10.12.2007/Sayı:165
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Hüseyin Adıgüzel

Türk Dünyası Kurultayı’nda
Türk milliyetçiliği değil Amerikancılık yapıldı

Türk Dünyası Kurultayı’nda Azerbaycan ve KKTC Cumhurbaşkanı, Türkiye ise Başbakan düzeyinde temsil edildi.
Türk Dünyası Kurultayı’nda Azerbaycan ve KKTC Cumhurbaşkanı, Türkiye ise Başbakan düzeyinde temsil edildi.
Türk Dünyası Kurultayı
ilk kez Türkiye dışında yapıldı

17-19 Kasım 2007 tarihleri arasında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de Türk Dünyası Dostluk ve İşbirliği Kurultaylarının onbirincisi yapıldı. İlk kurultaydan bu yana geçen on kurultay Türkiye’de yapılmıştı. İlk kez bir kurultay Türkiye dışında yapıldı.

Kurultayın bir milyon doları geçen masrafları Azerbaycan Devleti tarafından karşılandı. Bu da bir ilkti! Kurultay davetleri, eski bakanlardan Prof. Dr. Abdülhaluk Çay’ın başında bulunduğu TÜDEV tarafından yapıldı. Kafkasya Türk halklarından hemen hiç kimse kurultayda yoktu. Dağıstan Türkleri, Kumuklar, Karaçaylar, Balkarlar kurultaya katılmamışlardı. Kırgızlar, Kazaklar, Türkmenler ve Özbekler de da kurultaya fazla ilgi göstermemişlerdi. Avrupa ve ABD’de yaşayan Türkiye ve Azerbaycan Türklerinin yurtdışı dernek temsilcilikleri kurultaya davet edilmişlerdi. En kalabalık grup olarak Türkiye ve Azerbaycan kurultayda yer aldılar. Antalya Kurultayı’nda olduğu gibi, bu kurultayda da Fethullahçı tayfanın faal rol oynadığını, davetlerin onların önerileri doğrultusunda yapıldığını düşünmekteyim.

Kurultayın en belirgin vasfı, Devlet Başkanı olarak Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın ve Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın kurultaya katılmaları ve şeref konukları olarak birer konuşma yapmalarıydı.

Konuşmalar genel havayı yansıtan cinstendi. Nabza göre şerbet verildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Aliyev Ermenilere ve PKK’ya karşı işbirliği önerdi

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Antalya’da yapılan kurultayda yaptığı konuşmanın bir benzerini bu kurultayda da yaptı. İşbirliğinin, dayanışmanın öneminden bahsetti ve Azerbaycan Cumhuriyeti olarak her türlü işbirliğine ellerinden gelen desteği vereceklerini açık olarak söyledi. Ermeni ve PKK çetecilerine karşı Türkiye ile beraber çalıştıklarını ve sonuç alınıncaya kadar bu çalışmaların sürdürüleceğini belirtti. Bana göre, genel sorunlara dokunan ve işbirliği öneren bu konuşma en güzel ve etkileyici konuşmaydı.

Türk olduğunu söylemeyenin “Türk” kurultayında ne işi var?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşması genel olarak iyi karşılandı. Hatta birçokları tarafından beğenildi. Ama söylemek ile yapmanın ayrı şeyler olduğunu bilenler tarafından da tebessümle karşılandı. Bir Azerbaycan gazetesinde yer alan şu ifade, Başbakan’ın konuşması için genel olarak düşünülenleri özetler gibidir: “Türk olduğunu bir kere bile söylemeyenler Türk kurultayında nasıl konuşuyorlar? Bunlar konak mı, katılımcı mı?”

Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da her zamanki konuşmalarından birini yaptı ve Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler nezdinde bir çözüm bulmak için çalıştıklarından söz etti, AB’nin iyiliklerinden, demokrasinin faziletlerinden bahsetti.

Türk dünyasının liderliğini Azerbaycan mı devralıyor?

Bu kurultay bir şeyi de açık olarak gösterdi. Azerbaycan, 1991 yılından beri Türkiye’nin liderlik yaptığı Türk dünyası çalışmalarında, liderliği Türkiye’den resmen devralmıştır ve bu yolda önemli mesafeler kaydetmiştir.

Azerbaycan, geçen yıl Antalya’da yapılan kurultayda Cumhurbaşkanı tarafından temsil edilmişti. Yine geçen yıl Mart ayında Bakü’de, yabancı ülkelerde yaşayan Türkiye ve Azerbaycan derneklerinin temsilcilerinin katıldığı “Diaspora Türkleri Kurultayı”nı gerçekleştirmişti. Bu yıl da tüm masraflarını karşılayarak “Türk Dünyası Dostluk ve İşbirliği Kurultayı”nı gerçekleştirdi. Tüm kurultaylara da Cumhurbaşkanı seviyesinde katıldı.

Bütün bunlar, Türk dünyası liderliğinin artık Azerbaycan’a geçtiğinin önemli kanıtlarıdır. Azerbaycan, bu uğurda bizim hükümetimizin pasif ve anlaşılmaz davranışından etkilenmiş olacak ki, bir atılım yapmayı düşünmüş ve bu atılımı da gerçekleştirmiştir. Sadece kutlanması gerekir. AB’den, ABD’den medet umanlara en güzel cevap herhalde bu olmalıdır!

Kurultay üç gün sürdü. Birinci gün açılış ve şehitliklerin ziyaretinden sonra, akşam Azerbaycan’ın dahi bestekârı Üzeyir Hacı Beyov’un “Leyla ile Mecnun” operası, Opera ve Bale salonunda kurultay delegelerine sunuldu. Kurultay günlerinin en güzel gösterisi de buydu.

Daha sonraki iki gün komisyon çalışmaları yapıldı ve son gün eski Cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel kurultaya katılarak bir konuşma yaptı. Herhalde kurultayı düzenleyenler bir vefa duygusu ile hareket ederek Süleyman Demirel’i kurultaya davet ettiler. Çünkü dokuzuncu kurultay onun himmeti ile yapılmıştı. Fakat Demirel, zannedersem son gün gelmeyi tercih etti. Başbakan ile kurultayda karşılaşmak istemedi. Kurultay, Demirel’in kapanış konuşmasını yapmasının ardından açıklanan sonuç bildirgesiyle sona erdi.

Talat Cumhurbaşkanı mı Kıbrıs Türk halkının lideri mi?

Sonuç bildirgesinde dikkatimi çeken bir husus var. Bunu söylemeden geçemeyeceğim: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kürsüye “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı” olarak anons edilerek çağrıldı. Fakat sonuç bildirgesine Talat, “Kuzey Kıbrıs Türk halkının lideri” olarak yazılmış.

Burada bir garabet söz konusudur. Biz devlet olarak, Mehmet Ali Talat’ı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak tanıyoruz. Niçin bildiride Mehmet Ali Talat “Kuzey Kıbrıs Türk halkının lideri” olarak gösterilmiştir?

O, Kuzey Kıbrıs Türk halkının lideri değildir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanıdır. Sonuç bildirisinde böyle yer almalıydı. İtiraz edenler de açıkça şerh koymalıydı. Bu bildiride Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Yunan hükümetinin isteklerine uyan bir ifade kullanılmıştır. Onlar da Talat’ı azınlık Türk halkının lideri olarak tanıyorlar ve her yerde bunu söylüyorlar. Böyle bir hataya nasıl düşülür anlamak mümkün değildir. Böyle bir ifadenin, bir Türk kurultayının sonuç bildirisinde yer alması da oldukça düşündürücüdür.

Sonuç Bildirgesi

“Kurultayda yapılan müzakereler ve analizler, komisyon toplantılarında yapılan konuşmalar, ortaya koyulan yorum ve öneriler aşağıdakilerden oluşmaktadır:

Bölgede istikrarın sağlanması ve pekiştirilmesi, Türk halklarının barış ve güvenliğinin sağlanması, dünyaya entegrasyon sürecinin hızlandırılması amacına yönelik çalışmaların hızlandırılması,

Türk halkları arasında birlik ve beraberliğin pekiştirilmesi,

Ülkelerimiz arasında ekonomik, politik, kültür, ticaret ve diğer alanlarda mevcut olan işbirliğinin derinleştirilmesi, halklarımız arasında karşılıklı entegrasyon eğilimlerinin pekiştirilmesi,

Türk halklarının dünyadaki konumunun pekiştirilmesi...”

Yukarıda tırnak içine aldığım satırları, aynen sonuç bildirisinden aldım. Daha önceki kurultayda da tıpatıp, birebir benzer ifadeler var.

İlk kurultayın yapılış tarihi 1992’dir.

Aradan on beş yıl geçmiş olmasına rağmen hala Türk halkları arasında birlik ve beraberlik pekiştirilmemişse, hiçbir iş görülmemiş demektir. Gerçekte böyle sivil toplum kuruluşlarının organize ettiği kurultaylar, sadece gösteriş ve buluşma kurultayından öteye gidememektedir. Çünkü bu kurultaya katılanların siyasi yaptırım gücü yoktur. Halbuki, sonuç bildirisinde yapılması istenen hemen her husus siyasi iradeyi gerektiren şeyler... Kurultayın bunlarla uğraşmaması gerekir. Sadece alınan bu tür kararların hayata geçebilmesi için siyasi irade üzerine baskı gurupları oluşturmak ve bunları “Türk halkları”nın isteği olarak siyasi iradenin önüne koyma, hatta siyasi iradeyi zorlama işi yapılmalıdır. Orada alınan kararların yazılı olarak siyasi iradeye sunulması, bir şey ifade etmiyor. Eğer ifade etmiş olsaydı, durum bugünkü gibi darmadağınık olmazdı.

Siyasi irade olmadan kurultay bile yapmanız mümkün değildir. Bu durumda, daha rasyonel, yani daha akılcı öneriler getirilmesi gerekmez mi? Meselâ, ayrı devletlerde yaşayan Türklerin birbirlerini daha yakından tanımaları için, ayrı coğrafyaların oluşturduğu kültürlerin alışverişinin daha kolay hale getirilmesi, internet üzerinden haberleşmenin yaygınlaştırılması, edebi eserlerin yaygın biçimde tercümelerinin yapılması gibi büyük paralar ve siyasi irade istemeyen işler yapılamaz mı? Ya da bunların yapılması için ciddi çalışmalar yapılamaz mı?

Kuzey Kıbrıs mı, KKTC mi?

Sonuç bildirisi kırk maddeden oluşmuş ve yukarıda söylediğim gibi, bu maddelerin büyük çoğunluğunun yerine getirilebilmesi siyasi irade gerektiren şeyler. Onların dışında dikkatimi çeken üç-dört madde var. Örneğin dördüncü madde, aynen şöyle:

“Kurultay Kuzey Kıbrıs’ın izolasyondan çıkartılması için tüm Türk devletlerinin çabalarını birleştirmesi, Kuzey Kıbrıs’la ekonomik, kültürel, politik ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesi, uluslararası teşkilâtlar çerçevesinde Kıbrıs Türklerinin haklarının savunulmasına yönelik çalışmalarında Türkiye Cumhuriyeti’ne verilen desteğin arttırılması.”

Bir sefer karışık ve anlaşılması zor bir cümle… İkincisi, mutlaka sizin de dikkatinizi çekmiştir, metinde sanki özellikle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sözü kullanılmak istenmemiştir. “Kuzey Kıbrıs’ın izolasyondan çıkartılması” için tüm Türk devletlerinin çabalarının birleştirilmesi isteniyor... Türk devletlerinden bu Türk devletinin tanınması asla ve kat’a istenmiyor. Devletin adı bile anılmıyor, yerine “Kuzey Kıbrıs” gibi muğlak bir ifade konuluyor. Maddenin devamında Türk devletlerinden, Kuzey Kıbrıs ile ekonomik, politik ve kültürel ilişkiler kurulması talep ediliyor. Bu nasıl olacak? Sen oradaki devleti tanımıyorsun, devlet olarak görmüyorsun; peki kiminle ekonomik, politik ve kültürel ilişkiler kuracaksın? Aynı maddenin son cümlesinde “Kıbrıs Türkleri’nin” haklarının korunması için, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin değil, Kıbrıs Türklerinin haklarının savunulması için Türkiye Cumhuriyeti’ne verilen desteğin arttırılması istenmektedir. Yani anladığıma göre, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni defterinden silmiştir ve kurultay da bu görüşe alet edilmiştir. Orada bir devlet yoktur, sadece Kıbrıs’ta yaşayan Türkler vardır.

Ben kesinlikle inanıyorum ki, o kurultaya katılanların yüzde doksan dokuzu bu görüşe karşıdır. Ama birileri, birilerine bir şeyler fısıldamışlar ki, Kıbrıs sorunu metne bu şekilde sokulmuştur.

“AB üyeliği sürecinde diğer Türk cumhuriyetleri Türkiye Cumhuriyeti’ne manevi ve politik desteklerini arttırmalıdır” şeklindeki yedinci maddeye gelelim. Bu madde, zannedersem ilk defa bu kurultay tarafından sonuç bildirgesine alınmış bir maddedir. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin isteği doğrultusunda bildiriye girdiğini zannediyorum. Türk milletinin büyük çoğunluğu AB’ye karşıdır. Hele Türk birliğinden söz edenlerin tümü karşıdır. Buna rağmen böyle bir maddenin burada yer alması, hem üzüntü vericidir, hem de yanlıştır. Türk hükümetinin bunu istemesi, sanki, Türk halkının isteği gibi sunulmaktadır. Halbuki, yapılan anketler açık olarak göstermektedir ki, Türk Milleti’nin ezici çoğunluğu AB karşıtıdır.

Avrasyacılık Rus emperyalizminin diğer adıdır

Sonuç bildirisinin sekizinci maddesi “Avrasya Ekonomik ve Politik Birliği’nin kurulması, Gürcistan ve Tacikistan’ın da bu birliğin üyesi olmasının sağlanması” şeklindedir. Bu isteği dikkate alanlar, bunun gerçekleşmesi için bir ay kadar önce Moskova’da bir toplantı düzenlenmiştir. Bu toplantıya PKK üyeleri, bölücü örgüte destek veren bazı iş adamları, Hikmet Çetin ve bu fikrin mimarı, militan Rus ırkçısı Alexsandr Dugin katılmışlardır. Başta Dugin olmak üzere onların istekleri de aynıydı (TÜRKSOLU gazetesinin 162. sayısında Azerbaycanlı İbrahim Bayundurlu’nun yazısı). Yani Türk kurultayının isteği ile Türk düşmanlarının isteği örtüşmektedir. Bu madde, zannedersem Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin isteği ya da talimatı ile bildiride yer almıştır. Avrasya birliğinin Rus emperyalizminin yeniden hortlatılması olduğunu, Türk cumhuriyetlerinde çok uzun yıllar Rus hegomanyası altında yaşayan kardeşlerimiz çok iyi bilmektedirler. Bu yüzden, bu fikre temelden karşıdırlar. Ama her ne hikmetse Avrasyacılık tezi bildiride yer almıştır.

“Azeri” değil “Azerbaycan Türk’ü”

Bildirinin on birinci maddesinde “Kurultay katılımcıları Türk devletleri parlamentoları tarafından Hocalı olaylarının Azerilere karşı Ermeni teröristlerin uyguladıkları soykırım olarak tanınması hususunun gündeme getirilmesinin büyük önem taşıdığı kanaatindedirler” denmektedir. Madde yazılırken bunun Türk Halkları Kurultayı sonuç bildirisi olduğu dikkate alınmamış ve Rusların Türkistan’ı bölüp parçalama planına sanki onay verilmiştir. Ruslar Türkistan Türk halkını Azeri, Kırgız, Kazak, Özbek, Türkmen, Karakalpak gibi ayrı soylara ayırmışlar, ayrı alfabeler vermişler ve aralarında derin uçurumlar açmışlardı. Şimdi Türk Halkları Kurultayı bildirisinde de aynı ifadeyi “Azeriler” olarak görmekteyiz. Bu ifadenin yerine “Azerbaycan Türkleri” ifadesinin kullanılması daha doğru olurdu ve Rusların yaydığı fikre karşı çıkılırdı.

Aynı maddede sadece, “Hocalı katliamının soykırım olarak tanınması hususunun gündeme getirilmesi” istenmektedir ki, bu görüş de yanlıştır. Çünkü 1829 Türkmençay Antlaşması’ndan bu yana (bu anlaşma Rusya ile İran arasında yapılmıştır) Ermeniler Azerbaycan Türklerinin topraklarını işgal etmişler, bir milyondan fazla Azerbaycan Türkünü etnik temizliğe tabi tutmuşlardır. Bugün Ermenistan denilen kondurma devletin topraklarının (başta Erivan olmak üzere) hepsi Azerbaycan Türklerinin toprağıdır. 1829 yılından itibaren işgalci emellerini hayata geçiren Ermenistan, en son olarak Şuşa ve Hocalı katliamlarını da gerçekleştirmiş, Sovyetler Birliği zamanında çizilen Azerbaycan sınırlarını aşmış ve Azerbaycan topraklarının yüzde yirmisini yeniden işgal etmiştir. Azerbaycan Parlamentosu Ermenilerin 1829 yılından beri Azerbaycan Türklerine uyguladıkları soykırımları bir bütün olarak 2000 yılında açıklamış ve 31 Aralık gününü “ Azerbaycan Türkleri Soykırım Günü” ilan etmiştir. Azerbaycan devleti haklı olarak bugünün tanınmasını istemektedir. Ermenilerin 1915 olaylarını soykırım olarak tanıtabilmek için neler yaptıklarını göz önüne alırsanız, bu günü hâlâ Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bile kabul etmemesi oldukça düşündürücüdür.

Bildirinin on dördüncü maddesi, ilk kurultaydan beri aşağı yukarı aynı ifadelerle tüm bildirilerde yer alan bir maddedir. Madde alfabe birliği üzerinedir. Aynen şöyledir: “Türk devlet ve toplulukları arasında ilişki ve iş birliğinin geliştirilmesi amacıyla ortak alfabenin oluşturulmasına yönelik ilgili kurumlar, bilimsel araştırma merkezleri ve sivil toplum örgütleri tarafından çalışmalar yapılması önemli görülmektedir.”

Alfabe siyasi bir iştir

Ortak alfabe konusu gerçekten çok önemlidir. Tüm Türk halklarının birbirlerini anlayabilmesi aralarındaki kültürel alışverişi hızlandırır ve milli şuurun uyanmasını sağlar. Bu bir gerçek... Fakat, burada çok önemli bir husus var. Alfabe işi bilim adamlarının, sivil toplum kuruluşlarının ya da ilgili merkezlerin işi değildir. Alfabe siyasi bir iştir ve siyasilerin işidir. Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan Lâtin alfabesine geçmişlerdir. Ama aralarında hiçbir benzerlik yoktur. Aynı Sovyetler zamanındaki Kiril alfabesi gibi alfabeler yine birbirlerinden oldukça farklıdır. Bu alfabeleri devlet başkanlarının isteği doğrultusunda yapmışlardır. İsteselerdi, Türkiye alfabesini de olduğu gibi kabul edebilirlerdi. Devlet başkanları birer ferman yayınlayarak alfabeleri belirlemiştir. Artık, en azından bugün için bundan dönüş yoktur. Öyle ise burada alınması gereken karar, her ülkenin kendi alfabesinin dışında yeni bir “Türk Dünyası Ortak Alfabesi” yapılması yönünde çalışmalar yapılması şeklinde olmalıydı. Uygulamaya konulan alfabelerin değişmesi artık mümkün olmadığına göre, yeni bir “Türk Dünyası Ortak Alfabesi” yapılması en akılcı fikirdir diye düşünüyorum.

AKP, Türk Halkları Kurultayı’nı gölgeledi

Zannedersem, kurultay delegeleri de en az benim kadar alfabe işinin siyasi bir iş olduğunu bilmektedirler. Fakat bildiriye böyle bir şey konulması gerekiyor idiyse, içinde yaşanılan şartlar dikkate alınarak yeni bir öneri getirilebilirdi.

Kurultay kararlarının hepsini teker teker incelemeye ve üzerinde görüş bildirmeye ne zamanımız, ne de yerimiz uygun değil. Yukarıda analiz etmeye çalıştığımız birkaç madde, zannedersem okuyuculara bir fikir verebilir. Bu kurultay bir kere daha göstermiştir ki, (geçen yıl yapılan Antalya kurultayı ile başlamıştı) AKP’nin gölgesi Türk Halkları Kurultaylarının üzerine düşmüştür. AKP kendi AB’ci, ABD’ci, Kürtçü politikalarını yavaş yavaş Türk halklarına da taşımak istemektedir. Sonuç bildirisinde yer alan bazı kararlar bunu açık olarak göstermektedir. Geçen yıl Antalya’da yapılan kurultay için yazdığımız yazıda, kurultaya Fethullahçıların hakim olacaklarını söylemiştik. Bu söylediklerimiz bu kurultay için de geçerlidir. İdeolojik ve siyasi yapılanmasının sadece Türkçülük olması gereken Türk Halkları Kurultayı, iki toplantıdır ideolojik olarak sapmaya uğramıştır ve bundan sonra da uğratılmaya devam ettirilecektir.

Sonuç bildirisinde uluslararası emperyalizmden tek satır ile bahsedilmemiştir ve bu büyük bir eksikliktir. Belki de dünya üzerinde uluslararası emperyalizmin zulmünü en çok çeken halk olan Türklerin, bu konuda tek söz etmemeleri oldukça düşündürücüdür. Halbuki, en büyük emperyalistler olan ABD, Rusya ve Çin hâlâ birçok Türk halkını kalın zincirler altında tutmaya devam etmektedirler. Çin’in esareti altında inim inim inleyen kırk milyona yakın Uygur Türklerinden, Doğu Türkistan’dan tek satır bulunmayan bir bildirinin tüm Türk halklarının bildirisi olduğu nasıl söylenebilir.

Bu kurultay bir devlet kurultayı mıdır? Yani resmi bir kurultay mıdır? Yoksa sivil toplum örgütlerinin kurultayı mıdır? Eğer kurultay sivil toplum örgütleri tarafından toplanıyorsa ve orada Doğu Türkistan’ın temsilcileri olduğu halde, Doğu Türkistan Türklerinin sonuç bildirisinde yer almamaları neyle izah edilebilir? Acaba Çin’i ya da Rusya’yı gücendirmeme isteği burada rol oynamış olabilir mi? Yoksa, Türk hükümetinin isteği mi rol oynamıştır? Doğal olarak bu soruların cevaplarını ben veremem. Bunları cevaplaması gereken kişiler, kurultayı düzenleyenlerdir. Türk Milleti’nin de bu cevapları beklediğini düşünüyorum.

İnşallah daha sonra yapılması düşünülen kurultaylar, daha özgür, hükümetlerin baskısından, etkisinden kurtulmuş olarak düzenlenmelidir. Çünkü, burada hükümetlerin değil, Türk halklarının sözü egemen olmalıdır!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe