10.12.2007/Sayı:165
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Hakkı Koca

Hain kurşun

Bütün gece gene sıcak ve bunaltıcı geçmişti. Güneşin ilk ışıkları koğuşun içine aydınlık vermeye başladığı zaman, yarı uykulu bir halde yataktan kalkıp pencereye doğru yöneldim. Gözlerimin kamaşmasına aldırmayarak caddeye doğru baktım. Belli olmuştu; cehennem sıcağı bir gün bizi bütün ihtişamıyla karşılıyordu. Sıkıntılı bir halde giyinip sabah temizliğinden sonra yemekhaneye indim. Kimi arkadaşlar kahvaltılarını yapıyor, bazıları aralarında şakalaşarak sohbet ediyorlardı. Herkesi selamladıktan sonra mutfağın içine doğru yöneldim.

- Günaydın Cengiz, ne haber?

- Ooo, devrem günaydın. Gene geç kalkmışsın.

- Ne yapayım, dün gece genel merkezden çok önemli mesajlar geldi. Onları çevirip tüm mıntıkalara haber olarak geçtim.

- Yapma yahu neler oluyor?

- Devrem be sonra anlatırım. Bir şeyler atıştırıp odama çıkmam gerekiyor. Birazdan komutan gelir; dosyayı hazırlamam gerek.

Hava iyice bunaltmaya başladı. Zaman bugün zor geçiyor. Akşam biraz olsun serinlik çıkar umuduyla pencereleri sonuna kadar açtım. Hafifçe pencereden dışarıya eğilerek kaymakamlığın göründüğü sokağa doğru baktım.

Sonra kendi kendime söylenerek;

- Az kaldı be! Aralık ayında bitecek. Yılbaşında İstanbul’da olacağım biraz sabret. Ömerli günleri, İstanbul özlemleri son bulacak. Belki de Ömerli’de geçirdiğin saatleri, günleri gülümseyerek anacaksın. Belki de...

Ömerli, Mardin ili ile Midyat ilçesi arasında, vatanımızın Güneydoğu’sunda İpek Yolu üzerinde küçük bir ilçe. Yol boyuna paralel tipik Güneydoğu evleriyle şirin, pek konuşmayan insanlarıyla sesiz. Biraz da ürkütücü...

Ürkütücü 1985 yılının 3 Ağustos günü akşam serinliği henüz çıktı. Bunaltıcı hava artık daha az hissediliyor. Saat 21.00’a doğru haber alma merkezine çıktım. Alt devre Bursalı Saadetin de tek başına oturuyor, bir yandan şifreleri çözüyordu. Ona gidip biraz dinlenmesini söyledim. Yan odada Muğlalı Hidayet Çavuş Ömerli İlçe Jandarma Karakolu’nun nöbet çizelgesini hazırlamakla meşgulken, ben de haber merkezinin kapısını açıp dışarıya çıkmadan Hidayet Çavuş’la laflamaya başladım. Ne olur ne olmaz diye el telsizini yanıma almıştım.

- Hidayet, az kaldı değil mi devrem?

- Öyle ya Hakkı. Günler zor da olsa bitiyor. Hayırlısı ile evlerimize dönebilsek. Ortalık iyiden iyiye karışmaya devam ediyor. Bu hainler her gün yeni bir olay yaratıyorlar.

- Haklısın... Bir sürü haber geldi gene bu gece. Mıntıkalara mesaj çekeceğim. Sabah yemekhaneci Cengiz de sorup duruyordu. Aceleden konuşamadık.

- Hakkı ya, Cengiz’in bir ay önce kızı olmuştu biliyorsun. Dün mektubu geldi; kızının resmi de var. Öpüp öpüp bizlere gösterdi. Çok sevinmiş. Allah bağışlasın.

- Çok sevindim. Gece geç yattım. Yoğunduk; koğuşa geldiğimde herkes uyuyordu. Ben göremedim.

Bir an gözüm saate ilişti. Hayret, nasıl da zaman geçmişti? Saat 22:00’ı gösteriyordu.

Hidayet Çavuş’a ne zaman işin bitecek diye soru sormaya hazırlanırken, şiddetli bir patlamanın ardından pencere camlarının kırılması ile kendimizi yerde bulduk. Ardından kulakları sağır eden makineli tüfek sesleri ortalığı inletmeye başladı. Karakol Nöbetçi Astsubayı Ali Rıza Üstçavuş bağırarak odasından dışarıya fırladı:

- Baskın! Basıldık, herkes savunma düzenine geçsin!

Ortalık karmakarışıktı. Ardından çok şiddetli bir patlama daha duyuldu. O an bahçedeki toprağın yerinden kalktığını görür gibi oldum. Hemen telsizden Mardin İl Jandarma Alayı’na çağrı yaptım. Kod isim kullanmadan Ömerli baskınını haber verdim. Makineli tüfek sesleri her geçen saniye daha da artıyordu. Sürünerek koğuşa kadar gittim. Koğuşta bulunan bütün askerler, dışardan gelen yoğun ateşe aynı şekilde karşılık veriyorlardı. Ranzamda asılı G-3 piyade tüfeğini alarak sürüne sürüne haber merkezine geldim.

20-25 dakikadır çatışma devam ediyordu. Karakol binasının çatı katında kamufle edilerek gizlenmiş bulunan MG-3 ağır makineli tüfek cayır cayır ötüyordu. Sesi diğer silahlardan ayrılıyordu. Belki de MG-3’ün sayesinde binaya yaklaşamıyorlardı. Giriş katından bağrışmalar geldi. Merdivenlerden yukarı, 5-6 asker kucaklarında yaralı bir arkadaşımızı getiriyorlardı. “Hakkı Abi! Cengiz vuruldu, çok kötü durumda. Burası savunmaya en elverişli yer” diyerek odaya girdiler.

Cengiz kendinde değildi. Eğildim, yüzüne baktım. Nefes almıyordu. Hain bölücü kurşun sol boşluğundan girmiş, beline yakın kısmından çıkıp gitmişti. Arkası paramparçaydı. Çıldırmış gibiydim. “Cengiz! Cengiz’im! Devrem!” diye bağırdım. Sesi çıkmadı. Duyulan sadece makineli tüfek sesleri ve bağrışmalardı. Dayandık... Yaklaşık bir saat süren çatışma, Midyat’taki taburdan gelen komando birliklerinin yardımıyla son bulmuştu. Hain bölücü eşkıyalar karanlıktan faydalanarak kaçmışlardı.

Ben Cengiz’in başında oracıkta kalakaldım. Cengiz en yüce mertebeye ulaşmış, şehit olmuştu. Tek kaybımız Cengiz’di. Yedi-sekiz arkadaş da yaralıydı.

Cengiz’i hemen aşağıya indirdik. Ambulansa koyarken, elim, yakası açık üniformasından içeri girdi. O an elime bir kağıt parçası takıldı. Çektim dışarıya, çıkardım. Kanlanmış bir mektup zarfıydı. İçinde, Cengiz’in karısından gelen mektup ve hiç görmediği, artık göremeyeceği bir aylık kızının siyah-beyaz resmi vardı.

Şehit arkadaşımızın naşını memleketi Manisa’nın Salihli ilçesine uğurlarken naşı başında sırayla hazır ola geçtik. 10-15 dakika süren bekleyişte düşüncelerim o kadar hızlı aktı ki, şimdi bile yıllar geçmesine rağmen hatırlıyorum. Al bayrağa sarılı naşın önünde kendimle de acımasızca yüzleştim.

Biz değil miydik...? Ben değil miydim bir Türk olarak 1980 yıllarda devrimci mücadele içinde “halkların kardeşliği”ni savunan, “Kürdistan’a özgürlük!” diye sloganlar atan, “yarı sömürge” tezleriyle ortalığı kasıp kavuran? Evet, bendim Türk Ordusu’nun işgalci olduğunu savunan. Düşündükçe kendimden utandım. Gözyaşlarımı, Cengiz’imin boşluğa bakan gözleri aklıma gelince tutamadım.

“Geleceğim,geleceğim ya

Ne zaman mı? Birazdan.

Bak akşam iniyor buraya

Siyaha kesecek Ömerli az sonra.

Az kaldı yakındır.

Birazdan ellerinde, gözlerindeyim.

Sarı ışıkların hülyasında

Ta ki nöbetim bitene kadar seninleyim

Geleceğim geleceğim ya

Ama sen göremiyeceksin………”

(M. Arslan)

Aralık ayının son günlerinde terhis olup İstanbul’a, sevdiklerime kavuştum. Birçok arkadaşım da sevdiklerine kavuştular; ama hep buruk kaldık, hep içimiz acıdı. Tamı tamamına 22 yıl geçti. Gene bir Aralık ayı ve gene bir yeni yıl özlemi ve gene yüreğimin acısı.

Yirmi beş yıldır yürek acıları durmadı. Binlerce yiğit Mehmetçiğimiz, bölücü-faşist PKK’lılar tarafından hain pusularda şehit edildi. Hain saldırılar her geçen gün artıyor. ABD ve AB desteği artık pervazsızca yapılıyor. İçimizdeki vatan hainleri de boş durmuyor. Ekonomik olarak güçlenip PKK’yı paraya boğuyorlar.

Önemli şehir merkezlerini ele geçirmek için her türlü kirli işleri organize ediyorlar. Neredeyse tüm ekonomiyi kontrol eder hale gelmişler. İstila ediyorlar!

Bu istilaya karşı şanlı bir direniş başlatan TÜRKSOLU gazetesi ve Milli Mücadele Derneği’ni tahrikçilikle suçlayıp, medyalarında utanmadan saldırıyorlar.

İstilaya karşı ne diyor TÜRKSOLU gazetesi, hangi başlıkla çıkıyor: “Alışverişimi Türk’ten Yapıyorum, Param PKK’ya Gitmiyor” Yalan mı ?

“Yanlış yerlerden” yapılan alışverişlerde harcanan paraların yarısı PKK’ya silah ve mermi olarak gidiyor. O mermiler gün gelince Cengiz’im gibi binlerce vatan evladına haince sıkılıyor.

Artık oturup düşünme zamanı değil. Artık eylem zamanı. Yıllardır duygusal davrandık. Kardeşliği hep bizden beklediler. Uyanın! Açıkçası kandırıldık.

Analar, babalar, eşler, çocuklar artık gözü yaşlı şehit cenazelerini beklemesinler.

Sıra bizde! PKK’nın can damarlarından birini kesmek için TÜRKSOLU ve Milli Mücadele Derneği’nin şanlı direnişine destek vermemiz gerekiyor. Tüm Türklerin bu kampanyaya katılması, vatan savunması kadar kutsaldır.

Haydi!!! Hep birlikte.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe