| Nur Arslan |
Bir rozetin etkisi ve gücü:
Son yıllarda ülkemizde bazı kişi ve kurumlar kendilerine yeni bir görev edindi: Sürekli sağduyu çağrısı yapmak. Galeyana gelmeyin, provokasyonlara dikkat edin, sağduyunuzu yitirmeyin. Peki, bu çağrı kime yapılıyor? Dağlarda Türk askerine kurşun sıkan eli silahlı teröristleri mi, şehirlerde otobüs yakanlara mı, insanımızın can ve mal güvenliğini tehdit eden çetelere mi? Maalesef hayır, bu çağrılar masum insanlarımıza kan kusturan teröristlere yapılmıyor. Sürekli olarak toplumda yükselen bir linç kültüründen bahsediliyor ama bu linç PKK’nın mayınlarını, silahlarını kapsamıyor. Sürekli olarak bir ırkçılığın, şovenizmin yükseldiğinden bahsediliyor ama bu ırkçılık PKK’nın etnik milliyetçiliğini kapsamıyor. İnsanların soyağaçlarını araştırıp etnik kökenini bulması ve bu kimliği tüm topluma dayatması (üstelik silahla) ırkçılık ve kafatasçılık olmuyor. Rozet takan “linççi” kurşun sıkan “demokrat” Ne mi ırkçılık oluyor? Rozet takmak. Yanlış duymadınız! Kendisine kurşun sıkana karşı rozet takarak tepkisini ortaya koyan masum vatandaş ırkçı, barbar ve linççi oluyor. İşte son günlerde bu sağduyulu kalemşorlarımızın diline doladığı bir rozet var. Onlara göre İstanbul’da dağıtılan bir rozet tehlikeli bir tahrike imza atıyor. “İşte Rozet Tahriki”, “Tehlikeli Rozet” türünden başlıklar gazete ve internet sayfalarında boy gösteriyor. Üzerinde Türk bayrağı olan ve “Alışverişimi Türk’ten yapıyorum, param PKK’ya gitmiyor” sloganı olan rozet bir tahrik unsuru olarak yansıtılıyor. Bu rozetin Türk-Kürt kardeşliğini bozmaya yönelik bir amaç taşıdığı iddia ediliyor. Bu iddiaların doğru olduğunu varsayalım. Bir rozet kardeşçe yaşayan iki halk arasına nifak sokabilecek kadar etkili olabilir mi? Bu toplumda onların söylediği gibi iki halk varsa ve bu iki halk et ve tırnak gibi birbirine bağlıysa bir sloganla bu bağı ortadan kaldırabilir misiniz? Yok eğer bir rozet bu kardeşliği bozuyorsa ortada kardeşlik ve birliktelikten bahsedilebilir mi? O zaman kral çıplaktır. Yıllardır bu millete yutturulmaya çalışılan kardeşlik tezleri bir anda ortadan kalkıvermektedir. İşte bu rozetin gücü ve etkisi bu noktada ortaya çıkmaktadır. Birileri uyanmaktadır ve uyarmaktadır. Diğer birilerinin de uykusu bu yüzden kaçmaktadır; çünkü maskeleri düşmektedir. Tahriklere gelmeyin çağrılarının Türkçesi aman uyanmayındır. O yüzden avaz avaz bağırmaktadırlar.
Sağduyu havarilerinin çifte standardı Peki bunlar ne zaman bağırmaya başlarlar? Mersin’de PKK’lılar bayrak yakar. Susarlar. PKK’lılar ellerinde Apo posterleriyle Gemlik’e kadar yürüyüşe geçer. Yine susarlar. Ortada tehlikeli bir tahrik yoktur. Ama sıradan vatandaş bu duruma karşı Gemlik’te, Bozüyük’te tepkisini ortaya koyunca bağırmaya başlarlar. Türk vatandaş tahriklere kapılmıştır ve provokasyon çıkarmıştır. Her gün ülkenin her ilinden şehit cenazeleri kalkar. Susarlar. Vatandaş bu duruma karşı evine, dükkânına bayrak asınca bağırmaya başlarlar. Türkiye’de ırkçılık yükselmeye başlamıştır. “Hepimiz Ermeniyiz” yürüyüşü yapılır. Ortada ırkçılık ve milliyetçilik yoktur. Milli Mücadele Derneği “Hepimiz Türk’üz, Hepimiz Mustafa Kemal’iz” yürüyüşünü düzenleyince ise gazetelerde “ırkçılar yürüdü” haberleri yapılır. Bir sabah milyonlar bu rozetlerle sokaklara çıkarsa... Avaz avaz bağırmalarının nedeni Kürtçü-Şeriatçı cephenin karşısına bir milletin dikilmesidir. Çünkü bu işbirlikçi cephe bir taraftır ve kurdukları düzenin devam etmesini istemektedir. Bu işbirlikçi tarafın karşısı ise boştur. Şimdilerde ise bölücülüğe ve gericiliğe karşı bir taraf oluşmaktadır. Türk Milleti Türklüğüne ve benliğine sahip çıkmaya başlamaktadır. Türk milletinin bu tepkisi siyasallaşmaya başlamaktadır. Bunların tahrik ve kışkırtma dedikleri budur. Yakasında Türk bayrağı veya Atatürk rozeti taşıyan insan, evine ve işyerine bayrak asan insan, sokaklara dökülüp ABD’ye ve PKK’ya lanet okuyan insan sayısı arttıkça bunların uykuları kâbusa dönüşmektedir. Şimdi bu insanlar Milli Mücadele Derneği’nin başlattığı bu kampanyaya destek verdikçe, onlar daha da deliye dönmektedirler. Tüm mesele budur. Bir millet uyanmaktadır. Ama bu koro neyin karşı propagandasını yaptıysa ülkemizde Allah’tan tam tersi yaşanmaktadır. Bayrak asmak provokasyondur diyenler; bir sabah kalktıklarında tüm sokakları, evlerin pencerelerini Türk bayrağıyla donatılmış gördüler. Türkiye ve dünya tarihinin en büyük eylemlerinden olan Cumhuriyet mitinglerinde halk tüm caddelere ay-yıldızlı bayrağın kırmızı beyaz rengiyle akmadı mı? Şimdi de ırkçı kampanya diye internetten duyurdukları kampanyamıza halktan gelen yoğun destekten dolayı sansür koymak zorunda kalmadılar mı? Bir anda eleştirdikleri fikrin kendileri aleyhine dönmesi karşısında deliye dönüp, kampanyayı internet yayınından kaldırmalarının başka bir açıklaması olabilir mi? Yoksa bir sabah uyandıklarında milyonlarca insanın bu rozetlerle sokaklara akma ihtimaline karşı önlem almaya mı çalışıyorlar? Yaptığımız milletin hislerine tercüman olmak Ancak bu çabaları nafiledir. Çünkü toplumsal tepkiler belli bir birikimin ürünüdür. Bu birikim elbette kendini siyasi olarak ifade edecektir. Türkiye’de ABD’ye ve PKK’ya karşı büyük bir tepki birikmiştir. ABD’nin Türkiye’yi bu konuda defalarca uyarması boşuna değildir. Bu tepki sürekli olarak dizginlenmeye çalışılsa da eninde sonunda daha da büyüyecek ve siyasi bir harekete dönüşecektir. Milli Mücadele Derneği’nin tek yaptığı ise milletin hislerine tercüman olmaktır. Türk insanı zaten bu kampanyayı kendi başına uygulamaktadır. Bu kampanya başlamadan önce PKK’lı ortağı olduğu iddia edilen mağazalar kâr oranları düştüğü için gazetelere boy boy ilan vermek zorunda kalmadı mı? Şehit veren illerde PKK’lıların olduğu iddia edilen marketler protesto edilmedi mi? Milli Mücadele Derneği’nin tek yaptığı, herkesin bireysel olarak verdiği tepkiyi toplumsallaştırmak ve güçlendirmektir. Kampanya Türkiye’nin siyasi atmosferini değiştiriyor Bu tepkinin örgütlenmesi ve güçlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü Türkiye artık kendisine Türk’üm diyemeyenler tarafından yönetilen bir ülke haline gelmiştir. Türk olmak ve Türk olmayı gururla söylemek garipsenecek bir durum olarak sunulmaktadır. Tam tersine Türklerin ülkesinde Türklüğün dışındaki her kimlikle kendini tanımlamak moda haline getirilmektedir. Bu bir anlayışın sonucudur. Türk Milleti kendi vatanında horlanmakta ve itilmektedir. Bu kampanya ile birlikte tam tersi bir hava yaratılmış ve atmosfer değişmiştir. Türk insanının kendi içinde duyduğu tepki açığa çıkarılmıştır. Türk insanı kendi ülkesinde kendisi gibi hissedenle dayanışma kuracak, kendisine düşman olana siyasi ve ekonomik tavır alacaktır. Böylece bu ülkede Türk düşmanı olmak, açıktan PKK’yı desteklemek o kadar kolay olmayacaktır. Kürtçü sermayeye karşı ulusal seferberlik Bu tepkinin örgütlenmesi ve güçlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü Türklüğün dışında kendilerini tanımlayan her kesim böyle bir tavır içindedir. Yeşil sermayenin dışında üretim yapan gıda markalarının domuz yağı kullandığı propagandası yıllardır niye yapılıyor? Müslümanlar paralarını yeşil sermayeye aktarsın diye. Türk halkının dini inançları sömürüldü, Şeriatçı sermaye palazlandı, Şeriatçı hep Şeriatçıdan alışveriş yaptı. Şimdi kendisini Kürt işadamı diye tanımlayan ama her türlü yasadışı işe bulaşarak kendi sermayesini yaratan yeni bir kesimle karşı karşıyayız. Kürtçü sermaye, Şeriatçı sermaye derken Türk insanının kuşatılmışlığı daha da büyümektedir. Sermaye kendi iktidarını yaratmakta, Türk halkı Kürt-İslam sentezi ürünü bir anlayışla yönetilmektedir. O halde Türk insanı cebindeki parasını kendisini kuşatanlara karşı silah olarak kullanmalıdır. Kampanya PKK’nın paçasını tutuşturdu Bu kampanya örgütlenmeli ve yaygınlaşmalıdır. PKK’nın arkasında elbette ki emperyalist devletler vardır ve PKK’ya maddi ve manevi her türlü desteği vermektedir. Ama PKK’nın esas mali kaynağı Türkiye’dedir. Bu kampanyanın güçlenmesinden ilk kaygı duyan güç PKK’nın kendisi olmuştur. O yüzden bu kampanya aleyhinde onca propaganda yapılmaktadır. PKK bir taraftan medyadaki uzantılarını bağırtmaktadır, diğer yandan da her gün bir sürü şirket PKK’lı olduğu bilinen isimlerle bağının olmadığı açıklamasını yapmak zorunda kalmaktadır. Paçalar tutuşmuştur. Türklüğümüzü koruyalım, alışverişimizi Türk’ten yapalım Bu kampanya örgütlenmekte ve yaygınlaşmaktadır. Artık kardeşlik masalları bitmiştir. Bu millet iyi niyetinden ötürü hep kardeş dedikleri tarafından sırtından vurulmuştur. Osmanlı Devleti kendi himayesindeki azınlıkları memnun etmek kaygısıyla tüm imtiyazları Türk olmayanlara vermiş, onları sadık milletler olarak tanımlamış ama sadık dostlarınca sırtından vurulmuştur. Şimdi yaşadığımız ise tarihin tekerrürüdür. Kardeş bildiklerimiz toprağımıza, canımıza, malımıza, paramıza göz dikmiştir. Kardeşlik masalları hep Türklere anlatılmış, Türk Milleti’nin iyi niyeti suistimal edilmiştir. Neden bu ülkede kardeşlik sloganlarını hep Türkler atarken, kardeş denilenler bizimle savaşır sizce? Kendini Türk Milleti’nden ayıran, ayrı kimlik isteyen, ayrı ekonomik yapılanma kuran ayrı devlet ister. Türk Milleti bu gerçeğin ayırdına vararak Türk’ten alışveriş edecek, parasıyla düşmanını beslemeyecektir. Ekonomik olarak kuşatma altına alınan, siyasi ve kültürel açıdan da kuşatma altına alınır. O yüzden bu kampanya her yönüyle Türk kültürünü, Türk dilini, Türk parasını ve Türk’ün bağımsızlığını ilgilendiren çok yönlü bir kampanyadır. Türkiye Türklerindir gerçeğini dosta düşmana bir kez daha hatırlatmak için Türklüğümüzü koruyalım, alışverişimizi Türk’ten yapalım.1
|