03.11.2007/Sayı:164
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Yön Erkan Karaarslan

Kardeş olmak mı
azınlık olmak mı?

DTP'nin düzenlediği Diyarbakır mitinginden sonra Kürtler polise saldırdı
Türk işsiz kalsın kimse sahip çıkmasın, Kürt işsiz kalınca PKK’lı olsun “Devlet beni eziyor” desin. Türk aç bırakılsın, Kürt aç kalınca tinerci olsun kapkaççı olsun sokakları işgal etsin. Türk dayak yesin, Kürt karakol bassın, adliye taşlasın. Türk gariban olsun, hor görülsün; Kürt çete olsun, cürüm oluştursun, uyuşturucu işi yapsın. Türk şükretsin, “Allah devletimize zeval vermesin desin”, Kürt “Faşist TeCe” desin eline silah alsın. Türk “Türküm” desin ırkçı- faşist olsun, Kürt “Kürdüm” desin mozaikçilik olsun, kendisini ifade olsun. Türk “kardeşiz” diye diye azınlık olsun, Kürt “kurucu unsur” olacağız diye diye başımıza baş olsun, egemen olsun. Türk Milletinin artık masallara karnı tok!

Atatürkçü mü olacağız,
Atatürk'ü mü "aşacağız"?

“Türk-Kürt kardeştir” söylemini ısrarla savunanları doğru yola davet ediyoruz. Atatürk’ün yaptıklarına bakın, yazdıklarını okuyun. Cumhuriyet’in ve devletin tüm temel metinlerini okuyun. Araştırın.

Biz PKK’nın bu söylemi savunmasını çok iyi anlayabiliyoruz. Bu bir PKK propagandasıdır ve PKK’nın - devletin yapmadığı - psikolojik savaşın bir biçimidir.

PKK bir taraftan Türklere “hepimiz kardeşiz” söylemini kabul ettirip ulusun bünyesinde var olan millet bilincini ortadan kaldırırken, diğer taraftan da Kürtlere “TC ve Türkler sizi eziyor” propagandası yaparak kendi kitlesini diri tutmakta ve bilemektedir.

Bizim kabul edemeyeceğimiz nokta ise Türküm diyen bazı yurttaşlarımızın bu PKK propagandasından etkilenmeleri, dolaylı ya da dolaysız bu yolun yolcuları olmaları.

Bu yolun nereye gittiği ise belli. Parçalanma ve bölünme.

Tekrar başa dönelim, “Kürt sorunu” olarak bugün bizlere dayatılanlar Atatürk’e ve Devrimci Cumhuriyet’e de aynı şekilde dayatılmıştı.

Mesele yeni değil ama hurafelerle değil belgelerle konuştuğumuzda Atatürk’ün hiçbir yerde böyle bir kardeşlik tanımı kullanmadığını görüyoruz.

Biz Atatürkçüyüz ve O’nun her yaptığını da tartışmasız kabul ediyoruz. İsteyenler varsa O’nu “aşmaya” çalışabilirler ama bunu Atatürkçülük adına yapmasınlar. Bizim tezlerimizin kaynağı Atatürk’ün kendisidir ve TÜRKSOLU olarak gücümüzü buradan alıyoruz.

Hodri Meydan!

Herkes önce dürüst olsun.

Kardeşlik türküleri söyleyenler önce gidip Atatürk’ün yanlış yaptığını ve Kürtleri inkâr ettiğini açıkça söylesinler.

Söylesinler ki millet kimin neyi savunduğunu bilsin. Saflar netleşsin. Sapla saman birbirinden ayrılsın. Biz fikirlerimize güveniyoruz.

İsteyenler açıp Nutuk’u okusunlar. Atatürk’ün kendi yazdığı Medeni Bilgiler’i okusunlar. Meclisteki konuşma zabıtlarını incelesinler. Dönemin gazete küpürlerine baksınlar böyle bir kavram kullanılmış mı?

Bu sloganı, içerdiği anlamı düşünmeden atanları uyarıyoruz. “Türk-Kürt” kavramı iki tarafı ifade eder. Biz “Türk”ün bir ulusu ifade ettiğini bilmekteyiz, o zaman “Kürt” neyi ifade etmektedir?

Elmalarla armutlar siyaset terminolojisinde de yan yana konulmayacağına göre herhalde ifade edilen Kürtlerin de Türkler gibi bir ulus olarak varlığıdır. Bu ise hem Türk Ulusuna yöneltilmiş bir hakarettir hem de “ulus olma” şartlarını alaşağı eden bir şarlatanlıktır.

Kürtten millet hiç olmadı

Yani eğer bir kardeşlik olacaksa bu ancak iki farklı ulus arasında olabilir. Henüz ulus bilincine ulaşamamış ilkel bir topluluğun; uygarlıklar yaratmış, tarih yazmış bir ulusla eş tutmak bilim değil şarlatanlıktır.

Kaldı ki ulus olabilmenin belirli şartları vardır. Yani tarih nazarında her “farklı” olan “ulus” kabul edilemez. “Ulus” olmanın temel şartı uygarlık yaratmış olmak, bu uygarlığı bir kültürle ifade etmek ve buna bağlı olarak bir dil sahibi olabilmektir.

Yani genel topluluğun dışında kalmak, ısrarla asimile olmamak, ilkel kabile bilincinde ısrarcı olmak ulus olmak değildir.

“Kardeşlik” propagandası Anayasal suçtur!

Burada hemen bir anımsatma yapalım. “Kardeşlik” kavramını kullananlar aynı zamanda anayasal bir suç da işlemektedirler çünkü yürürlükteki anayasaya göre Türkiye’de Türk ulusunun dışında başka bir ulusun varlığı kabul edilmez.

Hiç kimse “sol”dan çıkış yapıp “Bu 12 Eylül Anayasasıdır” demesin, çünkü bu tanımlama 1921’de yapılan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda yapılmıştır.

Böylelikle bu kavramın kendisi Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerine aykırı bir fikri savunmaktır ve bu anlamda laik, sosyal ve hukuk devletine karşı olmakla eşdeğerlidir.

Pekala bu kardeşlik çağrıları neden hep Türklerin yaşadıkları yerlerde yapılır da örneğin bir Güneydoğu’da yapılmaz?

Artık bu ajitasyonu biz Türklere değil “kardeşlerimize” yapsınlar.

Niye Türkiye’nin Güneydoğusunda bayraklar asılmaz, PKK’yı lanet yürüyüşleri düzenlenmez.

Hiç kimse çıkıp da insanlar Güneydoğu’da yürüyüşler düzenliyor demesin. Güneydoğu'da yapılan yürüyüşlerin hepsi bölgede var olan TSK mensuplarının ve dışarıdan gelen idari amirlerin teşviki ve yönlendirmesiyle yapılan eylemlerdir.

Burada yaşayan insanların kendiliğinden gelişen bir tepkileri hiçbir zaman söz konusu olmamıştır; bununla birlikte bir sayısal anlamda bile dayanak olarak da kabul edilemez. Buradaki Apo yürüyüşlerinin hepsi çok daha kitleseldir ve oradaki insanların taleplerini yansıtmaktadır.

Biz Türklerin artık ikna edilmeye ihtiyacı yok. Zaten sabahtan akşama kadar “kardeşlik” propagandasına maruz kalıyoruz. Siz gidin de biraz Ortadoğu’daki mazlumları ikna edin.

Örneğin gidin Iraklı Arap direnişçiyi bu “kardeşlik” tezlerine ikna edin. Arap isyancısına “Savaşa Hayır!” demek ne kadar komik bir şeyse, Arap-Kürt kardeşliği propagandası yapmak da o kadar abestir.

Bugün Ortadoğu coğrafyasındaki tüm devrimci, anti-emperyalist hareketler istisnasız Kürt karşıtıdır ve bu onlar açısından bir zorunluluktur.

Ortadoğu’da herkes Amerika’ya karşıdır ama Kürtler ve İsrail dışında.

Böylelikle Suriye’de, İran’da ve Irak’ta Kürtler bir ajan unsur olarak öne sürülmüşlerdir. Yani bu tek başına Türklerin değil tüm bölgenin bir sorunudur. Bölgede yaşayan tüm uluslar da Kürtlerin ne istediklerini yaşayarak görmektedirler.

Suriye’deki vatandaş devletine karşı isyan eden Kürtleri görmektedir. İran’da ise Türkiye’de olduğu gibi belirli şehirlerde Kürtler nüfus yoğunlaşmasına gitmektedir. Yani “istila” kavramı aynı zamanda tüm Ortadoğu coğrafyasını açıklayan bir kavramdır.

“İstila” ise zora bağlı güç kullanmayı içeren bir kavramdır. Dolayısıyla “istila” hareketine karşı ancak dayanak yaratarak ayakta kalabilirsiniz.

“Kardeşlik” tezlerine bağlı olarak üretilen “kazanıcı olma” propagandası da pek doğal olarak PKK’nın geliştirdiği siyasal bir söylemdir.

Devlet denilen siyasi mekanizma yasalarla ayakta kalır. Bu yasalar devlete tabi olan herkesin uymak zorunda olduğu yasalardır ve devletin meşruluğunu da bu ortak konsensus oluşturur.

Yani “kazanıcı olmak” ve “devlet olmak” arasında bir çelişki vardır. Devlet; kendi yasalarını uygulamadığı zaman kendi otoritesinden vazgeçmiş sayılır.

O zaman da akla şöyle bir soru gelir. “Kazanıcı olmanın” bir sınırı var mıdır?

Örneğin kendi otoritesini reddeden Kürde karşı hoşgörülü davranan devlet, aynı hoşgörüyü Sivas’ı yakan vatandaşa gösterecek midir?

Atatürk’e küfreden, Ordu düşmanlığı yapan siyasi akımlara da aynı şekilde mi yaklaşacaktır?

Düşüncemize göre Devlet, herkesi kabul etmek zorunda olan bir Mevlana Tekkesi değildir ve olamaz da.

Biz Türk Milleti olarak tüm yurttaşların yasalar karşısında eşit olmasını istiyoruz.

Türk işsiz kalsın kimse sahip çıkmasın, Kürt işsiz kalınca PKK’lı olsun “Devlet beni eziyor” desin.

Türk aç bırakılsın, Kürt aç kalınca tinerci olsun kapkaççı olsun sokakları işgal etsin.

Türk dayak yesin, Kürt karakol bassın, adliye taşlasın.

Türk gariban olsun, hor görülsün; Kürt çete olsun, cürüm oluştursun, uyuşturucu işi yapsın.

Türk şükretsin, “Allah devletimize zeval vermesin desin”, Kürt “Faşist TeCe” desin eline silah alsın.

Türk “Türküm” desin ırkçı- faşist olsun, Kürt “Kürdüm” desin mozaikçilik olsun, kendisini ifade olsun.

Türk “kardeşiz” diye diye azınlık olsun, Kürt “kurucu unsur” olacağız diye diye başımıza baş olsun, egemen olsun.

Türk Milletinin artık masallara karnı tok!

Hiç kimse sanal bir kardeşlik yaratamaya çalışmasın. Ulus bir bütündür ve bu bütünün kardeşliği olmaz. Önce ulusu parçala, sonra da kardeşlik edebiyatı yaparak birleştir.

Son sözlerimiz ise bu fikirleri insan hakları ve demokrasi adına savunan bir kısım “aydın” ve “akademisyen” takımına olacak.

“Kardeşlik” PKK’nın Türklerin yaşadıkları yerlerde geliştirdiği bir taktik propagandadır. Biz Kürtlerin bu propagandayı yapmalarını anlayabiliyoruz ama bilim adına bize bu “kardeşlik” edebiyatı yapılmasın. Aynı suça ortak olursunuz!

Açın da biraz sosyoloji okuyun. Okuyun ki kabul ettiğiniz her farklı ulus eninde sonunda farklı bir devlete çıkar. Yani savunduğunuz gönüllü birlikteliğin dünyada hiçbir karşılığı yoktur.

Ayrı bir ulus ya da ayrı bir dil tanımanın tek bir sonucu vardır: Ayrı bir devletin oluşumunu kabullenmek. Türk dışında farklı bir halkın varlığını kabullendiğiniz an siz de PKK militanı olup çıkarsınız.

Bu çok “okuyan” aydın takımına soruyoruz. Okuduğunuz hangi Marksist literatürde “kardeşlik” kavramı kullanılmıştır?

Diyalektik ve tarihsel materyalizmde “kardeşlik” gibi bir kriter var mıdır?

Solcular ne zamandan beri tarihsel gelişimi “kardeşlik” türü kavramlarla açıklamaktadır?

Sağcıların ise bu propagandayı yapmalarını zaten anlıyoruz. Çünkü Türkiye’de sağ zaten köken itibariyle Kürtçüdür, kökeni Kürt aydınlarına dayanır.

Biz devrimcilere düşen görev ise Cumhuriyet’in ve Devletin temel niteliklerini sonuna kadar savunmak ve bu yıkıcı fikirlere karşı her alanda mücadele vermektir.

Şu anda Türk Milletinin elinde dayanakları vardır, ancak bu dayanalar birer birer ortadan kaldırılmaktadır. Irak’taki direnişçiyi düşünüp ona göre karar verelim. Bizler elbette direnişçi olup emperyalizme karşı savaşmaktan da korkmayız ama bugün için sahip olduğumuz mevzileri de teslim edecek değiliz.

Varsın onlar “kardeşlik” türküleri söyleyerek kaleyi içerden fethetmeye çalışsınlar, Türk sabırlıdır ama Türk’ün sabrının da bir sonu vardır.

Herkes bu ülkede Türküm diyen nüfusun sayısıyla, Türküm diyemeyen nüfusun sayısını yan yana koysun.

Bir karşıtlık durumunda ne olacağını hesaplasın.

Ona göre siyaset yapsın, safını belirlesin…


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe