22.10.2007/Sayı:158
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Chavez'in düzenli olarak gerçekleştirdiği “Alo Başkan”ın konuğu Fidel Castro oldu “Alo Başkan”ın konuğu Fidel Castro oldu

Küba Devlet Başkanı Fidel Castro, geçen yıl geçirdiği bağırsak ameliyatının ardından ilk kez bir televizyon programında telefonla canlı yayına katıldı. Rahatsızlığının ardından halkın arasına çıkmaya fazla zaman ayıramayan Castro’yu Kübalılar tam 14 ay sonra canlı olarak dinleme fırsatını yakaladılar.

Castro, Chavez’in, Che Guevara’nın mezarının bulunduğu “Santa Clara’da” yaptığı televizyon programına telefon bağlantısıyla katıldı.

Chavez’in düzenli olarak her hafta gerçekleştirdiği “Alo Başkan” programına bağlanan Castro’nun sağlık durumunun iyiye gitmekte olduğu dikkati ilk çeken gelişmelerden birisiydi. Chavez ve Castro’nun yaklaşık bir saat süren söyleşisinden önce yayınlanan görüntülerde Castro’nun önceki görüntülerine oranla çok daha sıhhatli olduğu ve giderek toparlandığı gözlerden kaçmıyordu.

Chavez, siyasi yaşamı boyunca hep kendisini örnek aldığını söylediği Castro’ya övgüler yağdırdı: “Sen hiçbir zaman ölmeyeceksin ve her zaman, bu kıtada bizimle birlikte olacaksın. Che’nin başlattığı devrimle, her zamankinden daha fazla yaşam dolusun. Bizim bu meşaleyi taşımaya devam edeceğimizde hiç şüphen olmasın.”

Castro’ya “devrimcilerin babası” diyerek seslenen Chavez, daha önce yarbayken yaptığı başarısız darbe girişiminin ardından girdiği hapishanede yaptığı bir resmi armağan etti.

Che Guevara hakkında uzun uzun konuşan ve geçmişi anan iki liderin birlikte marşlar söylemesi ise programın kuşkusuz en ilgi çeken yanıydı.

Castro, 21. yüzyılda her ülkenin sosyalizm konusunda kendi kararını vereceğini belirterek, bazı ülkelerin bunu engellemek için gerekirse nükleer silahları bile kullanmaktan çekinmeyeceğini, fakat buna karşın bugün dünyada çok daha fazla Vietnam bulunduğunu söyledi. Son derece keyifli bir ortamda gerçekleşen program sırasında iki lider sık sık dünya sorunlarına değinerek Latin Amerika ülkelerinin mali bütünleşmeye (Amerika için Bolivarcı Alternatif -ALBA) gitmelerinin şart olduğu görüşünü dile getirdiler.

Chavez’in yaptığı son açıklamalar da mali bütünleşmeden çok daha fazlasının uzak bir olasılık olmadığını gösteriyor. Küba’yı ziyareti sırasında ekonominin birçok alanında yeni işbirliği antlaşması yapan Chavez bu işbirliğinin çok daha ilerleyebileceğinin sinyallerini de verdi. “Küba ve Venezüella, çok kolay bir şekilde, iki cumhuriyeti bir araya getiren bir konfederasyon oluşturabilir. Bu bir düş değil” diyen Chavez’in ABD’yi daha da terleteceği kesin.


Tibet’in ruhani lideri Dalay Lama ve ABD Başkanı George W. Bush
Tibet’in ruhani lideri Dalay Lama ve
ABD Başkanı George W. Bush

Dalay Lama
Bush’la görüştü

ABD Başkanı George W. Bush’un son görüşmesi Çin Halk Cumhuriyeti’ni epeyce sinirlendirecek gibi görünüyor. ABD Başkanı George W. Bush, Çin’in yaptığı tüm uyarılara karşın Tibet’in ruhani lideri Dalay Lama ile görüşmekten vazgeçmedi. Görüşmenin zamanlaması da son derece dikkat çekici. Zira bu görüşme tam da Çin yönetiminin “ABD’nin Tibet konusunda doğru tutum almasını bekledikleri” uyarısının ardından yapıldı.

Çin ABD üst düzey yönetiminin Dalay Lama ile görüşmebinden büyük rahatsızlık duyuyor. Çünkü Çin, 1959 yılında Tibet’e özerklik verilmesi için başarısız bir ayaklanma girişiminin ardından Hindistan’a sürgüne gönderilen Dalay Lama’yı “ayrılıkçılıkla” suçluyor. Dalay Lama, yaklaşık 6 milyon nüfusu olan Tibet halkına geniş özerlik verilmesini istiyor ve şu an için şiddet içermeyen bir mücadele veriyor. Dalay Lama şiddet içermeyen tutumundan dolayı 1989 yılında Nobel Barış Ödülü’nü de kazanmıştı.

Amerikan yönetimi her ne kadar Çin’in tepkisini daha fazla çekmemek için görüşmeyi Oval Ovis yerine Konut’ta gerçekleştirse de bunda fazla başarılı olacağı söylenemez. Çünkü Dalay Lama bu görüşmenin ardından ABD’nin en yüksek sivil ödülü olan Kongre Altın Madalyası’nı alacak. Bush yönetimi Çin’den gelen “ayrılıkçılık” suçlamalarına karşın Dalay Lama’yı dini lider olarak gördüklerini ve dini lider olarak ödüllendireceklerini açıklamıştı.

Pekin yönetimi Dalay Lama’nın madalya almasını ise ABD’nin içişlerine karışması olarak yorumluyor. Beyaz Saray sözcüsü Dan Perino, Başkan George Bush ile Dalay Lama'nın görüşmesinin, Çin'i kışkırtma amacı taşımadığını dile getirse de Çin’in bu noktadaki korkusu son derece anlaşılır. PKK örneğini düşünecek olursak ABD’nin ülkeleri bölmek için kullandığı en büyük gücün ayrılıkçı hareketleri desteklemek olduğunu görüyoruz. Fakat Nobel Barış Ödülü alan Dalay Lama’nın ABD’den barış adına ne umduğu şu noktada belirsiz. Ya da ABD’nin Dalay Lama’dan ne beklediği! Dalay Lama’nın daha önce Almanya Başbakanı Merkel ile görüşmesi Çin’in tepkisini çekmiş ve Pekin yönetimi Almanya’dan bozulan ilişkileri onaracak adımlar atmasını talep etmişti. Pekin hükümeti tepkisini göstermek için Almanya’da bu hafta içinde yapılması beklenen İran’ın nükleer programı hakkındaki toplantıya katılmayacağını açıkladı.


Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Markoulli, Suriye Büyükelçisi Nader Nader ile birlikte
Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Markoulli,
Suriye Büyükelçisi Nader Nader ile birlikte

Rumların
Dışişleri Bakanı’nın etekleri tutuştu

Kıbrıs Rum Kesimi’nin tüm engelleme girişimlerine karşın Suriye yönetimi geri adım atmayarak Kuzey Kıbrıs ve Suriye arasındaki gemi seferlerini başlatma kararı aldı. Gazimagosa ve Lazkiye Limanları arasında yapılacak olan seferler Suriye’nin Kuzey Kıbrıs’ı bağımsız bir devlet olarak tanıdığının işareti olacak. Zira giriş için vize isteyen Suriye yönetimi bu kapsamda sunulacak olan Kuzey Kıbrıs pasaportlarını kabul edeceğini açıkladı.

Kıbrıs’a uygulanan yalıtımları delecek olan bu karar Rum Kesimi’nde büyük paniğe yol açmış durumda. Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Erato Kozakou Markoulli, Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’e mektup göndererek bu seferlerin yasadışı olduğunu ve engellenmesi gerektiğini iddia etti. Bununla yetinmeyen Erato Kozakou Markulli yanına Sosyalist Edek Partisi Onursal Başkanı Vassos Lissarides’i de alarak Suriye’ye yönetimine baskı kurmak için de bu ülkeye gitme hazırlıklarına başladı.

Fakat Kıbrıs Rum Kesimi bu sefer sert kayaya çatacak gibi gözüküyor. Zira Türkiye’yi ziyaret etmekte olan Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad Kuzey Kıbrıs’a verdiği destekle sınırlı kalmayarak, “Türkiye hükümetinin teröre ve terör faaliyetlerine karşı gündemine aldığı kararları kuşkusuz destekliyoruz ve onların arkasındayız” diyerek terör konusunda da Türkiye’nin yanında olduklarını gösterdi.

Kıbrıs Rum Kesimi’ni endişelendiren diğer bir gelişme ise Kırgızistan ile KKTC arasında doğrudan uçak seferlerinin başlama olasılığı. Rum Kesimi gazeteleri de Dışişleri Bakanı Erato Kozakou Markoulli’nin olağandışı Kırgızistan gezisinin bu gelişmeyi önlemek için düzenlendiği konusunda hemfikirler.

Kırgızistan Meclisi’nde daha önce Kuzey Kıbrıs’ın tanınması gerektiği konuşulmuş, Kuzey Kıbrıs’ı tanımaları halinde AB’nin kendilerine baskı yapabileceğini söyleyen bir milletvekiline KKTC Dostluk Grubu Başkanı Sadır Japarov “Hiç kimse, Kırgızistan’ın dış politikasına sınırlama getiremez” diyerek son sözü söylemişti. Umarız bu girişimler yarıda kalmaz ve iki ülke de bağımsız kararlarında ısrar etmeyi sürdürürler.


Vladimir Putin ve Ahmedinejad
Vladimir Putin ve Ahmedinejad

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmayın

ABD’nin son zamanlardaki dış politikaların kendisi için hiç de yararlı sonuçlar doğurmadığı bir gerçek. Bunun en son örneği de İran olarak karşımıza çıkmış durumda. ABD’nin sürekli olarak savaşla tehdit ettiği İran çareyi giderek Rusya’ya yaklaşmakta buluyor. Rusya Devlet Başkanı Putin de eline geçen bu fırsatı son derece iyi kullanarak Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan liderlerini yanına alıp İran’a büyük bir çıkartma yaptı. Bu ziyareti önemli kılan ise 1943 yılından bu yana ilk kez bir Rusya Devlet Başkanı’nın İran’a gelmesi. En son Rusya (SSCB) Devlet Başkanı Stalin, ABD Başkanı Roosevelt ve İngiltere Başbakanı Churchill ile birlikte 1943 yılında Tahran’a gitmişti.

Putin ABD’ye karşı elindeki kozları son derece iyi oynuyor. ABD’nin İran’a yapacağı bir askeri harekatı kabul etmeyeceklerini belirten Putin, İran’ın koruyucusu rolüne soyunmuş durumda. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “başka ülkelerin, Hazar Denizi ülkelerinden birinin topraklarını yine bir Hazar Denizi ülkesine saldırı için kullanılmasına izin vermeyeceklerini” belirterek, olası bir ABD saldırısı konusunda İran’a güvence verdi. Böylece ABD’nin İran’a saldırmak için Azerbaycan’daki askeri tesisleri kullanacağı yolundaki iddialar şimdilik gündemden çıkmış oldu. Putin böylece hem ABD’ye gözdağı verirken hem de Azerbaycan seçeneğini İran’ın üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi sallandırıyor.

“Eğer ABD tek kutuplu bir dünya projesini uygulamaya geçirmek istiyorsa, bunda başarılı olamayacak. Çünkü dünyadaki hiçbir güç, dünyanın bugünkü sorunlarını tek başına çözemez” diyen Putin’in niyetini aslında bu sözleri açık olarak gösteriyor. Putin’in karşı olduğu olgu gerçekte Amerikan emperyalizmi değil; Putin Amerikan emperyalizminin tek başına dünyaya egemen olmasına karşı. Kendisi de bu amaçla yeni bir emperyalist kutup oluşturmanın peşinde.

Bu noktada İran’ın tutumuna değinmekte de yarar var. İran’ın giderek köşeye sıkıştığı bir gerçek. ABD ile birlikte Avrupa Birliği ülkeleri de artık İran’a karşı cephe almış durumdalar. İran’ın nükleer programına tek destek ise şu anda yalnızca Rusya’dan geliyor. Rusya’nın nükleer yakıt vermemesi durumunda İran’ın tüm bu karışıklığa neden olan nükleer programının oldukça gecikeceği kesin. İşte bu noktada İran, bir emperyalistten kurtulmak için diğer bir emperyaliste yaklaşmayı tercih etmiş durumda.

Ama İran’ın kısa vadeli bu hamleleri uzun vadede kendisi için sorunlar yaratabilir. Vladimir Putin’in Buşehr nükleer santralinin faaliyete başlamasındaki gecikmeyle ilgili soru üzerine, bu konudaki gecikmenin “siyasi olmadığını, bunun teknik ve hukuki sorunlardan kaynaklandığını” söylemesi de pek gerçekleri yansıtmıyor. Daha önceki antlaşmalara göre 2007 Martında teslim edilmesi gereken nükleer yakıt çeşitli bahaneler ileri sürülerek hâlâ İran’a verilmedi.

Kremlin’in bu noktada hem ABD hem de İran ile pazarlık yapmadığını düşünmek ancak saflık olur. Putin her iki taraftan da koparacağı ödünlerin peşinde. Rusya ABD’den istediklerini aldığı takdirde İran’ı anında gözden çıkaracaktır. Birinci Körfez Savaşı sırasında Irak’ın elindeki uçaklarla ilgili teknik bilgileri vermiş olduğu söylentileri bunun başlıca nedeni. Ne de olsa Irak da Rusya’ya güvenmiş ve tüm askeri altyapısını Rus teknolojisi üzerine inşa etmişti. Sonuç bugün ortada. Irak üç parçaya bölünmeye hızlı adımlarla ilerliyor.

Görüşmelerin ardından Putin’le bir araya gelen Ahmedinejad’ın, “Rusya ile işbirliği yaparak mevcut tehlikeleri ortadan kaldırabilecekleri” açıklamasını bir kez daha düşünmesi gerek. Çünkü ABD’ye yaklaşmak ile Rusya’ya yaklaşmak arasında ancak nüans farklılıkları var. Rusya’nın ABD’ye karşı İran’ın safında yer alması İran’ı düşündüğünden değil kendi çıkarlarını düşündüğündendir. Putin, sözünü ettiği çok kutuplu yeni dünya üzeninde kendi kutbuna İran’ı da dahil etmek istiyor. Ahmedinejad da kendi ulusunu düşünüyor olabilir ama kısa vadeli bu kazancın uzun vadede İran’a büyük zararlar vereceği kesin. Geçmişinde bir Mahabad Cumhuriyeti deneyimi duruyor. Yakın tarihte ise Rusya’ya güvenen Irak... Ayrıca kendi rejimini tüm dünyaya yaymak için uğraşan İran’ın bir gerçeği anımsaması gerekiyor. Bağımsız bir Şeriat devleti kurmak için savaşan Çeçenlere karşı ABD mi savaşıyor Rusya mı? Hedefteki düşmanla uğraşırken şimdilik hedefte olmayan düşmandan yararlanmak ancak kısa vadeli düşünebilen politikacıların işidir.

İşin Türkiye’yi ilgilendiren yanı ise, eğer ABD Azerbaycan üzerinden İran’a saldıramayacaksa saldırı için hangi ülkenin topraklarını kullanacağı konusu. Azerbaycan devreden çıktığına göre geriye bir tek İncirlik kalıyor. Bizim politikacıların da bu noktada uzun vadeli düşünmesi gerektiği kanısındayız ama durum bu yönden hiç iç açıcı görünmüyor. Yakında kendimizi istemediğimiz bir savaşın tarafı olarak bulabiliriz.


Ehud Olmert ve Mahmud Abbas
Ehud Olmert ve Mahmud Abbas

İsrail’den Kudüs’ü paylaşma teklifi

Her zaman saldırganlığı ile dünyanın gündemine gelen İsrail, bu kez herkesin kafasını karıştıran bir barış önerisi ile gündeme geldi. 1967 yılındaki savaşta ele geçirdiği Doğu Kudüs dahil Kudüs’ün tümü üzerinde denetim hakkı iddiasında bulunan İsrail, yaptığı son öneri ile Kudüs’ün denetimini Filistinliler ile paylaşmaya hazır olduğunu açıkladı.

İsrail Başbakan Yardımcısı Haim Ramon’un İsrail Ordu Radyosu’na yaptığı açıklamaya göre İsrail hükümeti Kudüs’ün doğusunun gelecekte kurulacak olan Filistin devletinin başkenti olarak kabul etmeye hazırlanıyor.

İsrail’in yaptığı bu son öneri, Filistinlilerin yıllardan bu yana barışın temel şartı olarak gösterdiği bir koşul. Doğu Kudüs nüfusunun büyük bölümünü de Araplar oluşturuyor. Ramon bunun karşılığında ise Araplardan İsrail’in Kudüs’ün Yahudi mahallelerindeki egemenliğini ve oradaki başkentini tanımasını istiyor. Londra’da yayımlanan Kuds El Arabi gazetesinin iddiasına göre Ehud Olmert ile Mahmud Abbas arasında Kudüs’te yapılan son görüşmelerde Harem-i Şerif’in Ürdün’e verilmesi de kabul edildi.

İsrail Başbakan Yardımcısı Haim Ramon’un “Önemli olan İsrail devletini korumak” diyerek amacını dile getirdiği bu öneriye Başbakan Olmert’ten de destek de geldi. Fakat koalisyon ortakları arasında yer alan aşırı sağ partilerin böyle bir öneriyi desteklemeyecekleri biliniyor. ABD’nin yönlendirmesiyle Kasım ayında başlayacak Ortadoğu barış konferansından önce atılan bu adımların Ortadoğu’da kalıcı bir barış sağlayıp sağlayamayacağını yine zaman gösterecek.


kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa...
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliği için yapılan seçimlerde beş ülke daha üyelik hakkı kazandı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliği için yapılan seçimlerde beş ülke daha üyelik hakkı kazandı. Libya, Vietnam ve Burkina Faso’nun ardından Hırvatistan ve Kosta Rika rakiplerinin adaylıktan çekilmesinin ardından 2 yıl süre ile bu görevi yerine getirecekler. Güvenlik Konseyi’ndeki 5 daimi ve 10 geçici üye görev alıyor Geçici üyeler iki yıl süreyle görev yapıyor ve her yıl beş üye yenileniyor.

Kaçak olarak Yunanistan’a geçmeye çalışan yabancı uyruklu 6 kişiyi Yunanlıların eziyetinden Türk Sahil Güvenlik gemisi kurtardı. İzmir’in Çandarlı ilçesi açıklarındaki uluslararası sularda Yunanlılara yakalanan göçmenlerin bindikleri plastik bot kendilerini gören Yunan Sahil Güvenlik ekipleri tarafından patlatıldı. Yunanlılar olayın ardından bölgeyi terk edip kaçakları ölüme terk ederken Sahil Güvenlik Ege Bölge Komutanlığı’na bağlı bir bot olayı fark ederek kaçakları kurtardı. Yaşları 16-20 arasında değişen Moritanya uyruklu 6 kaçak kurtarılarak İzmir’in Dikili ilçesine getirildi. Kaçaklar Yunan gemisinin kesici aletlerle botlarını patlattıklarını ve sonra da kendilerini ölüme terk ettiklerini ifade ettiler.
Nicolas Sarkozy ve Cecilia Sarkozy
Nicolas Sarkozy ve Cecilia Sarkozy

Fransa’nın haftalık haber dergisi Le Nouvel Observateur’e göre Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile eşi Cecilia boşanmaya hazırlanıyor.

Cumhurbaşkanlığından konu ile ilgili bir yalanlama gelmemesi ve Cecilia Sarkozy’nin “14 Temmuz Ulusal Gün” kutlamasından bu yana eşinin yanında hiçbir devlet törenine ve ziyarete katılmaması olayın doğruluk payının yüksek olduğunu gösteriyor.

Nicolas Sarkozy boşandığı takdirde Fransa’nın ilk bekar Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçecek.

Partia Kobiet 21 Ekim’de yapılacak olan genel seçimlere “Polonya Kadındır” sloganıyla katılmaya hazırlanan Feminist Kadınlar Partisi, temel hedefinin ülkeyi erkek egemenliğinden kurtarmak olduğunu açıkladı. Boks şampiyonu Agnieszka Rylik’in partiye üye olması iddialarının son derece güçlü olduğunu gösteriyor.

Parti Başkanı Polonyalı feminist yazar Manuela Gretkowska, doğum yapan kadınlar için daha iyi koşullar sağlanması, zorunlu sağlık muayenesi, iyileştirilmiş çalışma koşulları ve sosyal refahın arttırılması gibi konuların, partisinin öncelikleri arasında yer aldığını açıkladı. Kadın haklarının savunmak amacıyla yola çıkan partinin seçim için hazırladığı afişler ise her nedense kadınlardan daha çok erkeklerin ilgisini çekecek gibi görünüyor.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe