10.12.2007/Sayı:165
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Şükrü Aykutlu

Kampanya'nın tanıtım toplantısına çok sayıda yurttaş katıldı
Milli Mücadele Derneği Hüseyin Adıgüzel rozetini gururla takıyor
Şükrü Aykutlu
Emin Sami Arısoy

“Alışverişimi Türk’ten yapıyorum, param PKK’ya gitmiyor” kampanyası 2 Aralık 2007’de Milli Mücadele Derneği İstanbul Temsilciliğinde yapılan toplantıyla başlatıldı. Toplantıda Şükrü Aykutlu ve Emin Sami Arısoy’un kampanyayı tanıtan konuşmalarının ardından ilk rozet MMD Genel Başkanı Hüseyin Adıgüzel’e takıldı

Şeytana sinek avlatacağız!..

Şeriatçı, akşam eve götüreceği ekmeği mutlaka bir Şeriatçının fırınından alacak; Rum, haftasonu yemeğini mutlaka bir Rumun işlettiği lokantada yiyecek; Ermeni, para harcamak için gene bir Ermeniyi aranıp duracak;

Süryani, Süryaniden başkasıyla ticaret yapmayacak;

Yahudi, bırakın ticaret yapmayı, gelin-damat alıp vermek için bile Yahudiden başkasını tanımayacak,

Kürt, ille de “Nerelisin hemşerim?” diye sıkıca sorup soruşturup gettosunu kuracak,

...ve amma iş Türk’ün alışverişine gelince, Türk’ün Türk’le buluşmasını istemek ayrımcılık sayılacak!

Emriniz olur.

***

Baylar bir anda kudurdular.

Neden? Alışverişimizi Türk’ten yapmak istediğimiz için.

Cüzdanımızdaki parayı kendi irademizle harcamayı seçtiğimiz için... Kaçak mal, kaçak mazot, kaçak sigara alımlarını teşvik etmediğimiz için... Kaçak ticaret üzerinden terörün finansmanına katkı yapmadığımız için... Otopark “kardeş”çiklerinin eline arabalarımızı teslim etmediğimiz için... Kimine göre haraç, kimine göre koruma bedeli, kimine göreyse gönüllü ödentilerden oluşan para trafiğinde yer alan etnikçi mağazalardan, dükkanlardan elimizi ayağımızı kestiğimiz için... Hemşehricilik yapmadığımız için... Katili, hırsızı, uğursuzu, esrar batağını, mayın ticaretini, mafya bozuntularını, gündüz külahlı gece silahlı dağ kaçkınlarını, dağlı sempatizanlarını paraya boğmadığımız için...

Kudurdular!

Neden? Ayrımcılık(!) yaptığımız için. Evet, doğrudur; silahlıyla külahlıyı, Adalıyla Modalıyı, Mudanyalıyla İmralılıyı, uğurluyla uğursuzu, namusluyla namussuzu, at iziyle it izini, sapla samanı birbirinden ayırdığımız için kudurdular. Daha çok ayıracağız.

Şeriatçı izbeleri yıkılana, diaspora arsızları akıllanana, yabancı vakıf misyonerleri yuttuklarını kusana, Türkiye’nin dağlarında yeniden hercai menekşeler açana kadar bu ayrımcılığı yapacağız. Namuslu Türk’le hırsızı, arsızı, uğursuzu ayıracağız. Türk’ün parasıyla beslenen namlulardan Türk’e yönelen mermileri kurutana kadar bu ayrımı başımızın tacı edeceğiz.

Alışverişimizi Türk’ten yapacağız.

“Ne mutlu Türk’üm diyene!”yi alana da satana da haykırtarak...

Namuslu, gönençli, kıvançlı, mutlu Türkleri her alanda adım adım arayarak; doğum yerlerini değil ruhlarını koklayarak, bizden olana yöneleceğiz. Türk’ten olana... Türk olana...

İstanbullu, Bursalı, Trabzonlu, Hakkarili fark etmeden, gözlerindeki ayyıldızın parıltısını bize hissettirene açacağız cüzdanlarımızı.

Mustafa Kemal’e bir borcumuzu daha ödeyeceğiz, buyruğunu yerine getirerek: Türk malı, Türk markası, Türk üretimi, Türk lezzeti, Türk dili kullanacağız. Var mıydı buna da bir diyeceğiniz? Bu ayrımı sonuna dek yapacağız; yazasınız bir kenara: Türk alfabesini yeni baştan okuyup dilimizi daha bir öğrenesiniz... Gramere dikkat edesiniz... Tabelalarınızı daha düzgün yazasınız... Türk mutfağının inceliklerini daha bir öğrenip menülerinize koyasınız... Bunları sonuna dek savunacağız. Zevk bizim değil mi? Ayıracağız.

Kudurdular!

Üstelik ilk kuduranlar da bir bölüm eksikTürk tayfası. Alışverişimizi kendilerinden de yapacak olmamız kesmemiş olacak ki, “Vay efendim nasıl olurmuş böyle ayrımcılık, böyle bölücülük” teraneleri, ağızlarından kusmuk kusmuk dökülmekte... Peki, öyle olsun. Bundan böyle onları da ayıracağız.

Türk olmaktan, Türk hissetmekten utanan; Brüksel’e yamanan; New York’ta “rezidanslanan”, Kerkük’te palazlanan; Cihangirde demlenip bir koşu Diyarbakır’da soluklanan Türk’ten de alışveriş yapmayacağız. Kendini bizden ayıran; toprağının kokusundan, insanının yücesinden habersiz bu zavallı “dünya vatandaşları”nı da cüzdanımızdan, alışveriş adreslerimizden ayıracağız. Görüldüğü üzere, Türk olmak ya da Türk olmamakla pek ilgili değil bizim bu akılalmaz ırkçılığımız(!)... Literatüre geçiriniz, tepe tepe kullanınız, adını seçe seçe beğeniniz: Ruh ırkçılığı... Namus ırkçılığı... Sap-saman bölücülüğü... külahlı-silahlı ayrımcılığı...

Araştıracağız... Soruşturacağız... Tabelalara bakacağız... Yüzünü göreceğiz... Ciğerini okuyacağız... Alışverişimizi ondan sonra yapacağız.

Ulustan ırkçılığı, imandan yobazlığı, insandan satılmışlığı, soyumuzdan yozumuzu; sonuna dek, kurutana dek, tövbe getirtene dek bölecek ve ayıracağız!..

Türk’ün kıvanç duyanından, gurur duyanından, mutluluk duyanından alışveriş yapacağız.

Daha çok kuduracaksınız.

.....

Dünyanın medeni toplumlarının tavrıdır gösteriler, yürüyüşler, sosyal kampanyalar... Bazı toplumlar her istediğini silahla, mermiyle, küfürle alabileceği histerisiyle debelenip durur; medeni uluslar ve toplumlar ise demokratik haklarını, yaratıcı sosyal etkinlikler ile savunur. Bazıları bağda inek sağar, bazılarıysa dağda insan avlar. Bazıları İngiliz-Fransız destroyerlerine, hücumbotlarına süngü sallar; bazılarıysa doksan yıl sonra çıkıp “Savaşta biz de vardık” diyebilmek için zahir, isyan yollarında şeytan kollar. Evet, bazıları alışverişlerini şeytanla yapmışlardır çoktan.

O halde, “Şeytan alışverişte görsün” diyeceğiz.

Alışverişimizi Türk’ten, Türk olmak isteyenden yapacağız. Şeytan, alışverişte görecek.

Dağda insan avlayanlara, şehirde sinek avlatacağız..

Şeytanı, insandan ayıracağız!

***

Ne zaman mı Türk olmayandan da alışveriş yapacağız? Elbette yaparız. Onu da söyleyelim:

Ne zaman ki, en az onbin Kürt “kardeş”, doğdukları şehrin orta yerinde toplanıp PKK’ya lanet yağdırır, o zaman...

Ne zaman ki, en az birkaç bin Ermeni, İstanbul’un bağrında Taşnak, Hınçak, ASALA vahşetini kınar, o zaman...

Ne zaman ki, en az yüzbin Kürt “kardeş”, memleketlerinin göbeğinde ve ayyıldızları ellerinde, “Türk-Kürt kardeştir”i kendi ağızlarından dillendirir, kendilerini tanıtır, o zaman...

O günlere kadar sapla samanı ayıracağız.

.....

“Alışverişimi Türk’ten yapıyorum, param PKK’ya gitmiyor” kampanyasına ilk kuduranların başında gelense, kolayca tahmin edilesi bir güruh: Analarından Aydın Doğanların çiftliğinin satılık kağıtları.

Kıt beyinlerine söylenecek tek bir söz olsa gerek:

Logonuzun yanıbaşındaki “Türkiye Türklerindir” ibaresi doğru ise eğer;

O halde, Türk parası da Türklerindir beyler.

 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe