14.05.2007
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Mesaj Panosu

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Başyazı

Gökçe Fırat

Bundan sonra atılacak en önemli adım Kuzey Irak’a müdahaledir. AKP tüm gücünü bölgede bir Kürt devleti kurmaya çalışan ABD’den almaktadır. Kuzey Irak’a giren Türkiye, türbanı aşıp gerçek gündem olan Kürt devleti ile mücadeleye girişecektir. ABD ise şimdi bunu engellemeye çalışmaktadır.

Ulusal karargâh devrimci strateji ve geleceğimiz (2)

Ulusal şahlanışa laiklik elbisesi dar gelir

[Bu başyazının ilk bölümü olan
137. sayıda yayınlanan yazı için tıklayın]

CHP stratejisi

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turunu 367 oy bulunmadığı için iptal etmesinin ardından Meclis grubunda yaptığı konuşmada oldukça neşeliydi ve CHP’nin bu süreci ne kadar iyi idare ettiğini anlatıyordu.

İşte burada durup düşünmek lazım. Baykal gerçekten haklı mı?

Olaya sadece Çankaya’ya türbanın ya da daha doğru bir ifade ile Tayyip Erdoğan zihniyetinin çıkırtılmaması açısından bakılacaksa burada CHP’nin stratejisinin başarı kazandığını tespit etmek gerekir.

Ancak bu bile olaya çok dar bir pencereden bakmak demektir. O zaman şunu soralım hemen, eğer Tayyip Erdoğan, ANAP’ı da dikkate alsa ve Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde onlarla anlaşma yolunu tutsaydı ve Meclis’te 367’yi bulsaydı CHP ne yapacaktı?

İşin doğrusu bu durumda CHP’nin elinde hiçbir koz kalmayacaktı ve CHP süreci tek seçenekli bir planla idare etmiş ve kaybetmiş bir parti olacaktı.

O halde burada CHP stratejisinin başarısının en önemli belirleyeni ANAP’ın tavrı olmuş demektir! Buradan çok kolaylıkla şu sonuca varılabilir: Bu süreci en iyi idare eden parti ANAP ve Erkan Mumcu olmuştur!

İşte Baykal’ın mantığıyla düşünecek olursak aslında bu sonuca varılması gerekir...

Genelkurmay stratejisi

Oysa bu sürecin temel belirleyeninin ne CHP, ne ANAP olmadığını herkes biliyor. Süreci esas idare eden Genelkurmay’dır...

Geçtiğimiz sayıda bundan bir yıl öncesinden uygulamaya koyulan bir plandan bahsetmiştik. Şemdinli provokasyonunun hemen ardından Çankaya-Genelkurmay eşgüdümünde bir planın hazırlandığını bir yıl önce tespit etmiş ve bu tespitlerde bugün olacakları çok net bir şekilde öngörmüştük.

Türk siyasetinde son bir ayda yaşananları ancak bu plan çerçevesinde anlayabilir ve anlamlandırabiliriz.

CHP’nin son bir yıldır düzgün politika yürütmesinin tek nedeni bundan önceki 3 yıllık muhalefet döneminin tersine bu dönemde Türkiye merkezli bir muhalefet yürütmesidir.

2002 yılından itibaren kimi zaman Blair’i örnek alıp Avrupa solu olma yolunda ilerleyen, kimi zaman Tayyip Erdoğan’ı milletvekili yapan, kimi zaman türbanı savunan, hatta Şemdinli ilk olduğunda açıkça bunun suçunu Ordu ve derin devlete atan bir CHP vardı!

Ancak Şemdinli’den sonra bahsettiğimiz plan yürürlüğe girince CHP de bu plana dahil edildi ve o andan itibaren de ABD merkezli değil Ankara merkezli güçlerin yedeğinde bir muhalefete soyundu.

Böylesi bir yönelim CHP açısından son derece olumluydu. Çünkü çok uzun bir süre sonra CHP ilk defa Atatürk’ün Altı Ok’una geri dönüş yapıyordu. CHP’nin Altı Ok’u savunmaya başlaması ise ister istemez CHP’nin doğru bir rotaya girmesi demekti.

Buraya kadar olan doğru çizginin temel belirleyeni de Genelkurmay’dı.

Son dönem gelişen halk mitinglerinin dünya basını tarafından ne şekilde yansıtıldığı oyun içinde oyuna dikkat çekmemiz açısından büyük önem taşımaktadır.

