| Özgür Billur |
MHP’nin oyları niçin arttı? Seçim bitti. Artık tablo net. AKP, yine tek başına iktidar oldu ve PKK’nın artık bir grubu var. Türkiye’nin bundan sonra içine gireceği süreç, ABD tipi bir Başkanlık sistemi ve ülkenin eyaletlere bölünmesi. Bu tehlikeyi ancak Türk milliyetçiliği temelinde yükselecek bir siyasi hareket, halk hareketi durdurabilir. Peki bu hareketi kim örgütleyebilir? MHP mi? Bizce kesinlikle hayır! Bu yazıda bunun gerekçelerini anlatacağız; ama önce MHP’nin oylarını ikiye katlamasındaki etkenlere bir göz atalım. TÜRKSOLU’nda üç yıldır Türkiye için en büyük tehdidin Kürt istilası ve bölücülüğü olduğunu yazdık. Tüm ulusal güçleri, başta CHP’yi, AKP karşıtı muhalefetin ve mücadelenin temel ekseninin bölücülük olması gerektiği konusunda uyardık. Ancak CHP, seçim propagandasında Türk milliyetçiliği temelinde bölücülük karşıtı bir söylem yerine, Başbakan’ın saatiyle, gemisiyle uğraştı. MHP ise 4.5 yıl hiçbir şey yapmadı, Kürt istilası tüm şehirleri ele geçirirken izledi. Seçimlerden hemen önce ise birdenbire bölücülüğe karşı yoğun bir propaganda faaliyetine başladılar. Kürt bölücülüğünden endişe duyan seçmen böylelikle MHP’ye yöneldi. MHP, klasik sağ seçmenden oy almadı, hatta kendi kalelerini (Yozgat, Kırıkkale, Çankırı gibi) AKP’ye kaptırdı; ancak Kürt istilasının en çok hissedildiği Mersin’de birinci parti çıktı. Mersin bilindiği gibi yıllarca solun kalesiydi. MHP, daha önce kendisine oy vermiş seçmenin bir bölümünü AKP’ye kaptırırken, sol seçmenden aldığı oylarla açığı kapattı. Bazı ulusalcı yayın organlarının yaptığı “Sağcılar MHP’ye, solcular CHP’ye” çağrısı CHP’ye değil, MHP’ye yaradı ve sol seçmenin bir kısmı da MHP’ye verdi. Üstüne, Genç Parti’ye önceden verilmiş oyların da eklenmesiyle %15’lere ulaşıldı. Peki, MHP Parlamento’da Türk milliyetçiliğini temsil edecek mi? Türkiye’nin eyaletlere bölünmesini, laik Cumhuriyetimizin tasfiye edilmesini ve en sonunda bir Kürt-İslam faşizmi kurulmasını önleyebilir mi bu parti? MHP: Osmanlıcı mı, Milliyetçi mi? Kürt-İslam faşizminin hedefi Atatürk Cumhuriyeti. Öyleyse Kürt-İslamcılığa karşı Atatürkçülükle ve onun temel ideolojisi olan milliyetçilikle cevap verilebilir. MHP ise bunu başaramaz; çünkü MHP ne Atatürkçü ne milliyetçidir. MHP, parti bayrağındaki üç hilalden de anlaşılacağı gibi Osmanlıcıdır. MHP’nin tüm ideologları şanlı Osmanlı tarihinin övgüsünü yaparlar. Emperyalizmi yenilgiye uğrattığımız İstiklâl Savaşımız değil, İstanbul’un fethi daha önemlidir Ülkü Ocağı’nda yetişen MHP’liler için. Bu, görkemli geçmişi bilmek ve onunla gururlanmak olsa anlaşılabilir ve yanlış değildir; ancak sorun ideolojiktir. MHP’nin milliyetçiliği Osmanlı milliyetçiliğidir. Bildiğimiz gibi Osmanlı, farklı milletleri “Osmanlı” adı altında bir arada tutmuş ve üç kıtaya yayılmış bir imparatorluktu. Bu milletler, padişaha bağlı eyaletlerle yönetiliyordu. İmparatorluk dönemine özgü bir eyalet modeli geliştirilmişti. 20. yüzyıla geldiğimizde emperyalizm Osmanlı’ya bağlı milletleri ayaklandırdı ve imparatorluk dağıldı. Anadolu topraklarında toplanan Türkler, milliyetçi bir başkaldırı ile kendi cumhuriyetlerini kurdular. Türkiye’de milliyetçilik, bu isyanın lideri Mustafa Kemal Atatürk’le başlar. Emperyalizme karşı savaş üç hilâlle değil, ay yıldızlı al bayrakla verildi. MHP, köklerini ulusal kurtuluş mücadelesine değil, Osmanlı’ya dayadığı için bugün emperyalizm destekli Kürt bölücülüğüyle mücadele edemez; çünkü Osmanlı modelinde Kürt’e de yer vardır. Yeter ki Osmanlı’ya bağlı olsun! TBMM’deki DTP’lilerin temel politikası Türkiye’nin eyaletler bölünmesidir. Her etnik kimlik kendi varlığını sürdürecek; ama Türkiyelilik üst-kimlik olacaktır. Bölücüler esas olarak kendi kimliklerini, Kürtlüklerini kabul ettirmek üzerinden politika yapmaktadırlar. Buna verilecek cevap ne olmalıdır: “Alt-üst kimlik yok. Tek kimlik, Türk kimliği...” Atatürk’ün milliyetçiliğinin esası da budur zaten. Peki MHP’nin politikası nedir? İşte Devlet Bahçeli’nin basına yansıyan birkaç açıklaması: “Kendisini Kürt kimliğiyle ifade edenleri bölücü olarak görmek de yanlış oldu.” “Kürtçe konuşanlar da kardeş olarak kucaklanmalı.” “Güneydoğu’da Kürtçe oy isteyin.” MHP’nin Diyarbakır İl Başkanı Abdullah Arzakçı’nın “OHAL’in olmaması bir nimet” açıklaması da herkesi şaşırttı. Ancak burada şaşıracak bir şey yok; çünkü siz Kürt kimliğinizi üzerinizde taşıdığınız müddetçe asla Türk milletinin bir unsuru olamazsınız. Çünkü Kürtlük kendisini Türklüğe karşı ifade etmektedir. Diyarbakır’dan milletvekili adayı da olan Arzakçı hem Kürt, hem Türk olduğunu ve ülkücü olmak için Türk olmanın gerekmediğini söylemektedir. Kürt kimliğini tanıyan MHP, elbette onunla uzlaşacaktır. Devlet Bahçeli’nin açıklamaları o yüzden kendi içinde tutarlıdır; çünkü bunlar milliyetçi değil, Osmanlıcıdır. Milliyetçilikleri laftadır. Bu yüzden pekâlâ yakında federasyon yapısını da savunabilirler, yeter ki Osmanlı olalım! Gerçek Türk milliyetçileri ise, “tek dil, tek bayrak, tek millet” düsturunu benimserler. Devlet Bahçeli gibi milliyetçilere(!) Atatürk’ün şu sözleriyle cevap veriyoruz: “Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, Türk topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.” Atatürk, Kürtlük, Lazlık, Çerkezlik ve Boşnaklık gibi fikirlerin Osmanlı döneminden kalma yanlış anlayışlar olduğunu ve ancak birkaç düşman aleti mürteci beyinsiz üzerinde etki yaptığını belirtir Medeni Bilgiler kitabında. MHP, Osmanlı özlemi içinde olduğundan “Kürtlük fikri”ne karşı çıkmamasına şaşırmayalım. Osmanlıcılığın olmazsa olmazı yayılmacılıktır, ülke topraklarının genişletilmesidir. Bu hedef, kimi zaman “esir Türkleri kurtarmak”, kimi zaman da “Nizam-ı Alem” gibi sloganlarla ifade edilir. Burada esas olan vatan kavramından kopuk bir milliyetçiliktir. Böyle bir anlayış rahatlıkla şu sonuca götürür: “Topraklarımız genişlesin, büyük imparatorluğumuzu kuralım, bize bağlı bir Kürt federasyonu da burada yerini alabilir!” Türk milliyetçiliği ise yayılmacı değildir, Misak-ı Milli’yi korumayı hedefler. Dünyanın neresinde olursa olsun bir Türk’ün derdiyle ilgilenir, onunla sürekli temas halindedir; ancak kendi öz yurdunda varlığı tehdit edilirken, başka devletlerin topraklarına göz dikmez. Asla maceracı değildir. Diyarbakır’ı Kürtlere teslim eden anlayış bugün Musul ve Kerkük’ü almaktan bahsedebiliyor. Kerkük bugün Kürt istilasının nerdeyse tamamlandığı, onların eline geçmiş bir şehirdir. Gerçek milliyetçinin, orada yok edilmek istenen Türkmen’le kaderini birleştirip mücadele etmesi gerekir. Amerikan emperyalizmi ve onun maşası Peşmerge’nin katlettiği Türkmen’i savunmaktır Türk milliyetçisinin görevi. Osmanlıcı, Türklüğünden önce Osmanlı gibi kimlikler taşıdığı ve ona özlem duyduğu için Kürtlerin eline geçmiş bir Kerkük’ün bir Kürt federasyonu altında kendi ülkesine bağlanmasına ses çıkarmayacak, hatta mutlu olacaktır; çünkü onun amacı Osmanlı gibi geniş topraklara sahip olmaktır. Musul ve Kerkük elden gittikten sonra oraları almaktan bahsetmek hayalciliktir; ancak Osmanlıcı bunu göremez. O zaten hayal alemindedir. 1940’larda Almanlar, daha sonra da Amerikalılar, sözde milliyetçi ama özde Osmanlıcı ülkücülerimizi bu hayaller doğrultusunda kullanmadılar mı? Türk milliyetçisi değil, Amerikan milliyetçisi MHP’nin köklerine bakacak olursak 1940’lardaki Komünizmle Mücadele Derneği’ne kadar uzanır. Dünyanın her yerinde doğrudan ABD’ye bağlı bir örgütlenmedir bu dernek. Amaç, yükselen Amerikan karşıtı antiemperyalist hareketlerle mücadele etmektir. Ülkücülerin Başbuğu Alparslan Türkeş, Komünizmle Mücadele Derneği kurucularından Fethi Tevetoğlu ile birlikte 1955 yılında ABD’ye gitmiş ve orada dört yıl NATO karargâhında eğitilmiştir. Türkeş’in MHP’si 1960’lardan sonra komünizmle mücadele maskesi altında, yükselen antiemperyalist sol hareketle mücadele etmiştir. Bu mücadele, fikirsel mücadele değildir. Ülkücü komandolar binlerce gerçek milliyetçi Türk gencinin kanını dökmüştür. ABD, ülkücüler sayesinde, tam bağımsızlık mücadelesi veren Türk gençlerini, Türkiye’ye asker sokmadan öldürmüştür. Bakın Alparslan Türkeş, 1968’de yükselen NATO karşıtı eylemler için ne diyor: “Gittikçe çoğalan anarşi ve NATO aleyhtarı hareketlerle, komünistler tarafından ustaca körüklenen Amerikan düşmanlığı, müttefikimizle olan münasebetimize gölge düşürmüştür.” Başbuğ milliyetçiliği komünizme karşı, komünist de ABD’ye karşı olduğundan, “milliyetçi” ABD dostu olmaktadır. İşte bu mantık MHP’yi Türk milliyetçisi değil, Amerikan milliyetçisi yapmıştır. MHP, 1970’lerde resmi ideolojisini Türk-İslam sentezi olarak belirlemişti. Bu da ABD tarafından uydurulan ve Türklüğün İslamcılık tarafından törpülenmesi anlamına gelen bir ucubeydi. İslamcılığın diğer bir işlevi de Turancılığın içinin boşaltılması ve sadece bir slogan olarak kalmasıdır. MHP, Turancı değil, Osmanlıcıdır. Çünkü Turancılık her ne kadar, Alman ve daha sonra Amerikan emperyalizmi tarafından kullanılmışsa da, Türklüğün birleştirilmesi gibi bir ülküsü vardır ve ilerde tehlikeli olabilir. Bu fikre İslamcılık enjekte edilerek içi boşaltılmış ve “İslam’ı ve kutsal toprakları kurtarmak” gibi sloganlarla Türk milliyetçileri klasik Osmanlıcı, hatta Şeriatçı militanlara dönüştürülmüşlerdir. ABD için ülkücünün Osmanlı hayali ile yaşaması, elbette Turan hayaliyle yaşamasına yeğdir. Büyük Osmanlı’yı kurma oltasına takılan ülkücü, çok rahatlıkla ABD tarafından Ortadoğu’ya sürülebilir. Eskiden Osmanlı’nın elindeki topraklar bugün Arapların elinde ise, pekâla Ortadoğu’da Araplara karşı ABD ile birlikte hareket edebilir! Yani Musul ve Kerkük’ü almak -ABD’nin piyonu olarak bile olsa- bir ülkücü için zaferdir. ABD ile hareket etmeyi de rahatlıkla dünya konjonktürü ile açıklayabilirler; çünkü ülkücünün ideolojisi antiemperyalizm veya milliyetçilik değildir. Gerçek milliyetçiler hiçbir emperyalist plana alet olmaz. MHP’nin son yıllarda Amerikan karşıtı söylem tutturması kimseyi yanıltmamalıdır. Artık kimse Sovyet komünizminin Türkiye’yi tehdit ettiğini iddia edemez; çünkü Sovyetler Birliği yıkıldı. ABD emperyalizmi ise Türk solunun 1960’lardan beri öngördüğü gibi Türkiye’yi sömürgeleştirme ve bölme noktasına getirdi. Türk halkı da bu gerçeği görmekte. Dünyada Amerikan karşıtlığının en yüksek olduğu ülke %90’larla Türkiye. Türkiye’deki tüm siyasi partiler gibi MHP de bu gerçeği görerek Amerikan karşıtı bir söyleme girişti; ancak bu çok uzun sürmedi. Eski Amerikan Büyükelçisi Marc Grossman’ın, “Seçimlerde ABD karşıtlığını kullanan partileri hoş görmeyeceğiz.” tehdidinden iki gün sonra Devlet Bahçeli yumuşayıverdi ve Kuzey Irak’a operasyonla ilgili “Amerika’yı ikna edip öyle gireceğiz.” dedi. MHP’nin adaylarını baktığımızda 1 Mart tezkeresini hararetle savunan Em. Tümg. Erdal Sipahi ve Em. Büyükelçi Deniz Bölükbaşı’nı da görüyoruz. Hatırlanacağı gibi 1 Mart tezkeresinde Türk Ordusu Amerikan ordusu ile birlikte Irak’a girecek ve Doğu Anadolu bölgemize 80 bin Amerikan askeri yerleşecekti. Irak’a girme oltası atılan Türkiye, ABD tarafından işgal edilmiş olacaktı. Doğan Avcıoğlu’nun MHP’liler için söylediği “Bunlar Türk değil, Amerikan milliyetçisi.” sözleri bugün de geçerliliğini korumaktadır. MHP lâik mi, İslâmcı mı? Atatürk milliyetçiliği esas olarak emperyalizme karşı tepkinin bir sonucu olmakla beraber, aynı zamanda ümmetçiliğe ve Şeriatçılığa da karşı konumlanmıştır. Türk milliyetçiliği doğal olarak lâikliği savunur. Ne Ziya Gökalp’in ne de Yusuf Akçura’nın milliyetçiliği İslâmcılığa tavır almamış, hatta uzlaşmıştır. Nihal Atsız’ınki ise Şamanizmi savunan daha uçuk anlayıştır. Bu sebeple, Türkiye’de milliyetçilik Atatürk’le başlamıştır. Ancak MHP’nin başbuğu Atatürk değil, Türkeş olduğundan onlardan lâikliği savunmalarını beklemek hayâldir. Türk-İslâm ülküsü hâlâ temel referanslarıdır. “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız.” diyorlardı; fakat Müslümanlıklarının (ne kadar Müslümanlıksa o da) Türklüklerinden çok daha önde olduğu yaptıkları katliamlarda ortaya çıktı. Türkçü olduğunu söyleyen bir hareket, Kahramanmaraş ve Çorum’da özbeöz Türk olan Alevî vatandaşlarımızı katletti. İslamiyet adına anne karnındaki bebekleri öldürdüler MHP’liler. Bugün o olaylarla ilgili yargılananlar hâlâ MHP içinde siyaset yapıyorlar. Türkçü bir hareket, nasıl olur da Türkleri katleder derseniz, cevabı çok basit: Lâik değilseniz, yani İslâmı vicdani ve dini bir tercih değil de, bir ideoloji haline getirirseniz, Sivas’ta otel yakan yobaz güruhtan farkınız kalkmaz. Zaten o güruh içinde daha önce MHP içinde yer almış, BBP’liler de vardı. “Kanımız aksa da zafer İslâmın!”, MHP’lilerin 35 yıldır kullandıkları slogandır. Tüm sağ partilerin zayıf noktasıdır İslamiyet. Bu sebeple milliyetçi-mukaddesatçı bir çizgidedirler hepsi ve lâikliğe karşıdırlar. MHP, hiç kuşku yok bu cephededir. Alparslan Türkeş’in “Fethullah Hocaefendi Hazretleri” diye başlayıp ona Türklüğe hizmetlerinden dolayı teşekkür eden mektupları hafızalarımızda. Bugün de Türk-İslam sentezini savunan Türk Ocakları bu şahsa ödül veriyorlar. Türk-İslâm ideolojisinin, MHP tabanını getireceği yer, önünde sonunda Şeriatçılıktır. 22 Temmuz seçimlerinde MHP’nin kalesi bilinen İç Anadolu şehirlerinde AKP’nin açık fakla birinci gelmesinin sebebi, MHP tabanının Türklükten şeriatçılığa çok rahatlıkla kaymasıdır. Diğer sağ partiler gibi, dinciliğe prim veren MHP, Amerikancı dinci AKP’yi güçlendirmiştir. Amerikan çıkarları için üretilmiş bir ideolojidir Türk-İslam sentezi ve Türklükle zerre kadar alâkası yoktur. Atatürk milliyetçisi için Türk olmak ve Türk’ün çıkarlarını savunmaktır esas olan. İslamiyet maskesi altında asla Şeriatçılık ve bölücülük yapmaz gerçek milliyetçi. MHP’nin son yıllarda değiştiğini iddia edenlere bunların son yıllarda yaptıkları eylemlere ve açıklamalara bakmalarını istiyoruz. Türkiye’de Atatürkçülüğe düşman sağ güçlerin tamamı türban koalisyonu içindedir ve MHP de bu cepheye dahildir. Türk askerinin başına çuval geçirirken, Kıbrıs elimizden kayarken sesini çıkarmayan MHP, türban söz konusu olunca aslan kesilmektedir. AKP’ye türban meselesini çözmediği için saldırmaktadır Devlet Bahçeli. Laik cumhuriyete başkaldırının sembolü olan türban, MHP için bir inanç özgürlüğü meselesidir. Ülkü Ocakları, kamusal alanlarda türban takılamayacağına ilişkin mahkeme kararı sonrası tüm yurtta “Ne kamusal alanı ulan! Allah her yerde!” afişleri asarak tipik bir şeriatçı örgütten farklı olmadığını gösterdi. Türk Ordusu, Türk yargısı, laik Cumhuriyeti korumanın gereğini yaparken MHP hep karşı safta, türban cephesinde yer almıştır. Bakın Devlet Bahçeli Cumhuriyet mitingleri için ne diyor: “Toplumsal hareketleri tahrik ederek Türkiye bir yere varamıyor. Ara rejimin de hiçbir şart altında meşruiyeti kalmamıştır. Sokağa çıkmadan çözüm bulma kültürünü geliştirmeliyiz.” Türk halkı Cumhuriyetini savunmak kararlılığıyla sokağa çıkarken MHP, bu mitingleri sokak hareketi olarak küçümsedi. Üstelik Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de töhmet altında bıraktı. Böylece Bahçeli en çok “bindirilmiş kıtalar” diyen Tayyip Erdoğan’ı sevindirmiştir herhalde. Bahçeli, Ordu karşıtlığı yapmayı seçim sonuçları açıklandıktan sonra da sürdürdü: “E-muhtıra AKP’ye yaradı.” Bahçeli, TSK’yı suçlayacağına kendi görevini yapsın. Ayrıca İçişleri eski bakanlarından MHP Genel Başkan Yardımcısı Meral Akşener’e “28 Şubat dersini aldı.” açıklamasının anlamını sorsun! MHP’nin türbancılarla aynı safta olduğunu gösteren bir başka olay da, MHP’nin YÖK ve Van Rektörü Yücel Aşkın’a karşı aldığı tavırdır. Van’da Kürt-İslâmcıların hedef aldığı Yücel hakkında açılan uyduruk davalarda, MHP, Aşkın aleyhine açıklamalar yaptı. Hatta Aşkın’a destek için Van’a giden YÖK Başkanı Erdoğan Teziç hakkında suç duyurusunda bulundular. MHP, Cumhuriyet kurumlarıyla kavgalıdır, türban ittifakı içindedir; çünkü Atatürkçü ve milliyetçi değildir. Farklı bir ideolojinin temsilcisidir bu parti. MHP milliyetçilik yerine İslamcılık-Osmanlıcılığı rehber almıştır kendisine. Bakın genel başkan yardımcıları Mehmet Şandır bunu ne güzel açıklıyor: “İslâm dini, bir kardeşlik dinidir. Kavmiyetçilik adı altında düşmanlık beslemek dinimizde olduğu gibi kültürümüzde de yoktur.” Buradaki kavmiyetçiliği siz milliyetçilik olarak okuyun. Hemen belirtelim, bu açıklama Şeriatçı Vakit gazetesinde Güneydoğulu milletvekillerin “İnsanları potansiyel suçlu görmeyelim. Irkçılığı körüklemeyelim.” türünden demeçleri üzerine yapılıyor. Ne güzel bir koalisyon değil mi? Şeriatçı Vakit, Kürt milletvekilleri ve “milliyetçi” MHP. MHP ne zaman sokağa çıkar? “Kürt bölücülüğünü onlar durdurur.” diye oy verilen partinin genel başkan yardımcısı bunları söylüyor. Acaba bunlar ağızdan yanlışlıkla çıkmış sözler midir? Hayır! Çünkü MHP’nin gündeminde Kürt istilasıyla, Kürtçülükle mücadele diye bir şey yoktur. Türk Milleti, Kürtçülüğe kitlesel olarak tepki gösterdiği zamanlarda MHP ortada yoktur. Hatta “sessiz kalın” çağrısı yapar. İki yıl önce Mersin’de PKK’lıların Türk bayrağını yakma girişimleri ve teröristbaşına destek eylemleri sonrası Türk Milleti sokağa dökülürken, MHP “Sokağa çıkmama” çağrısı yapmıştı. “Provokasyona gelmeme” adı altında sokaklar PKK’lılara bırakılıyordu; ancak Türk halkı, MHP’yi değil, vicdanını sesini dinledi ve başta Bozüyük’te ve Seferihisar’da olmak üzere pek çok şehrimizde tepkisini gösterdi. 