| Gökçe Fırat |
|
28 Şubat’a Sürpriz yok, beklenen oldu Seçim sonuçları, kendini solda tanımlayanlar için hiç de sürpriz olmamalı. TÜRKSOLU çıktığından bu yana yazdığımız bir gerçek ispatlanmış oldu: Toplumsal uyanışın ve halk muhalefetinin yükselmediği bir toplamsal yapıda, gericiliğin önünü kesebilecek bir çare yoktur. Seçim kararı alındığından bu yana, “gericiliğin önünü biz keseriz” diyen tüm hareketler başarısız olmuş ve AK Parti beklendiği ancak kabul edilmek istenmediği şekilde iktidara tek başına gelmiştir. Şimdi, bu seçimlere katılan tüm partiler ama özellikle de “biz AK Parti’yi engelleriz” diyenler, oturup düşünmeli. AK Parti neden önlenemedi? Bir kere AK Parti, Türkiye için yeni bir olgu değil. AK Parti, Türkiye siyasal tarihinin Atatürk’ü tasfiye etme çizgisinin son temsilcisidir. Bu çizginin ilk temsilcisi, bilindiği gibi Demokrat Parti idi. Menderes, Atatürk Cumhuriyeti’nin yıkılıp bir Amerikan sömürgesinin kurulduğunu ilan etmişti seçim zaferi ile. Sonra aynı çizgi, Demirel’in Adalet Partisi ile devam etti. 12 Eylül’den sonra Özal geldi, son 10 yıl ise merkez sağın şeriatçı sağa dönüştüğü dönem oldu. Erbakan’ın Refah Partisi ve şimdi de Erdoğan’ın AK Partısi. Son 52 senenin özeti bu çizginin hep güçlenerek ve çok daha önemlisi hep daha da sağcılaşarak, şeriatçılaşarak ve ırkçılaşarak güçlenmesidir. Bugün Türkiye, sadece klasik Amerikancı sağcılığın değil, şeriatçı ve ırkçı sağcılığın da çok çok güçlü olduğu, kendisine kemikleşmiş bir taban yarattığı bir ülkedir. Ve bugün bu çizgi iktidardadır. Bugünkü tablo sağcıların değil Kemalizme ihanet edenlerin eseri Türkiye’de bu sağcı tarihi tek başına okumanın kimseye bir faydası yok. Şimdi bizim Atatürkçü ve solcu dostlarımızın, bu sağcı yükselişi açıklarken üzerinden hep atladığı gerçekleri de ortaya koyalım. Türkiye’nin Batıcı ve sağcı iktidarlarını besleyen bir zemin ve bir karşıt bulunmaktadır. Türkiye, bugün varolan ve Batıcı sağcı güçleri iktidar yapan bir toplumsal yapıya Osmanlı döneminde de sahipti. Ancak o yapıyı milliyetçi, halkçı ve devrimci bir programla yıkan Mustafa Kemal Devrimi, Türkiye’nin aydınlık Cumhuriyet dönemini başlattı. Atatürk iktidarı, Batıcı ve sağcı güçlerin temeli olan toplumsal yapıyı tasfiye etmek için büyük bir devrimci atılım dönemi başlattı. 1923’ten Atatürk’ün ölümüne kadar süren devrede girişilen devrimci uygulamalar bunu göstermektedir. Batı ile tüm ilişkiler kesilerek milliyetçi bir tam bağımsızlık çizgisi izlenmiş, kültürel yapıda Türk tarihi ve Türk dili öne çıkmış, şeriatçı gericilik ezilmiş, ekonomide devletçilikle komprador sermaye tasfiye edilmiş, dolayısıyla halkıyla barışık ve halkını mutlu eden bir Atatürk idaresi altında Türkiye çağdaşlaşmıştır. Atatürk döneminde de bu sağcı kalıntıların başkaldırma çabaları olmamış değildir. Ancak Menemen’de bu tür bir ayaklanma bastırılmış, çok daha önemlisi sağcılığı hortlatacağı görülen çok partili sistem anında kaldırılmıştır. Türkiye’de Batıcı sağcılığın yükselişi, Atatürk’ün ölümünden sonra başlamıştır. Çünkü Atatürk’ün toplumsal yapıyı dönüştürmeye yönelik tüm çabaları terkedilmiş ve tam tersine bu toplumsal yapının temsilcilerine fırsat tanınmıştır. İnönü idaresi, Kemalizmden vazgeçip Batı kutbunda yer almayı seçmiştir. Bugün gelinen nokta, şeriatçıların ve sağcıların değil, öncelikle, Kemalizmden vazgeçen ve hâlâ Atatürkçü geçinenlerin eseridir. Bu ise Atatürk sonrası CHP geleneğidir. İnönü’nün açtığı Kemalizme ihanet yolundan ilerleyen CHP geleneği bugün %20’lere kadar düşmüş, kendi kendini bitirmekle kalmamış Türkiye’nin başına da bu şeriatçı sağcı güçleri musallat etmiştir. Baykal Ak Parti’yi önlerim değil AK Parti iktidarına yardımcı olurum diyor! Bu geleneğin AK Parti’yi önleyemeyeceğini, tam tersine güçlendireceğini hep söylüyoruz. Bugün IMF programlarını uygulayacağım, özelleştirmeyi sürdüreceğim, AB’ye üye olacağım diyen bir CHP, AK Parti’nin alternatifi değildir ki vatandaşlar CHP’ye oy versin. AK Parti’nin tek bir alternatifi vardır o da Atatürkçülüktür. Ancak tüm ısrarlı çağrılara rağmen Baykal yönetimi Atatürk’ün yolunu değil IMF’yi seçerek bugünkü başarısızlığı sağlamıştır. Konuşacaksak programdan konuşalım. Bugün CHP’nin, AK Parti’nin karşıtı olduğunu gösterecek bir program maddesini geçtik tek bir sözü bile yoktur. Olmadığı için de oy alamamıştır. Dahası AK Parti’nin alternatifi olmayan tüm merkez partiler de bu seçimde oy alamamıştır. Hepsini toplayın yine AK Parti’nin önünü kesemezsiniz. Çünkü hepsini toplamak, yine de bir karşıt kutup yaratmaya yetmemektedir. Karşıt olmak için karşıt bir programın temsilcisi olmak gerekir. Bu ise CHP’nin Kemalizme ihanet geleneğinin terkedilmesini gerektirir. Ancak Baykal’ın hiç de bu niyette olmadığı daha seçim sonrası ilk açıklamaları ile ortaya çıkmıştır. Baykal görevlerini, AK Parti’ye yardımcı olmak, Türkiye’yi germemek olarak açıkladı. Bakın hele AK Parti’nin önünü kesecek diye piyasaya sürülene! Demek öyle bir niyeti yokmuş, tam tersine AK Parti iktidarına yardımcı olacakmış. Evet sevgili CHP’li dostlar. Oylarınızı verdiniz ve sizin oylarınızla parlamentoya giren CHP, AK Parti’yi önlemek değil ona yardımcı olmak için çalışacağını açıkladı. Bu, elbet sadece Baykal’ın suçu değil. Bugün Türkiye’nin Atatürkçü, ilerici, solcu insanları Türkiye’nin sağcı tablosundan, emperyalizmle kuşatılmışlığından, halkın suskunluğundan o kadar etkilenmişlerdir ki, hiç kimsenin ben Atatürk’ün yolundan gideceğim diyecek bir cesareti kalmamıştır. Bu cesareti kaybedenler, bir süre sonra bunu meşrulaştıracak fikri temeli de oluştururlar. Bugün Baykal’ın ağzından duyduklarımız işte bu teorilerdir. Türkiye’de gericiliği ezen CHP bugün gericiliğe yardımcı olurum noktasına gelmiştir. Bu 10 Kasım’da Ancak gerçek Atatürkçüler ve gerçek devimciler için korkulacak bir durum yok. Son seçimler AK Parti’nin iktidarını değil Türk halkının milliyetçi, IMF karşıtı, AB karşıtı bir iktidar isteğini ortaya koymaktadır. Bu seçimlerde bu milliyetçi tepki sandığa yansımamıştır, çünkü bu çizgiyi temsil edecek bir Kuvayı Milliye partisi yoktu. Ancak o da olacak. Türkiye, Kemalizme ihanet edenlere bırakılacak değil. Türk halkı seçeneksiz bırakılacak değil. Türk vatanı bölünmeye terkedilecek değil! Ancak bunun için öncelikle AK Parti sendromunu üzerimizden atmak gerek. Türkiye’yi şeriatçılar yönetemez ve yönetemeyecekler de. Türkiye’nin şeriata geçit vermeyecek bir ordusu ve şeriatı istemeyen bir halkı var. Bunun için Ordu’nun yanında kararlı bir halk hareketi yaratmak gerek. Sonrasında ise Atatürk’ün yolunda ilerlemeye başlamak gerek. Ama Kemalizme ihanet eden oluşumları elimizin tersiyle bir kenara iterek. Bu 10 Kasım, bunun başlangıcı olsun. Refah Partisi iktidara gelince halk Anıtkabir’e koşmuştu. Ardından 28 Şubat geldi. Bugün yine bir 10 Kasım öncesi yine şeriatçılar iktidar. Demek ki sadece 28 Şubat yetmiyor. Şimdi 28 Şubat’a bir de Kuvayı Milliye’yi eklemenin zamanıdır. 10 Kasım’da Ata’nın huzuruna, emaneti almaya gidelim. |