03.12.2007/Sayı:164
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Başyazı Gökçe Fırat
28-29 Kasım tarihlerinde toplanan Yüksek Askeri Şura
28-29 Kasım tarihlerinde toplanan Yüksek Askeri Şura

Askerin ve komutanın maliyeti

Bütün insanlık adına
Amerika katil katil
Hukuk yapar kendi bozar
Amerika katil katil

Türk Milleti Türk Milleti
Nerden gelmiş elin iti ?
Bu gidişin sonu kötü
Amerika katil katil

Türkiye kiminle harbe hazırlanıyor?

29-30 Kasım tarihlerinde Yüksek Askeri Şura Toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıdan sonra Genelkurmay’dan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“2. Mevcut tehditler çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Harbe Hazırlık Durumunun gözden geçirildiği toplantıda;

a. Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenliğine yönelik:

(1) Dış tehdit,

(2) İç tehdit,

(a) Bölücü tehdit,

(b) İrticai tehdit,

ortaya konulmuş;

b. Türkiye'nin etki ve ilgi alanları dahilinde genel bir Politik Askeri Durum Değerlendirmesi yapılmış;

c. Türk Silahlı Kuvvetlerinin Harbe Hazırlık Durumu ve kuvvet yapısı ihtiyaçları görüşülmüştür.”

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 28 Kasım tarihi itibarıyle Bakanlar Kurulu’nun Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sınırötesi operasyon için yetki verdiğini açıklaması ile birlikte yukarıdaki açıklamanın anlamı ortaya çıkar.

Görüldüğü üzere bir harbe hazırlık yapılmaktadır.

Ancak savaş olayı ciddi bir olaydır ve üzerinde çok iyi değerlendirme yapılmalıdır. Kiminle harbe hazırlanmaktadır Türkiye? Ya da Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğine yönelik dış tehdit kimden gelmektedir?

PKK terörü bölücü tehdit kapsamında iç tehdit olarak ortaya konulduğuna göre, PKK’nın dışında bir dış tehdit ortaya konulmaktadır demektir.

Peki bu dış tehdit, harp hazırlığını gerektirecek dış tehdit, K.Irak’ta üslenen PKK olabilir mi?

Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri PKK’yı terörist organizasyon olarak değerlendirdiğine ve savaş kelimesini ısrarla kullanmadığına göre bu dış tehdit PKK olamaz.

Peki ya Barzani?

Türkiye bizzat Dışişleri Bakanı aracılığıyla Barzani’yi tanımadığını, sadece Irak devletini tanığını açıkladığına göre, bu tehditin Barzani olması ihtimali de düşüktür.

O halde bu tehdit, örneğin K.Irak’ta üslenen ABD olabilir mi?

ABD ile PKK’ya karşı ortak savaş mı?

YAŞ’tan sonra açıklanan metin akla Türkiye’nin, karşısına çıkacak kuvvet her kim olursa olsun herşeyi göze alarak savaşa hazırlandığını getirmektedir.

Ancak mevcut durumun bu olmadığını biliyoruz.

ABD’de Tayyip Erdoğan’la Bush arasında yapılan görüşmede Türkiye ile ABD arasında gizli bir mutabakat yapıldığı, bu mutabakat çerçevesinde Türkiye’nin ABD’ye belli sözler verdiği ortadadır.

Nitekim bu toplantıya Genelkurmay’ın da temsilcisi katılmış ve bu toplantıdan sonra Genelkurmay’la ABD ordasu arasında sıkı bir diyalog başlamıştır.

Örneğin 24 Kasım tarihinde Genelkurmay’dan şapılan açıklamada şöyle denilmektedir:

“ABD Avrupa Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Bantz CRADDOCK, beraberindeki heyetle bugün (24 Kasım 2007) Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar BÜYÜKANIT’ı Genelkurmay Başkanlığı karargahında ziyaret etmişlerdir. Ziyaret esnasında Türkiye ve ABD’nin PKK terör örgütüne karşı ortak mücadelede istihbarat paylaşımı da dahil olmak üzere yapılacak işbirliği konuları görüşülmüştür. Bu görüşme, Başbakan ERDOĞAN’ın Vaşington’da ABD Başkanı BUSH ile yaptığı görüşme ile Orgeneral PETRAEUS ve Orgeneral James CARTWRIGT’ın geçen hafta Ankara’ya yaptıkları ziyaretlerin devamı niteliğinde gerçekleşmiştir.”

Açıklamada Türkiye ve ABD’nin PKK terör örgütüne karşı ortak mücadelesinden bahsedilmektedir.

Peki öyle mi gerçekten?

Çok değil 6 ay öncesine dönelim ve o dönem Genelkurmay Başkanımız Yaşar Büykanıt’ın basın toplantısına dönelim.

Ne diyordu Yaşar Büyükanıt orada?

PKK terörü ABD’nin 1. Körfez Savaşı’ndan sonra güç kazanmıştır. İkinci güç kazanma dönemi ise ABD’nin Irak’a ikinci müdahalesinden sonradır. Ve hatta bu sözlerin bir özeleştiri olarak algılanması gerektiğini belirterek söylüyordu. Aynı açıklamada Barzani ile ilgili olarak da “şımartana bakın” ifadesi ile yine ABD’yi hedef gösteriyordu.

Peki ne oldu da bu açıklamayı yapan Genelkurmay 6 ay sonra o açıklamada PKK terörünün güçlenmesinin ortamını yaratan güç olarak gördüğü ABD ile, PKK terörüne karşı ortak bir mücadeleye girişti?

Mesela ABD tarafı PKK’yı desteklemenin ne kadar yanlış olduğunu anladı da Türkiye’ye bundan sonra yapmıyacağım, artık PKK sizin gibi benim de düşmanımdır, birlikte savaşalım mı dedi?

ABD ve PKK

Ne oldu, ne konuşuldu elbette bilmiyoruz ama bildiklerimizi sıralayabiliriz.

1-) ABD, tüm Ortadoğu’da adına BOP dediği bir operasyonu 2003 yılında başlatmıştır. Bu operasyon çerçevesinde Irak’a sıldırmış ve Irak devletini fiilen üçe bölmüştür. Ancak bu sadece fiili bir durum değildir Irak Anayasasına da geçmiştir.

2-) Bu anayasal düzenlemeye göre Irak’ın kuzeyinde bir Kürdistan Özerk Bölgesi oluşmuştur. Bu özerk bölgenin başına Barzani getirilmiştir. Bu özerk Kürdistan’ın Bağımsız Kürdistan’a doğru geçişte bir ön adım olduğu çok açıktır.

3-) Tüm bu adımların bu bölgede Türkiye’nin çıkarlarına tümüyle ters olduğu ortadadır. ABD bu tavırları bilmeden, yanlışlıkla yapmadığına göre, gerek diplomatik dilde gerekse askeri dilde bunun adı düşmanca tavırdır.

4-) ABD’nin bu düşmanca tavrı aynı zamanda PKK’ya olan desteğinde de ortaya çıkmaktadır. ABD PKK terör örgütünü elaltından hep desteklemiştir. Bunun kanıtları da fazlasıyla ortadadır.

5-) Kaldı ki tarihsel bir jeopolitik değerlendirme yaptığımızda ABD’nin yüz yıldır bu bölgede, yani Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde bir Ermenistan ve bir Kürdistan kurmak istediğini görürüz. ABD bu hedefinden hiç vazgeçmemiştir.

6-) ABD Büyükelçisi Wilson’un Kürt kökenli bazı siyasetçilerle Büyükelçilik’te kahvaltıda buluşması ise tam anlamıyla bir diplomatik rezalettir.

Görüştükleri arasında kimi AKP milletvekilleri de bulunmaktadır ama açıkça Bağımsız Kürdistan kurmak için çalışan iki parti başkanı da davetlidir: Katılımcı Demokrat Parti Genel Başkanı Şerafettin Elçi ve Hak-Par Genel Başkanı Sertaç Bucak katıldı.

7-) Ancak rezalet bununla da sınırlı değildir. ABD Elçisi aynı zamanda bölgede şiddetten mağdur olanların aileleri ile görüşme yapmak istemektedir. Şiddetten mağdur olan kesim ise ölen askerlerin aileleri ile PKK’lıların aileleridir!

Bu da göstermektedir ki ABD açısından Türk devleti ile PKK, Türk askeri ile PKK’lı terörist arasında bir ayrım bulunmamaktadır.

8-) Tüm bunlar olurken, yani ABD Türk devletine karşı açıkça düşmanca davranışlarda bulunurken Türk Hükümeti ve Genelkurmayımız kendilerini ABD ile birlikte PKK’ya karşı savaştıklarına, savaşacaklarına mı inandırmaktadır!

Atatürk döneminde dış tehdit nasıl saptanmıştı?

Harp hazırlığı ve dış tehdit konusuna girmişken, Atatürk’ün Ordusu’nun Atatürk döneminde bu dış tehditleri nasıl gördüğüne bir bakmakta fayda var:

“Yurt savunmasının arazi bakımından zayıf bölgeleri Doğu Trakya ile İstanbul ve Çanakkale Boğazları bölgeleridir.

Aslında, bu bölgelerin hepsi birden tek bir bölgedir (Marmara bölgesi ). Bu nedenle bu bölgelerden birine düşmanın yapacağı taarruz ve kazanacağı başarı öteki bölgeleri de önemli ölçüde etkiler.

Karadan komşu büyük devlet ( Rusya ) bakımından ise Doğu Anadolu bölgesi her zaman çok önemlidir.

Türkiye iki amaç altında taarruza uğrayabilir:

1) Türkiye'yi sömürge yapmak için, yani taarruz amacı asıl Türkiye arazisi olur;

2) Türkiye üzerinden başka amaçlara gitmek için ( Mısır, İran, Kafkasya ve Hindistan'a gitmek için ).

Bu amaçların her ikisi Türkiye için birdir. Türkiye her ikisine de karşı koyacaktır.

Balkanlar'ı geçerek Türkiye'ye taarruz edecek Avrupa büyük kara ordularına karşı, Balkanlar'da bağımsız Balkan devletlerinin veya bağımsız Balkan devletleri gurubunun bulunması Türkiye'nin bu istikametten savunmasını kolaylaştırır. Balkanlar, Türkiye'nin güvenlik bölgesidir.

Suriye ve Irak'tan gelecek Avrupa sömürge ordularına karşı Suriye ve Irak'ta bağımsız devletler bulunması savunmamız için faydalı olur .”

Bu değerlendirme 1938 yılında basılan Kurmay Yarbay İ. Hakkı Tümerdem’in kitabından alındı. Ancak bu kitap Harp Okulu’nda ders kutabı olarak okutulmuş. 1942 yılında Genelkurmay Başkanlığı tarafından övgüye değer bulunarak örnerilmiş.

Kısacası Türk Ordusu Atatürk döneminde dış tehdidi bu kadar net ve duru bir şekilde tespit etmiş.

Balkanlar’dan ve Ortadoğu’dan gelecek Avrupa sömürge orduları tehdit kaynağı olarak görülmüş.

Neden? Çünkü 1. Dünya Harbi’nden hemen sonra bu bölge İngiliz, Fransız mandası altındadır.

Peki günümüzde?

Günümüzde Avrupa sömürge ordularının yerini bölgede Amerikan sömürge ordusu almış!

Akıllı biri metindeki Avrupa’nın yerine Amerika’yı koyması gerektiğini hemen anlar!

Ama çok akıllı olmamakla birlikte Atatürk’ün aklına güvenen birisi de, Atatürk’ün bölgesel tespitlerinin doğruluğuna güvenir ve Türkiye’nin çıkarını günümüze uyarlar ve yine Avrupa’nın yerine Amerika’yı koyar.

Metindeki Avrupa’nın yerine Amerika’yı koyamayacaklarınsa aklından da, Atatürkçülüğünden de şüphe duymak bizim hakkımızdır?

Asker 23 sent ya komutan?

O şüphenin nasıl oluştuğu da ortadadır.

Türk askerini Amerikan çıkarları için Türkiye’den Kore’ye yollayan Adnan Menderes elbette Atatürkçü değildi!

Türkiye’yi ve Türk Ordusu’nu NATO’ya sokan Adnan Menderes elbette Atatürkçü değildi!

Şimdi kalkıp Adnan Menderes projesi olan Batı müttefikliğini ve NATO üyeliğini, hürriyet savaşçılığıymış gibi savunanlarsa ancak komik duruma düşmektedir.

Batı müttefikliği ve NATO, Türk’ü Amerika’ya esir etmiştir.

Bu hem siyasetçilerimiz için hem de askerlerimiz için böyledir.

Amerikan Başkanı’ndan emir alan siyasetçiler ve Amerikan askerlerinden emir alan askerlerin yönetimi altında Türkiye işte tam bu noktaya gelmiştir: Bölünme aşaması.

Şimdi bu noktadan, yine ABD’nin yardımı ile kurtulmaya çalışmaksa ne menem bir gaflettir anlamak mümkün değil.

Amerikalılar içinse mantık biraz farklı işler.

Bizler vatan, millet, namus gibi kavramlarla düşünürken onlar tümüyle kapitalistçe hesap-kitap yaparlar. Çünkü bir kapitalist için her şeyin bir maliyeti ve bir de kârı vardır. Maliyetleri azaltıp kârı arttırmak kapitalistin işidir.

O nedenle Kore savaşına Türk askerinin gönderilmesinin de hesabını kitabını yapmışlardı. Türk askeri 136 dolara Amerikan askeri ise 5500 dolara maloluyordu ABD’ye. Bu nedenle günlüğü 23 sente Türk askerini savaştırmayı tercih ettiler.

Ama ABD’liler için elbette sadece askerin değil komutanın da bir maliyeti, bir fiyatı vardır mutlaka.

NOT: Geçtiğimiz sayı ve bu sayımızdaki yazılarımızda Doğan Avcıoğlu’nun Milli Kurtuluş Tarihi ile Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’ün İleri Yayınları’ndan çıkan ABD, NATO ve Türkiye kitabından faydalanılmıştır. Tüm okurlarımıza tavsiye ederiz.

Büyük boy için lütfen tıklayınız


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe