| Celal İmren |
“Kağıttan kaplan”a
PKK’yı MİT’in kurdurduğunu iddia eden ve binlerce Türk’ün katili Apo’yu Bekaa’da ziyaret edip çiçek verme bahtiyarlığına (!) nail olan Doğu Perinçek’in “Türk-Kürt” kardeşliği masalı müritlerini uyutadursun... Doğu Perinçek’in söyleminden de yararlanarak “Türkler-Kürtler kardeştir” çığlıkları atan entel-dantel aydınlar, liboşlar, demokrasi havarileri ulus devlet açısından günümüzün en büyük tehlikesi olan Kürt istilasını perdelemek için yırtınsınlar... ABD ve Kürtler “hepimiz kardeşiz” edebiyatının gerçeküstü akımın eseri olduğunu gözümüzü oya oya anlatıyorlar. Ancak, Türk’ün düşmanı, Kürdün dostları azılı bir Kürt-İslamcıdan demokrasi kahramanları yaratmaya çalışıyorlar. Bu kahramanlardan biri, Şeyh Sait’in torunu Abdülmelik Fırat. Barzani aşiretiyle akrabalık ilişkileri olan azılı bir tarikatçı ve aşiret mensubu bir Türk düşmanı olan bu adam bugünlerde vitrinde... Döneklerden liboşlara; liboşlardan eski tüfeklere uzanan bir ihanet silsilesindeki insan müsvettelerinden alıntılar: Ahmet Altan: “Abdülmelik Fırat daima barışı desteklemiş, genç yaşından itibaren Parlamento’da görev yapmış, Türkiye’yi yöneten dörtyüz elli kişinin arasına girmiş (TÜRKSOLU’nun notu: Fırat’ın yaşı 7 yıl büyütülmüştür) her zaman kardeşliği ve demokrasiyi savunmuş, bu ülkenin ve Kürt halkının sembollerinden olmuş bir isim.” Cengiz Çandar: “Abdülmelik Fırat, bu toprakların en köklü ailelerinden (TÜRKSOLU’nun notu: Bu aile Şeyh Sait ailesidir) bugüne uzanan bir bilgi ve irfan dalıdır. Oturuşu, kalkışı, duruşu, davranışıyla o bir beydir. Melik Bey...” Fehmi Koru: “Tanıyanlar biliyor. Çileli bir aileden gelen Abdülmelik Fırat (TÜRKSOLU’nun notu: Çileli aile Said-i Kürdi ailesidir) kültürlü bir insan; barıştan, hoşgörüden ve kardeşlikten yana...” Gülay Göktürk: “Köklerini bu toprakların çok derinlerine salmış olmanın soyluluğu, medrese kültüründen süzüp gelen bilgeliğiyle küçük hesapların ve küçük adamların çok uzağında bir yerdedir Abdülmelik Fırat.” Hasan Cemal: “Abdülmelik Fırat’ı 1980’li yıllarda rahmetli Uğur Mumcu tanıtmıştı bana. Cumhuriyet’te bir süre sohbet etmiştik. Kürt sorunuyla ilgili gerçekçi, serinkanlı tespitleri var (...) Sürgün ve hapislik yılları toplam on yedi. Yani arkasında çileli bir yaşam bırakmış.” Reha Mağden: “Bir İslam bilgini kadar vukuf sahibi. Bir Yezidî hırsıyla Kürt tarihi uzmanı olmuş. Bir bakan kadar devlet mahfilinin umûruna aşina. Sabık bir kral gibi sürgünlere gitti. Şehirlerden ayrılamazsın da dediler, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde davetlere de çağırdılar.” Mehmet Ali Birand: “Abdülmelik Fırat Kürt sorununun çözümü için çok önemli ve ağırlıklı bir insan. Bunu herkes biliyor. El üstünde taşınıp görüşlerinden yararlanılması gerekirken, en layık olmadığı muamelelere tabi tutuldu. Bir gün gelecek Abdülmelik Bey gibilerini mumla arayacağız.” Mihri Belli: “Batı dillerinden başka Arapça ve Farçayı da bilen Abdülmelik Fırat, Doğu kültürü ile çağdaş bir dünya görüşünden kaynaklanan demokrasi mücahitliğini, dini bütün Müslümanlığı ile devrimci tutum ve davranışı şahsında birleştirebilen bir düzeye erişmiş bir kişiliktir. Bu nitelikteki bir siyaset adamının varlığı yalnızca Kürt halkı için değil Türk halkı için de bir kazanımdır. Bu ülkede demokrasi var olacaksa, Abdülmelik’lerin sayısı artmalıdır.” Yukarıdaki alıntılarımızda gördüğünüz gibi, umum vatan satıcıları kağıttan kaplana yele takmakla meşguldürler. Son günlerin bir başka vitrin mankeni de HAK-PAR’ı Abdülmelik Fırat’tan devralan Sertaç Bucak adlı Kürt feodalidir. Bucak, Türkiye’deki Barzanici oluşumun önemli bir ayağıdır. Sertaç Bucak, Radikal’den Neşe Düzel’e verdiği söyleşide kucağınadaki taşları birer birer dökmüş... Bakınız neler söylemiş: “Şimdi Türkiye’deki Kürtler umutlu. Yanı başlarındaki o gelişmeyi gördüklerinde (TÜRKSOLU’nun notu: O gelişme Kuzey Irak’taki kukla devlet) demek biz de Türkiye sınırları içinde böylesi bir oluşum yaratabiliriz... diye düşünüyorlar.” “Türkiye’deki Kürtler hem Barzani’ye hem oradaki Kürt bölgesel yönetimine büyük bir sempatiyle bakıyorlar. Çünkü bu, onlar için çok iyi bir örnek...” “Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerde Kürtçenin de resmi dil olmasını istiyoruz...” “Kürt federe devletinde resmi dil Kürtçe olur. (...) İstanbul’daki Kürtler de isterlerse Kürtçe eğitim yapan okullarda okuyabilirler...” “Ankara Kürtlere sahip çıkmazsa, Kürt sorununu çözmezse, Kürtleri şimdiye kadarki bu tavırla ve siyasetle yönetmeye kalkarsa, Kürtler yüzünü Erbil’e döneceklerdir.” Radikalci Neşe Düzel araya girerek Kürtlerin yüzünü Erbil’e dönmelerinin Kuzey Irak’la birleşmek istemeleri anlamına mı geldiğini sorunca Bucak: “Aynen öyledir. Eğer Türkiye’deki yöneticiler, 80 yıllık politikada ısrar ederlerse bu işin gideceği yer orasıdır...” 80 yıllık Cumhuriyet’e saldıran Bucak ağzındaki baklayı da çıkarıyor: “Irak’taki yönetimde bir Kürt vatandaşı olarak hangi haklara sahip olabilirim diye düşünürsem, duygusal olarak oranın vatandaşı olmayı isterim...” Ve Bucak’ın son bombası: “Kürtlerle Amerikalılar bugün çok önemli müttefikler. Bölgede İsrail’den sonra Kürtler ABD’nin en önemli müttefiki konumunda...” Bucak burada, ABD’nin Türkleri Kürtler konusunda oyaladığını söylemek isterken, kendisinin ve kendilerinin ABD uşağı olduklarını ifade ediyor. Bucak, bütün Kürtçüler ve Kürt dostları gibi bir yandan ABD’ye güvenirken, diğer yandan da AB’nin ipine sarılıyor ve diyor ki: “AB üyesi bir Türkiye’de bugünkü Kürt politikası da olmaz.” Ne olur peki? Türkiye parçalanır. İstek ve özlem bu... ABD’nin büyükelçisi kanalıyla Abdülmelik Fırat, Sertaç Bucak gibi azılı Kürtçüleri bir araya getirip “muhabbet” etmesinin nedeni bu. Emperyalizm bugün Türkiye’yi en zayıf halkasını kullanarak parçalamak istemektedir. “Türkler -Kürtler kardeştir, ABD kalleştir” diyen ama kardeşlik masallarıyla Türk düşmanlığı yapan işbirlikçilerin bugün yaptıkları, yapmak istedikleri, Türkiye’yi ABD marifetiyle parçalamaktır. ABD Büyükelçiliği’nin Ankara’da bulunan üç konutuna zaman zaman misafir olarak gidenler bu amaca hizmet etmektedirler. Milli Mücadele Derneği’nin başlattığı “Alışverişimi Türk’ten yapıyorum, param PKK’ya gitmiyor” kampanyası, özü itibariyle büyümeli ve PKK’nın da ötesinde bütün Barzanici/Kürtçü oluşumları hedef almalıdır. Not: TÜRKSOLU’nun geçen sayısında Kaya Ataberk’in “Alışverişimi Türk’ten yapıyorum Param PKK’ya gitmiyor” ve Okan İşbecer’in “Türk malı kullan, Türkçe konuş” başlıklı yazıları bu bakış açısıyla değerlendirilmelidir. Kürt-İslamcı yapılanmanın tarihsel kaynaklarını görebilmek ve Atatürk’ün bu konudaki tavrını anlayabilmek için de Serap Yeşiltuna’nın “Atatürk ve Kürtler” adlı kitabı kaynak olarak alınmalıdır.
|