| Ali Özsoy |
Aynası iştir kişinin Siyasi partilerin ve hareketlerin gerçek niteliği veya hangi çıkarlara hizmet ettiği kendisine verdiği isimlerle veya kendi söylemleriyle yargılanamaz. Gerçekçi bir analiz için bakılması gereken partilerin eylemleri ve hangi güçlerle eylem birliği içinde olduklarıdır. Örneğin Türkiye’deki tüm partiler ve hatta PKK uzantısı olduğunu artık saklamak gereksinimi duymayan DTP bile ülkenin toprak bütünlüğüne karşı olmadıklarını savunurlar. Ama sokaktaki vatandaştan siyaset bilimcisine kadar herkes partiler hakkında yorumunu yaparken onların eylemlerine ve gerçek niyetlerine dikkat eder. MHP bu açıdan bir istisna oluşturmuyor. Bugün artık 40 yıllık MHP’liler bile kendi partilerini bu yüzden sorguluyor. MHP’nin önde gelen isimleri aksini iddia ediyor olabilir. Bir partinin adında milliyetçi kelimesi geçebilir. Yaptıkları her işbirlikçi ve ulus karşıtı eylemi “gerçek milliyetçilik” adına aklamaya da çalışabilirler. Ama bilimin ve aklın emrettiği kişilerin öznel niyetleri veya beyanlarının değil, nesnel olarak ne yaptıkları ve nerede durduklarının önemli olduğudur. Örneğin bir kişi en milliyetçi insan olduğunu iddia edebilir. Ama bu kişinin millet ile emperyalizm arasındaki savaştaki tavrına bakmadan kimse onların beyanını doğru kabul etmek zorunda değildir. Yani kısacası aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz.
Hesap çıkarma ve sorma vakti Son dönemlerde Tuncay Özkan gibi kimi sahte ulusalcılık peygamberleri, MHP’nin değiştiğini, ulusalcı olduğunu, hatta MHP’ye oy vererek CHP-MHP koalisyonunun kurulabileceğini sık sık yineledi. MHP’nin değiştiği artık ABD’ye, AB’ye ve hatta gericiliğe karşı çıkan Cumhuriyetçi bir parti olduğu tezi 22 Temmuz seçimlerinde İlhan Selçuk’tan Kanaltürk çevresine kadar pek çok kesim tarafından işlendi. Bu manipülasyon o kadar etkiliydi ki, Deniz Baykal bile seçim kürsülerinden MHP’yle koalisyon kuracaklarını duyurabiliyordu. Bu konuda da doğrucu kalan ve halkı uyaran bir tek TÜRKSOLU vardı. MHP’nin değiştiği iddialarını bir yana bırakalım. Çok eskilere gitmeden sadece son altı ay bakalım. Laf salatalarına değil de işlerine göz atalım. Neymiş bunların işleri? Boy aynasıyla boylarının ölçüsünü alalım. MHP göz göre göre her kriz anında AKP ve DTP ile her konuda aynı tavrı aldı. Kimileri yeni uyanıyor. Oysa çok gizli saklı bir durum yok ki! Sıralayalım: 12 Nisan 2007 günü Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt çok kritik bir konuşma yaptı. Cumhuriyet’e sadece sözde değil özde bağlı Cumhurbaşkanı istediklerini vurguladı. Ardından vatandaşın Cumhuriyet için düzenlediği yasal mitinglere karşı yürütülen propagandayı anlamsız ve yanlış bulduğunu belirtti. 14 Nisan’daki ilk Cumhuriyet mitinginden hemen önce AKP bu mitingleri karalıyor ve provokasyon çıkacağı propagandası yapıyordu. PKK ve DTP gibi uzantıları mitinge karşıydı ve “Kürtlere karşı faşist darbe” hazırlığı olarak nitelendiriyorlardı. Peki ya MHP? Aynı tavır, aynı söylem… Miting düzenleyenler darbe heveslisiymiş, milli iradenin dışına çıkılmamalıymış, iş sokağa dökülmemeliymiş. Evet, 1980 öncesinin sokak katliamlarının meşhur partisi Cumhuriyet mitinglerine böyle karşı çıkmıştı. Daha yolun başındayız ve MHP, AKP ve DTP’yle aynı safta. Milyonlarca Atatürkçü ve milliyetçi AKP-MHP-DTP’ye rağmen sokağa döküldü. Ardından TSK’nın 27 Nisan’daki muhtıra sertliğindeki tarihi açıklaması geldi. Kimler karşı çıktı? Doğal olarak önce AKP... Ardından Diyarbakır’da PKK yanlıları ve dinciler ortak eylemle muhtıraya karşı tavırlarını ortaya serdiler. Peki ya MHP? MHP yine “demokrasi” safındaydı. Yani AKP ve DTP ile birlikte Türk Ordusu’na karşı. “En kötü demokrasi bile hiç demokrasi olmamasından iyidir” iddiasıyla Türk Ordusu’nun bölücülüğe ve gericiliğe karşı yaptığı sert uyarıya karşı çıktılar. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı sürecinde milyonlar ayağa kalktı. Gül’ün Atatürk milliyetçiliğine düşman açıkça bölücü, laikliğe düşman açıkça gerici demeçleri tekrar ortaya çıktı. Ama MHP ne tavır aldı? Abdullah Gül’e karşı çıkan milyonların türban düşmanlığı yaptığını bunun da AKP’ye yaradığını iddia etti. Kendilerinin türbanı savunduğunu ancak Abdullah Gül’ü pek sevmediklerini bu yüzden ona karşı olduklarını ileri sürdü. Aynı dönemde DTP de Abdullah Gül’e ve Hayrünnisa Hanım’a haksızlık yapıldığını, partilerinin zaten türbana özgürlüğü savunduğunu açıklıyordu. Ardından Mayıs ayında artan terör eylemleri üzerine Yaşar Büyükanıt, Irak’a terörün kökünü kazımak için Türk Ordusu olarak girmek istediklerini ilan etti. Bunun yararlı, gerekli ve hatta kaçınılmaz bir eylem olduğunu ancak siyasilerin tezkere çıkarmamasının ellerini bağladığını vurguladı. Kimler karşı çıktı? Tabii ki yine AKP’liler. Sınır ötesi operasyonu kendilerine karşı bir tuzak olarak gördüklerini, Kürt oylarını kaybedebileceklerini hatta 22 Temmuz’a kalmadan iktidarlarını yitirebileceklerini açıkça ilan ettiler. Onlar için zaten terör diye bir sorun yoktu. Varsa yoksa kendi iktidarlarını korumak ve Ordu karşıtlığı yapmaktı amaçları. AKP’nin en büyük destekçisi yine PKK ve DTP’ydi. Dinci ve bölücü basının en büyük korkusu 22 Temmuz’dan önce Türk Ordusu’nun Irak’a girmesiydi. Peki ya MHP? Sahi bu partinin adında milliyetçi kelimesi var değil mi? Milliyetçi oylara talip. Seçimlerden önce teröre tepki büyük. Ne beklersiniz? Sırf takiyye amaçlı olsa bile Türk Ordusu’nu desteklemesini, AKP’ye tezkere konusunda yüklenmesini ve oylarını arttırmasını değil mi?! Bunu bile yapmadılar. MHP Genel Başkanı Bahçeli açık ve seçik bir şekilde: “İktidara gelirsek, ABD’yi ikna edebiliriz. O zaman tezkere çıkabilir.” dedi. Bu konuda bile AKP ve DTP’nin yanında saf tuttular. Oy kaybetmek pahasına. Yine Yaşar Büyükanıt “teröre karşı kitlesel refleks” çağrısı yaptı. Düzenlenen mitinglere tek bir MHP’li bile katılmadı. MHP lideri Bahçeli çok açık emir vermişti. Ne şehit cenazelerinde ne de terör karşıtı mitinglerde asla yer almayacak, paşa paşa seçim bürolarında oturup, kafa tokuşturacaklardı. Bu arada birileri hâlâ “solcular CHP’ye, sağcılar MHP’ye oy versin” türküleri çığırıyordu. Oysa daha 22 Temmuz’dan önce AKP-MHP-DTP arasında neredeyse her konuda uzlaşma sağlanmış, adeta gizle bir koalisyon çoktan kurulmuştu. Adama sorarlar: Ya siz bu milleti çok saf zannediyorsunuz ya da kendinizi çok cin… Bu partinin neresi milliyetçi, neresi AKP karşıtı, neresi DTP karşıtı, neresi ABD karşıtı? Her alanda, her konuda, her kanunda AKP-MHP-DTP kol kola Balık baştan kokar derler. 22 Temmuz’dan sonra sahte milliyetçi MHP’nin kokmadık yanı kalmadı. Döküm çıkarmaya devam edelim: 22 Temmuz seçimlerinden sonra AKP yine 367’nin altında kaldı. AKP lideri Tayyip Erdoğan bile Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı seçtirtme umudunu yitirmiş uzlaşma arayışlarına girmişken, birdenbire MHP çıktı biz bu işte varız dedi. Gerekçeleri neymiş? “AKP’yi DTP’ye muhtaç bırakmamak.” Böylelikle AKP-MHP-DTP kol kola girdi. Arkalarına da saftrik DSP’lileri kattılar. Abdullah Gül için 367 sayısını fazlasıyla sağladılar. Hani Abdullah Gül’ün karısının sıkma başını çok seviyordunuz da, kendisini hiç sevmiyordunuz. Ne oldu da birden kararınız değişti. Gerekçeye bak! “DTP’ye muhtaç olmasınlar.” Yani kısacası “Kambersiz düğün olmaz” diyorlar. “Sadece DTP’yle seçmeyin Abdullah Gül’ü. Bizi unutmayın…” Böylelikle Kıbrıs, Güneydoğu ve Kuzey Irak’ta tarihi ihanet politikalarına imza atmış bir isim “milliyetçilerimiz” sayesinde başkomutan oldu. Devletin başına geçti. Kim bilir belki de Abdullah Gül’ü aslında çok sevdiklerini, Türk Ocağı’nda veya Komünizmle Mücadele Derneği’nde beraberce Amerikan milliyetçiliği yaptıkları günleri hatırlamışlardır. Bitti mi? Biter mi? Tayyip Erdoğan buyurur: “MHP ve DTP mecliste kavga etmesin. Gerginlik olmasın. İstikrar bozulur.” Bahçeli ilk günden ayağa kalkar, önünü ilikler hemen elini uzatır. Bitti mi? Hayır. AKP sivil anayasa adı altında bir paçavra hazırlar. Amaç Atatürk’ün ilkelerini anayasadan kaldırmak, eyalet sistemini ve adım adım Kürt-İslam faşizmini kurmaktır. MHP nerededir? Yine AKP’nin yanında… Anayasadan Türklüğün çıkarılmasına, üniter yapının terk edilmesine, Atatürk ilkelerinin silinmesine karşı tek bir çıkış yapmayan MHP öyle bir muhalefet(!) yapar ki AKP’lileri bile şaşırtır, yüreklerine su serper. MHP’liler kükrer(!): “zorunlu din dersi nasıl kaldırılır, türbana niçin Anayasa’da yer vermiyorsunuz, böyle sivil anayasa mı olur?” AKP-MHP-DTP her konuda hep sivil(!), hep demokrat(!) ve hep aynı safta. Yine bu üç parti hep birlikte el kaldırıyor. Niçin? 21 Ekimdeki hukuk katliamı eseri referandumdan Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı etkilemesin diye. Kürtler Abdullah Gül’e âşık… AKP’nin tavrı zaten belli… MHP’nin politikası ne? AKP ve DTP’nin her elini kaldırdığında ellerini kaldırmak zorunda hissediyorlar kendilerini herhalde. Yüzüne bile bakmam dediği Tayyip Erdoğan’ın ve cezaevi kaçkını DTP’lilerin elini meclisteki ilk günü öyle bir sıkmış ki Bahçeli, Amerikan işbirlikçiliğinin vıcık vıcık ortamında elleri sanki birbirilerine yapışmış. Herkes merakla bekliyor. Acaba MHP, küçük de olsa bir tek, ama bir tek konuda, mecliste AKP ve DTP’den ayrı tavır alacak mı? Bulmuşlar bir türban ve demokrasi örtüsü, altına üç parti sığışmışlar, efendileri ABD’nin emrettiği en çarpık ve ahlaksız ilişkileri yürütüyorlar. Efendiler kaldırın şu bez parçasını da edepli misiniz edepsiz mi tüm millet görsün. Eski masal: “AKP’yi güçlendirmemek için AKP’ye destek olmalıyız” Bir de utanmadan kendilerine karşı çıkanlara çıkışıyorlar: “Sizin bu tavırlarınız AKP ve DTP’yi daha da güçlendirir. Biz onlar güçlenmesin diye böyle davranıyoruz.” AKP’li Egemen Bağış’ın yanına MHP’li Aktan geçmiş. ABD dönüşü beraber poz veriyorlar. Amaçları Ermeni tasarısını engellemekmiş. O yüzden beraber gitmişler. Başaramamışlar ama Bush ve Rice kendilerine çok destek olmuş. Eğer ABD’ye karşı keskin tavır alırsak Bush’un eli zayıflarmış, Ermenilerin ve Demokratların eli kuvvetlenirmiş. O yüzden öfkeyle kalkmamak, zararla oturmamak lâzımmış. İncirlik’ten vızır vızır kalkan ABD uçaklarına karışmamak gerekirmiş. Bu mantık cinayeti bıktırdı artık. MHP’lilerden hep aynı masal… Apo’yu asmayalım yoksa kahraman olur… Hemen seçime gidelim yoksa AKP iktidara gelemez, gelemezse de daha da güçlenir... Tayyip Erdoğan’ı aklayalım, yoksa o da kahraman olur… Abdullah Gül’ü seçelim yoksa AKP daha da güçlenir… Türbanı serbest bırakalım yoksa AKP’ye yarar… Kürtlere karşı çıkmayalım yoksa çok güçlenirler, PKK’ya yarar... ABD’ye karşı çıkmayalım yoksa ABD bize daha da düşman olur… Kendi tabanınızda bu saçmalıklara inanacak saf kaldı mı bilemeyiz ama bari Türk milletini salak yerine koymayın. Ey kafası çalışan ülkücüler. Ey MHP’yi milliyetçi sanan ve MHP’ye oy verme gafletinde bulunanlar. Kimsenin geçmişi veya ideolojisini sorgulamıyoruz. Sadece ve sadece MHP’nin şu eylemlerine bir bakın ve kafanızı çalıştırın. ABD güçlenmesin diye ABD’ye hizmet, AKP güçlenmesin diye AKP’ye hizmet ve hatta PKK güçlenmesin diye PKK’ya hizmet eden bir güruh var mecliste. Bunlara milliyetçi demek hem milliyetçiliğe hem millete hakaret! Yok mu kardeşim kral çıplak diyecek! MHP, AKP-DTP koalisyonunun, Kürt-İslam faşizminin koluna bile değil, kuyruğuna takılmış. Türk, kuyruk olur mu? Türkleri hepsine karşı çıkmaya çağırıyoruz. Varsın birileri bizim bu tavrımızın, ABD’yi, AKP’yi, PKK’yı, Ermenileri veya bir başka Türk düşmanı odağı azdıracağını veya güçlendireceğini iddia etsin. Atatürk Samsun’a çıktığında da aynısını söylemişlerdi. Ne kadar güçlenirlerse güçlensinler; bari biz güçlerine kendi gücümüzü katmayalım. Çağrımız ABD’nin masasında AKP ve DTP’yle birlikte dansözlük yaparak “güçlenmeye” çalışanlara değil tabii. Ata’mızın yıllarca önce seslendiği, “muhtaç olduğu kudreti damarlarındaki asil kandan” alan yüce Türk Milletine… |