29.10.2007/Sayı:159
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Özgün
Kitap
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Özgür Erdem
Tüm Türkiye’nin Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon düzenlenip PKK’nın bitirilmesini istediği günlerde İşçi Partisi İncirlik Üssü’ne el konulsun kampanyası düzenlemişti.
Tüm Türkiye’nin Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon düzenlenip PKK’nın bitirilmesini istediği günlerde İşçi Partisi İncirlik Üssü’ne el konulsun kampanyası düzenlemişti. “Asıl düşmanımız ABD” sloganı tepkilerin PKK’ya yönelmesini engellemek ve sınır ötesi harekâtı önlemek için kullanılmıştı.

PKK’yla savaşmak ABD’yle savaşmaktır

“Kahrolsun PKK Kahrolsun ABD!”

21 Ekim günü sabaha karşı PKK saldırısında 12 şehit verdik.

Bundan bir hafta önce de 13 şehit vermiştik.

Bu nedenle acılar katmerlendi.

Ve Türk milleti sokağa döküldü:

“Şehitler ölmez! Vatan bölünmez!”

Yıllardır şehit cenazelerinde bu slogan atılır.

Kararlılığın, Türk olmanın yüceliğinin bir simgesidir bu slogan.

Ancak son günlerde bu slogan, en az onun kadar doğru başka bir sloganla taçlandırılıyor: “Kahrolsun PKK! Kahrolsun ABD!”

Evet, artık Türk milleti, terörün ardındaki emperyalist desteğin farkına vardığını gösteriyor.

Uluslararası araştırma şirketlerinin anketlerinde bile Türkiye’deki Amerikan düşmanlığının %90’ları aştığını biliyoruz.

Ancak Türk milletinin PKK’ya olan nefretiyle ABD’ye karşı nefreti ilk kez bu kadar iç içe geçmişken ve artık millet sokağa inmiş ABD’ye nefretini kusarken, birtakım sinsi planların da devreye girdiğini görüyoruz.

Türk milleti meydanlarda “Kahrolsun ABD! Kahrolsun PKK” sloganları atarken şu sloganın empoze edilmeye çalışıldığını görüyoruz: “Türk-Kürt kardeştir, ABD kalleştir!”

Ve peşi sıra şu görüş: Asıl düşmanımız ABD, esas ona karşı mücadele etmek gerekiyor. Böylece doğru bir slogan, Türk milletinin zaten farkına vardığı bir gerçeğin üstünü örtmek için kullanılmaya başlanıyor.

Türkiye’de Amerikan düşmanlığı bu kadar artmışken herhalde kimsenin “ABD’nin kalleşliğine” bir diyeceği olmaz.

Ve herhalde ABD’nin düşmanımız olduğu konusunda da bir şüphe kalmamıştır.

Ancak sloganın üstünde biraz daha durursak, gerçekte yapılmak isteneni görürüz: Düşmanımız ABD denmiyor, “asıl” düşmanımız ABD deniyor. Ve ABD kalleşlik yaparken kime karşı yapmış oluyor bunu? Hem Türk’e hem de Kürde! Çünkü Türk-Kürt zaten kardeş!

Böylece Türk milletinin zaten kabul ettiği “ABD düşmanımızdır” tezi, PKK’nın düşman olmadığı tezini güçlendirmek için öne sürülmüş oluyor. Öyle ya, “asıl” düşmanımız ABD demek, senin düşman bildiklerin aslında düşmanın değil, sen ABD’ye bak demektir.

Bu da PKK’yı aklamaya hizmet ediyor.

TKP Siyasi Komite: Amerika'ya karşı birleşelim
TKP'nin Sesi: Ülkesini seven herkes Amerika'ya karşı durmalıdır
Bölünmemek için bir reçete hazırlayan TKP’nin bildirisinde ne hikmetse PKK’dan hiç bahsedilmiyor. Peki PKK bölmeyecekse, kim bölecek bu ülkeyi? “Asıl düşmanımız ABD” denerek aslında PKK aklanıyor.

“Asıl düşmanımız ABD” tezi PKK’yı aklıyor

Bu tezleri kimin savunduğu aslında tezlerin neye hizmet ettiğini de gösterecektir.

Birincisi, Türkiye’de özellikle ulusal saflarda, Perinçek’in etkilediği bir kesim tarafından savunuluyor bu tezler. Bir de daha sol kesim içinde TKP çizgisine yakın insanlar tarafından.

Şimdi iki kesimi de söylemleriyle birlikte inceleyelim ve asıl düşmanımız kimmiş görelim.

İP’in ortaya koyduğu “Asıl düşmanımız ABD” anlayışının kökenini Perinçek’in Bekaa Vadisi’nde Apo’yu ziyaretinde bulabiliriz. Perinçek’e göre zaten PKK düşman değildir. PKK, Kürtlerin temsilcisidir ve ABD’nin kandırdığı bir örgütlenmedir. Bunu pek çok kere çeşitli vesilelerle zaten dile getirmiştir. Mesela son olarak 22 Temmuz öncesinde Renkli dergisine verdiği röportajında Apo’yla görüşmesini bile savunmakta ve şöyle demektedir:

“Ben Öcalan’la görüşürken doğru yaptım. Onun kıymetini herkes anlamaya başladı ve daha da anlayacaktır. Biz Öcalan’a, o dönem, ‘Amerika ve İsrail ile işbirliği yapmayın, Amerika bölgeye geliyor, ondan uzak durun ve Türkiye’ye gidin, silahlarınızı bırakın, vatan savunmasına katılın’ dedik.”

Hatta, Apo’ya şöyle bir olumluluk da yüklemektedir:

“Öcalan ilk geldiği zaman çok kısa bir süre Türk Ordusu ile belirli bir süre işbirliği içerisindeydi; ama iktidarlar onu Amerika ve Avrupa’nın kucağına bıraktılar ve sürekli bir bocalama içerisine girdi. (…) Öcalan güven vermiyor; çünkü bombalar patlıyor, mayınlar patlıyor, bu söylemlerle uyuşmuyor.”

Yani, Apo, ABD’nin güdümüne girmiş, hatta Türkiye iktidarlarının politikaları yüzünden ABD’nin kucağına itilmiş sıradan bir örgüt lideridir.

İnsanın vah vah diyesi geliyor.

İşte “Asıl düşmanımız ABD” tezinin aslında söylemek istediği budur: ABD olmasa PKK, çok meşru, çok yasal, kendi siyasi hedefleri doğrultusunda normal bir mücadele yürüten bir örgüt olacaktı. Ama ABD, Türklerle Kürtleri birbirine düşürme projesi çerçevesinde Apo’yu da kandırdı.

Yani, “Asıl düşmanımız ABD” demek “Düşman sandığın PKK da aslında senin gibi ABD’nin tuzağına düşmüş bir örgüttür” demektir.

Perinçek 90’lı yılların başında 2000’e Doğru dergisini çıkarıyordu. Dergi, PKK’nın adeta yasal organı gibi çalışıyordu. PKK’nın o dönem ulaşamadığı pek çok yasal mevzi ve propaganda fırsatı 2000’e Doğru sayesinde verilmişti.

Anlaşılan Perinçek, PKK’ya yönelik tepkilerin bunca arttığı bir dönemde yine Apo’nun imdadına koşmaktadır ve Türk milletine “Aman sakin olun. Asıl düşmanımız ABD” diyerek adeta PKK’yı aklamaktadır.

Zaten İP, yaz aylarında sınırötesi harekât tartışılırken, aynı uğursuz role soyunmuştu. Tüm Türkiye Kandil Dağı’na yürümeyi tartışırken, İP İncirlik Üssü’ne bir yürüyüş düzenlemişti. Ve yine aynı sloganla: “Asıl düşmanımız ABD. İncirlik kapanmadan terör bitmez.”

Tabii, Türkiye’de kimse İncirlik Üssü’nün kapatılmasına karşı çıkmaz. Ama PKK’yı bitirmek için Kandil Dağı’na gidilmesi gerekirken dikkatlerin İncirlik’e çekilmesi PKK’yı korumaktan başka ne işe yarayacaktır?

TKP’nin bildirisinde PKK’nın adı bile geçmiyor

Bu sinsi propagandanın bir başka adresi ise TKP.

İP’in misyonu Türkiye’de Atatürkçü ve ulusalcı kesimleri etkilemek. TKP’nin misyonu ise daha solda yer alan ama Ulusal Sol’a bir yönelim içine girenlerin kafasını karıştırmak.

TKP son olaylar üzerine hazırladığı açıklamasında bakın ne diyor: “Ülkesini seven herkes Amerika’ya karşı durmalıdır.” İyi güzel diyelim. Ama Türk milletinin %90’ı ABD’den zaten nefret ediyor. Anti Amerikan propagandanın ne anlamı var şimdi?

Bildiriyi okuyunca bunun nedeni ortaya çıkıyor. Bildiriyi okuyoruz. Neden hazırlandığını göremiyoruz. Çünkü PKK yok. Evet, doğru okudunuz. Bildiride PKK’nın adı geçmiyor.

Öyleyse bildiri neden kaleme alınmış acaba? Bu da herhalde dünyada ilk kez gerçekleşiyordur. Tüm Türkiye’yi sarsan bir olay oluyor. Hatta PKK’nın son kanlı saldırıları tüm dünya ajanslarında bile manşet oluyor.

Tüm dünya PKK’nın saldırılarını konuşuyor.

Ve Türkiye’nin bir partisi PKK’nın bu saldırılarının ardından bir bildiri yayınlayıp fikirlerini ortaya koyma kararı alıyor.

Ama fikirlerini ortaya koyacağı bu bildiride PKK’nın adından bile bahsetmiyor.

Bildiride mayınlardan bahsediliyor. Bölünmeden bahsediliyor. ABD’nin taşeronlarından bahsediliyor. Hatta Talabani ve Barzani’den bahsediliyor. Sınırötesi harekâttan bahsediliyor.

Ama PKK’dan bahsedilmiyor.

Peki kim saldırıyor askerlerimize?

Mayınları kim döşüyor?

Kimin yüzünden bölünecek bu ülke?

ABD’nin taşeronu olan kim?

Anlaşılan PKK değil!

Yani tüm Türkiye’nin, hatta tüm dünyanın bildiğini TKP saklamaya kalkışıyor.

Ve tüm halka yönelik bir çağrı yapıyor: “TKP halkımızı bölünmeye, parçalanmaya ve savaşa ve ABD’ye karşı harekete geçmeye çağırmaktadır.”

Bu aslında PKK’ya ve ABD’ye aynı anda karşı çıkmakta olan Türk milletine “PKK’ya karşı çıkmayı bırakın” çağrısından başka bir şey değildir.

Zaten TKP’nin bildirisine göre, PKK ile Türk Ordusu da aynı kefededir:

“Türkiye’yi böldürtmeyiz diye silaha sarılanlar Türkiye’yi bölünmeye yakınlaştırmakta, ‘Kürtlere özgürlük’ diye silaha sarılanlar halklarımızı daha fazla esarete sürüklemektedir.”

Ancak Türkiye bölünmeye gidiyorsa, bunun bir faili bulunmalıdır. TKP’ye göre fail ABD’dir. Peki PKK ne yapmaktadır? Bu bölünmenin faili değilse bölünmeye karşı mı çıkmaktadır?

Her zaman emperyalist ordularla değil bazen de işbirlikçileriyle savaşırsınız

Öyleyse, eğri oturup doğru konuşalım.

ABD’nin Türkiye’yi bölmek istediği ortada. Bunu herkes biliyor zaten. Ama ortada olan bir başka gerçek daha var. ABD bu bölünme stratejisini kendi askerleriyle değil, PKK’lı teröristlerle gerçekleştiriyor.

Bunun adına ister operasyonel güç deyin, ister taşeron, ister kukla... ABD’nin PKK’yı bölünme planları doğrultusunda kullandığı ortada.

Peki, PKK’yla mücadele etmeden ABD’yle mücadele etmek acaba mümkün mü?

Bu sorunun yanıtını bulmak için öncelikle ABD’nin emperyalist stratejisini ortaya koymak gerekiyor. Emperyalizme karşı savaş her zaman emperyalist ülkenin askerleriyle bire bir savaşmak anlamına gelmez.

Kurtuluş Savaşı’na bir bakalım.

Türk Ordusu kimlerle savaştı?

Pontus çeteleriyle, isyan eden Kürtlerle, Yunan ordusuyla. Padişah’ın desteklediği isyancı Şeriatçılarla.

Maraş ve Antep’te Fransız ordusuyla savaşan Türkler yalnızca Fransızları değil, Ermenilerden oluşan lejyoner tugaylarını da karşılarında buldular.

Yani Türk milleti, Kurtuluş Savaşı’nda daha çok emperyalist ordularla değil, işbirlikçileriyle savaştı.

Peki bu durum Kurtuluş Savaşımızın antiemperyalist niteliğine herhangi bir zarar vermiş midir?

Hayır!

Che bile Amerikan askerleriyle savaşmadı

Bu zaten tüm dünya devrimlerindeki ortak gerçekliktir. Emperyalizme karşı mücadele verirken, her zaman bizzat emperyalist ordunun kendisiyle savaşmazsınız. Bazen de işbirlikçilerini bulursunuz karşınızda.

Madem dünyanın en büyük devrimci simgelerinden biri Che’dir. Ondan örnek verelim.

Che, hiç Amerikan askeriyle karşı karşıya geldi mi sizce?

Koskoca bir hayır.

Küba’da Batista’nın kuvvetleriyle çatıştılar.

Hatta ABD’nin ünlü Domuzlar Körfezi çıkarmasında bile Amerikan ordusu Kübalı gönüllülerden oluşuyordu.

Che, Angola’ya gittiğinde de bizzat Amerikan askerleriyle savaşmadı.

Bolivya’da da.

Peki Che, antiemperyalist bir mücadele vermemiş mi oldu?

Hatta soruyu tersinden soralım.

Che, bugün kullanılan mantıkla şöyle mi yapsaydı: Bizim esas düşmanımız Batista değil, ABD. O yüzden gidelim Miami’ye saldıralım!

İşte asıl düşmanımız ABD mantığının insanı götüreceği yer burasıdır.

Örnek sadece Che ile de sınırlı tutulmasın. Mesela Lenin... İç savaşta İngilizlerle mi savaştı, yoksa İngilizlerin desteklediği Beyaz Ordu’yla mı?

Mao? Çin Devrimi sırasında işbirlikçi Çan Kay Şek’le mi savaştı, Amerikan ordusuyla mı?

Bütün Üçüncü Dünya devrimlerine bir bakalım. Vietnam, Cezayir, Kore gibi kimilerinde bizzat ABD ile savaşılmış, ama diğer pek çoğunda Amerikan işbirlikçileriyle mücadele edilmiştir.

Dolayısıyla emperyalizmin işbirlikçisi rejimlere karşı mücadele emperyalizmle mücadeleden ayrı tutulamaz.

PKK: ABD’nin operasyonel gücü

Bu anlamda, PKK’yı hangi boyutta ele almamız gerekiyor?

Şu an Irak’ta işbirlikçi bir rejim var. Doğru. Ama bu işbirlikçi rejimin aynı zamanda işbirlikçi bir millete de dayandığını ortaya koymak gerekiyor: Kürtlere...

Emperyalizmin Ortadoğu’ya hakim olma stratejisinde Kürtlerin önemli bir yeri bulunuyor. Kürtler emperyalizm tarafından bir operasyonel güç olarak kullanılıyor.

Bu süreç ilk Körfez Savaşı’nın ardından başladı. ABD Saddam’ı Kuveyt’ten çıkarmayı başardı. Ama, Saddam’ı devirecek ayaklanmayı bir türlü gerçekleştiremedi. Ve 10 yıl boyunca yeni bir operasyon durumunda Irak’ta rejimi devirecek bir ayaklanmanın hazırlığına girişti.

Kürtler bu hazırlıkta önemli bir yer tuttular. Yıllardır birbiriyle savaşan Kürt aşireitleri ABD tarafından barıştırıldı. Talabani, Barzani ve PKK arasında tam bir ateşkes sağlandı. Ve Saddam’ı deviren operasyonun ardından ülkenin yönetimi Kürt Talabani’nin Cumhurbaşkanlığına teslim edilirken, özerk bir Kürt bölgesi de yaratılarak fiili bir Kürt devleti oluşturuldu.

Ancak ABD’nin Kürtlerle işbirliği bununla da sınırlı kalmadı. ABD, kısa vadede bir operasyon planladığı Suriye ve İran’da da öncelikle Kürtleri ayaklandırdı. ABD ile Kürtler arasındaki bu ilişki o kadar ayyuka çıktı ki, İran’da PKK uzantısı PJAK’ın arkasındaki ABD desteği hem ABD’nin hem de Kürtlerin kabul ettiği bir gerçek haline geldi.

Aynı şekilde PKK-ABD ilişkisi de tüm tarafların bildiği ve kabul ettiği bir gerçek. PKK, ABD tarafından silahlandırılıyor. 12 şehit verdiğimiz son saldırıda PKK’nın ağır makinalı silahlar ve uçaksavarlar kullandığı ortaya çıktı.

Ayrıca PKK’lıların ABD tarafından eğitildiği de biliniyor.

Tabii ABD’nin PKK’ya verdiği en önemli destek, Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmesinin önünde bir engel olarak durması.

Tüm bu nedenlerle Türk Ordusu’nun PKK ile mücadelesinde aslında ABD işbirlikçisi bir örgütle ve bir milletle savaştığının bilinmesi gerekiyor.

Doğru. En büyük düşmanımız ABD. Ama bu gerçek, başka bir gerçeği, yani PKK’nın bir ABD uzantısı olduğunun üzerini örtmemeli.

Türkiye’nin şu an ABD askeriyle değil, ama onun işbirlikçisi PKK’lıyla karşı karşıya geldiği görülmeli. PKK’yı yenmenin de Ortadoğu’da ABD’ye indirilecek en büyük darbe olacağı bilinmeli.

Kurtuluş Savaşı’na da Türk-Yunan savaşı demişlerdi

Şimdi ilginç başka bir durumu daha ortaya koyalım.

70’lerin başında Kurtuluş Savaşı’nı Türk-Yunan Savaşı diye küçümseyen zihniyetin, bugün de asıl düşmanımız ABD propagandası yapması bir tesadüf sayılmamalıdır.

Aynı şekilde, dün 11 Eylül’de ABD’yi kalbinden vuran bir saldırı gerçekleştirildiğinde, Amerikan emekçileri öldü diye gözyaşı dökenlerin de aynı çevreler olması bir tesadüf değildir.

PKK’yla savaşırsın, asıl düşmanımız ABD diye küçümserler.

Yunan’la savaşırsın, asıl düşmanın İngiltere’ydi diye küçümserler.

Gidip ABD’yi vurursun, 11 Eylül’ü bir provokasyon olarak değerlendirip kınarlar.

Ağzınla kuş tutsan yaranamazsın yani.

Sana kim saldırıyorsa, sana kim zarar vermek istiyorsa düşmanın odur.

Ve düşman saldırdığında yanıt vermezsen hayat hakkın kalmaz.

Tabii yanıt vermeye cesaretin varsa...

Cesareti olmayanlar için sığınılacak bir liman her zaman vardır.

“Asıl düşmanımız ABD” düşüncesi anlaşılan günümüzün en popüler limanı haline gelmiş.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe