17.12.2007/Sayı:166
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Celal İmren

Baykal: Hakkarili bir insanı Antalyalı yapmak istiyorumBaykal geldi aşka Baykal’ın Kürt aşkı başka

Sevgili Öner Yağcı’nın, İleri Yayınları’ndan çıkan yapıtı Yediveren’de güzel bir saptaması var: “Umut azaldıkça gelişir bağnazlık” diyor Öner Yağcı. Ama ben kendisinin izniyle aynı kurgu üzerinden günümüze uyarlamak istiyorum bu güzel sözü:

“Umut olmayınca büyür ihanet!”

Bu sözüm; oraya-buraya dolandırmadan, kafadan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a.

İhanet mi? Evet, ihanet!

Hem başında bulunduğu CHP’yi kuran Atatürk’e, hem de Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkı olan Türk Milleti’ne ihanet!

Ne diyor Baykal bakın: “Hakkari’deki bir insanı Antalyalı yapmak istiyorum. Onlarla tam kardeş gibi olmak istiyoruz.”

Ve devam ediyor Baykal: “Aman teröre bulaşma, diyorum. Bu terör senin başına çorap örecek, diyorum.”

Öncesi ve bugüne bakıldığında Baykal, sosyal demokrat bir kayganlıkla Kürtler konusunda açık, net, belirgin bir tavır koyamıyor.

Leyla Zana ve onun gibi vatan hainlerini Meclis’e taşıyan “irade”de Baykal’ın damgası da yok muydu?

1994’te bu hainlerin dokunulmazlıklarının kaldırılması oylanırken Baykal Meclis’ten kaçmadı mı?

Zaman zaman Kürt gerçeğine vurgu yapan Baykal, gün geliyor Kürtleri kardeşi ilan ediyor. Bunda, Doğuda CHP’nin yok olmasının kaygısı da pay sahibi elbette. O, hâlâ oportünist, Kürt kuyrukçuluğu yapan bir politikadan medet umuyor.

TÜRKSOLU başyazarı Gökçe Fırat “İstila” adlı kitabında, diğer yazarlarımız yazılarında Kürt istilasının vatanımızda ulaştığı boyutu belgeleriyle ortaya koyarken, CHP lideri Deniz Baykal, Kürtleri Antalyalı yapmak istediğini, onları kardeş olarak gördüğünü söylüyor.

Olmadı Deniz Bey!

Kuzey Ege’ye, Güney Marmara’ya, Trakya’ya da bolca Kürt gönderin lütfen! Bu bölgelerin suyu mu çıktı?

Mafya eksiği var örneğin. Sayenizde giderelim bu eksiği. Bu bölgelerde Türklerin Kürtleşmeye ihtiyacı ve acayip de isteği var.

Yine bu bölgelerdeki ekonominin iplerini Kürtlerin eline verelim! Türk ekonomiden ne anlar?

Kürt nüfusun artması için eğitici programlar yapalım; Kürtleri üremeye teşvik edelim. Ama diğer taraftan da Türklerin doğum kontrolü yapmalarını özendirici tedbirler getirelim. Örneğin, az çocuklu olanlara prim verelim.

Kardeşlik bağlarını arttırıcı etkinliklere ağırlık verelim. Benim önerim şu: Her Türk ailesi, bir yetmez, iki-üç Kürt ailesini “kardeş aile” seçsin. Çocukları kardeş kardeş büyüsünler.

PKK’ya destek için dağa kardeş güçler gönderelim! Kardeşlerine karşı kardeş katliamlar düzenleyebilsinler!

Deniz Bey şunu da mutlaka yapmalısınız ama… AKP’de bolca var; DTP’de ise alayı Kürt. Siz başta olmak üzere CHP’li milletvekilleri, Parlamento’daki Kürtlerden kardeş milletvekilleri seçsinler! Bir çatı altında kardeş kardeş yasama görevi yapsınlar!...

Alışverişimizi de Türklerden yapmamaya özen gösterelim ki, paramız zavallı mağdur PKK’lılara gitsin!

Şakası bile korkunç değil mi? Korkunç ve ürpertici!..

Yine ürpertici olan bir gelişme de, “eve dönüşü sağlamak” ve “silahı bıraktırmak” mavalıyla bir genel af ilan etme girişimi için şartların oluşturulması gayretleridir. Tayyip, kayığına bindirdiği gazetecilerine bu türküyü söyletmeye başladı. Bu, Tayyip’in bilinen taktiğidir. O, kafasından geçenleri başkalarına söyletir, sonra da oluşacak tepkileri dinler. Bugün de yaptırdığı, yaptığı budur! Oysa, 1985’ten 2000 yılına kadar 7 kez pişmanlık yasası çıkarılmıştı. Sonuncusu da 6 Ağustos 2003 yılında “Topluma Kazandırma/Eve Dönüş” adı altında çıkarıldı. Cezaevindeki PKK’lılardan 1264’ü başvurdu, 462’si tahliye edildi. “Dışarıdan” ise 254 kişi başvuru yaptı (Bu arada Hizbullah üyeleri de bu olanaktan yararlandı).

Ancak görüldü ki, cezaevinden çıkan PKK’lı yeniden PKK’ya aktif eşkıya olarak kazandırıldı; evine değil, dağa döndü. Gündeme getirilecek genel af nitelikli bir uygulama da aynı sonuçları yaratacak; cezaevinden çıkanlar dağın yolunu tutacaktır! Dağdan gelen olursa, evinde köyünde yakınlarıyla bir süre hasret giderdikten sonra soluğu dağda alacaktır!

Bu arada sözcülüğünü Cumhuriyet’teki yazılarıyla Oral Çalışlar’ın yaptığı -ki Çalışlar eski dava arkadaşı Doğu Perinçek’ten Kürtçülük konusunda geri kalmamaya özen gösteren kişi olarak biliniyor- Kürt dostları, şimdiden “çözümü makulde aramaya” başlarken PKK’lılara da toz kondurmamak gayreti içindeler.

Farklı isimlere girmeden onlarla aynı görüşü savunan Oral Çalışlar’ın bir yazısını örnek alalım.

Çalışlar, Cumhuriyet’teki “Yeni ‘Topluma Kazandırma’ Yasası Düşünülürken” başlıklı yazısında “Yeni bir kanun, geçmişi silmeyi ve yeni bir sayfa açmayı hedef olarak önüne koymalı. Teslim olmayı kabul edenleri, psikolojik ola rak ‘daha da kötü’ bir duruma düşürmemeye özen göstermelidir” diyor.

Bu sözleriyle Çalışlar, Kürtçülükte Kürtleri de geride bırakarak ipi göğüslüyor. Türkiye’nin 24 yıllık PKK terörü geçmişinde aralarında kundaktaki bebekler olmak üzere 35 bin yurttaşımız katledilmiştir. 24 yılda 6 bir askerimizi teröre şehit vermişiz.

Oral Bey’in hapisteki ve dağdaki PKK’lılara yüreği sızlıyor, karalar bağlıyor. Bırakalım geçmişi beyaz bir sayfa açalım diyor. Ey Çalışlar, sen Hitler için, Mussolini için, Stalin için de aynı sözleri söyleyebilir misin? “Bırakın Hitler, Mussolini, Stalin zulmünü, temiz bir sayfa açın” diye çağrı yapabilir misin?

Önce AB’deki dostların bozulur buna değil mi? Eski futbolcusun, senin futbol oynadığın dönemde kırmızı kart yoktu ama şimdi gösterirler kırmızı kartı. O nedenle onlara sayfa rengi öneremezsin ama Türkler’e “Beyaz sayfa açın, geçmişi unutun” dersin. Eee, bu da görevin zaten!

Devam ediyor Çalışlar: “Türkiye’nin Kürt sorunu zor bir sorun. Zaman içinde biriken yaşanmışlıklar çözümü daha da zorlaştırdı. Burada ‘milliyetçi’ tepkileri makul bir noktaya çekmek, sivil bir çözüm için, iklimi yumuşatmak için duyarlı davranmak gerekiyor… Yaranın üzerine tuz basarak, yarayı daha da acıtarak bu sorunu halletmek mümkün değil. İtidalle, kamplaşmayı körüklemeden, gerçekten bu soruna çözüm arama samimiyetinde ısrar edilerek bazı adımlar atılabilir...”

Bakın hele... PKK terörüne lanet edenlerin tepkileri azaltılmalıymış! Türk’üm demek, kamplaşma yaratmakmış! Kürtçüleri rahatsız eden kış iklimi, yerini bahar havasına bırakmalıymış!

Analar, vatan için şehit verdiklerini evlatları için ağlamasınlar(mış). Peygamber tavrı koymalı, tokat vurana diğer yanağımızı da uzatmalıy(mışız). 35 bin kişi, 6 bin asker ne ki! Unutalım gitsin(miş).

Oral Çalışlar, bu acıyı bilmiyor, tanımıyor ki, unutsun! Burada Türklere düşen görev, paralı askerler tarafından yapılan kamuoyu yoklamalarına karşı direnmek ve PKK’ya varlığını sürdürme, Kürtlere istilayı büyütme zemini yaratan her türlü girişime karşı mücadele etmektir.

Oral Çalışlar’ın söylediklerinin aksine Türk’ün kardeşlik türküleriyle avunacak, oyalanacak zamanı yoktur. Zaman, Atatürk’ün çizdiği doğrultuda çalışmak, Atatürk’ün yaptığını örnek almak zamanıdır!

Mücadelemiz, Türklüğü ve “Türklüğünü” koruma temelinde sürecektir ve bugünlerde artıracağımız direnç ve mücadelemiz tıpkı Ulusal Bağımsızlık Savaşımızdaki gibi haklı bir zemindedir!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe