| Nur Arslan |
Kürt teröriste
“Ananın yanına dön!”
Tayyip bölücüleri affedecek Seçimlerden 1,5 yıl önce Mersin’de Tayyip Erdoğan’ın karşısına çıkan bir çiftçi, Tarım Bakanı’nın Anayasa’yı ihlal ettiğini söylemiş, “Çiftçiyim, sizin hükümetinizin tarım politikaları yüzünden ekinden verim alamıyoruz, anamız ağlıyor” diye yakınmıştı. Tayyip Erdoğan’ın hakkını arayan Türk emekçisine cevabı “Ananı da al git buradan!” olmuş, bu sözü daha sonra eylemlerde ve Cumhuriyet mitinglerinde kendisine karşı bir slogan olarak, “Tayyip ananı da al git!” şeklinde ortaya çıkmıştı. Bu tavrın bir söylem olarak bir ülkenin başbakanına yakışmayacak kadar düzeysiz olmasının yanı sıra, diğer bir yönü de Tayyip Erdoğan zihniyetinin Türk halkıyla olan çelişkisinin her geçen gün daha da fazla ortaya çıkmasıdır. Bu anlamda Tayyip Erdoğan’ın son açıklamaları bu zihniyetin çifte standardını gözler önüne sermektedir. Türk çiftçisine karşı “Ananı da al git!” diyecek kadar acımasız olan bu zihniyet, sıra Kürtlere gelince bir o kadar hoşgörülü ve bağışlayıcıdır. Öyle ki, Tayyip Erdoğan ülkeyi parçalamak için dağlara çıkan teröristlere “Ananızın, babanızın yanına dönün” çağrısı yapmaktadır. Tayyip Erdoğan’ın bu tavrı siyasi bir gaf değildir. Daha önce bu partinin şehit analarına ve babalarına karşı olan tavrı ya da bizzat Tayyip Erdoğan’ın şehitlerden “kelle” diye bahsetmesi anımsandığında bu söylemlerin bilinçli bir tavrın sonucunda ortaya çıktığını görmek zor olmayacaktır. Bu bir zihniyettir ve bu zihniyetin adı Kürt-İslam faşizmidir. Bu zihniyetin Türk’ün atasına, vatanına, bayrağına saygısı olmadığı gibi Türk analarına da saygısı yoktur. Bu zihniyetin iktidarında Türk’e yer yoktur. Tayyip Erdoğan’ın bu açıklamalarından sonra Türkiye yeni bir af yasasını tartışmaya başladı. TSK ve hükümetin ortak olarak hazırladığı iddia edilen, dağdan indirme planının ayrıntıları ise şöyle dillendirildi: Hükümet dağdakileri indirmek için Türk Ceza Kanunu’nun 221. maddesini etkin bir şekilde işletecek, suça karışmayan PKK üyelerine ceza verilmeyecek. “Örgütün kurucusu ve yöneticisi” dar kapsamlı olarak tanımlanacak. Yani sadece Abdullah Öcalan, Karayılan ve Cemil Bayık, örgütün yöneticisi kapsamında değerlendirilecek, geri kalan yöneticiler affedilecek. TSK, dağdakilerin ceza almayacağını dağdakilere bildirme harekâtı başlatacak, Kuzey Irak dağlarında helikopter ve uçaklarla bildiri dağıtacak. Kuzey Irak’a yönelik Kürtçe TV hazırlıkları tamamlanacak. Türkiye’den yayın yapacak Kürtçe TV, dağdaki PKK’lılara eve dönün çağrısı yapacak. Bu öneriler birilerine yetersiz gelmiş olacak ki, Anavatan Partisi Başkan Yardımcısı Niyazi Kahveci, Tayyip Erdoğan’ın bu önerilerini tamamlayacak açıklamalarda bulundu. Anavatan Partisi’ne göre “baba ocağına dönmek” yeterli değilmiş. Gabar, Cudi, ve Kandil Dağları iskana açılmalı ve buralarda çiftçilik yapılmalıymış. Yani teröristler Kandil Dağı’nın eteğinde analarının dizinin dibinde sebze meyve yetiştirecek, Türk Ordusu’nun görevi Kandil’i bombalamak yerine, teröristleri sebze yetiştiriciliğine ikna etmek için bildiri dağıtmak olacak! Teröristler 25 yıldır affediliyor Gerçekten de bir devlet, terör sorununu böyle mi çözer? Terör örgütüne katılanları affetmek terörü çözme yöntemi midir? Bu yöntem PKK’nın eylemlerine başladığı 1983 yılından beri tartışılmakta ve dönemin hükümetlerince uygulanmaktadır. Son 25 yıldır işbaşına gelen hükümetler bu yola başvurmuş ve teröristleri affetmiştir. Son pişmanlık yasası önceki AKP hükümetince 27 Eylül 2003’te çıkarılmıştır. Teröristleri affetme meselesinde ilk adımı Turgut Özal 1985 ve 1988 yıllarında atmıştır. Özal Köşk’e çıkınca ANAP hükümeti Yıldırım Akbulut’un başbakanlığında 3. pişmanlık yasasını çıkartmıştır. ANAP muhalefete düşünce DYP-SHP hükümeti bu yönde adımlar atmaya devam etmiş, yine 1995’te DYP-CHP koalisyonunun çıkardığı af yasasına MHP dışarıdan destek olmuştur. Terörle mücadelede geldiğimiz nokta göz önünde bulundurulunca bu yöntemin başarıya ulaşmadığı görülmektedir. Bu yöntemlerle terör daha da azdırıldığı gibi, tek bir terörist bile topluma kazandırılmamıştır. Aksine, bu konuda ilk adımı atan Turgut Özal’ın çizgisi ile “Kürt realitesini tanıyoruz” açıklamasıyla Özal politikalarını devam ettiren Süleyman Demirel’in siyasi çizgisini ortaya koyarsak bu af politikalarının gerçek amacını daha iyi görebiliriz. Biri federasyon demiştir, diğeri Kürt realitesi demiştir. Şimdiki ise iktidara geldiği gibi terör örgütünü masaya çağırmıştır. Sağcı siyasal hareket dünden bugüne Türkiye’yi bölmek için politika üretmiştir. Bu çabaların tek bir hedefi vardır, o da terör örgütünün siyasallaşmasını sağlamaktır. İlk iş olarak Kürt kimliğini tanıyan Tayyip Erdoğan’ın son açılımları da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Nitekim sadece Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerine 4,5 yılda 8,1 katrilyon yatırım yapıldığını belirten Tayyip Erdoğan, yeni af yasası planlarını gündeme getirirken kendisine özgü vatandaşlık tanımı yapmaya devam etmiş ve dağdaki Kürtlere “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı hepimizin ortak paydasıdır. Etnik olarak sen yine Kürt ol ama anayasal kimlik olarak Türk vatandaşısın, bunu kabul et” şeklinde seslenerek PKK’ya siyasi af yolunu açmıştır. Güneydoğu’daki vatandaşa “Sen yine Kürt kal” ama silahı bırakıp siyaset yap demektedir. Kürt olarak kalıp, şehirde siyaset yapmanın adı ise DTP’li olmaktır. Buradaki amaç PKK’lıları DTP’li yapmaktır. DTP Genel Başkanı Nurettin Demirtaş, daha önce hapis cezası alarak 10 yıl içerde yatmış bir PKK’lı terörist değil midir? Ya da PKK üyeliğinden hapiste yatarken affedilip Meclis’e giren Sebahat Tuncel, bölücülüğüne dağda değil Meclis’te devam etmek dışında eski kimliğinden ne kaybetmiştir? Meclis’teki bayan DTP milletvekillerinin kocaları dağda değil midir?
Yaşar Büyükanıt: PKK Meclis’te! Burada tek bir hedef vardır o da PKK’yı siyasallaştırmak, ki bu PKK’nın varmak istediği noktadır. “Terör Örgütüne Yönelik İdeolojik ve Ekonomik Desteğin Kesilmesi” konulu sempozyumda konuşan Genelkurmay Başkanımız Yaşar Büyükanıt’ın tespitleri bu noktada doğrudur. Yaşar Büyükanıt, “Terör örgütü hem siyasallaştı hem de legalleşti. Legalleşmeyen silahlı terör boyutudur. PKK Meclis’e girerek legalleşmiştir. Geriye örgüt boyutunda legalleşme kalmıştır” derken haklıdır. PKK örgüt olarak meşruluk kazanmaya, legalleşmeye çalışmaktadır ve AKP bu planlarıyla PKK’nın önünü açmaktadır. Şu ana kadar legalleşmeyen silahlı terör boyutunu AKP hükümeti legalleştirmeye çalışmaktadır. Nitekim “PKK Meclis’te” çıkışını yapan Genelkurmay Başkanı’na ilk cevap AKP’den gelmiştir. “Biz Meclis’te PKK’lı göremiyoruz” demişlerdir. Yine Yaşar Büyükanıt, “Terörle mücadele için örgütün başarılı olma umudu ortadan kaldırılmalıdır” derken de haklıdır. Aynı sempozyumda Yaşar Büyükanıt, “Devletin örgütle psikolojik mücadeleye yönelik bazı kavramları elinden kaçırdığını” söylerken de haklıdır. Büyükanıt, “Biz ortaya çıkan terör mücadelesinde insan hakları, demokrasi, özgürlükler ve barış gibi bazı değerleri elimizden kaçırdık. Bunlar bize silah olarak geri döndü. Bu kavramlar elimizden çıktığı için şimdi bunlara karşı kendimizi savunmaya çalışıyoruz. İnsan haklarını dikkate almayan, barıştan nefret eden bir ülke gibi gösteriliyoruz” demiştir. Söz başka iş başka! Ancak terörle mücadele sadece söylemekle olmamaktadır. Doğru tespitler yapmak, bu tespitleri dile getirmek yetmemektedir. Söz başka, iş başkadır. Türk Milleti artık icraat beklemektedir. O halde hem bu doğru tespitleri yapıp hem de AKP’nin dağdan indirme planına ortak olmak ne demektir? Tayyip Erdoğan bu planı TSK ile birlikte yaptıklarını söylemektedir. Genelkurmay Başkanlığı’ndan bunu yalanlayacak bir açıklama ise henüz gelmemiştir. Yine sormadan edemiyoruz: Türk ulusal kimliğinden ayrı bir kimliği yani Kürtlüğü bu ülkenin başbakanına dahi kabul ettirmiş bir örgütün başarılı olma umudu artar mı, ortadan kalkar mı? Ayaklandığı zaman bu başkaldırmanın bastırma ile değil, sükûnetle karşılandığını, ABD ve AB’nin kendisini koruduğunu gören kitle, bundan sonrası için başarılı olma umudunu kazanır mı, kaybeder mi? Yine Yaşar Büyükanıt’ın bahsettiği insan hakları ve demokrasi gibi kavramları Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı silah olarak kullananlar bizim Batılı müttefiklerimiz değil mi? TSK’nın, Türkiye Cumhuriyeti’ni önce kendi coğrafyasına hapseden, sonra da bu coğrafyada bile Türk ulusal varlığını kabul etmeyen müttefiklerini sorgulaması gerekmez mi? Terörle mücadele değil, bölücülükle mücadele Teröristin kendisi de, anası da, kocası da, bacısı da bölücüdür! Türkiye’de ateşkes çağrıcıları da, teröristlere af kampanyası düzenleyenler de toplumda büyük bir yanılsama yaratmaktadırlar. Böylece teröristle PKK’lıyı ayırarak kazanabileceğimiz ve dağdan indirerek topluma kazandıracağımız unsurlar varmış havası yaratılmaktadır. Oysa ortadaki sorunu terör sorunu olarak değil, bölücülük sorunu olarak algılamamız, meseleye bütünsel bakarak bu tuzağa düşmememiz gerekmektedir. Terör sadece bir metod, bir yoldur. Terör, bölücü hareketin verdiği savaşın yalnızca bir ayağıdır. Bir kısım bölücü, terör yoluyla dağda Türk devletine karşı savaşırken, bir kısım bölücü milletvekili kılığında, bir kısmı da aydın kılığında bu savaşı vermektedir. PKK, dağda eğittiği militanlarının bir kısmını şehirde kullanmakta, bir kısmını Meclis’e sokmaktadır. Dağdaki de, Meclis’teki de, gazete yazarı da, şehirde haraç toplayanı da bir yönüyle PKK’ya hizmet etmekte, kendisine verilen görevi yerine getirmektedir. Dolayısıyla hepsi bölücüdür. Bu yüzden Meclis’teki DTP’liler onca ısrara rağmen PKK ile aralarına mesafe koyamamaktadır. İşte PKK’nın siyasallaşma stratejisi bu zemin üzerinden gelişmektedir. AKP’nin son çıkışları bu çerçevede değerlendirilmeli ve önlem alınmalıdır. Tayyip Erdoğan’ın anasının yanına çağırdığı teröristler de, anaları da bölücüdür. Tayyip Erdoğan:”Silahı bırak ama sen yine Kürt kal” Tayyip Erdoğan ve cephesinin yarattığı ikinci yanılsama Kürt kimliğinin tanınması meselesidir. Tayyip Erdoğan, dağdan indirme planını açıklarken Kürtlere, “Silahı bırak, ama sen yine Kürt kal” çağrısı yapmaktadır. Böylece toplumu, kendisine Kürdüm diyen ve demokratik yollarla mücadele eden iyi Kürtler olduğuna ikna etmeye çalışmaktadır. O zaman en iyi Kürt Apo’dur. Bugün için Türk devletinin elindedir ve gazetelerde yazı yazmak dışında bir şey yapmamaktadır. Bu da çok demokratik bir yoldur. Adam silahsız mücadele yürütmektedir! Terörle mücadelede esas strateji, Türk ulusal varlığının dışında kendisini tanımlayan tüm kimliklere karşı mücadele olmalıdır. PKK, 20 yıldır yürüttüğü mücadeleyle kendisine bağlı bir topluluk yaratmıştır. Bu topluluğa “Siz Kürtsünüz, Türk’ten farklısınız, bense sizin haklarınızı koruyan bir örgütüm” çizgisini kabul ettirmiştir. PKK ayrı bir ulusal kimlik zemininde büyümektedir. Kürt kimliği Özal’dan Tayyip iktidarına kadar kabul edildiğinden beri PKK güçlenmektedir. Önce kimliğini tanırlar, sonra o kimliğe haklarını verirler. Türkleri de “kazanıyoruz” diye uyuturlar. Oynanan oyun bu kadar basittir. PKK da, AKP de Türkiye Cumhuriyeti’nin laik-üniter yapısına karşıdır. İkisi de Büyük Ortadoğu Projesi denilen ABD planının uygulayıcılarıdır. Dolayısıyla Türkiye’yi götürmek istedikleri yer Amerikan kuklası bir Kürt-İslam Federe Cumhuriyeti’dir. Türk Milleti bu plana karşı mücadelesinde kendinden başka bir unsur aramamalı, kendisini Türk’ten ayıranla mücadele etmelidir. Türk Milleti’nin iyi niyeti karşı taraf tarafından suistimale uğratılmaktadır. Bilinçler bulandırılmaktadır. Bölücülükle mücadele tavizle değil, yaptırımla olur Bugün Türkiye’de bölücülüğün bir yaptırımı yoktur. İstedikleri gibi sokakta Kürtçe konuşabilirler, Apo için imza toplayabilirler, büyük kentlerin varoşlarında otobüs yakabilirler. Tüm bu eylemlerin hiçbir yaptırımı yoktur. Çünkü arkalarında AB ve ABD gibi emperyalist ağaları vardır. Meclis’te temsilcileri vardır. Hükümet onların yanındadır. Öyle bir kısım Türklerin zannettiği gibi zavallı değillerdir. Cumhurbaşkanı olurlar. Başbakan olurlar. Yıllardır onların dışında biri İçişleri Bakanlığı yapamaz bu ülkede. O kadar zavallıdırlar ki, market zincirleri, lokanta zincirleri vardır. Ekonomik kaynakları vardır. Sermaye onların elinde birikmektedir. Tekstil piyasası ellerindedir, inşaat sektörü ellerindedir. Mafya babasıdırlar, kan kustururlar şehirlerde, haraç toplayabilirler, uyuşturucu satabilirler. Bunların da hiçbir yaptırımı yoktur. Bunlar eli silahsız olup da Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi yine de Kürt kalanlarıdır. Bir de eli silahlı olup dağda Türk askerine kurşun sıkanları vardır. Ama bu eylemlerinin de bir yaptırımı yoktur. Tam tersine 25 yıldır affedilirler. Tüm mesele de burada başlamaktadır. İnsanlar bir şeyi yapmaya karar verdiklerinde sonuçlarını göze alırlar. Ama artık Türkiye’de bölücülük yapmanın bir bedeli, bir yaptırımı kalmamıştır. Aksine, yaptıkları yanlarına kâr olarak kalırken, terörle mücadele etmekle yükümlü kurumlar da bir şekilde pasifleştirilmektedir. Bu kurumların görevlerini yapması engellenmektedir. Hal böyle olunca bölücülük daha da başarılı olma umudu kazanmaktadır. Türkiye bölücülükle mücadelede ABD’nin, AB’nin ve AKP’nin dayattıklarının aksini yaparak başarıya ulaşabilir. Bölücü hareketin askeri, siyasi, ideolojik ve ekonomik tüm kaynakları kurutulmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti, milletiyle ve Ordusuyla bu mücadeleye topyekûn katılarak seferber olmalıdır.
|