Pısırık Atatürkçülüğün sonucu
Hepinizin malumu olduğu üzere yeni YÖK Başkanı, Abdullah Gül tarafından atandı. Yeni YÖK Başkanı olan ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, AKP yandaşı kesimlerde coşku ile karşılanırken sözde Atatürkçü zevat ağlamakla meşgul. Atama haberini veren gazeteler neredeyse ikiye bölünmüş durumda. Günlük basının önemli bir kısmı haberi YÖK’e sürpriz atama başlığıyla verirken dinci basın ise “YÖK’e öğrenci babası başkan”, “Yasağa hayır diyen başkan”, “YÖK’te yeni dönem” gibi başlıklarla atamayı sevinçle karşıladı. Şeriatçıların sevinmelerini anlayabiliyoruz. Çünkü yeni atanan YÖK Başkanının en belirleyici özelliği türban konusunda mevcut iktidarla birebir örtüşmesi. Ancak malum medyanın geri kalan kesimlerinin atamayı nasıl sürpriz olarak değerlendirdiklerini pek anlayamadık. Asıl YÖK Başkanlığına Yusuf Ziya Özcan yerine Atatürkçü kimliğiyle tanınmış, üniversitede türbana karşı olan biri atansaydı sürpriz olmayacak mıydı?
Yeni YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, ODTÜ sosyoloji Bölümü’nde Öğretim Üyeliği yapıyordu. 1973 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nden mezun olan Özcan, yüksek lisans ve doktora derecelerini ABD’de Chicago Üniversitesinde yapan yeni YÖK başkanımız, 1992-1994 yılları arasında bugünkü model ülkemiz olan Malezya’da Uluslararası İslam Üniversitesinde misafir öğretim üyesi olarak çalışmış. Özcan Malezya’dayken “İslami Perspektif içinde Sosyoloji ve Antropoloji”, “Geleneksel Müslüman Toplumlar” gibi araştırmalara imza attı.
Malezya’daki misafirliğinden sonra Türkiye’ye dönen Özcan, ODTÜ’de göreve başladı. Bu arada çeşitli dergi ve kuruluşlarda Bilim ve Danışma Kurulu üyeliği, yazı Kurulu Üyeliği gibi görevler de aldı. AKP politikasına yakın stratejiler üreten USAK (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) ve Uluslararası Hukuk ve politika Dergisi (UHP) bunlardan birkaçı. Tayyip’in TÜBİTAK Başkanlığına getirmek için büyük çaba harcadığı ve hakkında Fethullahçı söylentileri çıkan Prof. Dr. Nükhet Yetiş’in danışmanlığını da yapan Özcan’ın zaman zaman NATO’ya da danışmanlık yaptığı biliniyor. Emniyet istihbaratı ile de yakın ilişki içerisinde olan Yusuf Ziya Özcan, ODTÜ Kampusunda yapılacak olan “Uluslararası Güvenlik ve İnsan Hakları Araştırma Merkezi” çalışmalarına Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı ile birlikte başkanlık yapmış.
“İslam Ekonomik Gelişmeye Engel midir: Karşıt Delil ve Bazı Metodolojik Düşünceler”, “Türkiye’de polis ve Politika İlişkisi”, “Ülkemizde Cami Sayıları Üzerine Sayısal Bir İnceleme” başlıklı makaleleriyle tanınan Özcan, 2003 yılında şimdiki AKP milletvekili olan Zeynep Dağı’nın kocası olan İhsan Dağı ile birlikte Pollmark araştırma şirketini kurdu. İhsan Dağı ise hiçbirimizin yabancısı değil. Uzun süredir Fethullah’ın Zaman gazetesindeki yorum sayfalarında gözümüze çarpan İhsan Dağı, 28 Kasım tarihinden itibaren de Zaman’da köşe yazılarına başladı.
Pollmark araştırma şirketi ise AKP yanlısı anketleriyle tanınıyor. En son olarak ise “Cumhurbaşkanı kim olsun?” başlıklı bir anket düzenleyen Pollmark, deneklerinin ezici çoğunluğundan Abdullah Gül cevabını almış. Bu hizmetlerinin karşılığında Abdullah Gül YÖK Başkanlığına Yusuf Ziya Özcan’ı atamayacaktı da beni mi atayacaktı?
Yeni YÖK Başkanı Özcan’ın atama haberlerini veren tüm gazetelerde haberin yanında açılan kutularda Özcan’ın öğrencileriyle ne kadar içli dışlı olduğu, öğrencilerinin onu ne kadar sevdikleri üzerine anekdotlar verilmiş, Özcan’ın derslere üç yaşındaki çocuğu ile gelen sıra dışı bir öğretim görevlisi olduğu anlatılmaya çalışılmıştı. Bu anekdotlar aslında Özcan’ın öğrenciyle ne kadar seviyesiz bir diyalogunun bulunduğunu ortaya koyuyor. Mesela bir gün dersinde askılı kıyafet giyen bir kız öğrencisine “Kızım bugün halka açılmışsın” tarzında espriler yapmış. Aslında öğrencisini rencide eden, baskı altına alan, terbiye sınırlarını hayli zorlayan bir yaklaşımı olduğu kuşku götürmez.
Yusuf Ziya Özcan’ın en çok itiraz edilen özelliği ise hiç kuşkusuz “üniversitede türban” konusundaki görüşleridir. Çevresinde “Türbana Ilımlı Hoca” olarak tanınan Özcan gerçekten de türban konusunda serbestlikten yanadır. Bunu da çeşitli vesilelerle dile getirmiştir. Hatırlanacağı gibi, seçimlerin hemen ardından bir anket düzenleyen Tarhan Erdem, şeriatçılardan sert tepkiler almıştı. “Türban yasağı kalkarsa, üniversitede başı açık kimse kalmaz” diyen Tarhan Erdem’in analizini yorumlayan yeni YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, türbana bakışını şöyle ifade etmişti: “Hiç öyle düşünmüyorum. Hatta serbestlik ortamı oluşacağı için türban takanların bir kısmı vazgeçecek. Türban takmayanların gereksiz korkuları var. Serbestlik olursa, daha liberal demokrasi olur. O zaman bu mesele konuşulmayacak. Çevre baskısı asla olmayacak.”
Yeni YÖK Başkanının türban konusunda en son açıklaması bu yöndeydi. YÖK başkanlığına atanır atanmaz yaptığı ilk açıklamada da üniversitelerde yasaklamalara karşı olduğunu belirten Özcan “Benim iki misyonum var; birincisi bütün yasakların ünivesite’den kalkması, ikincisi ise üniversitelerin asli görevi olan bilimselliğe daha fazla önem vermesi.”
Öğretim üyeleri ve öğrencilere yönelik de mesajlar veren Özcan, “Benim onlara mesajım, önümüzdeki dönemde çok daha serbest bir üniversite görecekleri, hem öğretim üyelerinin hem de öğrencilerin düşüncelerini serbestçe açıklayabilecekleri bir ortamın oluşturulması olacak.” dedi. Bu açıklamalarından sonra şeriatçılar, türban ve katsayı sorununun çözüme kavuşturulacağını müjdeleyerek bayram ettiler.
Kürt-İslamcılar bugüne kadar bütün kritik noktalara en iyi adamlarını yerleştirdiler. Bugün bu gelenek YÖK başkanlığı meselesinde de devam etmektedir. Yusuf Ziya Özcan, YÖK başkanlığı için biçilmiş kaftandır ve Teziç’in görevinin biter bitmez atamasının yapılması tesadüf değildir. Tam tersine uzun zamandır yapılan bir araştırma sonucunda bulunan en iyi aday Özcan olduğu için daha adaylar ismen bile ortada yokken göreve atanmıştır. Atanırken kendi değişiyle Gül tarafından mülakata alınan bir YÖK başkanımız var artık, ne tadar övünsek azdır.
YÖK başkanlığına türban yasağına karşı birinin atanması Türkiye için hiç kuşkusuz önemli bir mevzi kaybı. Önümüzdeki bir yıl içinde şu an üniversitelerde mevcut Atatürkçü tavır sergileyen rektörlerinin görev sürelerinin dolacağını ve yerlerine de Cumhurbaşkanı sıfatıyla Abdullah Gül’ün atama yapacağı düşünülürse, durumun vehameti daha iyi anlaşılacaktır.
Peki bu tablonun sorumlusu kim? Daha doğrusu faturayı kime kesmek gerekiyor?
Çok açık söyleyelim bugünkü vahim tablonun tek sorumlusu, şu ana kadar bu kritik mevkileri elinde bulunduran ancak kendinden sonra kimin geleceğine ilişkin herhangi bir hazırlık yapmamış olan, sözde Atatürkçü tavırlarla kamuoyunun karşısına çıkan, ancak örgütlenmekten ve kadrolaşmadan korkan sözde Atatürkçülerdir. Şeriatçılar sadece günü değil geleceği bile planlayıp adım adım kadrolaşarak devleti ele geçirirken salya sümük ağlayıp yakınanlardır. Bugün dönüp baksanız o kimseler yine çekildikleri köşelerde aynı şekilde yakınıyorlardır. Ne diyelim ağzı açığın malını gözü açık yermiş.
Hatırlanacağı gibi bundan birkaç ay önce eski YÖK başkanı Erdoğan Teziç ile ilgili bir senaryo ortaya atılmıştı. Senaryoya göre Erdoğan Teziç görev süresinin bitimine az bir zaman kala istifa edecekti. Henüz görevde olan Sezer de Teziç’in yerine yine aynı çizgide birini atayacaktı ve YÖK başkanlığı en az dört yıl daha AKP’den korunmuş olacaktı. Hatta Teziç’in bir görüşmede Sezer’e konuyu açtığını ama Sezer’in buna karşı çıkarak “Herkes görevi kanunen bitene kadar devam edecek” dediği de söylentiler arasındaydı. Söylenenler ne kadar doğrudur bilemiyoruz ama şayet doğruysa, bugün Yusuf Ziya Özcan gibi birinin YÖK başkanı olması bu iki kişinin dirayetsizliğinin eseridir.
|