17.12.2007/Sayı:166
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Eser Özaltındere

ABD Eliçiliğinde Kürt zirvesiABD, PKK’yı gözden mi çıkardı?

Türkiye’yi çadır devletine ingirgediler

29 Kasım 2007 tarihli gazete haberi bakın ne diyor: “…ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde önceki gün sabah kahvaltısında Güneydoğu kökenli siyasetçilerle yapılan görüşmenin ayrıntıları belli oluyor… Chris Shays’in başta Diyarbakır olmak üzere Güneydoğu’da incelemelerde bulunacaklarını belirttiği ve bu çerçevede hem ölen PKK’lıların hem de şehitlerin aileleriyle görüşmek istediklerini aktararak katılımcılardan kendilerine isim vermelerini istedikleri kaydedildi...”

Evet, ne yazık ki ABD’li densiz Kongre üyesi, yine gerçek niyetlerini ortaya döküp, ölü PKK’lılarla şehitlerimizi aynı kefeye koyan bir yaklaşım içerisine girmekten çekinmiyor. Şehitlerimizin aileleriyle görüşürken aynı zamanda ölen PKK’lıların aileleriyle de görüşerek PKK’yı yasal taraf ve meşru bir güçmüş gibi göstermiş oluyor. Ey dünyadan bihaber Kongre üyesi! Sen eğer PKK’yı terör örgütü ilan etmişsen, onların militanlarının aileleriyle ne görüşeceksin? Terörün bizzat gerçekleştiricisi ve 35 bin insanımızın ölümüne neden olan kesimin, sorunun çözümüne katkısı ne olabilir? Dünyanın neresinde devlet güçleriyle teröristler eşit taraflar olarak gösterilebilir? Böyle bir yaklaşım, meşru devlet güçlerinin şehitlerine bir saygısızlık değil midir? Eğer biz, aynı süreç ve mekanda, hem ölen ABD’li askerlerin hem de El Kaide militanlarının aileleri ile görüşüp sorunun çözülmesi konusunda El Kaide militanlarının ailelerini de devreye soksaydık, buna ABD kamuoyunun tepkisi ne olurdu acaba?

Dışişleri Bakanı Condy’nin her fırsatta dil sürçmesi bahanesiyle Kürdistan demesi gibi, burada da kırılan potla, PKK’ya kapalı kapılar arkasında biçilen meşru taraf misyonu afişe edilmiş oluyor. Bütün bunlar olup biterken de Başbakan bunları son derece normal karşılıyor. Tam bu noktada başka bir gazete haberi gözümüze takılıyor. Tarih 28 Kasım 2007 ve haber şu: “…kahvaltılı toplantıya katılan AKP’li vekiller şu değerlendirmede bulundu; ‘…sorun silahların bırakılması çerçevesinde odaklandı. Gelinen noktada silahların bırakılması için hükümetin de açılım yapması gerektiğinin bilincindeyiz... Yeni Anayasa’da Kürtlerin hak ve özgürlüklerinin şekillendirilmesi için bizler de çaba gösteriyoruz… Diyelim ki dağdan indiler, silah bıraktılar. Bütün bunlar için kapsamlı bir açılıma gidilmesi gerekiyor. Hükümet de bu konuda elinden geleni yapıyor’...”

Şimdi soralım; “Sorun silahların bırakılması çerçevesinde odaklandı” ne demek? Silahlar bırakılarak düz ovada siyaset yapılması, PKK’nın siyasallaşması noktasına gelindi demek… Peki, “Gelinen noktada silahların bırakılması için hükümetin de açılım yapması gerektiğinin bilincindeyiz” ne demek? “Silahlar bırakıldıktan sonra bu taviz karşısında ‘genel af’ şeklinde bir açılımda bulunulmasının şart olduğunun farkındayız” demek.

AKP hükümeti teröristleri sivilleştirmeye çalışıyor

Nitekim, 7 Aralık tarihli bir internet haberine göre Başbakan da, genişletilmiş il başkanları toplantısında PKK’lılara yönelik; “Biz dağa çıkışı engellemek, dağda da bu kanlı teröre bulaşmamış, karışmamış olanlara da ‘Gel, ananın babanın yanına git’ diyoruz” şeklindeki son beyanatıyla “genişletilmiş bir eve dönüş yasasının” sinyallerini daha sık vermeye başladı. Peki ya, “Diyelim ki, dağdan indiler, silah bıraktılar. Bütün bunlar için kapsamlı bir açılıma gidilmesi gerekiyor” ne demek? Dağdan inerek silah bırakan PKK’lının sivilleşerek siyasal yaşama entegre olması için bir an önce olanakların ve şartların hazır hale getirilmesi gerekiyor demek. Bundan birkaç gün önce de, Apo’nun avukatı Kürtçü milletvekili Hasip Kaplan da AKP’ye, dağdan inilmesi durumunda projelerinin olup olmadığını sormuştu. Demek ki bu Kürtçü vekil, AKP’li Kürt kökenli milletvekilleriyle bayağı iyi paslaşıyor. Diğer taraftan, “Hükümet de bu konuda elinden geleni yapıyor” ne demek? AKP hükümeti; silah bırakılması, genel af ilan edilmesi, dağdan inenlerin siyasallaşma olanaklarının hazırlanması konusunda elinden gelen her şeyi yapıyor, demek. Son olarak da, “Yeni Anayasa’da Kürtlerin hak ve özgürlüklerinin şekillendirilmesi için bizler de çaba gösteriyoruz” ne demek? AKP içerisindeki Kürt kökenli milletvekilleri olarak yeni Anayasa’da; Kürtçe eğitim, ayrı bir kimlik olarak Kürtlüğün tanınması, bölücülüğün siyasi propagandasının yapılması önündeki engellerin kaldırılması doğrultusunda elimizden gelen her şeyi ardımıza koymuyoruz demek.

Şimdi bütün bunları alt alta toplayıp, üzerine de Shays denilen senatörün ölü PKK’lılar ile şehitlerimizi aynı kefeye koyarak PKK’nın yasal bir karşı taraf olarak sunulma ve siyasallaştırmaya zemin hazırlama çabasını da eklediğinizde, bütün bunların DTP’nin, ABD’nin ve AB’nin söylemleriyle birebir örtüştüğünü görürsünüz. Peki yukarıdaki açıklamaları yapanlar kimlerdi? AKP’nin Kürt kökenli milletvekilleri... O zaman ortaya ne çıkıyor? AKP’nin Kürt kökenli milletvekilleri de birer Kürtçüdür ve onların görüşleriyle, DTP’nin, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin ve AB’nin kriterleri hiç fazlalık bırakmayacak şekilde çakışmaktadır. Tazminatçı ve şöhret budalası Claudia Roth da, AKP’nin “Kürt bölgesinde” kazandığı başarıyla birlikte DTP ile Meclis çatısı altında iyi bir işbirliği oluşturabileceğini dile getirmişti. Demek ki artık fotoğraf son şeklini almış durumdadır. Buna göre, AKP’li ve DTP’li Kürtçülerle ABD ve AB bir blok halinde Türkiye’nin un ufak olması için birlikte hareket etmektedirler. AKP iktidarı da stratejik ortak olarak buna çanak tutmaktadır.

İyi polis, kötü polis

Sakal Wilson’un düzenlediği sabah kahvaltıları başka bir stratejinin de ipuçlarını verdi. Belki bu kahvaltılarda DTP yoktu; ama bu hiçbir zaman DTP’nin gözden çıkarıldığı anlamına gelmemelidir. Nitekim, sakal Wilson, 29 Kasım 2007’de saçsız Enis Berberoğlu’yla yaptığı bir söyleşi de, “DTP, PKK terörizmiyle arasına mesafe koymalı. Bu mesafeyi koyana kadar kendileriyle görüşmem. Arkadaşlarım diğer siyasetçilerle olduğu gibi temaslarını sürdürebilir. Ama ben değil” diyor. Sözüm ona DTP’ye tepki koyuyor. Ama bu arada arkadaşlarım görüşebilir demeden de edemiyor. İyi polis, kötü polis muhabbeti.

Diğer taraftan yine aynı Ross Wilson (sakal Wilson), 28 Kasım 2007 tarihli bir gazete haberine göre de şöyle konuşuyor; “…DTP’nin Parlamento’da olması Türkiye için büyük bir şanstır. Bugüne dek DTP çok olumlu bir yol izlememiş olsa da kendilerini çok sıkıştırmamak lazım. DTP’nin inisiyatifi ele alması için yardımcı olunmalı, fırsat yaratılmalıdır.” Bir taraftan PKK ile arasına (sadece) mesafe koymadığı için DTP’yi göstermelik olarak eleştirirken, diğer taraftan onsuz olunamayacağını da dile getiriyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Bizim sakal burada çok önemli bir de açık veriyor ve geleceğe yönelik stratejilerini açıklıyor. Peki bu strateji nedir? DTP’ye inisiyatifi ele alması için yardımcı olmak ve fırsat yaratmak... Her şey bu cümlede yatıyor. Belki de, gelecekteki siyasi yaşamda PKK olmayacaktır. Çünkü bu yola girilmiştir. Ross Wilson hem bu nedenle hem de kamuoyunun artan tepkisini ve antipatisini ortadan kaldırabilmek için DTP’nin PKK ile arasına hiç olmazsa mesafe koymasını istiyor. İnisiyatifi ele alması için bunun gerekli olduğunu vurguluyor. Bunun sağlanabilmesi için de kendisine yardımcı olunmasının ve bu konuda ona fırsat tanınmasının ve bir kalemde silinip atılmamasının gerekliliğini dile getiriyor.

DTP’nin inisiyatifi ele almasına bütün sömürgeci güçlerin ihtiyacı var. Çünkü onu ortaya çıkarabilmek ve bu günlere taşıyabilmek için çok uğraştılar. Doğurttukları, besleyip büyüttükleri çocuklarına iyi bakmaları gerekiyor. Eğer onu koruyamazlarsa, bir daha öyle bir taşeron gücü yeni baştan oluşturmaları da mümkün olmayacak. Çünkü bu aralar, sömürgecilerin uzun vadeli çıkarları gereği PKK’nın feda edilmesi zamanının geldiği görüşü çok dillendiriliyor. Artık gidişat, PKK’nın misyonunu tamamlamaya başladığı yönünde gözüküyor.

Genel kanı, Erdoğan-Bush görüşmesinde alındığı ileri sürülen kararların işi bu noktaya taşıdığıdır. Buna göre, PKK devreden çıkarılacak, yeni Anayasa’da tanınan haklarla ve genel affa benzer bir eve dönüş yasasıyla sivil inisiyatifin güçlendirilmesi ve bayrak yarışını bütünüyle onun devralması sağlanacaktır. Çünkü TSK artık dinginlenemez ve denetlenemez hale gelmiştir. Böyle gittiği takdirde, PKK nedeniyle TSK’nın önlenemez bir deliliği yüzünden BOP, Kuzey Irak oluşumu ve Büyük Kürdistan hayaliyle ilgili tüm kazanımlar büyük bir riske girebilir. O yüzden de, DTP’nin artık kendisinin silahlı partneri olan PKK’dan güç alma noktasından uzaklaştırılması gerekmektedir...

“Kürtlerin temsilcisi AKP’dir”

Bütün bu çözümlemeler çerçevesinde bakıldığında, sabah kahvaltılarına DTP’nin isyanlarına karşın, DTP dışındaki Kürtçü gurupların çağrılmasının iki nedeni bulunmaktadır. Birinci neden; Kürtçü sivil inisiyatif bloğunu ABD’nin destek ve denetiminde daha da genişletmektir. Çünkü, bundan sonraki süreçte, yeni Anayasa’da Kürtçü ödünlerin yer alması, 301’in kalkması vb. avantajlarla birlikte Kürtçü bloğun olabildiğince geniş olması hayati derecede önem kazanmaktadır. İkinci neden ise; DTP’yi PKK’dan uzaklaştırabilmek doğrultusunda terbiye edebilmek amacıyla ona gözdağı vermektir. Nitekim kepçe kulak Lagendijk’in bir gazete haberinde yer alan beyanatında da bu göz korkutma bu sefer AKP’li Kürtçü milletvekilleri öne sürülerek yapılmaktadır. 4 Aralık 2007 tarihli bu haber şöyledir: “....Lagendijk DTP’li milletvekillerine, PKK’nın eylemleri konusunda net tavır alma çağrısında bulundu. Terör saldırılarının ve asıl kurbanının DTP olduğunu söyledi. Kürtlerin Parlamento’daki asıl temsilcisinin de Kürt kökenli 75 milletvekiliyle AKP olduğunu vurgulayan Lagendjik ‘DTP’liler Meclis’teki en çok Kürt milletvekilini içeren AKP ile çalışarak Kürt sorununun çözümünü sağlayabilir, ama buna PKK izin vermiyor’ diye konuştu...”

Bu beyanatta da görüldüğü gibi PKK artık tepki görmeye başlamıştır. Çünkü Bush-Erdoğan görüşmesinde alınan kararlar bu doğrultudadır. Diğer taraftan yine burada, DTP’nin ve büyük Kürt bloğunun PKK’dan zarar gördüğü ve bu yüzden PKK’dan uzaklaşmaları gereği dile getiriliyor. Ama en önemlisi, Claudia Roth’un da belirttiği gibi AKP’li Kürt kökenli milletvekilleriyle birlikte büyük bir Kürtçü bloğu oluşturularak Kürtçü dayatmaların bunlar aracılığıyla gerçekleştirilmesi isteniyor. Sömürgeciler bu blok oluşturmanın üzerinde ısrarla duruyorlar. Bu durum, Anayasa değişiklikleriyle birlikte elde edilecek kazanımların ve gelecekteki özerklik noktasının siyasal zeminde elde edilebileceğini ve PKK’nın misyonunun sona ermekte olduğunu gösteriyor. PKK’yı silahsızlaştırıp siyasi zemine çekmek istemelerinin arkasındaki nedenlerden biri de bu hedeftir. Çünkü, oluşturulan büyük Kürtçü blok içerisinde onların siyasi bilinç, disiplin, kararlılık vb. özelliklerinden yararlanılması düşünülmektedir.

Yukarıda sözü edilen gazete haberinde ilginç bir söylem daha vardır. O da gazetede, “...Lagendijk, DTP’lilerin aralıksız olarak Öcalan’dan söz etmelerinin sorunu iyice içinden çıkılmaz hale getireceğini ve bütün şansların kaybedileceğini ifade etti..” şeklinde yer alan söylemdir. Sömürgeciler, DTP’nin PKK ile organik bağı yüzünden “şansını kaybetmesinden” çok çekiniyorlar. Bütün emeklerin heba olması onları çok rahatsız ediyor. Bu yüzden de, DTP’yi PKK’dan koparmak isterken, gerektiğinde Kürt kökenli AKP milletvekillerini, yukarıdaki haber paragrafında da vurgulandığı gibi “Kürtlerin Parlamento’daki asıl temsilcileri” olarak göstererek aba altından sopa göstermekten çekinmiyorlar. Asıl amaçları ise, en kısa zamanda DTP’de bir PKK arındırması yaparak onları AKP’li Kürt kökenli milletvekilleriyle kaynaştırmak ve avuçlarında oluşan büyük Kürtçü bloğunu tetikleyerek bölücü emellerinde daha emin adımlarla yürüyebilmektir. Ayrıca şu da unutulmamalıdır: Erdoğan-Bush görüşmesinde, Anayasa değişikliği sırasında Kürtçü ödünler sağlama konusunda sözler de verilmiş olabilir. Dolayısıyla, ortaya çıkarılmak istenen bu Kürtçü blok, yeni Anayasa’daki Kürtçü hakları elde etme bağlamında birlikte hareket ederek güçlü bir taraf olarak ortaya çıkabilir.

4 Kasım’daki bu gazete haberinde, Türk soyadından utandığım Kürtçü milletvekili Ahmet Türk’ün de bir çıkışı olmuş ve kepçe kulak Lagendijk’e şöyle seslenmişti: “...Başbakan’ın gücü yetiyorsa, Kürt kökenli AKP milletvekillerine PKK’yı terörist ilan ettirsin...” Gerçekten de, bu meydan okuma çok önemliydi ve Kürt kökenli AKP milletvekillerinin gizli birer Kürtçü olduklarının çok önemli bir kanıtıydı. Bu aynı zamanda, son dönemde, PKK ve DTP çizgisindeki Kürt milliyetçiliğinin, DTP içerisindeki şahin gurubun yönetimi ele geçirmesiyle ve Öcalan’ın talimatıyla, AKP karşısındaki cephe kaybına yönelik başlattığı bir karşı harekattı. Zaten, Batılı sömürgeci güçlerin son günlerdeki Kürt kökenli AKP milletvekilleriyle DTP’lileri kaynaştırma ataklarının arkasındaki nedenlerden biri de, iki kesim arasında oluşmaya başlayan çatışmayı ortadan kaldırma kaygısıydı. Çünkü siyasal zemindeki çözüm arayışlarının ön plana çıktığı bu noktada, Kürtçü bloğun kaynaşması her şeyden fazla önem arz etmekteydi.

Sonuç

Şimdi, sıra geldi kıssadan hisseye… Küreselci sömürgecilerin bölücü planlarına yönelik bu yazıdan hasbel kader çıkardığımız sonuçlar şunlardır:

1) PKK artık gözden çıkarılmıştır ve bütün sömürgeciler bu hedef doğrultusunda yavaş yavaş adımlar atmaya başlamışlardır. Yine bu doğrultuda PKK’lıların genişletilmiş “etkin pişmanlık” veya “eve dönüş” yasalarıyla siyasi platforma çekilmeleri konusunda düğmeye basılmıştır.

2) Bu karar Erdoğan-Bush görüşmesinde alınmış ve mücadele siyasi zemine aktarılmıştır.

3) Ayrıca bu görüşmede Erdoğan tarafından, yeni Anayasa’daki Kürtçülük hakları, 301’in kaldırılması ve etkin pişmanlık yasasının geliştirilmiş hali de dahil olmak üzere her türlü destek sözü verilmiş olabilir.

4) Bu bağlamda siyasi zeminde çok güçlü bir Kürtçü bloğun oluşturulması gereği doğmuş ve bu konuda yoğun bir çabaya girişilmiştir.

5) Sözü edilen Kürtçü bloğun içerisine, bloğu olabildiğince büyütmek ve etkin kılmak adına Şerafettin Elçi gibi liberal Kürtçülerle birlikte AKP’li milletvekillerinin de dahil edilebilmesi için çalışmalar yoğunlaştırılmıştır.

6) DTP’nin sekter çıkışları son dönem kararları çerçevesinde sıkıntı doğurmaya başlamış ve ona özel olarak ihtiyaç duyulduğundan dolayı onun siyasal etkinlik döneminde istenildiği kadar inisiyatif alabilme serbestliğine kavuşabilmesi için PKK’dan uzaklaştırılmasına karar verilmiş ve bu doğrultuda yoğun bir rehabilite süreci başlatılmıştır.

7) AKP’nin içerisinde Kürtçü eğilimleri ağır basan önemli sayıda Kürt kökenli milletvekilleri bulunmaktadır. Gerek DTP, gerekse sömürgeci güçler değişik tahriklerle bunları Kürtçü bloğa dahil etmek konusunda çalışmaktadırlar.

8) Sömürgeciler, Türk halkının fikrini dahi alma ihtiyacı duymadan, “Kürt bölgesi” olarak adlandırdıkları Güneydoğu Anadolu’yu ve ayrı bir halk olarak gördükleri Kürt kökenli toplumu Türkiye’den koparabilmek için geniş kapsamlı bir Kürtçü bloğundan hareket etmeye kararlı olduklarını ve bundan kesinlikle vazgeçmeyeceklerini açık bir şekilde ortaya koymuşlardır.

9) Özellikle DTP, cephe gerisine atılmış bir özel kuvvettir ve kesinlikle sömürgeci güçlerin emrindedir. Onlar tarafından kollanır ve korunur. Çünkü onlar tarafından ortaya çıkarılmış, beslenmiş ve büyütülmüş bir beşinci koldur. Bu yüzden de sahiplerine hizmet etmek durumundadır. Sömürgeciler için Türk halkı, Türkiye ve TBMM önemli değildir; DTP ve Diyarbakır önemlidir. Çünkü emperyalist çıkarları bu iki sembol üzerinde geleceğe taşınacaktır.

10) Bugün gelinen noktada, yeni Anayasa’da Kürtçülerin ve sömürgecilerin talepleri doğrultusunda yapılmak istenen değişiklikler hayati derecede önemlidir. Eğer bu değişiklikler Kürtçülerin beklentileri doğrultusunda gerçekleşirse, Kürt kökenli toplum bir azınlık statüsüne kavuşturulacak ve Kürtçe eğitimle birlikte ayrı bir millet olduğu tescil edilerek özerklik ve Türkiye’nin bölünmesi konusunda önemli bir merhale geçilmiş olacaktır.

Ey Türk halkı! Sen Türkiye Cumhuriyeti nüfusunun % 92’sine sahipsin. Anadolu da senin 1000 yıllık ata yurdun. Ancak sen, ılımlı İslam’ın uyku ilacıyla mışıl mışıl uyurken, % 8 adına hareket ettiğini iddia eden bir avuç Kürtçü tarafından yönetiliyorsun. Bu bir avuç Kürtçü seni parmağında oynatıyor. Vatanını bölme konusunda dış güçler ve işbirlikçileriyle birlikte dünya tarihinin görmediği entrikaları çeviriyor. Sen her geçen gün dozajı arttırılan ılımlı İslam markalı uyku ilacının etkisiyle derin uykunda toz pembe rüyalar görürken vatanın elden gidiyor. Uyan artık, uyan! Uyan da hiç olmazsa, yeni Anayasa’daki Kürtçü tezgahına dur de! Çünkü uyanmakta biraz daha geç kalırsan iş işten geçmiş olacak...


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe