17.12.2007/Sayı:166
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Emin Sami Arısoy

Türk’üm; Türkçe konuşurum…

Türkiye Cumhuriyeti, yüzyılların içinden süzülerek gelen bir ordu milletin, Türklerin devletidir. Türkler nasıl bir ordu milletse, gerektiğinde ordulaşan bir milletse, Türkiye Cumhuriyeti de Türklük bilinci genlerine Ulu Önderi Mustafa Kemal Atatürk tarafından yeniden kazınmış bir halkın devleti, bir ulus (millet) devlettir.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti, Türk Milleti, Türk kültürü, Türk dili, “dahilî ve haricî bedhahların (kötülük isteyen)” her zamankinden daha büyük bir kuşatması, saldırısı altındadır. Bugün, Gazi Mustafa Kemal’in bizi yıllar önce, “Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen…” diyerek uyardığı o “bir gün”dür.

Emperyalizmin bitmeyen oyunu

Dünyamızın temel çelişki çok açıktır. Dünyamızda tarih, daha belirgin biçimiyle son beş yüzyıldır, “Batı” dediğimiz sömürücü, emperyalist (yayılmacı) devletlerin mazlum milletleri soyması, yağmalaması, sömürmesi üzerine yazılmıştır. Yüzyıllardır dünyamızın temel çelişkisini, emperyalist, haydut Batı ile yeraltı, yerüstü kaynakları, insanları, taşı toprağı onun tarafından soyulan, birikimleri, kültürü yağmalanan, -dişinden tırnağından artırdıklarıyla okuttuğu- çocukları bile onun tarafından elinden alınan, devşirilen mazlum milletler oluşturur.

Emperyalizm doymaz, doyamaz… Sömürgecinin varlığını, yaşamını, gönenç düzeyini sürdürebilmesi semirmesini, bu ise -amaca giden her yolu hak sayarak- önüne çıkacak bütün engelleri kaldırıp sömürmesini gerektirir.

Emperyalizmin önündeki en büyük engel ulus devletlerdir. Emperyalizmin günümüzdeki ağababası, uzunca bir süredir haydut başı olan, terör imparatorluğu ABD’dir. Artık son yüzyılında ilerleyen ABD ve yedeğindeki AB ülkeleri için, Ortadoğu ve Orta Asya’daki su ve enerji kaynaklarının denetimi, yönetimi, sömürüsü giderek daha yaşamsal önem ve boyutlar kazanmaktadır. Böylesi bir yaşamsal kaygıysa, bölgedeki engellerin her yol denenerek yok edilmesi amacında, “Vahşi Batı”nın iştahını kabartır. Bölgede bu amacın önündeki en büyük engel Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu ülke bir zamanlar, Batılı kan emicilerin bu uğurdaki iştahını kursağında bırakan şayak kalpaklı sarışın bir kurdun, ikinci kez Ergenekon’dan çıkardığı Türklerin atası olarak kurduğu Atatürk Türkiyesi’dir.

“Müttefik kuşatması”na hoş geldiniz!..

Öyleyse, Türkiye Cumhuriyeti ortadan kaldırılmalıdır. Ama bir ulus devleti yıkmak, yok etmek kolay değildir. Üstelik bu devlet, yüzlerce yıllık şanlı bir tarih ve büyük bir kültürle bezenmiş bir milletin çocuklarınca kurulmuşsa hiç kolay değildir. O zaman, bu devlet ve millet güçsüz kılınmalı, gücü bölünmeli, azaltılmalı; kutsal değerleri, kırmızı çizgileri tartışmaya açılmalı, aşındırılmalı, horlanmalı, yozlaştırılmalı; kimliği, benliği yaralanmalı, küçük düşürülmeli, sözde evrensel Batılı değerler benimsetilerek, öz değerlerinden uzaklaştırılarak, soğutularak soysuzlaştırılmalıdır.

Türkiye’mize böylesine saldırılması bunun içindir. Her durum fırsat bilinerek Atatürk’e, şanlı ay-yıldızımıza el uzatılması bundandır. Türkiye Cumhuriyeti’nde, Türklük yanı sıra birtakım “şişme bebek” milliyetler yaratılmaya çalışılması da asıl bu nedenledir. Ülkemizin bir etnik mozaik cenneti olduğu gevişinden, Cumhuriyet’in Tevhidi-i Tedrisat (Eğitimde Birlik) uygulamasının yok edilmesine... Görsel ve yazılı ihanet “medya”sının, Türk Milleti’ne ar damarı çatlamış “magazin” programları, çingene oyun havaları, Kürt dizileri, Kürtçe türküler(!) dayatmasından, topluma her olumsuz durumu “Ne olacak, Türk işi işte!” olarak karşılayacak bir anlayışın yerleştirilmesine… Türkleri ve Türkiye’yi aşağıladıkça yüceltilen AB yumuşatması “dönme” solcular güruhu bir hainler çevresinin, Mustafa Kemal Atatürk’ün özel yaşamına, evliliğine ilişkin, -üstelik sanki o an oradalarmış gibi- kitaplar döşenmesinden, Soros çocuklarını besleyen AB fonlarına… Yaşamımızın her anında karşımıza çıkan, çok da önemli değilmiş gibi düşündüğümüz, görüp, duyup geçtiğimiz, Türk Milleti’ni, Türkleri, Türklüğü aşağılamaya yönelik onlarca, yüzlerce durum, olay, olgu aslında kendiliğinden, rastlantısal değildir; çok büyük ölçüde, Türk Milleti’ne, Türklüğe yönelik saldırının bir parçasıdır, Türkiye Cumhuriyeti’ni güçsüz kılmak içindir.

Bu tasarlanmış kuşatmadan Türk kültürü ve Türk dili de payını alır…

Türk’ün gücü Türk kültürüdür

Toplumları millet yapan temel özelliklerin başında kültür gelir. Türk kültürü, bizi Türk Milleti yapan, Türk yapan mayamızdır. Anamızın kulağımıza söylediği ninnidir kültürümüz, anneannemizin yazmasındaki oyadır… Uçurtmamızın kuyruk püskülüdür, çelik çomak, seksek oyunumuzdur... Ayranımız, bulgur pilavımız, Dağ Başını Duman Almış marşımız, karakucak güreşimiz, bilmecemiz, masalımızdır… Ata barımızdır, uzun havamızdır… Elimizden alınarak, sanki, içimizde oluşturulmak istenen, Türk’ten çarpıtma yapay bir Kürt milliyetinin değerleriymişçesine bize dayatılmaya çalışılan Nevruz’umuza, kebabımıza, sazımıza kadar, soluduğumuz, duyumsadığımız değerlerimiz, biz “Şu Çılgın Türkler”i biz yapan mayanın binlerce temel bileşenidir.

Bilirler ki biz Türkler, Türk kültürüyle çağlayıp geldik bugünlere, onunla varolduk, onunla varız. Kültürümüz gücümüzdür, kültürümüz ayakta tutar bizi. Bayrağımızdan bayramlarımıza, yemeklerimizden ezgilerimize onunla coşarız, onunla bir oluruz sevinçte tasada, varlığımızı onunla duyumsarız. Ondandır kültür değerlerimizin sırayla saldırıya uğratılması, elimizden çalınmaya çalışılarak bir “başka şeyler” kalabalığının değerleriymiş gibi dayatılması bize.

Peki ya dilimiz, güzel Türkçemiz?

Türkçe, Türk kültürünün ana bileşenidir

Dilimiz, bizi biz yapan değerlerimizin, kültürümüzün temel taşıdır. Diller kültürlerin dışavurum ögesidir. Kültürler, ancak “dile getirilirse” biçimlenir, yaşam bulur, “dillenir”, seslenir. Türkçemiz de Türk kültürünün ana damarı, şahdamarıdır. Tarihimizi, değerlerimizi, kendimizi, gelenek göreneklerimizi Türkçemizle “dile dökeriz”; yazıya, söze dökeriz.

Dil bir milletin temel kimliğidir. Milletleri güçsüzleştirmenin bir yolu onları soymak, sömürmek, parasız pulsuz bırakmak, borçlandırıp bağımlı kılmaksa, bir yolu da kültürlerini bozmak, yozlaştırmaktır. Millet kimliğini aşındırmanın yolu kültür benliğinin yozlaştırılmasından geçer. Onun en kısa yoluysa, bir milletin dilinin bozulması, yabancılaştırılması, son çözümde elinden alınması, yok edilmesidir. Çünkü, dilini yitiren toplumlar milli benliklerini yitirir.

Türkçemiz de o nedenle büyük bir saldırı altındadır…

Türk Milleti, Türklüğünü; kültürünü ve dilini korumalı, kollamalıdır.

Binlerce yıllık bir millet olmak elbette Türkleri görkemli bir Türk kültürü içinde perçinlemiştir. Bu yüce kültürün tacıysa Türkçemizdir. Dilimiz, yüzyıllardan yüzyıllara akan seyri içinde kimi zaman Çince, Arapça, Farsça, kimi zaman Fransızca, Almanca sözcüklerin bulaşına uğramış, kimi zaman Osmanlıcanın altında görünmez olmuş, ama yaşamda kalmayı, yolunu açmayı, arınmayı bilmiştir.

Tüm bunlar Türkçemizin gücünü gösterir. Türk dili yapısı sağlam, dağarı dolu, çağına ayak uydurma, yapısını koruma düzenekleri olan varsıl bir dildir. Ama, dillerin de zor zamanları olur, bu zor dönemlerde korunup kollanmaları gerekir. Türkçemiz bugün, “içine doğduğumuz ikinci vatanımız” olmasıyla kıvanç duyduğumuz, biliyor, konuşuyor olmaktan övündüğümüz büyük bir dilse, bunda Cumhuriyetimizin Dil Devrimi’nin koruyucu ve kollayıcılığının payı unutulmasa gerektir…

Türkçemiz de emperyalizmin küresel saldırısı altında…

Küresel sömürü düzeninin kan emicileri, mazlum milletleri ‘yok etmek’ istiyor: ABD ve AB, bu bölgede, Balkanlar, Karadeniz, Kafkaslar, Orta Asya, Ortadoğu ve Akdeniz’e uzanan bir tarihsel coğrafya üzerinde, çıkarları için en büyük engel olarak gördüğü Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmek istiyor. Bu amacın bir yolu da Türkçemize saldırıdan geçmektedir.

Diğer birçok ulus devletin dili gibi, bugün Türk dili de, başta -ABD’nin anaç milleti İngilizlerin kitaplarında bile ‘İngilizceden yozlaşmış’ olarak tanımlanan- Amerikanca olmak üzere, batılı ülke dillerinin saldırısı altındadır. Küreselleşen iletişim ağlarının da kolaylaştırmasıyla, kiminin Türkçemizde çok uygun karşılığı da varolan birçok yabancı sözcük, dilimize özenle ya da bilinçsizce sokuşturulmaktadır. Yabancı dillerdeki bin bir sözcüğün, satılmış ‘medya’nın yayın organlarında cirit atmasını anlamak kolaydır. Dergilerin adlarının Aksiyon, Tempo, Aktüel, gazetelerin adlarının Radikal, Star, televizyonların adlarının Show, Star, radyoların adlarının Best FM, Power FM ve benzerleri olmasını anlamak kolaydır…

Tüm bunlar, ülkemize ilişkin bir gelecek tasarımının özenle düzenlenmiş, ardından da özentiyle ve bilinçsizse uygulanmış ürünleridir. O nedenle, bugün ‘blue jean’ giyiyor, ‘fast food’ atıştırıyor, ‘brunch’a gidiyoruz; çocuklarımıza ‘popcorn’ alıyoruz patlamış mısır yerine. Yine aynı nedenle, yan yana yazdığımız TV harflerini ‘ti-vi’, FM’yi ‘ef-em’, CD’yi ‘si-di’ olarak söylemek rahatsız etmiyor bizi; ‘Turkcell’i ‘Türksel’, ‘coca cola’yı ‘koka kola’ diye okuyoruz yıllardır zaten.

Çoğu kentimizdeki binlerce işyeri, onlarca ürünümüz Türkçe adını çoktan yitirdi. Bakkallarımızın ‘market’, berberlerimizin ‘kuaför’ olması bile ‘milenyum’ öncesinde tamamlandı. Köşe başındaki ‘Üç Yıldız Kuru Temizleme’nin yerini çoktan ‘three star’ bir şeyin aldığını biliyoruz, o şeyin ne olduğunu anlayamasak da umursamıyoruz bile. Dilimizin özenle ve bilinçsizce yozlaştırılması süreci sözcüklerimize atladı artık; ‘borekchi’ ve ‘donerchi’lerden sonra, sıra elbet bir yolu bulunup köftecilere de gelecek.

Daktilolarımızdaki, bilgisayarlarımızdaki, o bize özgü ‘F klavye’ ile yazabilmeyi kaçımız becerebiliyor şimdi? Ya yabancı dillerdeki ‘w’ harfinin Türkçe’de ‘çift ve’ adını taşıdığını kaç çocuğumuz biliyor?

Dilimiz içine doğduğumuz ikinci vatanımızdır; sınırlarında nöbet tutmalıyız

Elbette büyük diller yama tutmaz, içine katılan yabancıları ayıklar, arınır, durulur, akar gider. Ama, diller de yaralanır; iyileşmeleri uzun zaman ve çaba gerektirebilir.

Dilimiz, ilk sözcükleri, anamızın babamızın kulağımıza, yüreğimize armağanı olan kültür beşiğimizdir. Vatanımızın üstüne, dilimizin içine doğarız. Dilimiz bizi biz yapar, kültürümüzün dokusu olarak sarıp sarmalar bizi. Ona bir şey olursa korunamayız, açıkta kalırız, kimliğimiz hastalanır, ruhumuz üşür, onu yitirirsek yaşayamayız.

Yurdumuzun sınırlarını beklediğimiz gibi, dilimizin sınırlarında da nöbetler tutmalıyız. Bizim olmayan yabancı sözcüklerin dilimize girmesine engel olmalıyız, karışmasına karşı durmalıyız. Dilimizin, sözcüklerimizin yapısının bozulmasını önlemeliyiz. Yabancı sözcükler kullanarak konuşanları, yazanları uyarmalıyız. Türkçe yazılarında x, w, q harflerini kullananlara, bu harflerin Türk abecesinin kaçıncı harfleri olduğunu sormalıyız!.. ‘F’ klavyemize sahip çıkmalıyız…

Çocuklarımıza Türkçe adlar, Türk adları koymalıyız. Yabancı sözcükleri dilimizden söküp atmalı, yerlerine Türkçe sözcükler kullanmalıyız. Sözcüklerimize, vurgularımıza özen göstererek, yalın bir dille yazıp konuşmalıyız. Türkçemizin yazım kurallarını iyi öğrenmeli, özenle uygulamalıyız.

Büyük bir dilin çocukları olduğumuzu unutmamalıyız. Dilimiz Türk benliğimizin kimlik belgesidir. Türkçe konuşuruz, Türk’üz çünkü…

Türk’üz; Türkçe konuşuruz…


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe