| Yekta Güngör Özden |
Şeker Bayramı günleri Irak topraklarına girip girmeme tartışmalarını da geride bırakan şehit acılarıyla geçti. Terör örgütüne yönelik etkisiz, yetersiz önlemlerle yandaşlarına yönelik anlamsız hoşgörü iktidarın güçsüzlüğüyle, çekingenliğiyle birleşince ulusumuzu yürekten yaralayan olaylarla karşılaşıldı. Bağımsız milletvekili olarak TBMM’ne giren PKK yandaşlarının gerçekdışı bahaneleriyle Batı’nın karşı çıkışları yanyana konulduğunda amaçlarının PKK’yı zayıflatmamak, kurtarmak ve elde etmek olduğu anlaşılmaktadır. PKK temsilcisi gibi davrananlarının terör örgütünün buyruğu dışına çıkmalarını beklemek boşunadır. Konuşma ve tutumlarındaki sakıncalar açıktır. Terörü ve terör örgütünü kınamayanların, Türkiye’nin savunmasına karşı çıkmaları dinlenebilir, geçeri bir tutum değildir. ABD Dışişleri yetkililerinin apartopar Türkiye’ye gelip yatıştırma sanılan çabaları daha çok gözdağı içerikli olmuştur. TBMM’ndeki DTP dışındaki muhalefet partileriyle karşıtlıkları güçlükle önlenen AKP’li güneydoğulu milletvekillerini de içine alan iktidar partisinin katılımıyla kabûl edilen tezkereyi iktidarın kullanacağını sanmıyoruz. AB ve ABD’nin baskıları sonucu bir bahane bulunarak tezkerenin verdiği yetkinin kullanılmasına gerek kalmadığının savunulacağı görüşündeyiz. Zaten davul zurnayla ilân edilircesine yapıldığı söylenen hazırlıklardan terör örgütünün çantada keklik sözünü anımsatacak biçimde yerinde kalacağı düşünülemez. Önceki operasyonlarda olduğu gibi üslerine varıldığına boşaltılmış olduğu görülecektir. Hâlâ sınırlarımız içindeki dağlarda kuşatıldığı söylenen teröristlerin ele geçirilemediği gözetilirse sorunun kolay olmadığı saptanır. Irak sorunu içimizdeki dönek ve sapkınların kirli düşüncelerini, beyin ve yürek pasını ortaya koymaktadır. Kürtçülerin ayrı toprak ayrı devlet amacının ayrı ulus sayılarak özerk bölgeler oluşturmaktan başlandığının ayırdında değiller. “Siyasal çözüm, özgürlük, eşitlik, haklar, halklar, ezilen kürtler...” sözleriyle sömürülen Türkiye’nin hoşgörüsüdür. Özgürlük, hak eşitliği olmasa, ezilme olmasa idi milletvekili olarak TBMM’ne nasıl girebilirlerdi? Ters, sakıncalı bölücü ve yıkıcı konuşmaları nasıl yapar, PKK yandaşı davranışları nasıl çekinmeden sergileyebilirlerdi? Yollarda, sokaklarda, alanlarda nasıl toplanıp devlet ve ulus düşmanlığı yapılır, PKK ve liderine nasıl övgüler dizilir, kolluk güçlerine, kamu mallarına ve binalarına nasıl saldırılır, mayınlar nasıl döşenirdi? PKK militanlarının cenazelerini nasıl DTP’li Belediye başkanları kaldırtırdı? Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez tümlüğünün ödünsüz tartışmasız korunacağından dost düşman kimse kuşkulanmamalıdır. Silâhlı Kuvvetlere sataşmayı yazarlık sanan bir-iki mandacının teröristlere bir şey söylememesi kimlerin aracı olduklarının belirtisidir. Ilımlı İslâm İslâmiyetle bağdaşmaz Bir dinin özünden uzaklaştırılması sömürülme ve yozlaştırmadır. Dinin ılımlısı-ılımsızı, sertliği-yumuşaklığı olmaz. Ne ise odur. Tarikat yoluyla kaynağından saptırma özellikle siyasallaştırma oyunudur. ABD’de konuk edilen Fethullah Gülen’in İslâmiyeti daha iyi yaşamak için özümsenmesini değil, hıristiyanlaştırmaya çalıştığı kanısı pekişmektedir. Şimdilerde iktidar desteğiyle kitaplarının tanıtılması, buyruğundaki kuruluşların yemeklerine büyükelçilerin ve devlet adamlarının katılması, Londra’da düzenlenen “İslâm Dünyasındaki Değişime Gülen Hareketinin Katkısı” konulu toplantıya katılması tehlikeli belirtilerdir. Türkiye karşıtları her yolu, özellikle inancı kullanarak Türkiye’yi karıştırmak çabalarına hız vermişlerdir. Dost bilinen, sanılan, stratejik ortak, müttefik denilen ABD’nin Ermeni tasarısı konusundaki direnci durumu açıklamaktadır. Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu “camii israfı var”, Diyanet İşleri Başkanı “Zorunlu din dersleri laikliğe aykırı” diyor, bu sözler nedense ilgi görmüyor. Gerçeklere kulaklarını tıkayan iktidar ve muhalefet ülkemizin nereye götürüldüğünü görmezlikten geliyor. Kimi dinci vakıfların alanlarda lâiklik karşıtı gösterileri, islâmlaştırma çığlıkları, ders kitaplarıyla oynama, Atatürk ve Türkçe ezan sözlerine kızıp salondan ayrılan ilçe millî eğitim müdür vekili, sıkmabaşlı çocuklar, Başbakanın “Türban sorununu çözmek en büyük aşkım” sözü birlikte değerlendirildiğinde umutsuzluk ağırlaşmaktadır. DTP’nin “Yerel yönetimler özerk olsun, ayrı renk ve sembol kullanılsın” önerisinin neyi amaçladığı bellidir. Bunca olumsuzluk içinde Rize’nin İkizdere İlçesi’nin Şimşirli Köyü AB hibe fonlarından karşılıksız yararlanmayı istememeleri umut vericidir. Ankara ve İstanbul’da bu duyarlılığı göstermeyenlerin kulakları çınlasın! Ben birkaç kuruluş üyeliğinden AB fonlarından para aldıkları için ayrılmıştım. Yine halkoylaması Bu konuda değişik söylem ve söylentilerle ulusun zihni bulandırılmaktadır. Yanlışlıklar birbirine eklenmektedir. Alttaki bozukluk üstü de sakatlar. Yapılması gereken en doğru davranış halkoylamasına sunulan metni tümüyle geri almaktı. 5678 no.lu Yasa’nın 6. maddesiyle getirilen geçici 18. ve 19. maddeler bir fazlalığı gidermiş, bir yanlışlığı gidermiş olacak ama tartışmaları sona erdirmeyecektir. Ayrıca, halkoyuna sunulan metin halkoylamasından önce Anayasa kuralı olmamasına karşın bunları ortadan kaldıracak metin Anayasa kuralıymış gibi işleme bağlı tutulmuş, gereksiz yere iki kez görüşülmüş, nitelikli oylama yapılmıştır. Azını kaldıran yasama organı çoğunu da kaldırabilirdi ve bu tutum halkoylamasına sunan önceki cumhurbaşkanının istencine de uygun olurdu. Sezer, bu değişikliği istemiyordu. Kaldı ki A. Gül yerindedir. Yedi yıl oturacaktır. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi -asla katılmıyoruz- ve beş yıllık iki dönem üst üste seçilmesi yedi yıl sonra uygulanmaya başlanacaktır, kapsamlı bir Anayasa değişikliğine çalışılmaktadır, üstelik halkoyuna cumhurbaşkanının seçiminden başka şey sunulmamış, öbür kurallarla uyum, ilgi ve denge ele alınmamıştır, yeni metnin hiçbir yararı yoktur. Konu tümüyle siyasaldır, inatlaşma nedenlidir. Trilyonlar boşuboşuna harcanmıştır. İktidar partisi önümüzdeki tüm seçimlerde ve girişimlerde seçmeni bu sonuçlarla okşayacaktır. Halkoylamasını sık kullanmak sözü de yetkili, yeterli, uzman kadrolara kabûl ettiremeyecekleri sakıncaları durumu yeterince bilmeyen seçmenin oyuyla yaşama geçirmektir. Bu da en tehlikeli kalkışmadır. Halkoylaması iktidar baskısı ile geçmiş, Cumhurbaşkanı’nın iktidar yanlısı katılımı iyi karşılanmamıştır. Konuşmak zorunda değildi. Yüksek Seçim Kurulu kararı da tartışmalıdır. Ülkenin asıl sorunları gözardı ediliyor, erteleniyor. Türkçe ders kitaplarında periler, sihirler, kız yurtlarında zikirler, kürt vatandaşlığı önerileri, sınavlarda din ve ahlak bilgisi soruları, ramazan aykırılıkları, tüm Türkiye ve Atatürk karşıtlıklarını “Düşünce özgürlüğü mücadelesi” diye nitelemeler, teröre, bölüp yıkmaya katkı ve destek Avrupa’nın bu tür davranışları ödüllendirmesi kimseyi ilgilendirmezse yapacak bir şey kalmaz. Dinciliğin kimi yalakalar, kimi takiyyeciler, kimi iki adım geri yürüyüşlerle yayılıp tırmanması tehlikesine yıllardır değinmemizi anlamayan, anlamak istemeyen sözde liberal karşıtlar boş durmuyor. Filistin eğitimlilerle birlikte cumhuriyete çatıyorlar. Atatürk’ü küçük ve kusurlu göstermeye çalışıyorlar. Gözleri kara, vicdanları kara, dilleri ve kalemi pis. Kötü örnek Yıllardır söyledim, yazdım. Kimi patron maşası gazeteciler yersiz-yetkisiz konuşmakla suçladılar. Atatürk, lâiklik, bağımsızlık, hukuksallık, anayasa özeni ve benzer konularda konuşmam işlerine gelmediği için. Görevimle ilgili hiçbir konuşmam olmadı. Hep ilgili yerlerde, ilgili nedenlerle konuştum. Üstelik Anayasa’yı da eleştirdim. Kimse oyum ve görevim nedeniyle saldıramadı. Önyargılı, koşullu olanlar ayrı. Sorularına yanıt vererek Yasamızın, İçtüzüğümüzün gereklerini, yöntemini açıklamamı sömürenler çıktı. Hiçbirini önemsemedim. Saldırıları yargı yoluyla yaptırımlara bağlattım. Hâlâ kin kusanlar var. Geçenlerde bir genç gazeteci yalvar yakar, ısrarla “Geçmiş olsun! demekte geciktim. Kusurum beni üzüyor” diyerek evime geldi. İlk kez görüyordum. Yine isteğiyle, ekleme çıkarma yapmadan ama istediği bölümü olduğu gibi vermesi koşuluyla söyleşi yaptık. Sözünde durmadı. Benim yargılarımı kendi önyargılarıyla başlatıp değerlendirerek benim hakkımda bir yazı yazmış gibi yansıttı. Parça-bölük, kendi amaçlarına uygun biçimdeki yayın beni tanıyanların kestireceği bir yanlışlıktır. Herkes onları da, beni de tanıyor. Okuyucularını aldatıyorlar. Bir daha yüzlerine bile bakmam. Yitiren kendileridir. İnsanlık değeri verilen sözle kanıtlanır. Kendini usta sanarak yönelttiği sorulara istediği yanıtları alamayınca, bekleyip bulamadığını kendi yorumları olarak bölüp parçaladığı yerlere sıkıştırıyor. Yanımızda bulunan, tanık durumundaki kimseden bile çekinmiyor. Utanma duygusu yitirilirse, yaranmak çabası öne çıkarsa kişi yararsız olur, kişiliksiz olur. Kötü örneklerden uzak durmak gerekir. Değinmeler Atatürk’ün Büyük Söylevi’nin 80. yıldönümünde Türk gençlerinin bu destanı mutlaka okuma gerektiği inancımızı yineliyoruz. Ahmet Taner Kışlalı’nın 8. ölüm yıldönümünde sevgi ve saygılarımızı içtenlikle yineliyor, değerli arkadaşımızı özlemle anıyoruz. Kimler nerelere geldi. “Gelemez” denilenler de gelir. Halkı düşkün duruma getirip sonra armağan-yardım yoluyla sevindirip oyunu almak siyaset becerisi sayılıyor, dine sığdırılıyor. Yalan, kötü söz, sahtecilik, yapaylık terbiyesizlik de öyle. Kültür ve turizm bakanı E. Günay “Marksizmi anlamayanlar beni anlamaz” demiş. Demek yanlarına, ekibine katıldığı A. Gül, RTE, Günay’ı ve Marksizmi anlıyor. Belki hepsi Marksist de bugüne kadar anlaşılamamışlar. Demek ki Marksizm de iyice yozlaştırılıyor. AKP’liler Marksist ya da Marksizme yakın-yatkın, bu konuda anlayışlı ise Marksizm de ılımlı oluyor. Öneri Emin Çölaşan’ın “Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi” adlı yeni kitabı kimlerin ne olduğunu daha iyi açıklamak, medyanın iç yüzünü öğrenmek yönünden çok yararlıdır. Salık veririm, zevkle okunacaktır. Ülkemizin tanınmış hukukçularından, önceki İzmir Barosu Başkanlarından M. İskender Özturanlı’nın Dönüşüm Yayınları ürünü yeni iki kitabı “Türkiye’de Lâikliğin Serüveni” ve “Hukuk Yolunda Altmış Yıl” yayımlandı. Okurlarımıza salık vermeyi görev saydıracak içerikteler. Lâiklik konusunda doyurucu ayrıntılar yanında hukuk devleti savaşımını örnek hukukçularımızı tanıtarak anlatıyor. |