17.12.2007/Sayı:166
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Özgün Yekta Güngör Özden

Yekta Güngör ÖzdenSıkmabaş inadı

İnsan Hakları Günü oldukça sönük geçti. İnsan haklarının olmadığı yerde insan yoktur. İnsan haklarını çiğneyenler ve çiğnetenler insan değildir. Ne yazık ki kendilerinin de insan olduğunu unutanlar, insanı insan yapan bu hakları ve özgürlükleri sömürüyor ve gözardı edebiliyor. Cumhuriyet Bayramı’nın sönük kutlanışını gördükten, Atatürk’ün biçimsel anılışını izledikten sonra İnsan Hakları Günü’nün cılız sözlerle geçiştirilmesini yadırgamadık. Özellikle, son günlerin olaylarını yaşamak, olumsuz çıkışları duymak durumunda kaldıktan sonra. Bu çelişkiler ve aykırılıklardan başka kimbilir daha nelere rastlayacak, neleri yaşayacağız? Eğitim-Bir-Sen’in usdışı, ahlakdışı önerisi nedir?

Diktaya doğru

Siyasal iktidar kendi kafasındaki düzeni gerçekleştirmek için her yeri ele geçirme yöntemini kararlılıkla uyguluyor. Hiçbir şeyden çekinmiyor. Çünki artık çekineceği bir güç de kalmadı. Kavgaya tutuştuğu organlar yetmiyormuş gibi eleştirip öfke kustuğu demokratik kitle örgütlerini de yavaş yavaş avuçlarının içine alıyor. Yüksek Kurullar adı verilen düzenlemeyle eğitimden ekonomiye geniş bir alanda yetkilendirilen yapıya kendi adamlarını oturtarak medyanın büyük kesimini kendilerine bağladılar. İktidarın eylem ve işlemlerine ilişkin eleştiri duymak, yanlışları önlemek olanağı kalmadı. Yargı kararlarına uyarak hukuka saygının örneğini verecek yerde yargı kararlarını aşmak için özel içerikle yasalar çıkarılıyor. Yargı seçimlerini etkileyecek düzenlemelere başvuruluyor. Üniversitelere yerleşmek için yandaşlarını göreve getiriyorlar. Bankalar yabancılara veriliyor. Kıyılar, limanlar, gümrük kapıları, alanlar ihalelerle destekçilerine sunuluyor. Yargı ayrı. Sendikalar alınıyor. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, derneklere, vakıflara, demokratik kitle örgütlerinin çoğuna oturuluyor. Baskılar, tehditler, şantajlar duyuluyor. Demokrasi uygulamaları savunmasıyla, sinsice, kurnazca, ustalıkla ama hınzırca demokrasi çoğunluk diktasına dayanak yapılıyor. Tıpkı kendi safsatalarını “din” diye ya da din adına dayatmaları gibi.

Yine sıkmabaş

YÖK Başkanlığına getirilen kişi üniversite özerkliğine, üniversitelerin sorunlarına, araştırma gücüne, akçalı olanaklarına öncelik verecek yerde Cumhurbaşkanı seçilmesinde yardımları ve katkıları nedeniyle kendisini atadığı söylenen A. Gül’e teşekkür anlamında hemen sıkmabaş serbestliğine değindi. Anayasa’nın açık kuralına karşın yargı kararını geçersiz kılmaya yönelik kışkırtıcı çabasının anlamsızlığı açıktır. Üniversitelerimizde başka yasaklar varmış gibi “Her tür yasağa karşı olmak” sözü de tuhaf bir yaklaşımdır. Dinci her girişime açıklık, disiplinsiz demokrasi, tarikat örgütlenmesi desteği mi amaçlanmaktadır? Uyuşturucu, içki, kavga, terörist eylemler mi serbest olacaktır? YÖK Başkanı böyle mi göreve başlar? Bir ülkede bilim adamları, devlet görevlileri iktidara yaranma çabasına düşerse ya da düşürülürse hele askerlere de elatmaya kalkışırlarsa her şey bitmiş demektir. Basında bu duruma değinen yürekli yazarlara katılmamak olanaksız. Sıkmabaş Allah’ın emri değil. Böyle bir sorun çağımıza yakışmıyor. Verecek, yapacak başka şeyleri olmayanların sıkmabaşla halkı aldatması asla bağışlanamaz. Sıkmabaş için Anayasa değiştirmek, sıkmabaşı Anayasa’ya geçirmek, geçersiz olduğu kadar ilkel bir girişimdir. Dinsel olduğu savunulan bir örtüyü ulusal ve anayasal ilkelerin önüne ve üstüne çıkarmak hukuk devletinde görülecek şey değildir. Ulusu, sıkmabaş isteyenleri “İslâmi kesim” göstererek bölmek ihanettir. Üniversiteleri kamusal alan saymayan köktendinci anlayışın amacı yarın liseler, ilköğretim kurumları, orduevleri, devletin öbür birimleridir. Zaten iktidar yönetimindeki birçok yerde, hastanelerde sıkmabaşlılar cirit atıyor. Aklı eren-ermeyen herkes konuşuyor. Kimin ardılı olduğu bilinen bir iktidar partisi yöneticisi Anayasa hazırlıklarına ilişkin abuk-sabuk şeyler söylüyor. Gülünüp geçilmiyor ki… PKK’lıların İstanbul’daki ayaklanma denemeleri ise suskunlukla geçiştiriliyor.

Sanal komiserler

AB’nin Ankara Büyükelçisi “Bu ülkeyi böleceğiz düşüncesi saçmalık” demiş. Elbet, açıktan söyleyemezler ama olanlar, son karar nedir? Çabalar niçin? Elbet, bıçakla, baltayla, bir aygıtla bölemezler ama içerdeki sapkınlarla çökerterek, dışardan kuşatarak bölmeye çalıştıkları bir gerçek. Alevileri azınlık saymak, azınlık olmayan yurttaşları kışkırtmak ve desteklemek nedir? AB üyeleri ayrı ayrı neler yapıyor? PKK’yı, PKK’lıları koruma, yardım yok mu? Dostluk, ortaklık böyle mi olur?

Gerçek dost kitaptır

Hayri Bildik’in yönetimindeki Toplumsal Çözüm Yayınları yararlı yayınlarını ardarda çıkarıyor. Alpaslan Işıklı’nın “Yeni Orta Çağ”, Yıldırım Koç’un “Türk Sendikal Hareketi ve Çağdaş Misyonerler”, Muharrem Kılıç’ın “Gizlenen Türk Tarihi Hazreti Muhammed” adlı yapıtlarını okurlarımıza salık veriyoruz. Gerçeklere tutulan ışıklar olarak karşılıyoruz.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe