17.12.2007/Sayı:166
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Özgür Erdem
Trabzon'a akın akın Rum göçmen getiriliyor
“Rum istilası”

Bugün Kürtlerin “istila”sından bahsettiğimizde bizi ırkçılık ve savaş çığırtkanlığıyla suçlayanlar, “istila” kelimesinin bize ait olmadığını görsünler. 5 Temmuz 1919 tarihli İkbal gazetesi Türk milletini “Rum istilası”nı önlemeye çağırmaktadır. Haber metni aynen şöyledir: “Şehrimizde yayınlanmakta olan İstikbal gazetesi, Trabzon’a Rusya’dan akın akın muhacir getirilmekte olduğunu, Damat Ferit hükümetinin acz içinde buna hiçbir tedbir almadığını yazarak, Trabzonluları bizzat bu işle meşgul olmaya ve Trabzonla hiçbir ilgisi olmayan Rum muhacirlerin memlekete sokulmasını önlemeye davet etmektedir. (...) Yunan milletinin aklın hudutlarına sığmayan hayat ufuklarında hakimiyetleri altına almak istedikleri memleketlerimizde Rumların çoğaltılmasının ne gibi maksatlarla gizlenmesi kâbil olamayacak kadar âşikardır. (...) Hükümetten hayır yok. Bu iş ancak halkımızı alâkadar ve endişelendiren bir iş olduğundan milletçe nazarı dikkate alınmak ister ve memleketimizin bize ait olduğunu gösterecek surette çarelere başvurulması gerekir. (...) Kendi kendimizi aldatacak, uykuya sevkedecek zamanda olmadığımız için hakikatleri milletten gizlemeden söylemek lâzım gelir. Evimizin huzurunu, refahını ihlâle gelen bu yabancı Rumları sulh akdine kadar içimize sokmamak lâzımdır. Hemşehrilerimin dikkatini celbederim. Gözümüzü açalım. Sonra gözümüzü hiç açamayacak vaziyetler karşısında kalırız.”

Yabancılara mülk ve toprak satmayın
“Yabancılara mülk ve toprak satmayın.
Kupkuru bir nüfus olarak kalacağız.”

Ağustos 1919... İzmir çoktan işgal edilmiştir. İstanbul da zaten neredeyse bir yıldır müttefik işgali altındadır. İstanbul gazeteleri, başta Yunanlılar olmak üzere yabancıların İstanbul’u parsel parsel satın aldığını ortaya koyarak Türk milletini uyarmaktadır. “Yabancılara mülk ve toprak satmayın” başlıklı uyarı metni 5 Ağustos 1919 tarihli Akşam gazetesinde yayınlanır: “Toprak ve mülk satmayınız. Bugün vergisini veremediğimiz toprak yarın bize bir servet getirecektir. Satmayalım, mümkünse alalım. Son istatistikler her gün İstanbul’un Müslüman ve Türk halkının yığın yığın emlak ve arazi satmakta olduğunu göstermektedir. Türk ve Müslümanların birçoğu zaten İstanbul şehrine işleriyle bağlı değildirler. Yalnız bir kısmının toprak ve binaları var. Eğer bunları da elden çıkarırsak kupkuru nüfus olarak kalacağız. Zaten bizi istemeyenlerin de istedikleri budur. Bize şimdi bol bol para veriyorlar veya verilen parayı fırsat sanıyoruz. Bu manevra karşısında şaşırmayalım. Evini, arsasını, iradını yabancıya satan her Türk şehrinin bir parçasını satıyor demektir.”

Yunanlılar İzmir'i de iktisaden çökertecek
“İzmir’de nüfusa Türkler,
ekonomiye yabancılar hakim”

Rasih Nuri İleri’nin büyükbabası Celal Nuri İleri tarafından İleri isminde “ilerici” bir gazete yayınlanmaktadır. Bu gazetede çıkan bir haberde İzmir’den İstanbul’a gelen bir yabancının izlenimleri aktarılmaktadır. “Yunanlılar İzmir’i de iktisaden çökertecek” başlıklı haberde Yunanlıların Selanik’te yaptıkları gibi İzmir’de de nüfus çoğunluklarına değil, ekonomideki hakimiyetlerine dayanarak hakimiyet kuracakları vurgulanıyor: “İzmir’de bir nevi Yunan idaresi kurulmuştur. Bu yeni idare şekli yerlilere de, yabancılara da müessir oldu. Selanik şehri de Yunan idaresine geçtikten sonra her şeyden mahrum olmuştu. Muhtelif milletlere mensup ahali gadre uğramış, herkes servetini kaybetmişti. Selanik tam bir iktisadi ve mali buhran içinde kalmıştı. Değil İzmir vilayeti, İzmir şehri dahi Yunanistan’a verilemez. Çünkü İzmir’de 40 bin ecnebi tebaası var. Bundan başka yirmi bini mütecaviz Ermeni ve 130 bin Türk var. Yunan tebaası olan Rumlar ile Osmanlı Rumlarının en geniş hesapla nüfusu 120 bindir. Yalnız Türklerin nüfusu ise buna galiptir. Bugün İzmir’in en zenginleri İplikçiyan, Sivrihisaryan, Papadopulos gibi Hıristiyanlardır. Bunlar harp içinde servetlerini beş altı misli artırmışlardır.”

Bu metinleri nereden mi aldık? Bugün bizi “provokasyon” yapmakla suçlayan Milliyet gazetesinin yıllar önce verdiği “İstiklal Savaşı gazetesi” isimli ekinden...

Atatürk’ten Rumeli’nin nasıl yitirildiğine dair bir tarih dersi:
Gayri müslimler önce ekonomiye hakim oldular
“Saban kılıcı yener”

Türk Yurdu Rumeli’yi nasıl yitirdik?

Bir ülkenin ekonomisi, o ülke milletinin elindeyse, o milletin bağımsızlığından söz edilebilir. Yok eğer, ekonominiz, sizden olmayanların eline geçtiyse, ülkenizi de kaybedeceğiniz anlamına gelir.

Türkiye’de son 25 yıldır artarak devam eden bölücü terörün aynı zamanda Türk ekonomisine de hakim duruma gelmesi bu nedenle bir tesadüf sayılmamalıdır. Türkiye ekonomisinde özellikle kayıt dışı sektörlerde hakim duruma gelerek, adım adım hem kendi mali kaynaklarını yaratmakta, hem de Türk’ün mali kaynaklarını azaltmaktadır.

Ama TÜRKSOLU’nun başlattığı kampanya iki açıdan başarılı olmuştur. Birincisi Türk milleti, kendi mali kaynaklarını kendisi için kullanması gerektiği konusunda bilinçlendirilmiştir. İkincisi, kendi elleriyle, bilerek ya da bilmeyerek, düşmanını güçlendirdiği ortaya konmuştur.

Ancak bu durumun sonuçlarının ne olacağını görebilmek için kahin olmaya gerek yok. Ekonomik faaliyetlerin temelini elinde tutmamanın bedelini Türkler daha önce de ödemişti.

Çok değil, 90-100 yıl öncesine bir gidelim. O dönemin Osmanlı haritasını bir hatırlayalım. Balkanlar’da, bugünkü Makedonya, Bulgaristan’ın bir bölümü ve bugünkü Yunanistan’ın büyük bölümü Osmanlı idaresindeydi.

Ama “Osmanlı idaresi” sözü yanlış anlaşılmasın. Bu topraklarda bir sömürge yönetimi bulunmamaktaydı. Yüzlerce yıllık Türk yönetimi nedeniyle nüfusun çoğunluğu zaten Türklerden oluşuyordu.

Örneğin Selanik. Hem bugünkü Yunanistan’ın hem de o dönemki Balkanlar’ın en önemli ticaret merkezlerinden olan Selanik, tam bir Türk yurduydu. Atatürk’ün de doğum yeri olan Selanik, Türklerin çoğunlukta yaşadığı bir şehirdi.

Ancak özellikle Balkan Savaşları’nın ardından, bu bölgelerde Türkler’in büyük bir yenilgiyle karşılaştığını ve Osmanlı idaresinin artık sona erdiğini de görüyoruz.

Pek çok tarih kitabı bu durumu o dönemki Osmanlı Ordusu’nun Balkan Savaşları’na hazırlıksız yakalanmasıyla açıklar. Hatta Trablusgarp’ta İtalyanlarla savaş halindeki Ordumuzun, bölgeye geç intikal ettiği de bir neden olarak ortaya konur. Hatta ve hatta İttihat ve Terakki yönetiminin II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Ordu’da giriştiği büyük değişiklikler ve tasfiyeler nedeniyle oluşan genç ve tecrübesiz subay ve komuta heyeti yenilgilerin baş sorumlusu ilan edilir.

Ancak tüm bunlar, durumu açıklamak için yeterli değildir. Balkanlar’da kaybeden aynı Türk Ordusu mesela, Trabulsgarp’ta İtalyanlar’a kök söktürmüş, Çanakkale’de büyük bir zafer kazanmış, Kurtuluş Savaşı’nı ise kazanmıştır. Rumeli’nin yitirilmesi yalnızca askeri başarısızlıkla açıklanmayacak bir durumdur.

Çoğunluğu Türk olan bir bölge nasıl olmuştur da bugün çok az Türk’ün yaşadığı Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya’ya dönüşmüştür?

İşte burada önemli noktaya parmak basmak gerekiyor. Rumeli’de Türk nüfus çoğunluktur, ancak Türkler o bölgede tarımla ilgilenmektedir. Ticaret, üretim ve finans gibi ekonominin diğer alanlarında ise Türklerin varlığı neredeyse yoktur. Rumeli’de ekonomik faaliyet genel olarak Türk olmayanların kontrolündedir: Yunanların, Bulgarların… Ve hatta Ermenilerin… Ve tabii ki emperyalistlerin: İngilizlerin, Fransızların, İtalyanların.

Rumeli’de Türk tüccar bulamazdınız. Türk üretici de… Küçük çaplı da olsa fabrikalar hep Yunanlılarındır. Ege Denizi’nde gerçekleşen deniz ticareti tamamen Yunanlı armatörlerin elindedir. Fes üreticileri bile Türk değildir.

Yani Rumeli’nin değerlerini yaratan Türk köylüsüdür, ama kaymağını yiyen diğerleridir.

Böylece aslında Türklerin ve Osmanlı Devleti’nin sırtından palazlanan, zenginleşen gayrimüslimler, Rumeli’de nüfus olarak olmasa da ekonomik açıdan hakim duruma gelmeye başlarlar.

Osmanlı yönetimi ise, 1800’lerin başında bağımsızlığını kazanmış Yunanistan ve Bulgaristan’ın Rumeli’de genişlemesinden çekinerek, bu duruma sesini çıkarmamış, “Osmanlı” kimliğinin devam etmesi ve “Türk-Yunan kardeşliği” adına olaylara seyirci kalmıştır.

Dolayısıyla Rumeli’nin yitirilmesi aslında salt bir askeri değil, ama aynı zamanda ve aslında daha da önemli olarak ekonomik bir yenilgidir.

Atatürk’ten tarih dersi

Ama bu durumu günümüz açısından daha da önemli ve ilginç kılan bu gerçeğin yıllar önce Mustafa Kemal Atatürk tarafından da ortaya konmuş olmasıdır.

Mustafa Kemal, İzmir İktisat Kongresi’nde yaptığı konuşmada Osmanlı padişahlarından hangisini eleştirir dersiniz?

Vahdettin?

II. Abdülhamit?

Yanıldınız. Fatih Sultan Mehmet, Kanuni ve Yavuz Sultan Selim’i eleştirir. Neden mi? Okuyalım:

“Bir milletin hayat gereklerini, rahatlık ve mutluluğunu oluşturan ekonomiyle uğraşmaması, uğraşamaması dikkatleri çeken bir durumdur. Fakat biz kabul etmek zorundayız ki, ekonomimize gerektiği kadar önem vermemiş bulunuyoruz.”

Mustafa Kemal konuşmasında Fatih’ten Kanuni’ye güçlü Osmanlı padişahların izlediği fetih siyasetini anlatır ve sonra Anadolu’da Türk’e dayanan bir ekonomik yapının kurulmamış olmasının temellerini o dönemde arar:

“Osmanlı hakanları asıl olan noktayı unuttular. Duyguları ve emelleri üzerinde bütün hareketleri ve fiilleri yaptılar. İç teşkilatlarını dış siyasetlerine uydurmak zorunda kalınca aldıkları memleketlerde bütün unsurları, dilleri, dinleri, gelenekleri, her şeyi başka başka olan ve birçok milletlerden ibaret bulunan bu unsurları olduğu gibi korumaya kalkıştılar ve onlarla bütün bu şeyleri koruyabilecek ayrıcalıklar verdiler. Buna karşın ana unsur, uzun seferler yapmakla zafer meydanlarında ölmekle, zapt olunan memleketlerin kendisini ve halkını beslemekle ve onlara bekçilik etmekle kendi kendini yıpratıyordu. Bununla birlikte millet, ana unsur; kendi evinde, kendi yurdunda ve kendi hayati gereklerini kazanmak için çalışmaktan tamamen mahrum bir halde bulunuyordu. (…) Önce fetihler sonucu elde edilen halkı memnun edebilmek için, sonra yabancıları memnun edebilmek için doğrudan doğruya, ana unsurun hukukundan ve hayati ve iktisadi kaynaklarından birçok şeyleri karşılıksız yardım olarak, hediye olarak onlara veriyorlardı. Örneğin Fatih zamanında Cenevizliler’e ve Patrik’e verilen ayrıcalıklar ile açılan yol, kendisinden sonra daima genişlemiş ve sağlamlaştırılmış bulunuyordu.”

“Kılıçla zaptettiklerimizi sabanla yitirdik”

Bu noktada İzmir İktisat Kongresi’yle ilgili birkaç şey söylemek durumundayız. Yıllardır komprador solcular Atatürk’ü eleştirmek için bu kongrede yaptığı konuşmadan cımbızla cümleler çıkararak çarpıtır. Bilindiği gibi Kongre, Lozan görüşmelerine ara verildiği Şubat-Mart 1923’te toplanmıştır. Komprador solcular, bu kongrenin Atatürk’ün Batı ülkelerine ne kadar “kapitalist” olduğunu göstermek için düzenlendiğini iddia eder. Aslında Kongre’nin kararlaştırıldığı tarihte Lozan görüşmeleri henüz tıkanmamıştı.

Ayrıca konuşmaların tümü, yukarıda aldığımız alıntıda da görüleceği üzere “milli” bir iktisadın nasıl kurulacağı üzerineydi. Ve Batıya bir mesaj verileceğinden söz edilebilirse bu ancak ve ancak kapitülasyonlar konusunda hiçbir taviz verilmeyeceği olabilirdi. Zaten, Lozan görüşmelerinin tıkanmasının temel üç nedeni vardı: Musul, kapitülasyonlar ve kabotaj hakkı. Görüldüğü bu üç meselenin ikisi “milli” ekonomi üzerinedir. Ve ancak bu ikisi çözülünce Lozan imzalanmıştır. Atatürk, İzmir İktisat Kongresi’nde tabii ki Lozan’daki görüşmeleri de düşünerek Batıya bir mesaj vermek istemiştir. Doğru. Ancak bu mesaj hiç de sanıldığı gibi kapitalist değil, tersine tam bağımsızlıkçı ve devletçidir. Burada alıntıladığımız konuşmayı bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

Atatürk konuşmasının ilerleyen bölümlerinde kapitülasyonların ülke ekonomisi için zararlarını anlattıktan sonra günümüze de ışık tutacak bir tespitte bulunuyor:

“Fatihler ana unsuru peşine takarak kılıçla fetihler yaparken, kılıç sallarken zaptolunan memleket halkı kazandıkları ayrıcalıklarla sabana yapışıyorlar, toprak üzerinde çalışıyorlardı. Arkadaşlar, kılıçla fetih yapanlar sabanla fetih yapanlara yenilmeye ve sonuçta yerlerini bırakmaya mecburdurlar. Nitekim Osmanlı saltanatı da böyle olmuştur. Bulgarlar, Sırplar, Macarlar, Romenler sabanlarına yapışmışlar, varlıklarını korumuşlar, kuvvetlenmişler; bizim milletimizde de böyle fatihlerin arkasında serserilik etmiş ve kendi ana yurdunda çalışmamış olmasından dolayı bir gün onlara yenilmiştir.”

Görüldüğü gibi Mustafa Kemal Rumeli’nin yitirilmesinde bölgede ekonomik hakimiyetin kaybedilmesini temel neden olarak görüyor. Ve konuşmasına şu şekilde devam ediyor:

“Osmanlı fatihleri ana unsur ile beraber sabanın önünde yenilip çekilmeye başladıktan sonra asıl felaketlerin büyüğü başladı. Sırf şahane bir ihsan olarak yabancılara verilmiş olan ve özel olan karşılıksız yardım, memleket içindeki Müslüman olmayan unsurlara verimiş olan her şey kazanılmış haklar olarak anlaşıldı.

Fakat yabancılar yalnız bu hukuku korumak ile de yetinmediler. Belki her gün onları biraz daha artırmak için çareler aradılar ve buldular. İç unsurlar korumaya güçlerinin yettiği iç teşkilatlarına dayanarak, dışarının daima kışkırtmasına ve yardımına sığınarak devletin ve asli unsurunun yok edilmesiyle siyasi bir varlık olmak için çalışmaktan geri durmadılar. Yabancılar bir taraftan iç unsurları kışkırtıyorlardı; diğer taraftan da kendileri Osmanlı devletinin iç işlerine karışıyorlar ve her karışmada da yine devlet ve milletin aleyhine olmak üzere yeni yeni birtakım ayrıcalıklar, haklar alıyorlardı.”

Ve sonucu Mustafa Kemal şöyle koyar: “Gerçekte devlet istiklalini çoktan kaybetmişti ve Osmanlı ülkesi yabancıların serbest bir sömürgesinden başka bir şey değildi ve Osmanlı halkı içindeki Türk milleti de tamamen esir bir duruma getirilmişti.”

Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nın hemen ardından neden bir İktisat Kongresi topladığını ise şu şekilde açıklar: “Millet tüfeksiz. Topsuz, her türlü malzemesiz ve parasız bulunduğu bir zamanda yeniden dünyanın en kuvvetli ve en muazzam ordusunu kurmaya güç yetirmiştir. (…) Ve en sonunda bütün dünyayı hayretlerde bırakan, bütün dünyayı ister istemez övgülerine, sevkeden en son zaferi tam bir şiddet ve başarıyla kazanıp topraklarımızı ve kutsal vatanımızı çiğneyen düşman ordularını bire kadar yok etmiştir. Fakat efendiler, tam bağımsızlık için şu kural vardır, milli hakimiyet için bir kanun vardır diyoruz. Bugün de büyük bir zaferin gerçekleştirici etkenleri ve yapanları olduğumuzu söylüyoruz. Bu noktada çok kesin olan bir gerçeği hep beraber tekrar etmek zorundayız. Bu kadar büyük, bu kadar kutsal ve büyük hedefler yalnız kağıt üzerinde kurallarla ve kanun maddeleriyle ve sadece hırslarla, arzularla çözüm bulamaz. Tam gerçekleşmesini sağlayabilmek için tek kuvvet, gerçek ve en kuvvetli temel ekonomodir. Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, iktisadi zaferler ile taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner. Bu bakımdan en kuvvetli ve parlak zaferimizin bize sağlayabildiği ve daha sağlayabileceği yararlı kazançları belirlemek için ekonomimizin, iktisadi hakimiyetimizin sağlanması ve sağlamlaştırılması ve genişletilmesi gerekir.”

“Ermeniler, önce sanat ocaklarımız işgal etti”

Adana, Ermeni işgalini yaşamış bir bölgemizdir. Mart 1923’te Adana’ya yaptığı ziyarette Mustafa Kemal esnafa şöyle seslenir:

“Kanuni Sultan Süleyman, askerlerinden bir Türk Müslümanın saraçlık sanatına sahip olduğunu görünce, son derece üzülmüştü. Onların bakışında sanatkarların gayri müslimden olması tercih edilirdi. Onlar sanattaki hayat kaynaklarını başka milletlerin elinde bulundurmanın zarlarını göremiyorlardı. Asil milletimiz sanattan mahrumdu. Sanatkarlar azdı. Var olanlar da sanatta gereken derecede yetenekli değildi. Eskiden Adana’mıza hakim olan diğer unsurlar, şunlar, bunlar, Ermeniler sanat ocaklarımızı işgal etmişler ve bu memleketin sahibi gibi bir durum almışlardır. Şüphesiz haksızlık ve küstahlığın bundan fazlası olamaz. Ermenilerin bu verimli ülkede hiçbir hakkı yoktur. Memleketimiz sizindir, Türklerindir. Bu memleket tarihte Türk’tü, o halde Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır.”

Görüldüğü üzere Atatürk, Ermenilerin Adana bölgesindeki Fransız destekli işgal hareketlerini de Adana ekonomisi içindeki güçlerine bağlamaktadır. Zaten Osmanlı idaresi altındayken, Ermeniler kendilerinin olduğunu idda ettikleri Doğu Anadolu’da da ticarete tamamen hakimdi.

Dün Rumeli’de Türk katliamı, bugün Anadolu’da PKK terörü

Geçtiğimiz sayıda PKK’nın yarattığı vahşeti gösteren çeşitli fotoğraflara yer vermiştik. Aynı fotoğraflar, Rumeli’deki Bulgar çetelerinin ve Yunan ordularının Türklere yönelik zulümlerinde de görülebilir. Ege’deki Yunan işgalinde de Türk köyleri basılıyor, kundaktaki bebelerimiz bile öldürülüyordu. Aynı şekilde Doğuda ve Çukurova’da da Ermeniler katliam yapıyordu.

Türk, yüzyılımızın başında hakim olduğu önemli toprakları yitire yitire Anadolu’ya çekildi. Tüm o bölgelerde çoğunluk olmazı karşın... İngiliz tarihçi Toynbee’ye göre son yüzyılda Rumeli ve Kafkaslar’dan Anadolu’ya göçen Türk nüfus 5.5 milyondur. 5 milyon Türk ise katliamlarda öldürülmüştür.

PKK terörüyle mücadele eden Türk milletinin yüzyılın başında yaptığı yanlışı tekrarlamaması gerekmektedir. Ekonomimizi teslim ettiğimiz bütün bölgelerde daha sonra Yunan işgali, Ermeni zulmü, Bulgar vahşeti yaşadık. Ve tüm o bölgeler artık bir Türk yurdu değil.

Birinci Dünya Savaşı sonrası Ege ve Trakya’da yaşanan Rum vahşeti ile Adana yöresindeki Ermeni vahşeti ise Atatürk önderliğindeki Kurtuluş Savaşı sayesinde durdurulabildi. Ancak o dönem tüm bu bölgelerde de Rumların ve Ermenilerin ekonomik hayata hakim olduğu bir gerçek.

Öyleyse, bugün ekonomik alanı PKK’ya kaptırmamak için mücadele etmek, ileride daha büyük belalarla savaşmak zorunda kalmamak için zorunlu.

Vatandaş!

Alışverişini Türk’ten yap!

Paran PKK’ya gitmesin!

Dün Ermeniden yapıyordun, Ermeni terörüyle karşılaştın.

Ticareti Yunana Bulgara bırakmıştın, Rumeli’yi yitirdin. Geride yüzbinlerce Türk evladını şehit bırakarak…

İzmir’i de, Ege’yi de, Trakya’yı da az kalsın yitiriyordun.

Aynı hataya bir kez daha düşme.

Alışverişini Türk’ten yap.

Türk Yurdu Türklerin kalsın…


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe