sayın Başbakanımızın şerefsiz olduğunu söyleyebilir. Biz ise Tayyip Bey’le şeref kökünden türemiş hiçbir sıfatı yan yana getiremeyiz, elimiz varmaz...
|