Bir milyonluk miting toplamak dünyada son derece nadir rastlanan durumlardandır. Türkiye tarihi açısındansa bu bir ilktir. Ancak bu bir milyonluk kitlenin ne için toplandığı öne çıkmaktadır. Dünya basını ve özellikle Aydın Doğan medyası bu mitingleri “kadın devrimi” ya da “laiklik” mitingleri olarak yansıtmaktadır. Örneğin Batı ajansları mitingleri genellikle laik Türkler yürüdü şeklinde vermiştir.

Oysa bu mitinglere katılan insanların tek bir kaygısı vardır, vatanlarının tehlikede olduğunu, Cumhuriyet rejiminin tehlikede olduğunu düşünmekte ve vatanlarına sahip çıkmak için sokağa dökülmektedirler. Ellerdeki Türk bayrağı ise tek bir şeyi simgeler: Türkiye cumhuriyetini, yani vatanımızı.
Yine bu mitinglere katılan insanların aynı zamanda Türkiye’nin antiemperyalist insanları olduğunu da biliyoruz. Bu mitinglere katılanlar ABD’ye ve onun kurmaya çalıştığı Kürt devletine karşı yürümektedirler. Bugün tüm dünyada Amerikan karşıtlığının en güçlü olduğu ülke Türkiye’dir. Meydanlardaki milyonlar da zaten bu Amerikan karşıtlarıdır.

Ancak gerek Batı basını gerekse Aydın Doğan medyası bu mitinglerin anti Amerikancı, milliyetçi, Atatürkçü içeriğinden rahatsız olmakta, bunu manipüle etmeye çalışmakta, bu büyük ulusal şahlanışa laiklik elbisesi giydirmeye çalışmaktadır.
Ancak biçtikleri bu elbise dar gelecektir. Türkiye’de uzun zamandır yükselen milliyetçilik artık sokaktadır. Bundan sonra herkesin durup düşünmesi gerekmektedir. Yükselen milleyetçiliğin yöneldiği ilk düşman AKP’dir ama sadece bugün için. Asıl büyük düşman ise AKP’nin ipini tutan ABD’dir.

Sine-i millet

Ancak böylesi bir çizgi içinde CHP’nin bir siyasi parti olarak, hele hele Halk Partisi olarak, kendi başına karar alması ve örgütlemesi gereken bir görev vardı. Bizler bunu bir yıl öncesinden sine-i millet olarak ortaya koyduk.

Gerçekten de meşruiyetini yitirmiş bir iktidarı yıkmak, bunu siyasal bir mücadele içinde, halk muhalefeti ile yapmak ve AKP’yi indirmek gerekiyordu.

Bunun tek yolu ise CHP’nin böylesi bir halk muhalefetini örgütlemeye soyunmasıydı. Turuncu devrimlerde görülen tarzda bir halk hareketi ile, ama bu defa ABD ve Soros öncülüğünde değil, tamamen halk inisiyatifinde bir hareketle AKP’nin erken seçime mecbur edilmesi uygulanması gereken stratejiydi.

Bu stratejinin nedeni ise AKP’yle mücadeleyi sadece Cumhurbaşkanlığı mücadelesi ile sınırlamaması, hükümet için mücadele etmesiydi.

CHP ise böylesi bir stratejiyi kabul ederek hükümeti yıkmak ve hükümet olmak için mücadele etmek görevinden kaçındı.

Oysa Danıştay tertibinin hemen ardından bunun koşulları mevcuttu. O dönem AKP en kötü dönemini yaşıyordu. Bizzat Tayyip Erdoğan bile ilk defa oylarının %25’in altına düştüğünü itiraf etmişti.

İşte AKP’nin böylesine güç kaybettiği bir dönemde CHP, AKP’nin toparlanması için gereken süreyi verdi ve sürecin bugünkü noktaya gelmesine yol açtı.

Bugünkü noktada ise yine bir erken seçim var ama tablo hiç de aynı değil.

AKP stratejisi

AKP açısından baktığımızda durum nedir?

AKP’nin böylesi bir ortamda erken seçim kararı alması belli bir seçim stratejisine dayanmaktadır. AKP kendisi açısından son derece olumsuz olan pozisyonunu olumluya çevirmeye çalışmaktadır.

Gerçek durum, AKP’nin Cumhuriyet rejimiyle kavga etmesi ve bu kavgada mağlup olmasıdır. Ordu’nun açıklamasından ve Anayasa Mahkemesi kararından sonra AKP Cumhurbaşkanı seçemeyeceğini görmüştür.

Bu, onların uzun vadeli motivasyonlarına, yani Cumhuriyeti yıkma kararlılıklarına büyük bir darbe indirmiştir. Bu açıdan sonuçsuz bir yolda olduklarını görmüşlerdir.

Ancak böylesi bir yenilgi tablosunu bir avantaja çevirmek yolunu tutacaklardır. Hakları olan bir Cumhurbaşkanlığının çeşitli oyunlarla, mahkemelerle ve Ordu muhtırası ile engellendiğini, daha fazla oyla geri gelip bu engellleri de aşacaklarının propagandasını yapacaklardır.

AKP burada mağdur ve mazlumu oynayacaktır.

Ayrıca bir avantajları da Tayyip Erdoğan’ı Cumhurbaşkanlığı makamından bile vazgeçmiş fedakar biri olarak göstermektir.

Bizler açısından inandırıcılıktan uzak bir komedi olan strateji AKP tabanı açısından etkilidir. Bizim bakışımızdan Tayyip Erdoğan ateşe Abdullah Gül’ü atmış, bir anlamda mayın temizleyici olarak kullanmıştır. Ortada bir fedakârlık yoktur yani. Ancak bu AKP propagandasının tabanda etkili olacağını dikkate almak gerekir.

Bu noktadan bakınca, AKP’yi seçimlerde yıkmanın yolu bir taraftan kendi tabanını gernişletmek, diğer taraftan da AKP’nin tabanını daraltmaksa CHP stratejisinin ve hatta Genelkurmay stratejisinin ne ölçüde sonuç alacağı kuşkuludur.

Birincisi son dönem halk muhalefeti ve diğer gelişmeler CHP’yi tek muhalefet konumuna getirmemiştir. CHP süreçte biraz puan toplamakla birlikte bu son derece sınırlıdır.

Son dönemde asıl oy ve puan toplayan güçlerin sağdaki Demokrat Parti birleşmesi ile Genç Parti olduğu görülmektedir. Yani son derece olumlu bir süreçte, CHP muhalif rakipleri arasında öne çıkamamıştır. Bu büyük bir başarısızlıktır.

İkincisi ise AKP kendi tabanında dağıtılamamıştır.

Şu an seçim olsa

Böylesi bir ortamda girilecek seçimlerden ne sonuç alınabilir peki?

Görülen o ki, bu haliyle bir seçimde, AKP yine birinci parti olacak, hatta tek başına hükümet kurmaları için gereken 276 milletvekilliğini bulabilecektir.

CHP oylarını bir kaç puan artırsa bile milletvekili sayısı azalacaktır. Çünkü geçen seçimdeki iki partili meclis tablosunun avantajını yitirecektir.

Dolayısıyla yeni parlamento yine AKP ağırlıklı, belki bunun yanında DP’nin de CHP’den güçlü olduğu ve DTP’nin de 30 kadar milletvekili ile temsil edildiği bir meclis olacaktır.

Şimdi soralım bu tablo mudur başarı?

Bir süreci mevcut sistem içinde idare etmekle o süreci devrimci bir tarzda idare etmek arasındaki fark budur. CHP sine-i millet seçeneğini kullansa bambaşka bir tablo olurdu.

AKP tabanının dağılmaya başladığı bir noktada %25’lerde seyreden AKP 276 milletvekilini bulamazdı ama çok daha önemlisi CHP böylesi bir ortamda tek muhalefet gücü olarak %40’lara kadar varan bir oy toplayabilirdi.

Bir diğer avantajı ise bugünkü DP oluşumu olamazdı ve CHP ne AKP ne de muhalefetteki rakipleri toparlanmadan çok güçlü bir şekilde Meclis’e gelirdi.

CHP yönetiminin bir türlü anlamak istemediği de budur. CHP bu süreçte iktidar olmamak için elinden geleni yapmıştır. Bu tavır halk içinde de görüldüğü için “bu adamların iktidar olma niyeti yok, bari başka parti arayalım” anlayışını güçlendirmiştir.

AKP’yi kapatmak

Buraya kadar yaptığımız değerlendirme bugünkü durum açısından bir anlam taşımaktadır. Ancak seçime kadar 2 aylık bir süre var ve bu iki ayda çok şey değişebilir.

Şimdi biraz da bu olasılıklar üzerinde duralım...

AKP’yi erken seçime zorlayan Genelkurmay planının kapsamı burada devreye girmektedir.

Eğer bu plan sadece AKP’nin Cumhurbaşkanlığı’na engel olmak üzerine kurulmuşsa ve başka bir adımı yoksa durum hiç iç açıcı değildir. Sonuçta AKP’ye hükümet etme yetkisi vermek ama Cumhurbaşkanlığı’na izin vermemek, halkın sorunlarını çözmeyecektir.

Bu planın mantıklı devamı AKP’yi sadece Cumhurbaşkanlığı’ndan uzaklaştırmakla kalmamak, AKP’yi meclisten uzaklaştırmayı hedef almaktır.

Bunun için en mantıklı yol ise AKP’nin kapatılmasıdır. AKP’nin kapatılması, uzun vadede bu akımın önünü kesmek için yeterli olması bile, dağıtıcı bir etkisi olacaktır. Bu olanağın değerlendirilmesi gerekmektedir.

Kuzey Irak’a girmek

Ama çok daha önemlisi Kuzey Irak’a müdahaledir.

Genel Kurmay Başkanı’nın Kuzey Irak’a girelim önerisi gerçekleşirse Türkiye’de siyasetin tüm denklemi ve bileşenleri zaten değişecektir. Böylesi bir ortamda AKP’yle mücadele etmek bile gerekmeyecektir çünkü AKP’nin yerine ABD ile mücadele başlayacaktır.

Böylesi bir müdahaleyi kaldıracak bir toplumsal yapımız ve gücümüz olduğu en son halk mitingleri ile ortaya çıkmıştır. Akıllı strateji bundan sonra bu halk gücünü de arkasına alarak Kuzey Irak’a girmek ve Türkiye’nin gerçek sorununa el atmaktır.

Bu noktada biraz daha açık olalım.

Türkiye’de en önemli sorun ulusal bütünlüğümüzü tehdit eden Kürt devleti planıdır. ABD’nin bu bölgedeki temel amacı da bir büyük Kürt devleti kurmaktır.

ABD açısından baktığımızda Çankaya’da türbanın olması gibi bir amaçları yoktur. Hatta türbanın olmaması ABD’nin de işine gelmektedir. ABD açısından önemli olan onların Kürt devleti planlarına hizmet edecek bir zihniyetin iktidarda olmasıdır.

Türkiye açısından önemli olan da bu zihniyeti iktidardan uzaklaştırmaktır!

Bu meseleye el atmayan hiçbir harekât planının, stratejinin bu ülkenin uzun vadeli sorununu çözmeyeceğini görmemiz gerekir.

Merkez ittifak değil Atatürkçü çözüm

Ki tam bu noktada bazı olumsuz gelişmelere de mercek tutalım.

Genelkurmay’ın açıklaması sonrasında ANAP ve DYP’nin Demokrat Parti olarak birleşmesi kimilerini AKP’ye karşı merkez sağın güçlenmesi gerekçesiyle memnun etmektedir. Ancak bu birleşmenin zamanlaması biraz düşündürücüdür.

AKP’ye karşı gelişen planın merkez sağ ve solu birleştirerek AKP’ye karşı konumlandırması 28 Şubat tarzı bir çözümü hatırlatmaktadır. Hatırlanacağı gibi 28 Şubat sonrasında da Erbakan hükümetinin yıkılması ile birlikte merkez sağ ve merkez sol ittifakı kurulmuştu. Ancak bu iktidarın bir sonraki seçimlerde AKP karşısında dağıldığını biliyoruz.

Bu noktada Türkiye’nin gelişen milliyetçi, Atatürkçü halk tabanını yansıtacak, antiemperyalist bir seçeneği yaratmak yerine, AKP karşıtı muhalefeti merkez sağ-merkez sol ittifakı olarak kurgulamak bu ülkeye büyük bir ihanet olacaktır.

Dahası bu tür bir ittifak doğrudan antiemperyalist, milliyetçi ve Atatürkçü halk muhalefetini engellemek, yatıştırmak için kurulmaktadır!

Bu nedenle halk güçlerinin oyun içindeki oyunlara karşı uyanık olması, bağımsızlığını yitirmemesi gerekmektedir. Atatürkçü güçleri hiç kimsenin böylesi düzen içi bir satranç oyununda piyon olarak kullanmasına izin verilmemelidir.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe