17.12.2007/Sayı:166
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Şükrü Aykutlu

Devrimi,
başlayan tamamlayacaktır!

Mümtaz Soysal hocanın şu sözlerine katılmamak mümkün mü?

“...Kemalist Devrim’in defterini dürüp her şeyin bittiğini, şimdi esen karşıdevrim rüzgârının hiç dinmeyeceğini düşünmek ve eve gidip pijamaları giyerek televizyon karşısında hayıflanmak ne kadar doğrudur? Her şey sahiden bitti mi? Şunu iyi bilmeli: Devrimler tarihi, hep ‘karşıtlar tarihi’dir, ama bugünkü karşıdevrim, kendini tamamlayamamış bir Kemalist devrimin şimdilik yarım yamalak bir karşıtı sayılır. Bu yarım yamalak karşıdevrimin tamamlanmasına ve toplum üzerine çöreklenmesine izin verilirse, yani başka bir deyişle her şeyin dibe vurması beklenirse, ona tepki olarak doğacak ‘yeni devrim’ hem geç hem de çok daha zahmetli olur. Böyle olduğu içindir ki, güncel tabloya bakarak yılgınlığa kapılmak yerine, bir ‘Cumhuriyetçi seferberlik’le yeni güçleri siyasal mücadele saflarına çekerek karşıdevrimi bu aşamasında yenmek gerekir. Yapılamayan budur. Belki de 14 Nisan’la başlayan mitinglerin aldatıcılığı bu noktada oldu. Kalabalıklar, insanların içlerinden gelen doğal tepkiyle bir ‘ayaklanma’, ama şiddetten uzak ve tam tersine son derece yumuşak bir ayaklanma izlenimi verdiği için ‘karşıdevrimin karşıtlığı oluştu’ izlenimi yaygınlaşmıştı. Ama bunu programıyla, halka sunulan kadrolarıyla ve kitle oylarıyla tam bir ‘siyasal ayaklanma’ya dönüştürme işini ne ana muhalefet becer ebildi ne de ‘Cumhuriyetçi’ denen öbür partiler. Cumhuriyetçi liderlik, karşıdevrimin nutukçularına lafla yanıt yetiştirme olarak algılandı; kalabalıklar da mitinglere katılmayı ve Anıtkabir’e yürümeyi siyasal eylem sandı. Oysa siyasal ayaklanma, devrimci düşünce ve sağlam örgütlenme isteyen, üzerinde daha derinliğine düşünülmesi gereken ciddi bir olaydı...”

Son derece sağlıklı bir durum saptaması yapıyor Mümtaz hoca bu sözleriyle. Bir kere, ana sorunumuz olan Kemalist Devrim’in tamamlanamamış olması durumunu, her şeyin başına getirip oturtuyor. Sağlıklı analiz zaten bu doğru tespit üzerinde yükseliyor. Öyle değil mi sizce de? Bugün yakındığımız; eğitimden sağlığa, hukuktan Diyanet’e, kültürel yozlaşmadan sömürgeleşmeye kadar her şeyin doğrudan müsebbibi değil mi ulusal devrimimize son noktayı koyamamış olmamız? Devrimin inşasının 1930’ların son yarısında iyice ağırdan alınmaya başlanması, Atatürk’ün sağlık sorunlarının da etkisi ile, henüz O yaşarken bile bunun yarıda bırakılacağının işaretleri; yaşamının son nefesini mutlu vermesi gereken bir lidere bu şansı dahi sağlamıyordu. Bağımsızlığı ne pahasına olursa olsun başarmış olmasının gönenci, başlattığı ulusal devrimin tamamlanışının ve eksiksiz sürdürüleceğinin güvencesi ona sunularak taçlanmıyordu. Karşıdevrimin ayak seslerinin hasta yatağında bile kulaklarında çınladığına inanıyorum büyük devrimcinin. Son nefesini mutsuz verdiği, emanetini, bu ağırlığı taşıyamayacak olanlara aktardığı hissi ile yaşama veda ettiği düşüncesi, beynimi kemiriyor..

O, bir yalnız devrimci idi. Bir yalnız kurt!

İmparatorluğun uzak topraklarında, bir doğa kuralı misali giderek sünmeye yüz tutan yitik yurt köşelerinde, yanıbaşında şehit düşen silah arkadaşları; Anadolu’ya sıkışmış savunma hatlarının dört bir köşesinde, Paşa’sının önderliğinde ve kelleleri koltukta cengaverlerinin varlığı; “...Size ölmeyi emrediyorum...” komutuna sonuna kadar sadakatlerini kaybetmeyen neferleri; İzmir Kordon’unda noktalanan büyük utkuya birlikte koştukları dava yoldaşları, bu büyük yalnızlığını hiç gidermediler bu üstün devrimcinin.

Bağımsızlık direnişinin ve emperyalizme karşı savaşımının tüm aşamalarında olduğu kadar, devrimin inşası sürecinde de tutkuyla öne sürdüğü “meclis” fikrinden bir an bile sapmayışına karşın; bugün dahi birçok ihanet tellalının bu büyük devrimciyi antidemokrasi ile suçlamaları, onun bu yüzyıllık yalnızlığını bir utanç belgesi gibi yüzümüze vuruyor. Bugünkü pespaye idealleri olan “kavim meclisleri” fikrini özgürlük diye yutturmaya kalkanların varlığı, büyük devrimcinin değil ulusal Cumhuriyet’i, sade bir “aparat” olan demokrasiyi dahi bazı kafalara usulünce sokamadığının göstergesi. Başlayan devrimin üzerinden geçen 84 yıldan sonra gördüğümüz; seçkinliğe, katılıma, vatanseverliğe, şûraya dayalı bir ulus meclisi fikrinden; bedellere, angajmanlara, küresel sevgilere, kumpanya partilerine dayalı bir ihanet meclisine evrilişimiz..

Daha önceleri sözünü ettiğimiz gibi, şeytan; itibar, kibir, fitne, satılık ruh seviyor. Şeytan ihanet seviyor.

***

Mümtaz hoca yine doğru bir tespitle, karşıdevrimin tamamlanışını beklemeden, yani dibe vurmadan, tam da bu aşamada bir “yeni devrim”i öngörüyor, zorunlu buluyor. Onun düşüncesine göre, bir “Cumhuriyetçi seferberlik”le karşıdevrimin bu aşamasına vurulacak yeni devrim darbesi, ihanet çetesini bir daha ayılamayacağı karanlıklara gömecektir. Devamında ise uyarmadan geçmiyor: Mitinglerdeki kalabalıklar, karşıdevrime karşı bir ayaklanmanın sözde müjdecisi oldular. Ancak programıyla, kadrolarıyla ve kitle bağlarıyla bu talebi bir siyasal devrime dönüştüremeyenler, aynı zamanda büyük bir yılgınlığa da sebep oldular. Oysa Mümtaz hocanın ifadesiyle; “...siyasal ayaklanma; devrimci düşünce ve sağlam örgütlenme isteyen, üzerinde daha derinliğine düşünülmesi gereken ciddi bir olaydı...”

...ve kaçınılmaz gerçek bütün çıplaklığı ile duruyor karşımızda:

Devrimi başlayanlar tamamlayacaktır!

Başlayanlar kimlerdir biliyoruz. Anadolu’nun dört bir yanında Türk doğmuş, Türklükten mutlu olmuş halk çocukları, işçiler, köylüler... Dünyanın en ilkeli, dünyanın en yürekli, dünyanın en dirençli devrimcisine sahip bir ülkenin gençleri... Kültürel geleneklerine bağlılık paydasını, “sağcılık” etiketlerinin önüne çıkarabilmeyi başarabilen muhafazakar yurttaşlar... Türk oldukları gerçeğini, inkarcılık illetlerini ezerek hatırlayabilecek solcu yoldaşlar... Kurtuluş Savaşımızın baş tacları; sayısız Ayşe, Fatma, Emine bacıların torunları kadınlarımız... Büyük devrimcinin yoluna bugünden hazır çocuklarımız..

Elbet bir de; sıkıntı duyduğunda, kendini kapıkulu olmuş gibi duyumsadığında, bir şeyleri yanlış gibi gördüğünde; kendi özüyle sözünü muhasebe edip, ellerini koparırcasına NATO brövelerine ve nişanlarına yapıştırmayı bilecek yüreklilikte, Kemal’in askerleri..

Devrimi onlar tamamlayacaktır. Tüm bir Atatürkçüler... Kemalistler...

Yöntemse Mümtaz hocanın durum tespitinde saklı:

Program, kadro ve kitle bağları ile örülmüş bir “Cumhuriyetçi seferberlik!”

Yani, örgüt!

.....

Maya, göle çoktan çalınmıştır. Yeniden Milli Mücadele ve yeniden devrim için, “yarın artık bugündür...”


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe