| Kuzey Fırat |
Alışverişimi Türk’ten yapıyorum, param PKK’ya gitmiyor! Milli Takım ve Habertürk televizyonu işbirliği ile 14 Ekim’de bir kampanya başlatıldı: “Terörle Mücadele Kahramanlarına Destek Kampanyası.” Kampanya bir hafta sürdü. Türkiye’nin en zenginleri büyük destekleriyle, büyük olmayanlar küçük parasal destekleriyle kampanyaya katkıda bulundular. Ne büyük, ne de küçük parası olmayanlar da kampanyada unutulmadı. Onlar da en azından ilgili telefon operatörünün, verilen ilgili numarasına mesaj atarak 5 YTL’lik katkıda bulundular. Büyük işadamlarından, büyük sendikalara, sanatçısından, sporcusuna kadar birçok ünlü sima kampanyaya destek oldu. Kimisi parasal bağışta bulunurken, kimisi bağışın yanında bizzat televizyona çıkarak kampanyaya destek istedi. Genelkurmay Başkanı, Meclis Başkanı televizyondan insanlara kampanyaya katılmaları için çağrıda bulundular. Evet, ilk baktığınızda oldukça anlamlı bir kampanyaydı bu. Tüm Türkiye şehitlerine sahip çıkıyor onların arkasında olduğunu gösteriyordu! Bu kampanya, Şırnak’ta birliğe yapılan saldırı sonucu şehit edilen 13 askerimizin hemen arkasından yapıldı. Kampanyayla yapılmak istenen, hem şehit olan askerlerimizin ailelerine yardım etmek, hem de teröre karşı milli bütünlüğümüzü vurgulamaktı. Türkiye’nin tüm kesimlerinin terör karşısında beraber olduğunu göstermekti. Yalnız bizler bu meseleye başka bir boyuttan bakma taraftarıyız. Felaket anlarında millet olarak bir araya gelmek elbette çok güzel. Özellikle PKK terörüne karşı mücadele yürüten, bu uğurda şehit olan çocuklarımıza sahip çıkmak, arkalarında bıraktıkları insanlara destek olmak övünülecek bir şey değil, olması gereken bir şey. “Ben Türk’üm” diyen her insan, bu vatan için şehit düşen askerimize layık olmak için elinden gelen her şeyi yapmak zorunda. Evet, dediğimiz gibi felaket anlarında bir araya gelmek, vatan için bir araya gelmek, olumsuz durumlarda milli birliği vurgulayacak kampanyalar düzenlemek, moralleri yüksek tutmak için önemli. Ancak yukarıda dediğimiz işe bir de başka bir boyuttan bakalım. Özellikle PKK ile mücadelede, bölücülüğe karşı mücadelede bu tür kampanyaların, bu tür birlikteliklerin, bölücülüğe karşı mücadelede ne gibi bir etkisi olacağı üzerinde biraz düşünmek gerekiyor. PKK 1984’ten beri silahlı saldırılarını sürdürüyor. 84’ten bu yana bu mücadelede binlerce şehit verdik. Ancak onca yıl geçmesine rağmen, PKK saldırıları artarak sürdü. Özellikle bugün örgütün başı Öcalan elimizde olmasına rağmen, saldırılarını daha da şiddetli bir şekilde sürdürüyor. İşte burada biraz durup düşünmek gerekiyor. Demek ki PKK’ya karşı mücadelede başka şeyler yapmak gerekiyor. Devlet kurumlarının görevleri, yapmaları gereken şeyler belli. Onların üzerlerine düşen görevleri yapmamaları, tersine, bölücülüğün önünü açacak, bölücüleri güçlendirecek şeyler yapmaları üzerine çok şey söyleniyor, çok şey yazılıp çiziliyor. Bu kurumların dışında, bizler millet olarak neler yapabiliriz, biraz bunun üzerinde düşünmek gerekiyor. Tabloyu doğru okuyalım: Neden hâlâ şehit veriyoruz? O zaman tabloyu doğru okuyalım. Bölücülük neden artıyor, PKK neden güçleniyor, neden her geçen gün şehit sayımız artıyor? Bunun siyasi sorumluları belli. ABD ile işbirliği yapan iktidar, Atatürk düşmanı kesimler, Türk düşmanı kesimler bu tablonun oluşmasının esas sorumluları. Ne yazık ki, Türk milleti bu siyasi iktidarların koyduğu kurallar çerçevesinde meseleye yaklaşıyor, o eksende bölücülüğe karşı “mücadele” etmeye zorlanıyor. Hastalığı yaratanlarla, hastalığa karşı önlemleri ortaya koyanlar aynı kişiler olduğu için bir türlü hastalık önlenemiyor ve her geçen gün daha ilerleyerek etkisini arttırıyor. Cumhuriyet düşmanı, Atatürk düşmanı kesimlere baktığımızda hemen hemen hepsinde ortak bir yan görebiliyoruz. Bu kesimler kendi aralarında oldukça örgütlüler, kendi aralarında ekonomik bir güç yaratmış durumdalar. Şeriatçısından bölücüsüne tüm kesimler kendi aralarında ittifak halindeler. PKK’nın bu derece güçlenmesi, belediyeleri almaları, Meclis’e dahi milletvekili sokabilmeleri bu çerçevede değerlendirilmeli. Evet, ne yazık ki PKK böyle bir ekonomik güç yarattı. Bugün baktığımızda, PKK’nın işadamları, sanatçıları, sporcuları, küçük esnafı var. Özellikle büyük şehirlerde bu temelde örgütlendi. TÜRKSOLU’nun bundan iki yıl önce dikkat çekmeye çalıştığı, uyarıcı olmaya çalıştığı “Kürt istilası” gerçeği artık herkes tarafından kabul edilmekte. Büyük şehirlere ve sahil kentlerine doğru bir Kürt göçünün olduğu, buralara yerleşen Kürtlerin bir süre sonra buralarda ekonomik olarak etkin bir duruma geçtiği artık gözle görülen bir gerçek. PKK sadece silahlı mücadele yürütmüyor artık. Silahlı saldırılarının yanı sıra, bu saldırılarda kullandığı mermilerin, bombaların, mayınların parasını Türklerin cebinden alıyor! Şehitlerinin arkasından ağlayan Türkler, oğullarına sıkılan mermilerin alınması için PKK’ya para veriyor! “Her Türk, alışverişini mutlaka Türk’ten yapmalıdır. Kürde aktarılan para PKK’ya maddi destek demektir. Türk, bu maddi desteği kesmezse, hem Türklerin mali gücü olmayacaktır, hem de Kürdün altında ezilecektir...” TÜRKSOLU Başyazarı Gökçe Fırat, 2005 yılında, PKK’ya karşı mücadelenin en temel esaslarından birini bu şekilde ortaya koyduğunda gerici-bölücü kesimin, sahte Atatürkçülerin, Amerikancıların saldırısına uğramıştı. Ne yazık ki tarih Gökçe Fırat’ı haklı çıkardı. Ne yazık ki diyoruz, o dönem bu uyarıları dikkate almayan Türklerin PKK’ya verdiği paralar çocuklarına kurşun olarak geri döndü. Şimdi bu gerçekler toplumun tüm kesimleri tarafından yüksek sesle dillendiriliyor. Artık bu gerçekler tüm çıplaklığıyla ortada. Milli bir kampanya: Verdiğimiz paralar çocuklarımıza kurşun olarak dönmesin! PKK’ya karşı silahlı mücadelede herkes hemfikir. Oğulları şehit düşmüş anaların, babaların şehitlerinin arkasından söyledikleri ilk şey, “Vatan sağ olsun, bir oğlum daha var onu da bu uğurda vermeye hazırım”, tek oğlu olanların ise, “Gerekirse ben gider dağda savaşırım” oluyor. Askerlik şubelerinin önünde toplanan kalabalıklar “Bizleri de askere alın” diye slogan atıyor. Herkes asker olmaya hazır, herkes şehitlerinin arkasından maddi, manevi her türlü destekte bulunmak için sırada. Biliyoruz, kimse bu noktada bir saniye düşünmüyor. Tüm varlığıyla mücadeleye atılmak için hazır. İşte bu noktada bir kez daha düşünmek gerekiyor. Oğullarımız dağlarda PKK’ya karşı mücadele ederken bizler, büyük şehirlerde, küçük şehirlerde, tatillerde, iş seyahatlerinde, yurtdışı gezilerinde, neler yapabiliriz? Tekrar başa dönelim... “Terörle Mücadele Kahramanlarına Destek Kampanyası” ile bağış toplamak yeterli mi acaba? Bu şekilde şehitlerimize olan görevimizi yerine getiriyor muyuz? Bizce hayır. Terörle mücadele için paraya değil adama ihtiyacımız var. Kampanyaya katılan büyük işadamları, Kürtlerle yaptıkları tüm iş anlaşmalarını iptal etmeliler. Özellikle, K. Irak’ta iş yapan Türk işadamları varsa, derhal orayla olan ilişkilerini kesmeliler. O kampanyaya destek olan sanatçılar, Kürt dizilerinde oynamamalı; Kürtçe şarkı, türkü söylememeliler. Kampanyaya katılan aydınlar, PKK’nın sözcülüğü yapmamalı, yapanları kendi aralarında tecrit etmelidir. Cep telefonlarından mesaj atıp vicdanlarını rahatlatan Türkler, sadece Türklerden alışveriş yapmalı. Tüm bunları yapmak adamlık gerektirir, vatanseverlik gerektirir. İşte o zaman verilen paranın, söylenen sözlerin bir anlamı olacaktır. Şimdi okuyoruz, MHP milletvekillerinden kampanyaya şu kadar bağış, CHP milletvekillerinden bu kadar bağış, DSP’den bu kadar, Meclis Başkanı’ndan bu kadar bağış... Türk milleti Meclis’tekilerden para istemiyor. Para vermeyin, yeter ki içinizdeki PKK’lıların elini sıkmayın, onlarla mücadele edin! Bölücülüğün önünü açan AKP’ye destek olmayın! Kampanyaya destek olan komutanlar! Kampanyaya destek olmak yerine, bir evladımız şehit düştüğünde “misliyle” cevap verin. Gerekirse bölgeyi haritadan silin. 28 Şubat döneminde tüm Atatürkçüler Şeriatçıların piyasaya sürdükleri ürünleri boykot diyordu. Şeriatçı bakkaldan alışveriş yapmıyor, Atatürk düşmanı mağazadan giyinmiyordu. Şimdi böyle bir seferberlik zamanı. Alışverişimizi Türklerden yapalım. Seyahatlerimizi Türk firmalarıyla yapalım. Gittiğimiz yerlerde Türklerin işlettikleri otellerde kalalım. Arabalarımızı Türklerin işlettiği otoparklara bırakalım. Paramız PKK’ya gitmesin. |