
Vladimir Putin ve Ahmedinejad |
|
Yağmurdan kaçarken doluya tutulmayın
ABD’nin son zamanlardaki dış politikaların kendisi için hiç de yararlı sonuçlar doğurmadığı bir gerçek. Bunun en son örneği de İran olarak karşımıza çıkmış durumda. ABD’nin sürekli olarak savaşla tehdit ettiği İran çareyi giderek Rusya’ya yaklaşmakta buluyor. Rusya Devlet Başkanı Putin de eline geçen bu fırsatı son derece iyi kullanarak Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan liderlerini yanına alıp İran’a büyük bir çıkartma yaptı. Bu ziyareti önemli kılan ise 1943 yılından bu yana ilk kez bir Rusya Devlet Başkanı’nın İran’a gelmesi. En son Rusya (SSCB) Devlet Başkanı Stalin, ABD Başkanı Roosevelt ve İngiltere Başbakanı Churchill ile birlikte 1943 yılında Tahran’a gitmişti.
Putin ABD’ye karşı elindeki kozları son derece iyi oynuyor. ABD’nin İran’a yapacağı bir askeri harekatı kabul etmeyeceklerini belirten Putin, İran’ın koruyucusu rolüne soyunmuş durumda. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “başka ülkelerin, Hazar Denizi ülkelerinden birinin topraklarını yine bir Hazar Denizi ülkesine saldırı için kullanılmasına izin vermeyeceklerini” belirterek, olası bir ABD saldırısı konusunda İran’a güvence verdi. Böylece ABD’nin İran’a saldırmak için Azerbaycan’daki askeri tesisleri kullanacağı yolundaki iddialar şimdilik gündemden çıkmış oldu. Putin böylece hem ABD’ye gözdağı verirken hem de Azerbaycan seçeneğini İran’ın üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi sallandırıyor.
“Eğer ABD tek kutuplu bir dünya projesini uygulamaya geçirmek istiyorsa, bunda başarılı olamayacak. Çünkü dünyadaki hiçbir güç, dünyanın bugünkü sorunlarını tek başına çözemez” diyen Putin’in niyetini aslında bu sözleri açık olarak gösteriyor. Putin’in karşı olduğu olgu gerçekte Amerikan emperyalizmi değil; Putin Amerikan emperyalizminin tek başına dünyaya egemen olmasına karşı. Kendisi de bu amaçla yeni bir emperyalist kutup oluşturmanın peşinde.
Bu noktada İran’ın tutumuna değinmekte de yarar var. İran’ın giderek köşeye sıkıştığı bir gerçek. ABD ile birlikte Avrupa Birliği ülkeleri de artık İran’a karşı cephe almış durumdalar. İran’ın nükleer programına tek destek ise şu anda yalnızca Rusya’dan geliyor. Rusya’nın nükleer yakıt vermemesi durumunda İran’ın tüm bu karışıklığa neden olan nükleer programının oldukça gecikeceği kesin. İşte bu noktada İran, bir emperyalistten kurtulmak için diğer bir emperyaliste yaklaşmayı tercih etmiş durumda.
Ama İran’ın kısa vadeli bu hamleleri uzun vadede kendisi için sorunlar yaratabilir. Vladimir Putin’in Buşehr nükleer santralinin faaliyete başlamasındaki gecikmeyle ilgili soru üzerine, bu konudaki gecikmenin “siyasi olmadığını, bunun teknik ve hukuki sorunlardan kaynaklandığını” söylemesi de pek gerçekleri yansıtmıyor. Daha önceki antlaşmalara göre 2007 Martında teslim edilmesi gereken nükleer yakıt çeşitli bahaneler ileri sürülerek hâlâ İran’a verilmedi.
Kremlin’in bu noktada hem ABD hem de İran ile pazarlık yapmadığını düşünmek ancak saflık olur. Putin her iki taraftan da koparacağı ödünlerin peşinde. Rusya ABD’den istediklerini aldığı takdirde İran’ı anında gözden çıkaracaktır. Birinci Körfez Savaşı sırasında Irak’ın elindeki uçaklarla ilgili teknik bilgileri vermiş olduğu söylentileri bunun başlıca nedeni. Ne de olsa Irak da Rusya’ya güvenmiş ve tüm askeri altyapısını Rus teknolojisi üzerine inşa etmişti. Sonuç bugün ortada. Irak üç parçaya bölünmeye hızlı adımlarla ilerliyor.
Görüşmelerin ardından Putin’le bir araya gelen Ahmedinejad’ın, “Rusya ile işbirliği yaparak mevcut tehlikeleri ortadan kaldırabilecekleri” açıklamasını bir kez daha düşünmesi gerek. Çünkü ABD’ye yaklaşmak ile Rusya’ya yaklaşmak arasında ancak nüans farklılıkları var. Rusya’nın ABD’ye karşı İran’ın safında yer alması İran’ı düşündüğünden değil kendi çıkarlarını düşündüğündendir. Putin, sözünü ettiği çok kutuplu yeni dünya üzeninde kendi kutbuna İran’ı da dahil etmek istiyor. Ahmedinejad da kendi ulusunu düşünüyor olabilir ama kısa vadeli bu kazancın uzun vadede İran’a büyük zararlar vereceği kesin. Geçmişinde bir Mahabad Cumhuriyeti deneyimi duruyor. Yakın tarihte ise Rusya’ya güvenen Irak... Ayrıca kendi rejimini tüm dünyaya yaymak için uğraşan İran’ın bir gerçeği anımsaması gerekiyor. Bağımsız bir Şeriat devleti kurmak için savaşan Çeçenlere karşı ABD mi savaşıyor Rusya mı? Hedefteki düşmanla uğraşırken şimdilik hedefte olmayan düşmandan yararlanmak ancak kısa vadeli düşünebilen politikacıların işidir.
İşin Türkiye’yi ilgilendiren yanı ise, eğer ABD Azerbaycan üzerinden İran’a saldıramayacaksa saldırı için hangi ülkenin topraklarını kullanacağı konusu. Azerbaycan devreden çıktığına göre geriye bir tek İncirlik kalıyor. Bizim politikacıların da bu noktada uzun vadeli düşünmesi gerektiği kanısındayız ama durum bu yönden hiç iç açıcı görünmüyor. Yakında kendimizi istemediğimiz bir savaşın tarafı olarak bulabiliriz.
|