| Prof. Dr. Hidayet Sarı |
AB’nin amacı daha rahat sömürebilmek Avrupa Birliği, temelleri İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra atılmış bir sömürgecilik projesidir. Öncelikle Avrupa Ortak Pazarı, sonra Avrupa Topluluğu ve şimdilerde Avrupa Birliği ve sonunda Avrupa Birleşik Devletleri adını alacak. Gelişiminin amacı ABD ve Rusya’dan sonra en büyük sömürgeci gücü oluşturmaktır. İkinci Dünya Savaşı sonrası iki kutuplu dünyada Batı Avrupa ABD’nin, Doğu Avrupa Rusya’nın egemenliği altında idi. O zamanki Batı Avrupa ülkelerinden Fransa ve Almanya’nın başını çektiği Avrupa Ortak Pazarı, şimdi Avrupa Birliği (AB), önce 5 Batı Avrupa ülkesini, şimdilerde ise 10 Doğu Avrupa ülkesini alarak siyasi, ekonomik ve askeri bir güç olmak üzere birlikte hareket etmeye başladı. Burada esas amaç, dünyanın gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerini ABD ve Rusya dışında kendilerinin de toplu bir güç olarak daha rahat sömürmeleri idi. Bence bunları birleştiren, birbirleri ile yaptıkları kavgalar, savaşlarla ilgili tarihleri ve coğrafyaları değil; Hıristiyan kültürü, Anglo-Sakson, Germen, Latin ırkından gelmeleridir. En sonunda anlaşıldı ki, dünya savaşları da dünyadaki sömürgeleri yani Afrika, Asya ve Ortadoğu’yu paylaşamamalarından kaynaklanmıştır. Bu nedenle, kendi aralarında savaşacaklarına, bu sömürgeleri birleşerek sömürmelerinin daha uygun olduğu düşüncesiyle yola çıkarak bir dost müttefik işbirliği yerine çıkar birliği getirmişlerdi. Burada kurucu üyeler Almanya-Fransa dışında İngiltere ABD’nin bir adamı (casusu) olarak bulunuyorken, diğer ülkeler birlik dışında kalırsak yalnız kalırız inancıyla katılmışlardır. Şimdi geldikleri noktada Avrupa Birliği Müktesebatı ile AB’ye üye olacak her devlet bu yasaları benimsemek, almak ve uygulamaya koymak zorundadır. İngilizcesi 80.000 sayfa olan müktesebat, 31 bölüme ayrılmış olup Türkiye için 35 bölüme çıkarılmıştır. Malların serbest dolaşımından dış güvenliğe, savunmadan mali kontrole kadar bütün konular, müzakereler içinde tek tek ele alınır ve ayrı ayrı üye devletler ile aday devlet arasında müzakere edilir. Eğer müzakere edilen konuda anlaşma-gelişme sağlanırsa konu kapanır, yoksa müzakerelerin tamamlanması için süre istenir. 17 Aralık 2004 günü Brüksel’de toplanan AB Konseyi, Türkiye’ye üyelik müzakereleri için 3 Ekim 2005 tarihini vermişti. Bu tarihi vermelerinin nedeni, AKP hükümetinin AB Komisyon, Konsey ve Parlamento raporlarını kabul ettiğini açıklamasıdır. AB’nin Türkiye ile ilgili raporları 1) AB ve Türkiye arasında müzakerelerin ucu açık olacak, sonuçta üyelik garanti edilmeyecektir. 2) Türkler üye olduktan sonra bile AB’de serbestçe dolaşamayacaklar ama AB’ye üye devletlerin vatandaşları serbestçe Türkiye’de dolaşabileceklerdir. 3) Kıbrıs Rum Cumhuriyeti resmen tanınacak, Türk limanları Kıbrıs Rum gemilerine açılacaktır. 4) Kürt azınlıklara haklarının tanınması çerçevesinde, Güneydoğu Anadolu’da federe bir Kürt devletinin kurulmasının yolu açılacaktır. 5) İstanbul Fener Kilisesi Başpiskoposu’na Ortodoksların Ekümenik ünvanı verilecek, İstanbul’da Vatikan benzeri Konstantinapol Ortodoks Din Devleti kurulmasına izin verilecektir. 6) Dicle-Fırat nehirleri üzerindeki barajlar başta olmak üzere, Türkiye’nin tüm su kaynakları, su dağıtım yönetimi ve denetimi uluslararası bir kuruluşa teslim edilecektir. 7) Kamu iktisadi teşekkülleri ve devlet bankaları hızla özelleştirilecek, “yani yabancılara değerinin altında satılacaktır.” 8) Ermenistan-Türkiye sınırı açılacak, Ermenistan’la diplomatik ilişkiler kurulacak ve 1915-1916 Ermeni soykırımı kabul edilecektir. 9) İran ve Rusya’nın Türkiye için potansiyel bir düşman olduğunu göz önünde bulunduran bir dış politika belirlenecektir. 10) AB Müktesebatı tam olarak kabul edilip bütün maddeler uygulamaya konulacaktır. Görüldüğü gibi tüm kararlar, Türkiye’nin egemenlik ve siyasi kararlarının AB’ye devredilmesidir. Bu ağır, Türkiye’nin Sevr’i kendiliğinden kabul etmesi anlamına gelen anlaşma sonrası Ankara Kızılay meydanında yaptığı konuşmasında Tayyip Erdoğan şöyle söylemişti: “Artık içine kapalı bir Türkiye yerine dünyayla bütünleşen bir Türkiye olacaktır. Dantel örer gibi bu yolu öreceğiz. Yolumuz açıktır. Bundan böyle Türkiye’de ara dönemler, kesintiler olmayacaktır.” Türkiye’ye kabul edilemez şartlarla müzakere tarihi veren AB’ye bu milletin sevdası nereden gelmektedir? Kimler niçin AB sevdalısı? 1) Ermeniler: Bu sayede soykırım yalanını zorla Türkiye’ye kabul ettirerek Türkiye’den hem toprak hem de parasal tazminat talebi ile karşımıza geleceklerdir. 2) Rumlar: Türkiye’de toplam 1.600 kadar kalan Rumlar, Fener Balat’taki başpapazın Ekümenik olarak tanınmasıyla burada Vatikan benzeri Konstantinapol Ortodoks Din Devleti’nin kurulmasını sağlamak, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını ve vakıf arazileri ve toprak satın alma yolu ile Rumların tekrar İstanbul’a dönmesini sağlamak, Trabzon ve havalisinde Rum-Pontus adı ile yeniden Rumların dönüşünü sağlamak. 3) Kürtler: AB’nin siyasi, ekonomik ve politik koruması altında Güneydoğu ve Doğu Anadolumuzu parçalayarak Kürt devleti kurmak. 4) Türk Silahlı Kuvvetleri: 31 Aralık 2004... Zamanın Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün, “Avrupa Birliği üyeliğini, Ulu Önder Atatürk’ün bizlere vermiş olduğu Türkiye’yi çağdaş uygarlığın ilerisine taşıma (muasır devletler seviyesi üstüne çıkma) hedefi için önemli bir araç olarak görmekteyiz. Ancak Avrupa Birliği ile müzakere sürecinde ulusal değer ve çıkarlarımızın da tam bir kararlılıkla korunmasının önemine inanmaktayız. Bu bağlamda, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ni küresel bir güç olmaya taşıyacağı da unutulmamalıdır” diyerek Avrupa Birliği’ne girmeyi Atatürk’ün Türkiye’yi çağdaş uygarlığın üstüne çıkarmadaki hedefine ulaşmada bir tür araç olarak görmesi. Burada Avrupa Birliği’ne girmenin Türkiye’nin egemenliğinin sonu olup Avrupa Birliği mandasını kabul etmek olduğunu unutmak. 5) Mütareke basını yazarlar ve sözde aydınlar: a) Mehmet Ali Birand: “Türkiye AB’ye girmeyi başaramazsa eski milliyetçi fikirler Türkiye’ye hakim olur, kötü günler geri gelir. Allah’tan üye olursak temel kararları Türkiye vermeyecek, Avrupalılar verecek, çünkü biz beceriksiziz” dedi. b) Prof. Dr. Eser Karakaş: “AB, lüzum ciddiyetini anlayamadığımız kadar bir hukuk topluluğudur. Türkiye’nin bütün sorunları AB’ye endekslidir. Türkiye siyasetinin yeniden yapılanması da AB’ye endeksli. Bence Türkiye’nin en büyük projesi AB’ye tam üyelik projesidir.” c) Dünya vatandaşı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mehmet Altan: “AB projesi bizi köylülükten çıkarıp sanayileşmenin ileri aşamasına götüren bir altyapı devrimini hedefliyor. Üyelik bir yönetilen olarak bize refah ve özgürlük kazandıracak (Turkish Time, 15.01.2005).” d) Güngör Uras: “Türk halkı Batı demokrasisinin ayrıcalıklarına kavuşacak. Devletin tanımı değişecek. Ankara’nın ağırlığı Brüksel’e kayacak. Sade vatandaş hukukun ne olduğunu görecek. Kanunu, polisi, mahkemeyi Brüksel denetleyecek (Milliyet, 18.12.2004).” e) Hasan Cemal: “Kısacası; Avrupa Birliği, milliyetçilik illetinden kurtulmak için doğdu (Milliyet, 28.12.2004 ).” f) Mehmet Barlas: “Avrupa Anayasası Türkiye’nin anayasası olacak, Türkiye AB’ye mutlaka tam üye olacaktır (Akşam, 11.12.2002).” 6) Türk iş adamları: Avrupa Birliği’ne girmekle daha rahat ticaret ve işbirliği yapacağını sanmaktadır. 7) Entel-depolitize gençlik: AB’ye girmekle Avrupalı olup, Avrupa’da okuyacaklarını, çalışabileceklerini sanmaktadır. Avrupalı gibi giyinip, Avrupalı gibi yaşayacaklarını düşünmektedirler. 8) Takiyye yapan dinciler: Dini siyasete alet eden ve şeklen Müslüman olup, kutsal kitabında ayet olmasına karşın Hıristiyan ve Yahudilerle işbirliği yapanlar. Dinlerarası diyalog aldatmacası ile Türk gençlerini Hıristiyanların kucağına atarlar. Hedefleri, laik Türkiye Cumhuriyeti yerine Federe Anadolu İslam Devleti kurma hayallerini gerçekleştirmektir. Türban, çarşaf, hırka ve takkeyi her yerde giymek ve çember sakalını bırakmakla in iyi Müslüman olunacağını düşünmek. Buna da sadece AB’ye üye olunursa izin verileceğini sanmak. 9) Avrupa Birliği’nin ne olup ne olmadığını bilmeyen sade vatandaş: Bu kadar yazar, çizer sözde aydınla kafası karışmış olarak AB’ye girmekle adam olunacağını; ekonomik, siyasi, sosyal olarak gelişeceğini ve sorunlarının çözüleceğini umuyor. Bunların hepsine baktığımızda durum, Osmanlı Devleti’nin aynı gerileme ve daralma döneminde olduğu gibi kurtuluş yolunu İngiliz ve Amerikan mandasında görenler, işbirlikçi siyasiler, iş adamları, sözde aydınlar, etnik gruplar kendi çıkarları için Türkiye’nin egemenliğini AB’ye devredebilmek ve siyasi emellerine kavuşmalarını dört gözle beklemektedirler. Türklerin AB’ye girmeleri ile kazanacakları hiçbir şey yoktur; ama başta egemenlikleri ve milli bütünlükleri olmak üzere kaybedecekleri çok şey vardır. Oysa bunlara verilecek cevap Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’unda şöyledir: “Temel ilke, Türk Milleti’nin onurlu ve şerefli yaşamasıdır. Bu amaç tam bağımsız olmakla sağlanır. Ne denli zengin ve gönençli olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir millet, uygar insanlık önünde, uşaklıktan öte bir gözle görülmeye layık değildir. Yabancı bir devletin güdümüne girmeyi istemek, insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü, uyuşukluğu benimsemekten başka bir şey değildir. Bu aşağılık duruma gerçekten düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı yönetici getirmeleri hiç düşünülemez. Oysa Türk’ün onuru ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet, tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Öyleyse; ya bağımsızlık ya ölüm.” AB bize neden oyalıyor? AB sevdacılarının (mandacıların) yanıtını en çok merak ettiği soru, AB’nin Türkiye’yi tam üye olarak alıp almayacağıdır. Esas amacı gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeleri daha rahat sömürmek olan bir projede Türkiye’nin yeri olabilir mi? İkinci olarak, Hıristiyan kulübü olan ve Hıristiyanlığın değerlerini benimseyen AB’de, onların ortak düşmanı olan Müslüman bir Türkiye yer alabilir mi? Türkiye’nin batısında, doğusunda, ortasında, güneyinde, kuzeyinde gözü olan bir AB Türkiye’nin parçalanmadan, yok olmadan AB’ye girmesine izin verir mi? O zaman niye oyalıyorlar? Türkiye’nin siyasi, ekonomik, politik bir güç olarak Ortadoğu’da ve Türk dünyasında bir lider olması durumunda AB, ABD ve Rusya’nın hali nice olur? Peki Türk hükümetleri bunu bilmiyor mu? Tabii ki en iyi şekilde biliyorlar ama onlar da AB ve ABD’nin desteği ile ekonomik, siyasi, politik olarak ayakta durabiliyorlar. Kendi vatandaşına “Ananı al git!” diyebilen bir Başbakan AB’ye ve ABD’ye “Emret Başkanım!” demektedir.
|