10.12.2007/Sayı:165
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Eser Özaltındere

Roth'dan Büyükanıt'a DTP eleştirisi
Bu Alman, açık bir şekilde ve Türkiye’nin göbeğinde, DTP gibi Kürtçü bir partinin Kürtçü söylemlerini aklama bağlamında Türkiye Cumhuriyeti’nin Genelkurmay Başkanı’na posta koyma hakkını kendisinde bulabiliyor. Resmi makamlar da buna, “Sen kimsin ki, Türkiye sınırları içerisinde, Türkiye Genel kurmay Başkanı hakkında böyle konuşabiliyor ve Türkiye’nin içişlerine karışabiliyorsun. Git ne konuşacaksan Avrupa Parlamentosu’nda veya Almanya’da konuş” diyemiyorlar. Ne yazık ki bu makamlar, tüm bu söylemleri sineye çekerek, tipik bir koloni ülkesi olma onursuzluğuna çanak tutmuş oluyorlar.

Lagendijk'ten tarihi itiraf: PKK için saçmaladık
Bu kepçe kulağın bir de şu söylemi var; “…PKK’nın bu çözümle ilgili olmadığı anlaşılıyormuş...” Gelinen bu noktada dahi, DTP’nin PKK ile arasına sadece mesafe koymasından ve PKK’ya karşı daha kuvvetli ifadeler kullanmasından bahsediliyor. Kendileri PKK’yı terör örgütü olarak kabul ettikleri halde, DTP den bunu yapmasını istemiyorlar. Kısacası, bunlardan insanlık tarihi boyunca adam olmadığı gibi yine adam olmayacağı bir kez daha ortaya çıkıyor. Şu çok iyi bilinmelidir: DTP onların cephe gerisine atılmış bir komando birliğidir. Tabii ki onu koruyacaklardır. Tabii ki onun Parlamento’dan çıkmaması için ellerinden gelen her şeyi yapacaklar.

DTP, Kürtçüler ve Karen Fogg çömezleri

Claudia Roth canı sıkıldıkça
Türkiye’ye geliyor

Sömürgeci güçler kısa bir sessizlik sürecinden sonra yeniden atağa kalktılar.

Sessizliklerinin nedeni genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimleriydi. Her iki seçimde de tarafgirliklerini çok net bir şekilde ortaya koymuşlar ve kendilerinin emrinde olan işbirlikçi güçlerle amaçlarına ulaşarak iktidara istedikleri partiyi ve Cumhurbaşkanı’nı taşımışlardı.

Bu kadar dinlenme yeterdi ve meydanı fazla boş bırakmaya gelmezdi. Nitekim, yola bıraktıkları yerden aynı hızla devam ediyorlar. Bu konu ile ilgili birkaç örnekten bahsetmek iyi olacak.

Biliyorsunuz başımızın belalısı bir Claudia Roth var. Almanya’da yapacak başka işi olmadığı için, canı sıkıldıkça Türkiye’ye geliyor ve Türkiye’yi terbiye edici bazı açıklamalar yaparak deşarj oluyor. Bu sayede de, politikacı olduğunun farkına varıyor. Aynı “Kızıl Dany” gibi…

Ayrıca bu bayanın Ayvaz Gökdemir ile geçmişte (çok özür dileyerek ve affınıza sığınarak söylüyorum) bir “orospu” polemiği olmuş ve Gökdemir tazminat ödemeye mahkum edilmişti. İşte bu “tazminatçı” Alman, Türkiye’yi mesken tuttuğu ve şöhret budalası olduğu için 2 Ekim’de yine Türkiye’ye gelmiş ve Alman Konsolosluğu’nda bir basın toplantısı düzenlemişti. Şöhret budalası olduğu için diyorum, çünkü bunların Almanya basınında adı sanı pek geçmez. O yüzden, bu yeşili çok seven mebus, egosu depreştiği zamanlarda atlar Türkiye’ye gelir. Gelirken de, (şöhret olacak ya!) zaman zaman saç kesimini veya saç rengini değiştirmeyi de ihmal etmez. Geldikten sonra da bir-iki bıçkın laf etti mi, hemen Hürriyet’in baş sayfasında boy gösterir. Yine öyle olmuş ve Hürriyet’in baş sayfasındaki rezerve yerine oturmuştu.

Dikkat edilirse, bu Alman milletvekili, Türkiye’ye geldiği zaman basın toplantısını Alman Konsolosluğu’nun korumasında yapıyor ve her zamanki terbiyeci edasıyla fetvalar yayınlıyor. Burada, DTP’nin tepki çeken Kürtçü söylemleriyle ilgili bir soruya karşılık, DTP’ye arka çıkma adına, Türkiye Cumhuriyeti’nin Genelkurmay Başkanı’nı, hem de ukalâ bir tavırla eleştirmeye cesaret edebiliyor. Büyükanıt ile ilgili şu cümledeki kendini beğenmişliğe bir bakın:

“Demokratik yollarla seçilmiş olan politikacıları Meclis’ten kovma girişiminde bulunduğunu görüyorum.”

Bu Alman, açık bir şekilde ve Türkiye’nin göbeğinde, DTP gibi Kürtçü bir partinin Kürtçü söylemlerini aklama bağlamında Türkiye Cumhuriyeti’nin Genel Kurmay Başkanı’na posta koyma hakkını kendisinde bulabiliyor. Resmi makamlar da buna, “Sen kimsin ki, Türkiye sınırları içerisinde, Türkiye Genel Kurmay Başkanı hakkında böyle konuşabiliyor ve Türkiye’nin içişlerine karışabiliyorsun. Git ne konuşacaksan Avrupa Parlamentosu’nda veya Almanya’da konuş” diyemiyorlar. Ne yazık ki bu makamlar, tüm bu söylemleri sineye çekerek, tipik bir koloni ülkesi olma onursuzluğuna çanak tutmuş oluyorlar.

Sömürgeciler basın toplantısı bile düzenliyor

Bu “tazminatçı”nın o tarihte yaptığı basın toplantısında ifade ettiği bazı görüşleri de, sömürgecilerin bilinen ve gerçek niyetlerini ortaya koyan nitelikteydi. Bu militan her zamanki gibi yine, “DTP ile PKK’yı aynı kefede değerlendirmeyin” demişti. Tabii ki, DTP’nin PKK ile organik bağının ve onun siyasal bir örgütü olduğunun kuşku götürmez bir şekilde ortada olmasına karşılık, hâlâ bu söylemlere yapışılıp kalınması, onların bölücü niyetlerinin ve bu konuda DTP’nin kullanılmakta olduğunun en güzel kanıtıydı. Bu hatun kişi aynı toplantıda (beklenildiği üzere) 301’in kaldırılmasını da dile getirmişti. Sömürgeci politikacılar basın toplantısı yapar da, 301’den bahsedilmemesi hiç olur muydu? Buradaki sömürgeci amaç da çok açıktı: 301 kalksın ki, tüm bölücü propaganda Anayasal güvence altında özgürlüğe kavuşabilsin... Bu arada, “Ne demekmiş türban yasağı? Yasak insanların kafalarının içerisindedir” anlamına gelecek bazı sözler sarf ederek AKP’yi de okşamadan edememişti. Ama öyle bir cümle kullanmıştı ki, bunun yorumlanmasıyla ortaya çıkan gerçek son derece çarpıcıydı. Bu cümle şuydu: “DTP’nin Türkiye’de önemli bir role sahip olabileceğini düşünüyorum, AK Parti’nin de seçimlerde ‘Kürt bölgelerinde’ kazandığı başarı, bu gelişmelerin Meclis’te daha iyi bir işbirliği olabileceğinin işaretidir...” Bir kere ne demektir “Kürt bölgesi”?... Türkiye’de Laz, Boşnak, Çerkez vs. bölgeleri mi var?... Burada Claudia Roth “Kürdistan” dememiş de, “Kürt bölgesi” demiş. Aralarında sadece ifade farkı var. Çünkü her iki söylemde de, Türkiye’nin Misak-ı Milli sınırları içerisindeki sadece Kürtlere ait olan sözde “özel” bir bölgesinden bahsediliyor. Ayrıca da, o bölgeden seçilmiş olan AKP’li Kürt kökenli milletvekilleriyle DTP’lilerin işbirliğinin yararlı olacağı dile getiriliyor. Bu çok açık bir şekilde, “Kürt bölgesi” denilen bir bölgeden çıkmış tüm Kürt kökenli milletvekillerinin birlikte hareket ederek, o özel “Kürt Bölgesi” ile ilgili olarak önemli kazanımlar elde edebileceklerine yönelik bir dayanışma çağrısından başka bir şey değildir. Ve o dayanışmadan büyük bir memnuniyet duyulacağı ifade edilmektedir.

Yeşil Elmacılar iyice pervasızlaştı

Nitekim yine yakınlarda, Sevahir Bayındır mıdır nedir(!), bir Kürtçü milletvekili de, AKP örgütünün tüm Kürt kökenlilerinin kendilerine katılması çağrısında bulunmuştu. Esasında, her iki dayanışma talebinin sonuçları aynı noktaya çıkmaktadır. Çünkü iki söylem de, ister “Kürdistan” isterse “Kürt bölgesi” densin, tüm Kürt kökenli siyasetçilerin bütünleşerek o özel “Kürt bölgesini” ve dolayısıyla o özel bölgedeki “farklı bir kökene sahip halkı” temsil edecek Kürt Milliyetçi Bloku’nun oluşturulması doğrultusunda anlamlar içermektedir. İşin içerisine 301’i de sokarsanız, karşınıza “Özerk Kürt Bölgesi”nin gerçekleştirilmesine yönelik uzun soluklu hedef çıkar. İşte Türkiye’nin göbeğinde, Alman Konsolosluğu’nun korumasında Türkiye’nin içişlerine karışma cüreti gösteren Roth denilen yeşil elma mensubunun dilinin altındaki bakla budur.

Yine, kırmızı bültenle aranan PKK’lıların iadesiyle ilgili açıklamalarda bulunan Alman Büyükelçisi, DTP ilgili bir soruya, “DTP ile PKK’yı karıştırmayın” ya da “DTP’nin bölgede yapıcı bir rolü bulunmaktadır” gibilerinden bir yanıtla karşılık verirken, bunların Claudia Roth’un söylemleriyle nasıl paralellik gösterdiğini gözden kaçırmamak gerekiyor.

DTP sempatisi yanında, yıllardır bir sürü kıytırık bahaneyle PKK’lıların ve Kürtçülerin Almanya’daki faaliyetlerine izin verilmesini, korunmalarını ve desteklenmelerini, ayrıca da menfur bir cinayete kurban giden Hablemitoğlu’nun ortaya koyduğu biçimiyle Alman vakıflarının Türkiye’de yediği haltları, uzun yıllar PKK’lılara hizmet veren Alman hemşirelerini vb. alt alta sıraladığımızda, Almanya’nın demokrasi çığırtkanlığının arkasındaki çirkin sömürgeci yüzünü çok daha iyi görebiliriz. O yüzden, şöhret budalası Claudia Roth ile Kızıl Dany gibilerini iyi tanımamız ve onları iyi okumamız gerekiyor.

Habere göre, Kızıl Dany DTP’yi Meclis’te ziyaret etmiş (zaten taşeronları dışında başka partiyi ziyaret etmezler). Ve demiş ki: “AB’ye girince eşcinsel belediye başkanına da hazır olun!” Aman ne kadar komik! Haydin hep beraber gülelim: Hah hah haaaa!... Murathan Mungan da hemen atlamış ve “Ben adayım” demiş!... Hah hah haaa... Al sana çok komik bir espri daha!... Bence o toplantıda Osman Baydemir de bulunmalıydı. Sanıyorum o da o ortama çok yakışırdı.

Sanki her işimiz bitti de, sıra eşcinsel belediye başkanına geldi! Hem de İstanbul Belediye Başkanlığı örnek gösterilerek... Kadir Topbaş bu haberi okudu mu çok merak ediyorum!

Ama biliyorsunuz, Kızıl Dany bizim için çok önemlidir. O bizim öğretmenimizdir ve o ne diyorsa doğru olan o’dur! Vay benim Türkiye’m vay! Seni bu hale getirenler utansınlar!...

Bir diğer örnek de, Türkiye-AB Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı kepçe kulak Lagendijk’le ilgilidir. Bu zâtın 23 Kasım’da TBMM’de yaptığı bir toplantıya değinen gazete haberi şöyledir:

“AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk ilk kez şehit aileleriyle bir araya geldi... Görüşmede Lagendijk, şehit ailelerinin sitem dolu sözlerine yanıt verirken zorlandı... Heyet Başkanı Hamit Köse, Lagendijk’e ‘Eğer derneğimize gelseydiniz, şehit verdiğimiz yüzlerce gencin, evladımızın duvarlarımızda bulunan resimlerini görecek ve bir şehit evinde neler hissedildiğini yaşayacaktınız. Yine de terör başladıktan 20 sene ve 30 bin insanı şehit verdikten sonra sizinle görüşmekten memnunuz’ dedi. Köse devamla, ‘Sık sık gittiğiniz Diyarbakır’da, görüştüğünüz malum kişiler dışında, bizimle görüşmüş olmanız da bir kazançtır. Siz vatan görevi için askere yolladığı evladını, bayrağa sarılı tabutuyla karşılamanın ne demek olduğunu bilir misiniz’ diye sitem etti...”

Bakınız bu ar damarı çatlamış AB yetkilisi, yirmi yıldır verilen binlerce şehidimizi temsilen bir heyeti ilk kez kabul ediyor. Ayrıca, bunu TBMM’de gerçekleştiriyor. Yani onları derneklerinde ziyaret etme inceliğini dahi göstermiyor. Her geldiklerinde koşa koşa TBMM’ye gidip DTP’lilerle görüşen,daha sonra koşa koşa Diyarbakır’a geçip Osman Baydemir tarafından ağırlanan,yine koşa koşa Orhan Pamuk’un mahkemesine katılan,onu evinde ziyaret eden, koşa koşa Hrant Dink’in cenazesinde boy gösteren, bir koloni valisi gösterişiyle tekrar tekrar Sorosçu kukla sivil toplum örgütleriyle ve üç-beş adet aydın müsveddesiyle toplantılar düzenleyerek verdikleri beyanatlarla Türkiye Cumhuriyeti’nin onurunu ayaklar altına almaktan çekinmeyen bu sömürgeci artıklarının sözcüsü,ne yazık ki bu vatan için canlarını vermiş gencecik insanlarımızın temsilcilerini ilk kez kabul edip onların ansiklopedilere sığmayacak duygularını sınırlı dakikalar içerisinde laf olsun diye dinliyor ve yarım ağızla üzüntülerini dile getiriyor.Arkasından da bu sömürgeci bürokratı,yine aynı gazete haberine göre, “35 bin insan öldükten sonra mı PKK’yı terör örgütü kabul etme noktasına geldiniz?” sorusunu da içeren yanıtları, “AB’nin yaklaşımlarında küresel gelişmeler etkili oldu. 11 Eylül gibi. Terör olayının o kadar uzak olmadığını, kendi mahallemizi de vurabileceğini gösterdi. Sonra Güneydoğu Anadolu’da önemli adımlar atıldı. DTP Meclis’e girdi... DTP’nin Parlamento’da olması çözüm umudu oldu. PKK’nın bu çözümle ilgili olmadığı anlaşılıyor... DTP’nin Parlamento’dan çıkarılmasını istiyor olabilirler. Türkiye bu tuzağa düşmemeli... DTP’ye de PKK ile arasına mesafe koyması, bugüne kadar olduğundan daha net bir şekilde yaklaşımını ifade etmesi çağrısı yapıldı. PKK’ya karşı daha kuvvetli ifadeler kullanması istendi” şeklinde özetleniyor.

11 Eylül’den sonra mı terörü fark ettiniz?

Baştan aşağı rezalet bir açıklama. Bu sömürgeci sözcüsüne göre, terör onlar için var olduğu sürece terördür. Onlara dokunmuyorsa terör değildir. Yani bu kepçe kulak, ancak 11 Eylül olduktan sonra 35 bin insanımızın terör yüzünden hayatını kaybettiğini fark ettiklerini itiraf ediyor. Görüldüğü gibi, bu çirkin sömürge memurları, sömürgeci ruhlarının merkezindeki bencilliklerini kendi ağızlarıyla kusuyorlar. Bir de şu söylem var; “…PKK’nın bu çözümle ilgili olmadığı anlaşılıyormuş...” Yani PKK’nın çözümle ilgili olmadığına uzun araştırmalardan sonra ve daha yeni karar verilmiş. İma edilen o ki, bu konu; 35 bin insan ölmesine karşın 11 Eylül olmasaymış hâlâ daha anlaşılamayacakmış. Burada bile PKK’nın çözümle ilgili olmadığına yönelik mışlı muşlu ifadelerin dışında net ve kesin bir vurgu yok. Gelinen bu noktada dahi, DTP’nin PKK ile arasına sadece mesafe koymasından ve PKK’ya karşı daha kuvvetli ifadeler kullanmasından bahsediliyor. Kendileri PKK’yı terör örgütü olarak kabul ettikleri halde, DTP den bunu yapmasını istemiyorlar. Kısacası, bunlardan insanlık tarihi boyunca adam olmadığı gibi yine adam olmayacağı bir kez daha ortaya çıkıyor. Şu çok iyi bilinmelidir: DTP onların cephe gerisine atılmış bir komando birliğidir. Tabii ki onu koruyacaklardır. Tabii ki onun Parlamento’dan çıkmaması için e-llerinden gelen her şeyi yapacaklar. Geçmişte Leyla Zana’yı, Osman Baydemir’i davet ettikleri gibi, şimdi de kaçak Nurettin Demirtaş’ı, Avrupa Parlamentosu’na davet edecekler, onları Türkiye içerisindeki özerk bir “Kürt bölgesi”nin temsilcileri olarak kabul ve lanse edip meşrulaştıracaklar, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile ilgili olarak onları muhatap alacaklar ve DTP’nin PKK ile organik bağını saklayabilmek için her yolu deneyeceklerdir. Onlar için Türkiye yoktur. Sadece ve sadece “Kürt bölgesi” olarak kabul ettikleri Güneydoğu Anadolu ve DTP vardır. Bunun nedeni de çok açıktır. Geçmişte Ermeniler adına kolonize etmek istedikleri o bölgeyi, bugün taşeronları olan Kürtçüleri kullanarak ele geçirmeye karar vermişlerdir.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe