| Şener Bostancı |
Önce hükümet
sonra Cumhurbaşkanlığı Yeni güne kabusla uyanmak Neler oluyor, biri silkip beni bu korkunç rüyadan uyandırsın ve bunun bir kabus olduğunu söylesin! Ne yazık ki kabus değil, kelimenin tam anlamıyla gerçek. Geçen Pazar günü yine Ankara Tandoğan yolları çığlıklarla aşındırıldı. “Yargının siyasallaşması” protesto edildi. Hükümeti, Cumhurbaşkanlığını, yargıyı derken kabus karabasana dönüşüyor. 10.12.2007 tarihinde yeni bir güne uyandık; çünkü YÖK başkanı olarak Yusuf Ziya Özcan atanmıştı. YÖK... Sadece Cumhurbaşkanlığına bağlı özerk bir kurum. Eskinin günah, yeninin sevap timsali... Cumhuriyet’in sembolü haline getirilen bir acayip kurum. İyi de tüm bunlara rağmen bu gün son tahlilde nedir gelinen bu noktanın önemi? YÖK: Tüm üniversitelerin bağlı bulunduğu, bütün yüksek lisans onaylarının, hukuk problemlerinin sonlandırıldığı, öğrenci seçme sınavının tek yetkilisi, akademik tüm etkinliklerin yetkili merci... YÖK: Atatürkçü siyasal kimlikle hareket eden, hükümetin İmam Hatip çıkışlılarının “meslek lisesi” statüsünde tutulup yayılmacılığını önleyici, dinci üniversite kadrolaşmasına bir kalkan... YÖK: “Eskinin” özgür düşünce önünde engel, baskıcı ve Amerikancı bir politika uygulayıcısı, sol düşmanı, yapay bir kurum. YÖK artık “yok!” yerine hükümetin dümen suyuna girmiş bir yapı var. Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan. Bu ismi unutmamak gerekir. Öyle ki, ileriki zamanlarda çok kez ülke gündemine oturacağından emin olabilirsiniz. Önce bu arz-ı endam ediveren en değerli(!) profesörü bir tanıyalım. Yeni YÖK Başkanı, TÜBİTAK Başkan Yardımcısı, ODTÜ’de sosyoloji profesörü, USAK (Uluslararası Sosyolojik Araştırmalar Kurumu) Bilim Danışma Kurulu Başkanı UHP (Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi) Yazı Kurulu üyesi. Bunların yanısıra polis teşkilatıyla ilgili çalışmaları, İslam araştırmaları ve yayınları var. 10.12.2007’de başkanlığı açıklanan Özcan’ın akşam haberlerinde sıradan bir atamaymış gibi sunulması düşündürücüdür... Tüm bunlar toplum refleksini yok etme çabasıdır. Çok değil, bundan bir yıl önce böyle bir şey olsaydı ne olurdu, neler söylenirdi acaba? Bugün ne değişti? Çok şey değil mi? Benimki de soru mu! Ordu dışında her şey değişti. Tek dişi kalmış biz “vatansever”lermişiz meğer! Teziç’le başaramadılar, Özcan’la deneyecekler Satılmış medyanın tepkisizliğinin dışında gizli bir “yan çıkma” da var. Özcan; çok çağdaş birisiymiş, dürüst, akıllı, espirili, pipo içip küfür bile eden hatta siyasi ayrım gütmeyen bir yapısı varmış. Bize kabul ettirilmeye çalışılan, sempati duyulması gereken biri olduğudur. AKP sürpriz yaparak tam olarak kendi çizgisinde olmayan uzlaşmacı birisini başa getirmiş düşüncesi kafalarda yaratılmaya çalışılıyor. Oysa gerçek bu değildir. Özcan ılımlı İslamı savunan, dinin siyasallaşmasına katkıda bulunan bir zattır. AKP’nin derdi türban serbestisi ve İmam Hatiplilere ÖSS’de üniversitelerin kapısını açmadır. Teziç döneminde bunları talep ettiler ama başaramadılar. Bunu Özcan’la başarmaya çalışacak, ortamı gerdikçe gerecekler. Özcan bu role uygun olduğunu YÖK Başkanı olmadan önce şöyle söylüyor: “...Serbestlik ortamı olacağı için türban takanların bir kısmı vazgeçecek. Türban takmayanların gereksiz korkuları var. Serbestlik olur. O zaman bu mesele konuşulmayacak. Çevre baskısı asla olmayacak. Kadınlar ilk aşamada eşitlik konusunda kan kaybedebilir. İnşallah bunla uğraşmak zorunda kalmayız.” Şimdi de aynı sözleri söylüyor olması, ileriki icraatlarının da kanıtıdır. AKP’yle organik bağları da var. CHP’li Muharrem İnce, Özcan’ın AKP ile yakınlığı bilinen “Pollmark” şirketinin kurucularından olduğunu basın kanalıyla açıklamıştı. Pollmark şirketinin Ankara Yenimahalle’de yaptırdığı bir anketinde vatandaşa “Alevi misin, Sünni mi?” diye sorduğu unutulmamalıdır. Gece uçaktan 02.00’de inip, 03.00’te Hakimler ve Savcılar Yasası’nı onaylayan Gül, aradan hafta geçmeden yeni YÖK Başkanını atayarak “Jet İmam” haber karakterini “Jet Noter” karakterine dönüştürmüştür. Cumhurbaşkanı olduğunu sanki unutmuş olan Gül, hükümetin dışişleri bakanı gibi davranması, her önüne gelen yasayı hemen imzalaması yönüyle tepki toplamaktadır. Bu son ataması da bu sürecin devamıdır. Hükümetin Özcan’dan beklediği nedir? Özcan türban takmayı liberal bir gereklilik olarak gördüğüne göre “türban serbest bırakılmalı”dır. Sonrasında İmam Hatiplilerin üniversite sınavında tüm alanlardan tercih yapmalarının önü açılmalıdır. Böylece bizim cami imamlarına subaylıktan mühendisliğe varıncaya değingeçiş kapılar açılmış olacaktır. Şeriatçı kuşatmasının en can alıcı hamlesi, yukarıdaki amaçlarının gerçekleştiricisi, AKP’nin yeni yumuşak yüzü Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’dır. Türkiye Özcan’lı günlere hazır olmalıdır.
|