17.12.2007/Sayı:166
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye İlyas Salman

İlyas SalmanSarı-lacivert

Ben İlyas Salman. TÜRKSOLU gazetesinde “Kırmızı Beyaz” isimli köşemde bir yazı yazacağım ki size, sarı-kırmızılılar bana kızacaklar. Siyah-beyazlılar ve bordo-mavililer bana kızacaklar.

Evet, kabul ediyorum, onuru ve şerefini yüreğimin taa derinliklerinde taşıyorum. Dünyanın neresine gidersem gideyim benim ilk rengim kırmızı-beyazdır, bayrağımızın rengidir. Ve benim beynimin rengidir. Ve ben bu renkleri onurla, omzumda bir yük olarak değil, beynimde bir şeref meşalesi olarak taşıyorum. Ama diyeceksiniz ki, sarı-kırmızı, siyah-beyaz, bordo-mavi... Bu renklerin üstünde niye sarı-laciverti seçtim?

Hepimiz biliyoruz ki, seçtiğimiz takımların renkleri çocukluğumuzda beynimize kazınmıştı. Benim doğduğum köyde Sadık Amcam vardı. Ve köyümüzün en varsıl insanı idi. Bir tek onun evinde radyo vardı.

Bizim köyün ihtiyarları, gençleri Sadık Amcamın penceresi dibinde toplanırdık. Gençlerimiz radyoda maç naklini beklerdi. Yaşlılarımız da o zamanlar haberlere “ajans haberleri” diyorlardı.

Eskiden ışıklı futbol salonlarımız yoktu ve maçlar gündüz oynanırdı. Biz, maç saatlerini bekler, Lefter gibi ustaların attığı golleri radyodan dinlerdik. Lefter Fenerbahçeli olur da, ben Galatasaraylı olabilir miyim? Mümkün değil!

Şimdi neden sarı-lacivert renklere aşık olduğumu anlatmaya geldi sıra...

Bundan birkaç yıl önce (tam yılını hatırlayamıyorum ama hatırlayanlar bağışlasın) araştırmacı gazetecimiz-yazarımız Can Dündar Kanal D’de bir program yayınladı. Adına “Bahçedeki Fener” diyordu. Şimdi Fenerbahçe’nin öyküsünü isterseniz size can kulağıyla, beynimin kulağıyla, ruhumun derinliklerinden gelerek anlatmak istiyorum.

Yıl 1919... Türkiye halkı, topraklarını işgal eden emperyalizme karşı bir savaş açmış. Bu savaşın önderi de Sevgili Mustafa Kemal’imiz, Mustafa Kemal Atatürk. Bir ulusun önüne geçmiş bağımsızlığımızı kazanmak adına; “Bağımlı bir ülke yaşamasın daha iyi” demiş. Türkiye halkının topu tüfeği yok, uçağı yok; kazmasıyla küreğiyle Mustafa Kemal’in arkasına düşmüş; “Bağımsızlığımız yoksa biz de yokuz” demişler.

O zaman işin püf noktasına geliyoruz...

Fenerbahçe futbol takımı Dereağzı’nda yöneticileriyle birlikte toplanıyor. Diyorlar ki, “Mustafa Kemal Atatürk ve Türk halkı bir onur savaşı veriyor. Bir ulusun Kurtuluş Savaşını veriyor. Biz bu konuda tarafsız davranamayız...”

Ve şuna karar veriyorlar: “Biz Yalova’yla, Bursa’yla, İzmit’le maç yapacağız. Fakat geminin üstünü futbolcularla, altını da silahla dolduracağız.” Açıkçası Mustafa Kemal ve askerlerine silah göndereceğiz diyorlar.

Birkaç sefer yakalanmadan silah gönderiyorlar. Sonunda İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı, daha doğrusu İstanbul’u İşgal Kumandanı, Fenerbahçe’nin bu oyununu seziyor ve kulübü basıyorlar; açıkçası işgal ediyorlar. Ama kulüpte silah bulamıyorlar. Sekizinci mi onuncu mu seferde, çok iyi anımsayamıyorum, Fenerbahçe’nin Kurtuluş Savaşı’na silah gönderdiğini tespit ediyorlar ve kulübü kapatıyorlar.

Fenerbahçe Spor Kulübü de bunun üzerine bir karar alıyor. Diyorlar ki, “Madem kurtuluş savaşçılarımıza silah gönderemeyeceğiz, futbolcularımızı asker olarak göndeririz.” O zaman 23 tane futbolcularını askere gönderiyorlar ve 13’ü şehit oluyor.

Sonunda savaş bitiyor ve Mustafa Kemal Atatürk Fenerbahçe Kulübü’nü ziyaret ediyor.

Ve diyor ki, “Siz, futbol alanında da başarılısınız, savaş alanında da. Şehit vererek en büyük mertebeye ulaştınız.”

Savaş bittikten sonra İstanbul’u işgal eden İngiliz birliklerinin komutanı diyor ki, “Siz bizi savaş alanında yendiniz. Gelin bir de futbol maçı yapılım.”

Fenerbahçe’ye, Galatasaray’a Beşiktaş’a mektup gönderiliyor. Beşiktaş’la Galatasaray maçı kabul etmiyor. Fenerbahçe ise “hodri meydan” diyor, “gelin” diyor. Ki o zaman İnönü Stadyumu, Galatasaray Stadyumu, Fenerbahçe Stadyumu yok. Bir tek Taksim’de Taksim Stadı var.

Sahaya çıkıyorlar. İlk yarı İngiliz kuvvetlerinin 1-0 galibiyetiyle bitiyor; çünkü İngiliz takımının içerisinde Chelsea’li, Manchester United’lı, Manchester City’li futbolcular var.

İkinci yarıda Zeki Rıza Sporel İngilizlere 2 gol atıyor ve maç Fenerbahçe’nin 2-1 galibiyetiyle bitiyor. Ondan sonra İngiliz İşgal Kuvvetleri Kumandanı gelip diyor ki, “Bizi savaş alanında da yendiniz, futbol sahasında da yendiniz”

Ve Mustafa Kemal Atatürk onu ülkesine zafer kazanmış bir komutan gibi gönderiyor. Mustafa Kemal’in inceliği de burada zaten. Ben Fenerbahçeli olmam da başka hangi takımdan olurum?

Yaşasın tam bağımsız Türkiye!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe