19.11.2007/Sayı:162
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Hüseyin Adıgüzel
İlnur Çevik: 8 askeri her an teslim alabiliriz
PKK’nın elindeki modern silahların ABD yapısı olduğunu bizzat resmi makamlar açıklamıştır. Bu silahların PKK’ya Barzani tarafından verildiğini bütün dünya biliyor, ama ne hikmetse bizim ilgililerimiz ve ABD resmileri bunu bilmiyorlar ve hâlâ araştırma yapacaklarını söyleyerek milleti uyutuyorlar. Bugün teröre kurban verdiğimiz her insanımızın kanının sorumlusu başta Barzani olmak üzere, Talabani ve ABD’dir. Silahlar ABD’nindir. Bu silahları PKK’ya veren ya da satan Barzani ve Talabani’dir. Bu olguyu ve bu şeytan üçgenini bütün dünya bilirken bizim hükümetimizin bilmemesi(!) ne kadar trajikomik bir olaydır.

PKK terörü ve
yerli kaynakları

Terörün beslendiği kaynaklara inilmeli

PKK terörü ülke bütünlüğünü tehdit etmeye ve can almaya devam ediyor. Terör guruplarının bir anda kökünün kurutulması pek mümkün olan bir şey değil. Terörizmin kaynaklarına inmeden kökünü kurutmak, terörizmi ortan kaldırmak terör uzmanlarına göre pek mümkün olmayan bir şey… Teröre karşı mücadele savaşı sürerken terörün beslendiği kaynaklara inilmeli ve o kaynaklar da kurutulmalıdır. PKK terörizmini besleyen üç önemli kaynak vardır ve bunlar ortada görünmektedir.

A. Maddi Kaynaklar: Para, insan ve silah.

B. Siyasi Kaynaklar: Kuzey Irak Kürt Yönetimi, PKK sempatizanı, taraftarı olan aydın geçinen bir kesim, sözde demokratlar ve bunların oluşturduğu sivil toplum kuruluşları, medya gurupları ve siyasi parti.

C. Sosyal Kaynaklar: Bölgedeki işsizlik sorunu ve geri kalmışlık.

Bu yazımızda sadece “Maddi Kaynaklar” üzerinde durabileceğiz. Daha sonraki yazılarımızda da Siyasi ve Sosyal Kaynakları inceleyeceğiz.

Bize göre önceliği olan, silahlı mücadelenin yanında, PKK’nın para, insan ve silah kaynağının kesilmesi ve kurutulmasıdır. PKK’nın parası baştan sona kara paradır. Bu para uyuşturucu ticareti, haraç alma, soygun yapma, dış ülke istihbarat örgütlerinin, Kuzey Irak Kürt Yönetimi’nin ve zengin kişilerin bağışlarından oluşmaktadır. Ülkemizin içinde başta İstanbul, İzmir, Ankara, Adana, Mersin, Gaziantep, Bursa olmak üzere büyük şehirlerimize ve güney sahillerinden Ege sahillerine kadar gelip yerleşen Kürt mafyası, uyuşturucu ticareti ve haraç alma işlerinin yürütücüsü konumundadır. Bu şehirlerimizde, Güney ve Ege sahillerimizde, Güneydoğu Anadolu Bölgemizde bu örgüte haraç vermeden işyeri açabilmek ve ticaret yapabilmek mümkün değildir.

Bu yasadışı yollarla elde edilen gelirin dışında güya yasal yollarla yapılan işlerle, ticaretle, PKK’ya para aktaran önemli ve büyük şirketler de vardır. Basına aksettiği kadarı ile merkezleri Ankara ve İstanbul’da bulunan bazı büyük Türk şirketleri de, teröre destek verdiği ve yataklık yaptığı bizzat Başbakan tarafından açıklanan Mesut Barzani ve ailesi ile sıkı ilişkiler içindedirler. Ya Barzani ailesine şirketlerinin bölge temsilciliklerini vermişlerdir, ya da o ailenin destek ve yardımı ile -elbette destek ve yardım karşılıksız değildir- Kuzey Irak’tan ihale almışlardır. Burada dönen milyonlarca doların bir kısmı PKK’ya gitmektedir. Çok ilginçtir ki, basında ismi geçen şirketlerden bazılarına, Başbakan, bizzat para ile olmasa da gönül olarak ortaktır. Çünkü bu şirketler arasında damadının genel müdür olduğu ve oğlunun yüzde kırk ile ortak olduğu şirketler de vardır. Sözcü gazetesi bu şirketlerden Başbakan’ın damadının genel müdür olduğu bir şirketin Barzani’den ihale aldığını daha üç-dört gün önce yazmıştı (Her ne kadar bu şirket Kuzey Irak ile ilişkisinin olmadığını açıklamış olsa da, bu işlerin bin bir hilesi olduğunu da unutmamak gerekir. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz!).

İlnur Çevik askerlerin serbest bırakılacağını biliyordu

Şimdi burada durup biraz düşünmek gerekir. Kuzey Irak operasyonu PKK terör örgütünün kökünü kurutmak için ön koşulken, bu kadar ertelenmesinin ardında bu şirketlerin rolü olup olmadığını düşünmek gerekir. Elbette bu türlü de düşüneceğiz, elbette bu ertelemenin ardında bu tür hesapların olabileceğini de aklımıza getireceğiz. Eğer böyle bir şey yoksa, İlnur Çevik denilen adamın esir askerlerin kurtarılması ve Kuzey Irak operasyonunun yapılmaması için devreye girmesinin sebebi nedir? Gazetelerde boy boy fotoğrafları yayınlanan bu adam, askerlerin iki üç gün içinde serbest bırakılacaklarını nasıl söyleyebilir? Vatan çocukları vatanı savunmak için ölürlerken, bu yollarla Barzani çete başı ile dostluk kurarak ihaleler alıp Kuzey Irak’ı inşa eden ve dolaylı da olsa PKK’ya para aktaranların bu işten vazgeçmeleri, şu durumda etik olarak gerekmez mi? Ama nerede öyle duyarlı iş adamı? Onlar için vatanın, devletin, bağımsızlığın hiçbir önemi olmadığı, neredeyse Tanrılarının para olduğu bu olayla açık olarak görülmektedir. Barzani ya da Talabani ailesi ile ilişkileri bulunan şirketlerin isimleri resmi makamlarca kesinlikle açıklanmalıdır. Milletin bunları bilmeye hakkı vardır! Çünkü Barzani ve Talabani PKK’nın koruyucusu, yataklık yapanı ve aynı zamanda destekçisidirler.

PKK’nın elindeki modern silahların ABD yapısı olduğunu bizzat resmi makamlar açıklamıştır. Bu silahların PKK’ya Barzani tarafından verildiğini bütün dünya biliyor, ama ne hikmetse bizim ilgililerimiz ve ABD resmileri bunu bilmiyorlar ve hâlâ araştırma yapacaklarını söyleyerek milleti uyutuyorlar. Bugün teröre kurban verdiğimiz her insanımızın kanının sorumlusu başta Barzani olmak üzere, Talabani ve ABD’dir. Silahlar ABD’nindir. Bu silahları PKK’ya veren ya da satan Barzani ve Talabani’dir. Bu olguyu ve bu şeytan üçgenini bütün dünya bilirken bizim hükümetimizin bilmemesi(!) ne kadar trajikomik bir olaydır. Bu olgu, bu kadar açıkken, ABD’nin niyetinin ne olduğu açık ve belli iken, hâlâ ABD’den medet ummak komediden başka bir anlam ifade etmez. ABD ile işbirliği komedisi, korkarım Türkiye’yi parçalanmaya kadar götürecektir. Bugün bir üsteğmen ve üç erimizin daha şehit edildikleri haberini aldık. Bunlar o işbirliğinin sonuçlarıdır. Daha kim bilir ne kadar vatan evladını bu işbirliği masalı ve Barzani’nin eli ile toprağa gömeceğiz? Hâlâ kılını bile kıpırdatmayanlara sadece şunu söylemek istiyorum: Millet güvendiği kurumların hareketsizliği karşısında, kendini korumak üzere hazırlanmaktadır. Bu hazırlığın ne olduğunu herkesten iyi sizlerin bilmesi gerekir!

Habur’dan geçirilerek getirilen kaçak mazot ise ayrı bir gelir kaynağıdır. Kuzey Irak’ta sokakta mazot satılmaktadır haberi yapan televizyon ve gazeteler bu işin yasal olduğunu vurgulamaya çalışmakta ve PKK’nın milyonlarca ton mazotu kaçak olarak ülkemize sokup pazarladığını gözden kaçırmaya çalışmaktadırlar. Burada da milyonlarca dolar dönmektedir ve kaçakçılık yapılarak hem soygun yapılmakta, hem de PKK beslenmektedir.

Barzani’ye kazandırılan her kuruş, Mehmetçiğe dönen kurşundur

Barzani ile işbirliği yaparak güya ticaret yapmak şu aşamada ve şu ortamda vatan hainliğinden başka bir şey değildir. Barzani’ye kazandırılan her kuruş, Mehmetçiğe kurşun olarak geriye dönmektedir. Bu bilinci taşımayan ve kapitalist dünyanın istediği role soyunan şirketleri buradan uyarıyoruz. Bu ilişkiyi kesin ve bu milletten kazandığınız paralarla PKK’nın terör eylemlerine destek vermeyin! O kanlı paralarınız sonra sizlerin de kefen parası olabilir. Çünkü terörün gözü kördür. Bir gün döner sizleri de vurur.

Aldığımız duyumlara göre orada bine yakın şirket Barzani devletinin kurulması için çalışmaktadır. Aslında amaçları sadece para kazanmak olsa bir sözümüz olmaz. Ama Barzani’ye destek vermenin PKK’ya destek vermek olduğunu bizzat Başbakan söylediği halde bu şirketlerin faaliyetlerine hâlâ devam etmeleri akıllarda soru işaretleri bırakmaktadır. Her halde bunlar ABD Başkanı Bush’un sözlerine güvenerek orada durmaktadırlar. Yani onlar için Türk Milleti’nin değil, Başkan Bush’un sözleri önemlidir. Elbet devran döner ve hesap günü de gelir. Bu millet tarih boylunca ihanetlere maruz kalmış olmasına rağmen dimdik ayaktadır. Bunu da atlatacaktır, hem de kısa zamanda... İhanetin de hesabı o zaman sorulacaktır!

Sedat Peker’leri, Alaattin Çakıcı’ları içeri atanlar Kürt çetelerini görmüyorlar mı?

Şimdi gelelim PKK’nın kaynaklarının kesilmesi sorununa... PKK’nın en büyük gelir kaynağının, yurtiçindeki Kürt mafyasının büyük şehirlerimizde ve güney sahillerimizde terör estirmesi sonucunda elde ettikleri haraç paraları olduğunu söyledik. Bu çetelere kim dur diyecektir? Sedat Peker’leri, Alaattin Çakıcı’ları çete diyerek içeri atanlar bu Kürt çetelerini görmüyorlar mı? Görüyorlarsa neden tutuklamıyorlar? Bu, hükümetin görevi değil mi? PKK’ya yardım ve yataklık yapan Barzani ile ticari ilişkileri olan şirketlerin faaliyetlerini kim durduracak? Hükümet değil mi? Habur’dan yapılan kaçak mazot alışverişine kim dur diyecek? Hükümet değil mi? Habur’u kim kapatacak? Hükümet değil mi? Yoksa bu işler çok mu zor? Yapamıyorlar mı? Yapamıyorlarsa derhal istifa ederek, koltuklarınnı bu işi yapacak olanlara devretmeleri gerekmez mi? Yok yapmıyorlarsa, neden yapmadıklarını millete açıklamak zorunda değiller mi?

Efendim, bazı büyük gazetelerin köşe yazarları, “sertlikle bir şey yapılamayacağından, iyilik ve yumuşaklıkla, demokratik ortam içerisinde sorunların çözüleceğinden” söz ederek milleti maniple etmeye çalışıyorlar. Türkiye, bilhassa bu hükümet döneminde, verilmemesi gereken tavizlerin hepsini vermedi mi? Verdi! Demokratik hak isteklerini, PKK’yı Meclis’e bile sokarak tanımadı mı? Tanıdı! Peki terör durdu mu? Hayır, aksine daha çok arttı. Bir kural vardır: Herkese anlayacağı dille hitap edilir. Bunların iyilikten, yumuşaklıktan, demokratik haklardan anlamadığı orta yerde dururken, hâlâ bunlardan söz etmek terörizme destek vermekten başka bir anlam taşımaz! Yani o köşe yazarları bilerek ya da bilmeyerek terörizme destek vermektedirler. Teröriste anladığı dille hitap etmek zorundasınız. Eğer öyle olmasaydı, ABD’nin Irak’ta, Afganistan’da, İsrail’in Filistin’de, Lübnan’da ne işi vardı? Onlar yaparlarken meşru oluyor, biz yapmaya kalkınca antidemokratik, insan haklarına aykırı oluyor. Bu çifte standartı bu hükümetin artık görmesi zamanı gelmiş, hatta geçmektedir. Alınacak önlemlerin başında birinci iş içerideki Kürt mafyasını temizlemek, ikinci iş Barzani ile ilişkisi bulunan şirketlerin ilişkilerini kesmek, üçüncü iş Habur Sınır Kapısı’nı kapatarak PKK’ya para ve silah desteğini kesmek olmalıdır. Bunlar yapılmadan PKK ile mücadele edemezsiniz. Askeri önlemler bunlar yapılmadığı için yetersiz gibi görünmektedir. Her gün şehit haberi bunun için gelmektedir.

Demokrasi ile terör çözülmez

Burada, “Bu önlemler neden alınmıyor?” gibi bir soru akla gelebilir. Bana göre, bu önlemlerin ne kadar işe yarayacağını hükümet herkesten çok biliyor. Ama bu önlemleri almıyor. Çünkü iki amacı olduğunu düşünüyorum... Birincisi, Ordu’yu yıpratmak. “Ordu terör işini halledemiyor, bu Ordu gereksiz”, düşüncesini halkın beynine yerleştirmek. İkincisi, ABD ile el ele vererek Ordu’nun baş edemediği terörü Ordu’suz, demokratik bir şekilde, -sonuçları ne olursa olsun- hallederek Ordu’yu tamamen devreden çıkarmak. Benim düşündüklerim bunlar. Belki siz başka şeyler de bulabilirsiniz. Eğer bu düşünülüyorsa, ülkenin parçalanması ve iç savaş çıkması kaçınılmaz olur. Ordusu, polisi olmayan bir halk, çetelere karşı kendini nasıl savunursa öyle savunacaktır. Bunun başka bir izah tarzı olamaz. Kimse, o demokratik denilen yöntemlerle bu işin sona ereceği yanılgısına düşmesin. Çünkü onların uygulanması, milletin ayağa kalkmasına neden olur ve olacaklardan da bu işleri tezgâhlayanlar sorumlu olur.

Şehit haberleri gelmeye devam ediyor. Üzülerek söylüyorum, gelmeye de devam edecektir. Uygulanan terörle mücadele programı bunu bağıra bağıra ilan eden bir programdır. Yılanın başı ezilmeden, kuyruğunu ezmek çare değildir. Programa göre, bu işin başı ile birlikte hareket ederek terörü bitirecekmişiz(!) “Güldürmeyin beni” demiş tilki... Hikayeyi biliyorsunuz. Bunlar da aldıklar önlemlerle milleti güldürmüyorlar, ancak Barzani’yi güldürüyorlar. Barzani de, “Terörü yok etmek mi? Güldürmeyin beni!” diyordur. Ama güldürüyorlar işte! Tek devlet, tek millet ve tek bayrak sloganı, yasal olduğuna karar verilen bir parti tarafından eleştiriliyor ve özerk bir yönetim isteniyor. Aslında istenen özerk yönetim falan değil, yarın Kuzey Irak’a ilhak etmek, ülkemizi bölüp parçalamaktır. Bunlar, bu cüreti nereden buluyorlar? Bu ülkede Cumhuriyet Başsavcılığı denilen bir kurum yok mu? Daha ötesi, ülkenin bölünmesine yönelik böyle talepler hangi demokratik(!) ülkede böyle alenen dile getirilebilir? Hangi Avrupa Birliği ülkesi böyle bir talebe karşı gerekli işlemi yapmaz? Ama bizim savcılarımız ve hükümetimiz AB korkusundan hiçbir şey yapmıyorlar? Biz de oturmuş soruyoruz, nereden buluyorlar bu cüreti diye... Nereden buldukları açık değil mi?

Demokrasi ve demokratik haklar diyerek ülkenin altını üstüne getirdiniz. Milleti demokrasiden soğuttunuz. Çok insan tanıyorum ki, “Lanet olsun böyle demokrasiye” demeye başladılar. Yugoslavya, Çekoslovakya, Sovyetler Birliği, Irak, Afganistan demokrasi diyerek parçalanmadı mı? Ukrayna, Gürcistan, Pakistan demokrasi diye diye bu kadar kargaşanın içine yuvarlanmadı mı? Bu ne biçim demokrasi ki, girdiği yeri ya karıştırıyor, ya parçalıyor, ya da yerle yeksan ediyor. Böyle bir demokrasiyi ben istemiyorum ve bunu açıkça ilan ediyorum!

İçinde yaşadığımız günlerde Milli Mücadele Derneği üyelerine, temsilcilerine büyük görevler düşmektedir: Halkı örgütlemek! Halk örgütlenmezse vay başımıza geleceklere... Daha çok çalışmalı, daha çok Türk’ü örgütlemeliyiz. Millet yaşarsa biz de yaşayacağız. Öyle ise ilk görevimiz Türk Milleti’ni örgütlemektir. Yaşamanın başka bir yolu yoktur! Öyle ise haydi ileriye…


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe