| Kaya Ataberk |
ABD, CHP’yi Baykal’ın Kürt aşkı CHP lideri Deniz Baykal, tüm Türkiye’nin Kuzey Irak’a müdahaleyi tartıştığı, şehit cenazelerinin birbiri ardına geldiği, PKK’nın hızla etkinliğini artırdığı ve Türk Ordusu karşısında inisiyatif kazandığı günlerde uzun zamandır sinyallerini verdiği çizgi değişikliğini gerçekleştirdi. 9 Kasım tarihli gazetelere “Baykal’dan Kuzey Irak Sürprizi” başlığıyla yansıyan açıklamaları, CHP’nin ABD tarafından başta Kürt meselesi olmak üzere tüm konularda nasıl da hizaya sokulduğunun iyi bir göstergesi oldu. Hürriyet gazetesinin haberi, “CHP lideri, Kuzey Irak ile ilişkinin sadece terör bağlamında tutulmamasını ve uzun vadeli hedefler için kurulmasını içeren önerilerini açıkladı” denilerek devam ediyordu. Aslına bakılırsa, eğer Baykal, Kuzey Irak müdahalesinin sadece PKK terörü bağlamında kalmaması gerektiğine, burada PKK’nın varlığının esas koruyucusu olan Barzani, Talabani ve onların da esas efendisi olan ABD’nin sorunun özü olduğuna dikkat çeken bir açıklamada bulunsaydı bizim açımızdan bir sürpriz olabilirdi. Ancak haberin devamını okuduğumuzda Baykal’ın bir süredir yeniden girdiği ABD yanlısı ekseni sadece açıktan anlattığını ve aslında ortada bir sürprizin olmadığını gördük. Baykal’ın Kuzey Irak önerilerinin bazı ana başlıkları şunlardı: “Iraklı Kürt gençleri Türkiye’de okutalım ve onların gelecekte Türkiye’yi savunmasını sağlayalım, Kuzey Irak’a Kürtçe yayın yapalım, Kuzey Irak’a düzenli olarak su verelim ve yeni bir sınır kapısı açalım…” Baykal’ın önerileri neresinden tutulursa, oradan insanın elinde kalmaktadır. Kürt gençleri okutalım diyen Baykal, Türkiye’nin eğitimli Kürtlerinden anlaşılan çok fayda gördü ki, “Irak Kürtlerini eğitelim” diyor herhalde! Bu uçuk öneriyi bir kenara bırakırsak, Habur Sınır Kapısı’nın kapatılarak Barzani’nin ambargoya tabi tutulması gündemdeyken, yeni sınır kapısı açmayı savunmanın anlamı nedir? Türkiye’nin Barzani ve Talabani’yi desteklediği dönemlerin faturasını Türk Milleti hâlâ öderken Baykal’ın bu Kürt aşkı nasıl ortaya çıkmıştır? Bunlar ve benzeri sorular cevaplanmak için beklemektedir. Bu arada Baykal açıklamalarına devam etmektedir: “Şiddeti olağanlaştırmayalım. Herkes yeterince dikkatli ve kararlı olmalı. Kavga dövüş yerine dostluk kuralım.” Burada açıktır ki, bu itidal çağrıları Kürtlere değil birebir biz Türklere yapılmaktadır ve olası bir Türk tepkisi engellenmeye çalışılmaktadır. Baykal bu noktada da durmamıştır. Baykal’dan “kardeşlik” masalları ve Bush’a destek ABD’nin ilk olarak MHP ve sağcılar aracılığıyla yaptığı “kardeşlik” propagandası ve Türk Milleti’ni örgütlenip tepki göstermekten alıkoyma görevi bu sefer de Baykal’a verilmiştir. Baykal bize artık kimsenin itibar etmediği kardeşlik masallarını anlatmaktadır: “… Çünkü göçün ne kadar acı bir şey olduğunu biliyor bu millet. Bugün Türk’üyle, Kürdüyle birbirimizi seviyoruz. Eğer bölgede yanlış kararlar sonucu bir dışlanmışlık duygusu varsa, bu insanlar da görüyor ki o bölgenin dışına çıkıldığında hiç böyle bir şey yok.” Nerede geçen sene alt-üst kimlik tartışmalarında Türk kimliğini savunan CHP ve Baykal, nerede bugünkü durum? Aslına bakılırsa bizim daha önceden de TÜRKSOLU’nda defalarca belirttiğimiz gibi, kardeşlik propagandası sadece Türklere yapılmaktadır. Kürt zaten arkasına ABD’yi almıştır ve Türkler başta olmak üzere Ortadoğu’nun tüm ezilen uluslarını yok edilmesi gereken bir düşman olarak görmektedir. Kürtlük ve Kürtlerin bu düşmanlığı bilinçli olarak kışkırtılmaktadır. Bunun karşısında da Türkler “kardeşlik” masallarıyla uyutulmaktadır. Kim ne derse desin, açık olarak belirtilmelidir ki, bu görev de ABD tarafından verilmiş bir görevdir. Bu oyun sırayla tüm Türk siyasetine oynatılmaktadır ve artık bu sefer de sıra Baykal’dadır. Bunun yanı sıra Baykal sadece bu görevi ifa etmekle yetinmemiştir; ABD Başkanı Bush’a açıktan da destek vermiştir. Yaptığı açıklamada Bush-Tayyip Erdoğan görüşmesine değinirken her ikisini de olumlamıştır: “…ABD Başkanı Bush ile görüşme önemli. Bakın, Başbakan operasyon gerekliliğini yüzüne karşı söylüyor, Bush da buna karşı çıkmıyor, aksine işbirliği öneriyor.” Peki Baykal’daki bu dönüşüm nasıl oldu ve sebepleri nelerdir? Bunu daha net görmek için CHP’nin yaşadığı sürece biraz daha yakından bakmak gerekmektedir.
Şemdinli’nin getirdikleri,
Aslına bakılırsa CHP’nin şu anda geldiği nokta Şemdinli olaylarının öncesinde ve hatta olayların ertesinde geçen ilk birkaç hafta aldığı tavırdan çok da farklı değildir. Şemdinli provokasyonu gerçekleştiğinde Baykal’ın ilk yaptığı açıklamaların “sonuna kadar gidelim derin devleti açığa çıkaralım” noktasında olduğu hatırlanacaktır. Şemdinli aslında son derece klasik bir Amerikan kontrgerilla operasyonuydu. Bombalamanın ardından her şey o kadar planlanmıştı ki ilk anda bile bakmasını bilen gözler için olayın AKP-PKK güdümlü bir Ordu’yu yıpratma provokasyonu olduğu anlaşılıyordu. Ancak buna rağmen CHP ve lideri Baykal’ın ilk verdiği tepki bu provokasyona destek olur nitelikteydi. Baykal’ın tavır değiştirmesi ancak olayın hedefinin aslında Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığının engellenmesi olduğunun ortaya çıkmasıyla olmuştu. Bu andan itibaren CHP’ye bir şeyler olmuştu ve tüm süreçte doğru tavırlar almaya başlamıştı. Hatta o kadar tavrını düzeltmişti ki, TÜRKSOLU’nun çok daha önceden tespitini yaptığı Türk Ordusu’na karşı planlanan darbeyi de açıklamıştı. CHP’nin tavrındaki düzelme, ABD’ye karşı aldığı tavırlarla da, alt kimlik-üst kimlik tartışmaları sırasında Türk kimliğini savunan yaklaşımıyla da devam etmişti. Bizim bu dönemde CHP’ye yaptığımız en önemli eleştiri; doğru bakış açısına ulaşmak için Şemdinli olduktan neden haftalar sonrasını beklediklerini sormamız olmuştu. Yıllarca sistemin parçası olmuş bir parti açısından da bu durumu aslında az çok normal karşılamıştık ve ne olursa olsun CHP, Türk Milleti’nden ve Ordusundan yana doğru tavırları aldığı sürece desteğimizi de esirgememiştik. CHP’nin doğru politikası bir anlamda seçim dönemine kadar devam etmişti. Bir taraftan Cumhuriyet mitingleri olurken bir taraftan da biz CHP’yi defalarca sine-i millete dönmeye ve AKP iktidarını yıkmaya, Kürt-İslam faşizmine karşı gerçek “Halk Partisi” olmaya çağırmıştık ve CHP bu tarihsel görevden ısrarla kaçınarak ortamı 22 Temmuz’a kadar getirmişti. Burada 22 Temmuz seçimlerinin hemen öncesinde gerçekleşen Grossmann olayının üzerinde de ısrarla durmak gerekmektedir. Grossmann’ın uyarılarından bugüne CHP’nin geri evrimi Seçimler yaklaşırken hem CHP hem de MHP, Türk halkının ABD düşmanlığını kullanabilmek amacıyla ABD karşıtı söylemleri belli oranlarda kullanmaktaydılar. Ancak ABD’li yetkili Grossmann’ın “Oy almak için ABD karşıtlığına oynayanları affetmeyeceğiz” tehdidi hem CHP’nin hem de MHP’nin mesajı almasına yetiyordu. Bir anda CHP, yaklaşık bir senedir sürdürdüğü ABD’ye eleştirel yaklaşan, Türk kimliğine sahip çıkan ve bu nedenlerden dolayı hem PKK-Talabani-Barzani üçlüsü tarafından, hem de komprador sol kesim tarafından faşist ilan edilmesine yol açan çizgisini kademe kademe terk etti. İlk olarak, seçimler öncesi aslında ABD ile kendilerinin daha iyi ilişkiler kuracakların açıkladılar. Dahası, CHP, AB’ye karşı olmadıklarının, serbest piyasanın yanında yer aldıklarının açıklamalarını yaptı ve seçim günü geldiğinde artık oy verecek vatandaşın gözünde AKP’den kuru bir laiklik savunuculuğu dışında bir farkı kalmamıştı. Atılan bu geri adımların ve ABD’yi eleştirmekten vazgeçmenin oy kaygısıyla yapıldığı da düşünülmemeli, aksine tüm ABD yanlısı kesimlerin bildiği gibi Türkiye’de ABD karşıtlığı yapmadan oy almanın imkanı yoktur ve bunu Baykal da bilmektedir. Sonuçta dünyada ABD karşıtlığının en yüksek oranlara vardığı ülke de Türkiye’dir. PKK’nın arkasındaki esas gücün ABD olduğunu tüm Türk Milleti bilmektedir ve aslında siyaset de bu durumu gözetmeden konumlanamamaktadır. O zaman da CHP’nin bu çizgi değişikliğini oy almak için değil oy almamak için yaptığını yazmıştık; şimdi de öyle düşünüyoruz. Bugün daha açıktır ki, CHP iktidara gelseydi PKK’yla da, ABD’yle de, Barzani’yle de kendisi uğraşmak zorunda kalacaktı. CHP bundan bilinçli olarak kaçınmıştır ve yavaş yavaş eksen değiştirmiştir. Şu an gelinen noktada ise fiili durumun ABD’nin tam kontrolü olduğunu görmek gerekir. Sonuçta, Kuzey Irak’ta Türkiye’ye düşman ve Türkiye aleyhine toprak genişletmek de dahil her anlamda karşı karşıya bulunduğumuz Kürt yönetiminin, CHP tarafından en az AKP kadar savunulduğunu görmemiz bunları söylememiz için yeterlidir. CHP, Türk milliyetçisi çizgiye girmeye başladığı sırada Barzani ve Talabani’nin en çok saldırdığı Türk siyasetçisiydi. Bugünse Talabani, Baykal’a son açıklamaları için özel teşekkür heyeti göndermekten bahsetmektedir. Müzmin CHP düşmanı Fethullahçı Zaman gazetesinde bile Baykal’ı yere göğe sığdıramayan yazılar çıkmaktadır. Demek ki Baykal görevini doğru anlamış ve uygulamaya başlamıştır. ABD’nin en has adamları onu takdir etmektedir. Baykal: Talabani’nin ve Fethullahçıların sevdiği lider oldu Talabani’nin teşekkür heyeti açıklaması ve Zaman gazetesinin Baykal’ı olumlaması çok önemli göstergelerdir. Bunun bizim açısından açıklayıcılığını saptamamızın ötesinde, Zaman gazetesinden Baykal’ı övenlerin de doğru saptamalarda bulunduklarını belirtelim. Mümtaz’er Türköne yazısında diyor ki: “Eğer sorun parti içinde bastığı zemini sağlamlaştırmak ise Baykal tam tersini yapmalı ve ulusalcı damarın nabzına uygun düşmanlıklar üretmeliydi.” Gerçekten de Baykal ve CHP hâlâ sol ve Atatürkçü olma iddiasındaysa Türkiye’nin içinden geçtiği süreci tespit etmeli ve Türk milliyetçiliğine sahip çıkmalı, ABD’ye karşı çıkmalıydı. Türk-Kürt kardeşliği gibi masallara da prim vermemeliydi. Ama durum bunun tam tersidir. Artık Kürt kimliğini uzlaşılacak bir unsur olarak kabul eden ve teslimiyet içinde bir CHP görüyoruz. Türköne, Baykal’ın vardığı noktaya da işaret ediyor: “Ulus devlete sadakat ile Kuzey Irak’la bütünleşmek birbiriyle çelişiyor. Çünkü sizin vatandaşlarınızla aynı etnik kökenden gelen bir toplum ile bütünleşmek, etnik bütünleşmeyi de getirir. Ulus devlet için riskli bir durum… CHP bu kapıdan girdiği zaman şiddetle karşı çıktığı Yeni Osmanlıcılığa varabilir.” Gerçekten de Yeni Osmanlıcılık denilen şey de AKP’nin, ABD’nin yaratmak istediği Ortadoğu’ya bulduğu kılıftır ve CHP de bu oyunun dümen suyundadır artık. Doğru söze ne denir… Diğer Baykal destekçisi Zaman yazarı ise Mustafa Ünal oldu. O da yazdığı yazısında Baykal’ın çıkışını olumlarken işin askerlerle ilgili boyutunu da ele aldı: “…Önce emekli generaller konuştu. Kritik mevkilerde görev üstlenmiş generallerin her biri, Milliyet’ten Fikret Bila’ya Güneydoğu sorununa ilişkin kendilerinden hiç beklenmeyecek açıklamalar yaptı. Kelimenin tam anlamıyla ezber bozdular… CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın son çıkışı emekli paşaların açıklamaları kadar çarpıcı… CHP liderinin her bir önerisi uygulanabilir nitelikte.” Herhalde bu yazılanlardaki doğruluk payı hem asker hem de CHP açısından acı olmalıdır. Fethullahçıların en sevdiği liderler Özal ve Tayyip, en sevdikleri komutanlar ise Kenan Evren ve Hilmi Özkök’tür. Baykal ve bir kısım emekli komutan da maalesef bu sıralamada yerlerini almak üzeredirler. Ordu pasifize edilirken, CHP de hizaya sokuldu Ordu’nun yaşanan son olaylarla beraber önce yıpratılmasını ve pasifize edilmesini, ardından da neredeyse teslim alınma noktasına getirilmesini izliyoruz. Burada Ordu’nun içine sokulduğu süreçle CHP’nin savrulduğu noktanın paralelliğini görmek gerekir. Türkiye’de AKP karşısında Genelkurmay-Çankaya eksenli bir direniş oluşturulmuşken, CHP de bu hattın eksenine girmiş durumdaydı. Bugün gelinen noktada askerler açısından en kötü ihtimalin Kenan Evrenleşmek olduğu açıktır. Durumun bu kadar tehlike arz etmesi de CHP’nin savruluşlarının tek açıklamasıdır. Ordu etkin bir tavır aldığı dönemde CHP de onun yanında yer almıştır ve olumlu bir politika izlemiştir. Ancak bugün ABD’nin adım adım Ordu’yu etkinlikten uzak kıldığı ve inisiyatifi ele geçirdiği bir noktada CHP çoktan o teslim bayrağını çekmiştir. Grossmann’ın tehdidiyle atılan geri adımların son vardığı nokta buradadır. Baykal artık Bush’un Tayyip’le yaptığı görüşmenin hemen ardından, bu görüşmenin ne kadar olumlu geçtiğini açıklamak için kendisini paralayan bir durumdadır. Baykal; “Artık müdahale fikrinin ABD tarafından reddedilebilir olmaktan çıkması anlamına gelmektedir… Geldiğimiz noktada bu oyalama şansının tümüyle ortadan kalktığına inanıyorum” diyerek hem AKP’nin hem de Bush’un savunuculuğunu üstlenmiştir. CHP hizaya sokulmuştur ve AKP’den bu anlamda bir farkı kalmamıştır. Hâlâ CHP’den bir şey bekleyenlere duyurulur... Türk için CHP bitmiştir Artık karşımızda AKP’nin Amerikancı politikalarına sahip çıkan, Kürt-İslam faşizmine koltuk değnekliği yapan bir CHP var. Bu CHP, ABD’nin istediği bir partidir. Onun tüm isteklerini karşılamakta ve bu nedenle de takdir edilmekte ve sırtı sıvazlanmaktadır. Geçen sene Sosyalist Enternasyonal toplantısında kavga ettiği Talabani’nin bugün en sevdiği lider konumuna gelmiştir Baykal. Türkiye’nin içine sokulduğu karabasan ortamında CHP’nin kendisine biçtiği rol bu olmuştur. Şemdinli olaylarıyla başlayan ABD güdümlü Kürt-İslam komplosunun yarattığı süreç aslında CHP’ye yıllar sonra ilk defa tarihsel olarak Türk Milleti’nin ve Atatürk’ün önünde temize çıkma şansı tanımıştı. CHP, 1938’den ve hatta daha öncesinden getirdiği yanlışlarına rağmen gerçekten de ilk defa Altı Ok partisi olmanın, ABD’ye karşı çıkmanın ihtimalini bulmuştur. Bir süre için şartların ve Çankaya-Genelkurmay çizgisinin zorlamasıyla bu noktaya yakın durabilmiştir ancak bu destekçilerinin direnişi kırılınca CHP’nin gemiyi terk etmesi hiç de zor olmamış ve bu tarihsel fırsat da tepilmiştir. ABD ve Kürt-İslam faşizmi karşısında Türk’ün partisi olmak, devrimci olmayı gerektirmektedir. Ancak CHP ve Baykal’ın kaygıları hep farklı olmuştur. Bu nedenle bu son fırsatı da kaçırmışlardır. Artık Türk için CHP diye bir parti bitmiştir. Seçimlerin ardından artık CHP’nin çökme ve dağılma sürecine gireceğini saptamıştık. ABD tarafından son getirildiği nokta CHP omurgasının çatırtılarını da bize duyurmaktadır. İdeolojisi yanlış ve ihanet içinde olan kof bir bina çökmektedir. Hâlâ bir şeyler bekleyen kaldıysa duyurulur. Türk cephesi için TÜRKSOLU ve Milli Mücadele’ye!
|