21 Ekim Referandumu'nda Hayır

 

Yönetim sistemi değiştiriliyor

21 Ekim 2007 Pazar günü yapılacak referandumla, “Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesi” maddesinin olduğu Anayasa değişikliği oylanacak.

Tayyip Erdoğan, referandumda oylarının “evet” olacağını açıkladı ve herkesin referandumda “evet” oyu kullanmasını istedi. “Artık vatandaş kendi Cumhurbaşkanını seçecek.” diyerek, aslında doğrudan Atatürk’e gönderme yapmaktadır; çünkü vatandaşın kendi Cumhurbaşkanını seçememesinin nedeni, bu sistemi getiren Atatürk’ten başkası değildir.

CHP, referanduma yönelik siyasi bir çalışmalarının olmayacağını ve referandumda “hayır” oyu kullanacaklarını açıkladı.

Peki, bu sürece nasıl gelindi?

6 Mayıs 2007 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turunda toplantı yeter sayısı olan 367’nin sağlanamaması üzerine AKP, ANAP’ın da desteğiyle, Anayasa’da, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini de içen bir dizi değişiklik yaptı. Ancak Ahmet Necdet Sezer bu değişikliği veto etti ve Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Değişiklik buna rağmen 31 Mayıs 2007 tarihindeki Meclis Genel Kurulu’nda aynen kabul edildi ve Resmi Gazete’de yayımlandı. CHP ve Sezer tekrar Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi başvuruyu reddedince referandum kararı alındı. AKP’nin amacı referandumu 22 Temmuz 2007 tarihinde yapmaktı; ancak bu referandumun bu tarihte yapılamayacağı anlaşılınca mevcut yasalar gereği 21 Ekim 2007 tarihi referandum tarihi olarak kesinlik kazandı.

Değişiklik önerilen temel konular ise şunlardır:

Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesi, Cumhurbaşkanın görev süresinin 7 yıldan 5 yıla indirilmesi, aynı kişinin iki kez Cumhurbaşkanlığı yapmaması kuralının yerine ikinci kez 5 yıllık süreyle göreve getirilmesi, milletvekili seçim döneminin 5 yıldan 4 yıla indirilmesi, TBMM tarafından yapılacak bütün işlerde toplantı yeter sayısının, Meclis üye tam sayısının 3’te 1’ine indirilmesi.

Ancak tartışmalar daha çok Cumhurbaşkanlığı meselesi üzerine yoğunlaşmış durumda.

Referandum tarihi yaklaştıkça, tartışmalar da artarak sürüyor.

11. Cumhurbaşkanı seçildi, referandumdan evet çıkarsa, kaçıncı Cumhurbaşkanının nasıl seçileceği tartışılıyor. Çünkü kabul edilen yasada “11. Cumhurbaşkanını halk seçer” ibaresi yer alıyor. Buna benzer daha başka tartışmalar da sürüp gidiyor. Ancak bu tartışmalardan bir sonuç çıkmadığı gibi, Cumhurbaşkanlığı seçim sisteminin değiştirilmesinin gerçekte ne anlama geldiği ve neden karşı çıkılması gerektiği üzerinde pek kimse durmuyor.

Birincisi, Cumhurbaşkanlığı seçim sisteminin değiştirilmesi, Türkiye’de hükümet sisteminin değiştirilmesi anlamına geliyor. Yani Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu’nun yerini Senato’nun alması! Yani Atatürk’ün kurduğu devlet sisteminin değiştirilmesi!

Tayyip Erdoğan, bu değişikliğe karşı çıkanları suçlayarak, “Atatürk Cumhuriyet’i kurduğunda büyük bir kesim kendisini destekledi; ama karşı çıkanlar da vardı. Özal ve Menderes de hemen hemen aynı durumdaydılar.” diyerek, kendisine Özal, Menderes ve Atatürk payesi biçiyor. Elbette ki temel hedef, Atatürk’ün kurduğu sistemi ortadan kaldırmak, halifeliğin ilan edilmesinin yolunu açacak olan Başkanlık sistemini getirmek.

Başkanlık sistemi ve Türkiye’nin eyaletlere bölünmesi

Eğer referandumda evet çıkarsa, Cumhurbaşkanlığı seçimi tıpkı ABD Başkanlık seçimi gibi yapılacak.

Türkiye’deki parlamenter rejim, ABD’deki gibi Başkanlık sistemine dönüşecektir. Başkanlık sistemi beraberinde, Türkiye’nin eyaletlere bölünmesini getirecektir. Bu kaçınılmaz sonuçtur.

Türkiye’yi bölmeye, Türkiye’nin üniter yapısını değiştirmeye çalışan güçlerin bu emelleri gözardı edilemez. 22 Temmuz’daki seçimin sonuçları düşünüldüğünde bu tehlike daha yakından görülecektir.

Seçimler sonucunda parlamenter sistemde bir dönüşüm yaşanmış ve tıpkı ABD’deki gibi ikili bir yapı ortaya çıkmıştır. Ancak bu ikili yapının şimdilik bir tek AKP ayağı vardır.

Bu dönüşümle, Cumhurbaşkanlığı seçim sisteminin değiştirilmesiyle yapılacak sistem değişikliği örtüşmektedir. Bir de bunun yanına DTP’nin federasyon tartışmalarını eklediğinizde tablo tamamlanmaktadır. İşte karşınızda Küçük Amerika, “Kürt-İslam Cumhuriyeti”!...

PKK’nın, AKP’nin bu konudaki girişimlerine desteği boşuna değildir. Amerikancı iki hareketin, Amerikancı bir sistem için anlaşması kadar doğal bir şey olamaz.

Türk kimliğini korumak için, Türk devletini korumak için, Türk kültürünü korumak için tüm Türkler referandumda hayır demeli, bu dayatmaya karşı çıkmalı. Kendi elleriyle yarattığı, şehit kanlarıyla sulanan bu toprakları Kürt-İslamcılara teslim etmemeli.

Türklük ve Atatürkçülük bunu gerektirir.