1980 öncesi sokaklarda terör estiren MHP’lilere ne oldu birden de evlerine çekildiler? Çünkü o zaman ABD, ülkücüleri salmıştı devrimci gençlerin üzerine; şimdi ise PKK’yı salıyor tüm Türklerin üzerine. Sokakta iki Amerikancı hareket fazla olduğu için, MHP geri çekilmiştir. MHP, şehit cenazelerine bile katılmamaktadır. Bu cenazelerde PKK’ya ve AKP’ye karşı yükselen tepkiler kendilerine mal olmasın diye, “Cami avlusunda iki kişi tahrik etti, diğerleri bağırdı, ulusalcılardı, biz değildik.” şeklinde bir açıklama bile yaptılar. MHP, ne Kürt terörüne karşı eylemlerde, ne de Cumhuriyeti savunan mitinglerde ortada yoktur; hatta bu mitinglere karşı tavır alır, sokak hareketleri diye küçümser. Ancak, “İslamı korumak”, savunmak refleksiyle onlarca eylem yapmışlardır. Danimarka’da Hz. Muhammet’i konu eden bir karikatüre tepki gösteren MHP, o tarihlerde Kıbrıs’ta Annan Planı oylanacakken hiçbir gösteri yapmamıştır. Üniversitelerde PKK neredeyse hakimiyet kurup, Apo resimlerini kantinlere asarken siz hiçbir ülkücünün buna tepki gösterdiğini duydunuz mu? İstanbul’da TÜRKSOLU’na bağlı Atatürkçü gençler teröristlerle çarpışırken ülkücü tosuncuklar, provokasyona gelmeyip kantinde teröristbaşının resminin altında çay içiyorlardı. Kürtçülüğe sesini çıkarmayan ülkücüler, “Kahrolsun faşizm, zafer İslâmın!” çıkartmaları duvarlara yapıştırırken ne kadar milliyetçi (!) olduklarını bir kez daha göstermişlerdir. Ya da Fener Rum Patrikhanesi’ni 1500 kişiyle basarken... Siz AB’ye onurlu üyelikten bahsedeceksiniz, iktidardayken Meşrutiyet yasalarına sesinizi çıkarmayacaksınız, ama Ruhban Okulu’nu açtırmayız, diyeceksiniz. Kimse samimiyetinize inanmaz. Çünkü Fener Patrikhanesi’nin durumu da, Ruhban Okulu da, azınlıklar meselesi de doğrudan AB ile ilişkiler düzleminde ele alınabilir. Salt “Din elden gidiyor. Hıristiyanlaşıyoruz!” çığlıklarıyla bunları engelleyemezsiniz. Sorun, emperyalizme karşı mücadele sorunudur. Ancak lügâtınızda emperyalizme karşı mücadele diye bir kavram yoksa, tepkileriniz sıradan bir Şeriatçıdan farklı olmaz. Zaten MHP’nin gösterilerinde atılan sloganlarla, Şeriatçılarınki birebir aynıdır. Ahmet Türk, Devlet Bahçeli’yi niçin övüyor? Türkiye’de milliyetçi diye bilinen partinin bu tutumları elbette en çok bölücüleri memnun etmektedir; ancak bölücülerin memnuniyeti, MHP’nin PKK ile mücadele yerine, başka işlerle uğraşmasından değildir yalnızca. MHP, yükselen Türk milliyetçisi tepkileri de dizginlemektedir. Kürtler, MHP’den memnuniyetlerini hiç saklama gereği duymamaktadırlar. Geçen sene Nisan ayında DTP Başkanı Ahmet Türk, sağduyulu açıklamaları ve tavırlarından dolayı Devlet Bahçeli’yi kamuoyu önünde takdir ettiğini söylemişti. Bahçeli, o günlerde şu açıklamayı yapmıştı: “Türk milliyetçilerine ve ülkücülere sesleniyorum. Hiçbir şart altında, maruz kaldığınız tahrikler ne kadar ağır olursa olsun, sükûnetinizi bozmayacaksınız. Hiçbir güç Türk milliyetçilerini sokağa çekemeyecektir.” Kürt bölücüsü için en büyük tehlike, Türk insanının bu topraklara, vatanına sahip çıkmasıdır. Uzun yıllar boyunca batıya doğru uzanan Kürt istilasını ancak Türk Milleti’nin direnişi durdurabilir. Türk Milleti, vatanını Kürt bölücülüğüne teslim etmememe kararlılığını gösterdiği andan itibaren hiçbir AB yasası veya Kürt-İslamcı iktidar onu engelleyemez. Ancak MHP, Türk insanı eline bayrağı alıp yürüyüş yaptığında bile provokasyon olur diyerek engellemeye çalışmıştır. Ahmet Türk’ün Bahçeli’yi takdir etmesi bu yüzden anlamlıdır. Devlet Bahçeli 2006 Aralık’ında, MHP Kongresi’nde, “Apo’yu F Tipi’ne nakledeceğiz.” açıklamasını yaptığında bu kez de Sırrı Sakık’ın takdirini kazanmıştı. PKK’lıların MHP’den memnun olmalarını başka gerekçeleri de vardır. İktidardayken, Apo’yu kurtaracak AB yasalarını engelleyecek güçleri vardı MHP’lilerin; ancak sadece izlediler. Ne Meclis’te, ne sokakta hiçbir tepki örgütlemediler. MHP, hükümetteki tutumlarından dolayı da PKK’lıların övgüsünü kazanmıştı. Hatırlanacağı gibi üç yıl önce bir televizyon programında Sırrı Sakık, eski MHP milletvekili Mehmet Gül’e dönerek hükümetteki hizmetlerinden dolayı teşekkür etmişti. Sırrı Sakık, haksız sayılmaz; çünkü Apo’nun idamının TBMM’ye gönderilmemesinde Bahçeli’nin de imzası vardır. Yani Apo, canını da biraz da MHP’ye ve Bahçeli’ye borçludur. Sahte milliyetçiliğe karşı Atatürk Milliyetçiliği MHP, tarihinin hiçbir döneminde milliyetçi bir parti olmadı. 1980 öncesi bu partinin temel görevi, Türkiye’de yükselen Amerikan karşıtı sol hareketin bastırılmasıydı. Ülkücü komandolar solcu gençleri katletmek için yetiştirildi. Pek çok aydınımız ve devrimci insan ülkücüler tarafından öldürüldü. Bugün ise MHP’nin görevi, Kürt bölücülüğüne karşı yükselen milliyetçi tepkinin durdurulması ve milliyetçilerin yanlış yönlendirilmesidir. MHP, vatanını savunmak için sokağa dökülen Türklere evine dön çağrısı yapmaktadır. MHP, Türk insanının milliyetçi duygularını seslenerek oy toplamıştır; ancak bunlar sahte milliyetçidir. “Anayasal vatandaşlıktan” bahseden, “AB’ye onurumuzla gireceğiz.” diyen, “Kanımız aksa da zafer İslamın!” sloganı atan bir parti ne kadar milliyetçi olabilir? Böyle bir parti en çok PKK’yı sevindirir; çünkü Türk Milleti’nin milliyetçi uyanışının ve hareketinin önüne geçmektedir. Milliyetçiler oyalanmaktadır. Türk insanının PKK’yla mücadele etsin diye oy verdiği MHP’liler, bugün PKK’nın uzantısı DTP ile “uzlaşma” ve “anlayış”tan bahsetmektedirler. Hangi konuda, kimle uzlaşacaklar acaba? Türk Milleti uzlaşma, anlayış, sağduyu filan istemiyor. Türk Milleti ülkesinin bölünmemesini istiyor. Türk Milleti her gün şehit cenazesi kaldırmak istemiyor Türk Milleti, Atatürk’ün ve atalarının emaneti Türk topraklarında Türk olarak yaşamak istiyor. Vatanını ABD ve Avrupa’nın kucağındaki Kürt istilacılara terk etmek istemiyor. Bunun tek yolu var: Atatürk milliyetçiliği bayrağıyla tüm Türklerin bir araya gelmesi ve ülkesine sahip çıkması. Sahte milliyetçi, Osmanlıcı-İslamcı ve bölücüleri memnun eden MHP bunu başaramaz. Hatta Türk milliyetçiliğinin önünde engeldir bu parti. Öyleyse sahte milliyetçilere karşı gerçek milliyetçilik bayrağını, Atatürkçülük milliyetçiliğini yükseltelim! Yeniden Milli Mücadele kararlılığıyla birleşelim! |