ABD, 11 Eylül’den sonra iyice açıldı
11 Eylül saldırılarında kendi evinde çok büyük bir darbe alan ABD, bir kez daha kendi evinde vurulma tehlikesinden son anda kurtuldu. Yapılması planlanan saldırının hedefi ise bu kez ABD’nin en iyi korunan askeri üslerinden birisi olan ve içerisinde 15.000’e yakın asker ve sivilin bulunduğu Fort Dix’ti. Newark kenti Savcılık Bürosu Sözcüsü Michael Drewniak, saldırıyı palnladıkları düşüncesiyle tutuklanan 6 kişiden 4’ünün Yugoslavya, birinin Ürdün ve diğerinin Türkiye doğumlu olduğunu açıkladı. Hâlâ Türk uyruğunda olup olmadığı bilinmeyen Türkiye doğumlu zanlı Serdar Tatar’ın daha önce üsse yemek servisi yaptığı için üssün ayrıntılarını son derece iyi bildiği ve haritalarını ele geçirdiği bildirildi.
Yetkililer radikal İslamcı bir oluşum olduklarını açıkladıkları grubu yaklaşık 16 aydan bu yana izlediklerini yapılan aramalar sonucunda zanlıların bilgisayarlarında El Kaide’ye ait görüntülere rastlandığını bildirdiler. Yetkililerin açıklamasına göre yakalanan kişiler New Jersey’deki Fort Dix üssüne baskın yaparak ellerindeki silahlarla yüzlerce Amerikan askerini öldürmeyi planlıyordu; fakat satır aralarında verilen bilgi, grubun varlığının Amerikan istihbarat birimlerince gerçekten 16 aydan beri bilinip bilinmediği kuşkusunu duyurdu. Çünkü zanlıların ereklerine ulaşabilmek için New Jersey yakınlarındaki Paconos Dağları’nda yaptıkları atış talimlerini DVD’ye kaydettikten sonra bir mağazada çoğaltmaya çalışmaları üzerine yetkililer harekete geçmiş.
ABD’de son dönemde oldukça yaygın olan okul katliamları öncesi saldırganların atış talimlerini videoya çektikleri ve ABD kamuoyunun bunu iyi bildiği göz önüne alındığında mağaza sahibinin bu görüntüleri görmesi üzerine polisi uyarmış olabileceği ve polisin de ancak bu sayede olaydan haberdar olmuş olabileceği olasılık dahilinde. Her halükârda ABD’nin son derece büyük bir güvenlik zaafı bulunduğunu ortaya çıkaran 11 Eylül, birçok kişi için esin kaynağı olmuş gibi görünüyor.
|
Doğuştan yetenekli
Katıldığı her davette, her toplantıda ve her etkinlikte gaf yapmayı becerebilen ender insanlardan birisi olan Bush, bunun Tanrı vergisi bir yetenek olduğunu son olarak İngiltere Kraliçesi Elizabeth’e kanıtladı. Bir türlü bitmek bilmeyen gaflarına bir yenisini ekleyen Başkan Bush, ABD’yi ziyaret eden İngiltere Kraliçesi Elizabeth ile Prens Philip onuruna verilen akşam yemeği öncesinde kraliçe için “Majesteleri, ABD’nin 200. yıl kutlamalarına katılarak 1776’da bize onur vermişti.” deyince salonda bulunan herkesin kahkahaya boğulmasına neden oldu.
Yardımcılarının uyarısı ve salondan yükselen kahkahalar ile durumu anlayan Başkan Bush, her zamanki pişkinliği ile kendisine şaşkınlık içinde bakan kraliçeye göz kırparak durumu kurtarmaya çalışsa da, gaf tarihine adını altın harflerle yazdıracağını bir kez daha göstermiş oldu.
Bush, bütün bunları üstelik eşinin isteğiyle almakta olduğu görgü kuralları derslerinden sonra yaptı. George’u iyi tanıyan Laura, eşinin Kraliçe karşısında da her zamanki gibi bir gaf yapmaması için hızlandırılmış görgü dersleri almasını istemişti.
Bu, İngiliz basınının aptallıkla suçladığı ve “Ooops, Yine Yaptı!” başlığıyla dalga geçtiği Bush’un kraliçeye karşı yaptığı ilk gaf da değil üstelik. 1991 yılında da Baba Bush’un başkan olduğu dönemde ABD’yi ziyaret eden kraliçeye oğul Bush, “Ben ailemin yüz karasıyım, sizin aileninki kim?” diyerek soğuk rüzgârlar estirmişti. Geçen yıllardan deneyimi olan ve başkan olduğundan beri 16 yıl önce söylediklerinin doğruluğunu bütün dünyaya kanıtlamayı başaran Bush’a kraliçenin tepki göstermemesi ise Bush için sevindirici tek nokta.
|
NATO sivillere saldırıyor
Afganistan’da Taliban kuvvetlerinin saldırıları karşısında her gün artan sayıda insan yitirmeye başlayan NATO, Taliban güçlerine yaptığı operasyonlardan da sonuç alamayınca sivil insanları da bombalamaya başladı. Afganistan’ın Helmand Eyaleti Valisi Assadullah Wafa, Sangin yakınlarında Taliban milisleriyle savaşan askerlere destek vermek için saldıran NATO’ya bağlı hava güçlerinin saldırısı sonucunda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 21 sivilin yaşamını yitirdiğini açıkladı. ABD’li askeri yetkililer ise çok sayıda Taliban askerini öldürdüklerini ancak sivil kayıpları konusunda ellerinde bilgi olmadığını açıkladılar. Helmand Eyaleti’nde daha önce düzenlenen intihar saldırısında 2 polis yaşamını yitirmişti.
NATO güçlerinin ülkede düzeni sağlamayı başaramadığını gören Afgan Senatosu da, hükümetin artık Taliban güçleriyle doğrudan masaya oturması gerektiği ve NATO’nun Taliban güçlerine yönelik operasyonlarına son vermesi çağrısında bulundu. Yasa tasarısı parlamentonun alt kanadında da kabul edildiği takdirde, Hamid Karzai’nin onayına sunulacak. Taliban yönetimi ise geçmişte kendisine yapılan teklifleri kabul etmemişti. NATO’nun giderek azalan etkinliğine ve gücüne paralel olarak, Taliban’ın yapılacak bu son teklifi de kabul etmemesi bekleniyor.
|
Küba, ABD’yi ikiyüzlülüğünden dolayı kınadı
Terörle savaştığını iddia ederek tüm dünyada operasyonlar yapan ve yapılan araştırmalara göre dünyadaki terör olaylarının yalnızca bu yıl %29 artmasına neden olan ABD iş kendi çıkarlarına hizmet eden terörizme gelince sesini çıkarmıyor. Yaptığı operasyonların sonucunda tüm dünyanın daha güvensiz bir duruma gelmesine neden olan ABD’nin bu ikiyüzlülüğü Küba tarafından da kınandı.
Küba yönetimi, ABD hükümetini teröre karşı savaşta ikiyüzlü davranmakla, itirafçı suçluları koruyarak uluslararası yasaları ihlal etmekle ve beş Kübalı terör savaşçısını hapsetmekle suçladı. Küba Meclis Başkanı Ricardo Alarcon, Haziran 1976’da bir Küba Hava Yolları uçağına bomba yerleştirerek 73 kişinin ölmesine neden olan Luis Posada Carriles’in salıverilmesini kınadı. Küba yönetimi bu kararın George Bush hükümeti tarafından ilan edilen sözde “terörle savaş”ın kesin olarak çürütülmesi anlamına geldiğini açıkladı.
Gizlilik hükmü kalkan CIA ve FBI dosyaları da bazı muhbirlerin 1976 yılındaki bombalama eylemini Carriles’in planladığı yönünde ifade verdiğini ortaya koyuyor. Üstelik zaman içinde Posada’nın eylemden önce “Bir Küba uçağını düşüreceğiz!” sözlerinin CIA tarafından bilindiğinin ortaya çıkmasına karşın Küba’nın terörist tehdide karşı uyarılmadığı da ortaya çıktı. Peki bütün bu kanıtlara karşın terörizmle savaştığını iddia eden ABD, Luis Posada Carriles’i niçin koruyor? Nedeni ise son derece açık aslında: Carriles, Amerika’nın Nikaragua’ya karşı yürütülen Akbaba Operasyonu’nda (Latin Amerika’daki kirli savaşa CIA’nın verdiği kod adı) CIA’nın kullandığı en önemli teröristlerden bir tanesiydi.
Fidel Castro da, ABD’yi iki hafta önce yaşanan uçak kaçırma girişimi eyleminden sorumlu tuttu. Castro uçak kaçırma girişimiyle ilgili olarak Luis Posada Carriles’in serbest bırakılmasına atıfta bulunarak “Böyle bir olay en son aylar önce gerçekleşmişti. Tekrar gerçekleşmesi için gereken tek şey, namlı bir teröristin serbest bırakılmasıydı ve bir kez daha ölüm kapımızı çalmaya başladı.” dedi ve biri asker, biri subay, iki Küba yurttaşının ölümüyle sonuçlanan eylem için ABD’yi suçladı.
Kısacası ABD hâlâ “Benim teröristim iyidir.” anlayışına sahip. Kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece ABD’nin terörü desteklemeye devam edeceği bu son olay ile birlikte bir kez daha göründü. Acaba hâlâ ABD’nin dünya çapında terörizmle savaştığını savunan ABD Başkanı zekasına sahip bir insan var mı?
|
Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar...
ABD’nin Irak politikalarına destek bulabilmek için Ortadoğu turuna çıkan ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Irak’ın başkenti Bağdat’a sürpriz bir ziyarette bulundu. Cheney, Irak Başbakanı Nuri El Maliki ve Devlet Başkanı Celal Talabani ile görüşmesinin ardından ülkede şiddetin azaltılması yolundaki sorunları görüştüklerini belirtti.
Fakat sürpriz bir biçimde yapılan ziyaretin bir kez daha, fazla sürpriz olmadığı belli oldu. Dick Cheney’nin ziyaret etmekte olduğu Irak’ın başkenti Bağdat, akşama üstü şiddetli bomba saldırılarıyla sarsıldı. Cheney’nin sözcüsü Lea Anne McBride da, Cheney’nin meydana gelen bu patlamalardan etkilenmediğini ve rutin çalışmasını sürdüreceğini açıkladı. Yaklaşık 200 kişilik bir grup da, Cheney’in Bağdat’ı ziyaretini protesto etmek için gösteri düzenledi. Cheney böylece ikinci saldırıdan da yara almadan kurtulmuş oldu.
Cheney, daha önce de 2007 Şubat ayında Afganistan’a sürpriz bir ziyaret gerçekleştirmiş; fakat kaldığı Bagram Askeri Üssü Taliban tarafından saldırıya uğramıştı. Saldırı sırasında sığınağa indirilen Dick Cheney saldırının ardından apar topar ülkeden ayrılmıştı.
Cheney, her saldırıdan kurtulmayı şimdilik başarabilmiş olsa da Iraklılar onun kadar şanslı değiller. Irak’taki bombalı saldırılar artık daha önceden güvenli kabul edilen Kuzey Irak’a da sıçramış durumda. Erbil kentinde yaklaşık 800 kg.lık patlayıcının kullanıldığı intihar saldırısının sonucunda aralarında bir Türk’ün de bulunduğu 19 kişi yaşamını yitirdi. Saldırının temel hedefi durumundaki sözde Kürt bölgesinin İçişleri Bakanlığı binasında da saldırı sonucu çok büyük hasar meydana geldi. Saldırıyı El Kaide bağlantılı Irak İslam Devleti örgütü üstlenirken, saldırının nedeni olarak da Kürtlerin Bağdat güvenlik planı çerçevesinde asker göndererek işgal kuvvetleri ile işbirliği yapmasını gösterdiler.
|
Biri gitti, kaldı bir
Kendi milletvekilleri tarafından görevini bırakması için mektup yazılan, Irak’taki savaşa katılarak popülaritesini hızla yitiren İşçi Partisi Lideri ve İngiltere Başbakanı Tony Blair, gelen baskılara daha fazla dayanamayarak hem partideki görevinden hem de Başbakanlıktan istifa edeceğini açıkladı. 27 Haziran tarihinde görevini bırakacağını açıklayan Blair, İşçi Partisi’ni üst üste üç kez iktidara taşımayı başarmasına karşılık, yaklaşık iki hafta önce yapılan yerel seçimlerde yenilgiye uğramıştı. Bu seçimlerde Muhafazakârlar 21 kadar yeni belediyenin başkanlığını kazanırken, İşçi Partisi yönetimde olduğu belediyelerden 7’sini yitirmişti.
Yapılan anketler de, Blair’a olan halk desteğinin azaldığını ortaya koyuyor. İngiliz halkının ancak %44’ü Blair dönemini başarılı buluyor. Başka bir soruda da halkın %52’si Blair’ın verdiği sözleri iktidarda olduğu sürece tutmadığını düşünüyor. Halkın %70’ine yakınının ise Blair’ı Irak’ta sürmekte olan savaşla anımsayacağı bildiriliyor.
Financial Times gazetesi yazarı Geoffrey Wheatcroft da Blair’ın halk nezrindeki desteğinin bu kadar azalmasının nedenini “Gereksiz bir savaş, Blair’ın görmeyi arzu ettiği saygıya mal oldu.” başlığıyla duyuruyor ve “İç siyasette ne yapmış olursa olsun, Blair’ın üzerinde büyük bir kara leke var. 1997 ve 2001’de İşçi Partisi’ne oy veren hiçbir seçmen Irak’ın işgali için oy vermedi.
Blair seçme şansı varken, ülkesini gereksiz, kanunsuz ve sonucu felaket olan bir savaşa soktu. Bu, Blair’ın bırakmayı istediği mirasa ve görmeyi beklediği saygıya mal oldu.” diyerek noktayı koyuyor.
Yaklaşık 10 yıldan beri Başbakanlık görevini sürdüren Tony Blair’ın parti liderliğinden ayrılacağını resmen açıklamasının ardından da parti içinde yeni lideri belirleme süreci başlayacak. Ancak yeni liderin kim olacağı konusunda herkes hemfikir: Maliye Bakanı Gordon Brown.
|
Sıra özel bankalarda
Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez Altı Ok’u uygulamaya son hızla devam ediyor. 1 Mayıs kutlamaları sırasında dünyanın en zengin petrol yataklarından birine sahip olan Orinoco Havzası’nda faaliyet gösteren petrol şirketlerini kamulaştıracağını açıklayan Chavez, özel bankaları ve ülkede çelik tekeli oluşturmuş olan Sidor’u ilkesiz davranmakla suçlayarak halkın çıkarlarına aykırı davranmayı sürdürmeleri durumunda kamulaştırmanın sıradaki hedefinin onlar olduğunu açıkladı.
Özel bankalarının Venezüella’nın sanayi sektörünü finanse etme işine öncelik vermeleri gerektiğini belirten Chavez, “Eğer bunu yapmazlarsa, çekip gitsinler ve bankaları bana bıraksınlar. Biz de onları kamulaştıralım ve spekülasyonlarla aşırı kârlar sağlamak yerine ülkenin kalkınması için hizmete koşalım.” şeklinde konuştu. Spekülasyon yoluyla büyük miktarda kâr elde etmekle suçlanan bankalar için Chavez belli bir ad telaffuz etmese de, sözlerinin hedefinin Citigroup, Banco Santander Central Hispano gibi bankalar olduğu biliniyor.
Chavez ayrıca ülkedeki çelik tekeli Sidor’u suçlayarak ülkedeki çelik üretiminin büyük kısmının deniz aşırı ülkelere satıldığını, bunun sonucunda da Venezüella’nın kendisine gereken bir sürü malzemeyi Çin ya da başka ülkelerden almak zorunda kaldığını söyledi. Chavez bu durumun sürmesi halinde zorunlu olarak hisselerinin çoğunluğu Lüksemburg merkezli Ternium şirketine ait olan Sidor’un kamulaştırılacağını belirtti.
|
|
Sarko yatta, halk ayakta
Fransa’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri beklenildiği gibi sona erdi. İlk tur oylamaların ardından ikinci turda yapılan oylamaların sonucunda sağcı aday Nicolas Sarkozy oyların %53’ünü alarak Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı oldu. Oyların %47’sini alan diğer aday sosyalist Segolene Royal ise, verdiği iletiler ile mücadelesini sürdüreceğini göstermiş oldu.
%84 katılım oranıyla son yılların en büyük katılımının yaşandığı seçimden zaferle ayrılan Sarkozy, yaptığı ilk konuşmada, “Fransa bana her şeyi verdi, şimdi bana verdiklerini Fransa’ya geri verme zamanı.” diyerek siyasetin böldüğü ülkeyi tekrar birleştireceğini açıkladı. Seçimin diğer tarafı sosyalist aday Segolene Royal ise, seçmenlerine teşekkür ederek “Fransa için başlattığımız mücadele devam edecek.” dedi.
Sarkozy’nin seçimleri kazandığının açıklanmasının ardından ise Fransa savaş alanına döndü. Sarkozy karşıtları Paris’in Bastil Meydanı’nda toplanarak Sarkozy aleyhinde gösteri yaptı. Emniyet Müdürlüğü’nün açıklamalarına göre ülke genelinde şu ana kadar yaklaşık 800 araç yakıldı ve sorgulananların sayısı 600’e ulaştı. Seçimlerin ardından yaptığı konuşmada, “Bütün Fransızların Cumhurbaşkanı olacağım. Her Fransızın sesi olacağım.” diyen Sarkozy’in şu an için tüm Fransızları ikna edemediği bir gerçek. Fransızların bunda ikna olmaması da son derece doğal bir durum.
Çünkü seçimlerden önce yoksul halkın yanında olacağını açıklayan ve düşük ücretlilerin maaşlarını arttıracağı vaadinde bulunan Sarkozy’nin seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra yaptığı ilk iş, medya patronu ünlü milyarder Vincent Bollore’ye ait olan ve haftalık ücreti 200.000 avro olan bir yatla Malta turuna çıkmak oldu. Muhalefet tarafından Vincent Bollore’ye ait 60 metre uzunluğundaki “Paloma” adlı yatla tatile çıkması nedeniyle “lüks düşkünü ve zenginlerin yanında olmakla” suçlanan Sarkozy ise kendisini, Vincent Bollore’nin 20 yıldır tanıdığı yakın bir arkadaşı olduğunu, Fransa ekonomisine hizmet eden büyük bir sanayici olduğunu ve hiçbir zaman devletle çalışmadığını söyleyerek savunmaya çalıştı.
|
|