17.12.2007/Sayı:166
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Prof. Dr. Şener Üşümezsoy

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy - Kırım: Avrasya’nın kilidi

Tatarların ortak politika üretmesi engelleniyor

Kırım Milli Meclisi’nin Beşinci Kurultayı için gittiğim Kırım, bölgesel jeopolitik konusundaki görüşlerimi Kırım’daki olgularla biçimlendirmek için iyi bir fırsat oldu. Kırım Milli Meclisi’ndeki havayı ve buradaki politik yansımaların faturalarını çözümlediğimizde karşımıza üçlü bir yapı çıkmaktadır. Bu yapıya baktığımız zaman Kırım Milli Meclisi, Mustafa Cemiloğlu’nun kahraman yaşamıyla oluşmuş bir bütünselliği gösteriyor. Milli Meclis’in bu bütünsel yapısına karşın, %13’e yakın Tatar nüfusunun ortak bir politika üretmesinin önünü kesmek ve Tatar nüfusunu farklı politik eksenlere çekmek için yapılan perde arkası çalışmaları, gerek Milli Meclis’in kurultayına katılan gerekse Kırım’daki Meclis’e katılmayan gruplar arasında izlemek olanağı söz konusu.

Mustafa Cemiloğlu liderliğindeki grup doğal olarak Ukrayna ile işbirliği yapma zorunluluğu ile karşı karşıya. Bu zorunluluğun nedeni, Kırım Yarımadası’nın 1950’li yıllarda Brejnev tarafından Ukrayna’ya verildiğinde nüfusunun ağırlıklı olarak Ruslardan oluşması ve Rus donanmasının en önemli üssünün Sivastopol’da bulunmasıdır. Bu boyutuyla da, Rusya’nın günlük gelişen stratejilerine göre Kırım’a ilişkin tezleri değişmektedir. Bu tezlerin değişimi sonucunda, Kırım’ın Ukrayna’ya ait olması nedeniyle özel bir yeri ortaya çıkmaktadır. Çünkü Rusya, Karadeniz çevresindeki politik gücünün ancak Kırım üzerinde egemenlik kurmakla mümkün olduğunu görmüş, Kırım’ı Avrasya stratejisinin merkezine koyan bir politika izlemeye başlamıştır. Putin dönemiyle bu durum daha da ön plana çıkmıştır. Kırım’da Rusya’nın ve Ortodoks Kilisesi’nin ağırlığı, her yerde yapılan Ortodoks kiliseleri ve Rus kavmi olmayan Rus-Kazak milislerinin örgütlenmeleri ile sokağa taşmaktadır.

Bunun dışında Avrasyacı bir strateji içinde Kazan’daki çizgi, yani Tatarlar aslında Kazan’da Bulgar’dır. Bulgarlar ve Slavlar aynı etnik sınıflarlarda Rusları oluşturmuştur. O halde Müslümanlık da günümüz Rusya’sının etkin bir ideolojik aygıtını oluşturmaktadır. Avrasyacı tezleri savunan İslamcı yapılar, Kırım’daki Milli Meclis’e muhalefet etme konusunda aslında örtülü Rus politikaları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ukrayna’daki turuncu devrimi desteklemek zorunda kalan Tatarlar, Rusya karşıtı yüzde 13’lük oylarıyla iki (Mustafa Cemilov ve Rafet Çudar) milletvekilliği kazanmışlardı. Bu seçimlerde Ukrayna’daki turuncuların ikiye bölünmesi Tatarlara da yansımış, bir tek Mustafa Cemilov Meclis’e girmeyi başarırken Rafet Çudar seçilememiştir. Ama diğer taraftan Rusya, bu bölgenin olduğu gibi Doğu Ukrayna’nın da Rusya’ya ait olduğu tezi konusundaki taktiklerini ve çalışmalarını sürdürmektedir. Şöyle ki, Batı Ukrayna Katolik Kilisesi Roma’ya bağlı olan bir yapıda, Polonya’ya yakın Batıcı bir çizgi izlemektedir. Ama buna karşın Doğu Ukrayna ise etnik açıdan Rus ağırlıklı olup, Ortodoks Kilisesi ile Rusya’ya yakındır. Kırım da Doğu Ukrayna’nın bir parçası olması nedeniyle Rus ağırlıklı görünümdedir.

Ukrayna Rusya’nın bölgesel güç olmasının önünde engeldir

Stratejik olarak bakıldığında Ukrayna, Avrupa Birliği ile birleşme noktasında izlediği Batıcı çizgi ile Rusya’yı izole etmekte, Rusya’nın bölgesel bir güç olmasının önünde engel oluşturmaktadır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonraki güçsüz Rusya, çevre alanlardaki egemenliğinden vazgeçerek, gelişmesinin önünde ayak bağı olduğunu düşündüğü Türkistan, Ukrayna ve Kafkasya gibi bölgeleri terk ederek kendi içine çekilme politikası izlemişti. Bu dönemde Ukrayna’nın Batıyla ilişkilerin gelişmesi, Kazakistan’ın özellikle petrol nedeniyle Batıyla ilişkilerinin gelişmesi gibi aynı durum Azerbaycan’da da söz konusu olmuştur. Özellikle de Amerika’nın Avrasyacı tezleri bu noktada yer almaktadır.

Bu dönemde Brzezinski’nin Rusya için önerdiği yöntem demokratikleşme ve bu demokratikleşme sonunda Rusya’nın Batı Rusya (Avrupa Rusya’sı), Orta Rusya (İdil-Ural ve Sibirya’daki petrol yataklarının olduğu bölge) ve Asya Rusya’sı olarak merkezi yapının terk edildiği federatif bir yapılanma süreciydi. Hatta bu parçalanma süreci; Sibirya, Tataristan ve Başkurdistan petrol yataklarının ABD şirketleri tarafından işletilmesinin ve Kuzey Denizi’nden Amerika’ya boru hattıyla bağlanması stratejisinin öne çıkarıldığı bir süreçtir. Yeltsin Rusya’sı dediğimiz bu dönemde Rusya Batı sisteminin parçası olma yolunda bir stratejisi izliyordu.

Brzezinski’nin Rusya’yı çevreleme politikasından, Rusya’yla bütünleşme yani küreselleşmenin Rusya’da ilerlediği bir politikaya gelinmiştir. Yani Barkley’in söylediği birinci küreselleşme Amerika Avrupa ve Japonya’ya, ikinci küreselleşme kuşağı denen Rusya, Çin, Hindistan ve Latin Amerika’da da Brezilya ve Arjantin’den oluşmuş bir dünya resminde küreselleşme dışı kalan ve kara boşluk diye tanımlanan ve asıl dünyayı tehdit eden bölge aslında Venezüella’dan başlayan Latin Amerika’nın, Afrika’nın ve Kuzey Afrika’nın petrol bölgeleri ve Basra Körfezi ve Hazar Denizi’ni içine alan bir bölge halinde tanımlanmıştır.

Çatışma ara bölgedeki terörist unsurlardan kaynaklanacaktır

Bu bölgede güvenliğin sağlanması, bölgenin sisteme entegre edilmesi ve sisteme açık hale gelmesi için Rusya’nın bir karşı güç olması değil, küreselleşme çizgisinde Amerika’nın güvenlik şemsiyesine yardım edecek bölgesel bir güç olması önerilmektedir. Bu yüzden ABD ile Rusya arasında bir çatışmanın olmayacağı, keza aynı şekilde Amerika’yla Çin arasında da bir çatışmanın olmayacağı ama çatışmanın ara bölgedeki “terörist” unsurlardan kaynaklanacağı tezi ortaya çıkmıştır. “Basra Körfezi’nde, İran’da, Kazakistan’da, Azerbaycan’da yapılanmamıza Rusya karşı çıkmayacaktır ve bizzat bize yardım edecektir” tezinin olduğu noktada artık Türk dünyasının da Rusya’ya karşı bir güç olmaktan çok burada bölgesel bir güç olma riski taşıdığı noktada Türk dünyasına karşı bir tavır geliştirilmiştir. Ve burada varsayılan diğer öge ise zaten Rusya’daki petrol yataklarının da Amerika ile birlikte işletileceğidir.

İşte bu dönem, Rusya’nın Kırım’dan geri çekilmesinin söz konusu olabileceği bir dönemdi. Çünkü Rusya kendi coğrafi alanında da taşlanmaktaydı. Ve bu haliyle de Ukrayna ve Kırım’ın Batıya bağlanmasını mümkün kılan bir çizgi izlemekteydi.

Oysa bu son gelişmelerimizde daha önce TÜRKSOLU’nda da yazdığım “İmparatorluk, Enerji İmparatorluğuna Karşı” tezinde ne Amerika ne AB tavrının yanlış olduğunu, Atlantik’teki Amerika’nın iki yanındaki gücün Avrupa ve Amerika’nın imparatorluğun Batı yanını oluştururken aynı şekilde Amerikanın Japonya ve Çin’le birlikte imparatorluğun doğu küresindeki alanını oluşturduğunu ama burada orta alanda Rusya’nın petrol yatakları üzerindeki egemenliğini kurarak yeni bir askeri, politik, ekonomik güç olarak bir çekirdek oluşturduğunu vurgulamıştım. Çünkü bu çekirdek, Ukrayna’nın Batıyla entegre olması, Ukrayna’ya verilen gaz ve petrolün kesilmesi, Avrupa’ya verilen petrolün kesilmesi ve fiyatlarının çok arttırılması ile kendini Rus politikasında göstermiştir.

Rusya, Batı yanlısı olan petrol şirketlerinin Rus üyelerini tasfiye etmiş ve bunları hapse atarak ellerindeki petrol imtiyazlarını geri almıştır.

Bu süreçte ABD bölgede İsrail, Kürtler (Kürdistan), Ermenistan, Gürcistan, Ukrayna ve Polonya eksenli bir yapılanma gerçekleştirmesine rağmen, bu yapılanma askeri bir güç olamamıştır. Bu nedenle Irak’ta bir türlü ilerleyemeyen stratejisi İran’a geçmesini engellemiş, İran’a geçemediği gibi de Hazar bölgesindeki Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan petrol bölgeleri üzerinde Brzezinski ’nin egemenlik kurulmasını öneren tezinden tam tersi bir noktaya gelinmiştir. Yani Amerika’nın Avrasya Balkanları olarak tanımladığı Basra Körfezi-Hazar bölgesine egemen olmak için geliştirdiği İsrail-Kürdistan-Ermenistan-Gürcistan-Ukrayna ağırlıklı çizgisi askeri açıdan başarısız bir strateji olarak kaldığı gibi Türkiye’yi de karşısına almıştır.

ABD’nin Irak’tan sonra İran petrollerini Basra Körfezi’nde kuracağı Arap-Şii devleti ile kendi denetimi altına alma politikasını bir tarafa bırakalım, İran, Basra’daki petrol bölgesini Şiiler aracılığıyla kendine bağlama noktasına gelmiştir. Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan’daki petrol bölgelerine Amerikan şirketlerinin yaptığı yatırımlar ise Rusya’nın boru hattı projeleriyle Rusya’ya bağlanması noktasına gelmiştir.

Bu noktada Amerika’nın 2000’lerde düşündüğü strateji olarak İdil-Ural ve Sibirya’daki yatakları Amerikan şirketleri ile kontrol etmek, federatif bir Rusya’da bu bölge üzerinde egemen olmak, bu anlamda Rusya’yı Batıya entegre ederek ikinci küreselleşmiş bir devlet olarak görme noktasında olduğu yer ikinci taktik Orta Asya bölgelerindeki ve Basra Körfezi petrol yatakları üzerindeki Amerikan şirketlerinin kuracağı egemenliği dünya sistemindeki güvenlik ve küreselleşmenin bir parçası olarak ortaya koymak. Rusya’nın bunu engellemesi değil desteklemesi taktiğini öne getirmiştir. Keza Kuzey Afrika ve Orta Afrika’daki petrol sahibi devletlerin üzerinde egemenlik kurmak; Latin Amerika’da Venezüella, Uruguay gibi petrol zengini ülkelerde egemenlik kurmak, ara bölgedeki kara boşluktaki güvenliği tehdit eden unsurların ortadan kaldırılması Barkley tarafından öne sürülmüş bir stratejidir ve buraya da Rusya ve Çin’in yardım etmesi öne sürülmüştür.

Milliyetçi çizginin yerini evrensel İslamcı çizgi aldı

İşte bu dönemde Amerika’nın askeri olarak Türkiye’yle işbirliği noktasıyla ve Türk dünyasına yeni bir yaklaşım vermiştir. 80’lerde Türk dünyasına yaklaşım, Brzezinski’nin modelinde Rusya’yı çevreleyen yeşil kuşak projesinin devamı olan bir nitelikteydi. Fakat Rusya’nın Yeltsin döneminde üçlü bir parçalanmaya razı olarak Batıyla entegre olma noktasına gelmesi, Türk dünyasına verilen desteği bıçak gibi kesmiştir. Bu dönemdeki milliyetçi çizginin yerini, günümüzde evrensel İslamcı bir çizgi almıştır. Bu anlamda Türk kurultayı da yıllar sonra evrensel İslamcı bir çizgide Bakü’de karşımıza çıkmıştır.

Bu yeni alternatif aslında Rusya’nın Avrasyacılık temelindeki İslamcı tezine karşı ılımlı İslam veya evrensel İslam tarzındaki bir çizgiyle bu bölgeye yönelmektir. Bugünkü AKP hükümetinin politikasına da denk düşmektedir.

Tatarların Türk milliyetçisi olarak Kırım Milli Meclisi’ndeki faaliyetlerini geçmişte destekleyen Türkiye’nin politikası günümüzde Kırım Milli Meclisi’yle iktidar mücadelesine giren bir noktaya gelmiştir. Bir başka ifadeyle, Kırım Milli Meclisi geçmişte Fethullah Gülen’in okullarını ve akidesini desteklerken bugün evrensel İslamcı çizgiyle Kırım Milli Meclisi arasında bir sürtüşme ortaya çıkmıştır. Kırım Milli Meclisi bugün Türkiye kaynaklı resmi bir destekle değil, Türkiye’deki Tatar derneklerinin kıt olanaklarıyla desteklenmeye çalışılmaktadır.

Tatar Milli Meclisi’nin aylık masrafı 18.000-20.000 dolar tutmaktadır. Türkiye’deki İstanbul Kırım Derneği dışında Tatar Milli Meclisi’ne yardım eden bulunmadığı için bu masrafların karşılanması da son derece güçtür. Oysa TİKA’nın Zincirli Medrese’yi yaptırmak için ayırdığı 2 milyon doların yanında ayda 20.000 dolar hiçbir şey ifade etmez. Buradaki binaların onarmak, tarihi eserlere sahip çıkmak bir görev olduğu gibi Tatarların politik kimliğini, milli kimliğini korumak, eğitimlerini sağlamak, Kırım Meclisi’ni ekonomik açıdan bağımsızlığa kavuşturmak da Türkiye’nin de bu bölgedeki etkihliği açısından temel görevlerdendir. Şöyle ki, Ukrayna’nın sağladığı politik destek ile Turuncuya yakın gözüken Milli Meclis, aslında başka bir çizginin olmaması nedeniyle bu tavrın içindedir. Diğer taraftan ise Türkiye’nin verdiği desteği çekerek hasmane bir tutum takınması, milliyetçi çizginin yerine gelen evrensel İslamcı çizgi ile Milli Meclis arasında bir sürtüşmenin çıkması ve bu dönemde Kazan’daki Avrasyacılık tezinin yayılımıyla burada Müslüman görünümlü Rus hareketlerinin öne çıkması önemli açmazlar doğurmaktadır.

Kırım olgusu bize bu gerçeği daha algılanır sunmaktadır. Haftaya bu konudaki yorumumu daha derinleştirerek devam edeceğim.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe